Gelecek Göründüğü Kadar Parlak Olmayabilir (Birinci Bölüm)

Gelecek Göründüğü Kadar Parlak Olmayabilir (Birinci Bölüm)

Borsa doludizgin, emlak fiyatlar almış başını gidiyor, yabancılar Türkiye’ye yatırım yapmak için yarışıyor, ihracat rekor kırıyor, Türk Lirası güçlü, ekonomi çok iyi yolda… Ekonomi ile ilgili bakanlar ve bürokratlar ısrarla rakamlardan konuşmakta (en azından Taksim Gezi Parkı olaylarına kadar). Öyle ki hem içeride hem de dışarıda Türkiye ekonomisinin geleceği ile ilgili iyi senaryolar yazılmakta. Gerçekten Türkiye ekonomisinin geleceği parlak mı? Türkiye’de uzun dönem sürdürülebilir büyümeden bahsetmenin ne kadar anlamsız olduğunu savunan iki bölümlük yazının ilk bölümünü okumaktasınız. İlk bölüm müesseseler üzerine bir değerlendirme içeriyor. Türkiye bu kadar kaygan bir eğitim ve hukuk müessesesi ile sürdürülebilir büyümeye ulaşabilir mi? Yazının geri kalanını okuyacak kadar sabırlı değilseniz, sorunun cevabı hayır.

Eğitim ve hukuk müesseselerinin uzun (ve çok uzun) dönem ekonomik büyüme ile ilişkilendirildiği oldukça gelişmiş bir yazın bulunmakta. Eğitim ve hukuk müesseseleri insanlar arasındaki genel güven duygusunu besleyerek, ekonomik sistemin daha sağlıklı çalışmasını sağlayabilir. Aşağıda Türkiye’deki eğitim ve hukuk müesseselerinin günümüzdeki içler acısı durumunda bahsedeceğim. Türkiye’de “reform” adı altında devamlı değişen kanunlar ve yönetmelikler, müesseseler için kaygan bir zemin oluşturmaktadır. Bu kaygan zemin müesseselerin bağlayıcılığını tehdit ederek benim tabirimle “ahlaksız büyüme” ortamı yaratmaktadır.[1] Koşullar oluştuğu takdirde (örneğin 2008 yılı sonrası sistemin paraya boğulması) kısa ve orta dönemde sorun teşkil etmeyen bu yapı uzun dönem büyüme üzerinde ciddi tehdit oluşturmaktadır. Uzun lafı kısası “ahlaksız büyüme” süreci uzun dönemde sürdürülemez; elbet bir gün çöker.

Kalkınmış ülkelerde eğitim ve hukuk sistemi büyük ölçüde politik görüşten bağımsızdır. Politik görüşü ne olursa olsun, politikacılar iyi tasarlanmış bir eğitim ve hukuk müessesesinin uzun dönemde yaratacağı değerin farkındadırlar. Ancak Türkiye’de politik görüş gözetmeksizin iktidara gelen her hükümet eğitim ve hukuk sistemini ele geçirmeye çalışır. Zaten müesseseler için kaygan zemini oluşturan en önemli faktör bu “ele geçirme” yarışıdır. Türkiye’de her hükümet kendi kurumsal yapısını oluşturmaya çalışır. İktidarın politik görüşleri ve insan sermayesi çerçevesinde şekillenmeye başlayan müesseseler bir süre sonra etkinliğini kaybeder. Zaman içinde farklı iktidarlardan arta kalan kötü tasarımlar kurumsal yapıya yerleşir. Bir ağacın gövdesine açılan masum küçük çentikler zaman içinde ağacın kurumasına yol açabilir. Biraz detaya girelim.

Türk eğitim sisteminde sürekli hale gelen değişiklikler, öğrenci-veli-sistem arasındaki güven duygusunu zedeleyerek eğitim müessesesinin yozlaşmasına neden olmaktadır. 1998’den itibaren eğitim sistemi tam 19 defa değişmiştir. Genelde değişikliği yapan iktidarlar bu değişiklikleri “düzeltme” ya da “aksaklıkları giderme” olarak nitelendirmektedir. Ancak bazıları sonuçları tam düşünülmeden yapılan kapsamlı değişikliklerdir. Örneğin (i) 2005’te lise eğitimi dört yıla çıkarılmıştır, (ii) Anadolu ve Fen Liselerine giriş sınavı defalarca değiştirildi. Sınavın içeriği ve yapısı o kadar çok değişti ki öğrenci ve veliler önlerini göremez hale geldi, (iii) aynı şekilde üniversite sınavının içeriği ve yapısı defalarca değiştirildi, (iv) 4+4+4 sistemi temel eğitimi baştan sona değiştirdi, (v) Fatih projesi uygulaması şu an için tam bir fiyasko. Bunun yanı sıra defalarca akademisyenlerin görüşleri sorularak, ancak bu görüşlerden zerre kadar yararlanılmadan hazırlanan yeni YÖK yasası tamamen gündemden düşmüş durumda. Son yıllar ÖSYM’ye oldukça zalim davrandı. ÖSYM tarafından düzenlenen neredeyse tüm büyük sınavların soruları en az bir kez çalındı. Ve daha burda olmayan ama sizin aklınıza gelen bir sürü diğer değişiklik…

Bütün bu reformanyaya rağmen hükümet hala temel eğitimi hedef alan yeni eğitim reformları planlamakta. Böyle giderse devlet büyüklerimizin sıkışınca yaslandıkları “genç ve eğitimli nüfus” deyimi tarihe karışacak. Özellikle matematik, fizik, kimya gibi temel bilimlerdeki eğitim kalitesi düşünüldüğünde; genç evet ama eğitimli hayır!

Bir de kısaca hukuk sistemine göz atalım. Türk hukuk sisteminde pek çok aksaklık var. Neresinden tutsak elimizde kalacak ancak bir kaç temel sorunu sayalım: hakim ve savcıların bağımsızlığı, savunma hakkı, 10 yıla varan uzun tutukluluk süreleri, kanıtların geçerliliği, tamamiyle gizli tanık beyanlarına dayanan davalar vs. Bu ve benzeri pek çok sorun süregelen davaların geçerlilikleri hususunda ciddi soru işaretleri oluşturmaktadır. Kalkınmış ülkelerde hukuk sistemi masumiyet karinesi üzerine kurulmuştur. Aksi ispatlanmadıkça kişi masumdur. Oysa Türkiye’de bu basit ilke tam anlamıyla tersinden işlemektedir. Yani bir kişi doğru dürüst bir kanıt olmadan tutuklanabilmekte, en baştan suçlu kabul edilerek suçsuzluğunu ispat etmeye zorlanmaktadır. Oldukça rahatsız edici olsa da, hukukun Türk usulü tecellisi son yıllardaki pek çok davanın en canı alıcı noktasıdır. Türkiye’de insanlar potansiyel suçlu olarak görülmektedir. Hukukun bu şekilde tecellisi insanlar, hukuk sistemi ve devlet arasındaki ikili güven ilişkilerini zedeleyerek hukukun bağlayıcılığını azaltmaktadır. Önceden de belirttiğim gibi bağlayıcılığı zedelenen müesseselerle uzun dönem büyüme sağlanamaz. Film eninde sonunda kopar.

Hükümet yargı paketleri yoluyla yukarıdaki sorunları çözmeyi denedi. Ancak sayısız yargı paketinden sonra hukuk sistemi tamamen yamalı bohçaya döndü. Son 10 yılda bir kaç “reform”la birlikte dört yargı paketi neticesinde bir sürü değişiklik yapılmıştır. Bu değişikler hukuk sisteminin genel yapısını bozduğu gibi yargıyı, yürütmeye eklemlemiştir. Çok tartışılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve yerine özellikle organize suç ve terörizm ile ilgilenen Özel Yetkili Mahkemeler kurulmuştur. Hepimizin bildiği üzere “hükümeti yıkmak” ana fikri altında darbe yapmaya teşebbüs etmek gibi bir sürü dava bu mahkemelerce görülmüştür. Ancak “özel yetkiler” özel konularda o kadar güçlü hale geldi ki, bu mahkemeler yine bir “reform” adı altında kapatılarak yerlerine bölgesel mahkemeler kurulmuştur.

Hukuk sistemindeki en can alıcı aksaklık suç tanımının oldukça geniş olmasıdır. Hatta bazı durumlarda suç tanımı o kadar geniş ki pek çok suç organize suç ve terör suçu kapsamına girebiliyor. Eski Genel Kurmay Başkanı’nın terorist bir örgüt kurup yönetmekle suçlanması örneğinde de görüleceği üzere, suç tanımının geniş olması diğer üst rütbeli askerler, gazeteciler, Kürt politikacılar, hatta sekiz milletvekilinin ve daha bir sürü kişinin benzer suçlamalarla tutuklanmasına neden olmuştur. Suç tanımının geniş ve tam anlamıyla açık olmaması hususundaki en ilginç örneklerden birisi de yeni Sermaye Piyasası Kanunu’dur. Son düzenlemeyle finansal piyasaları etkilemeye yönelik her türlü yanıltıcı söyleme ve açıklamaya beş yıla kadar hapis cezası getirilmiştir. Ancak “yanıltıcı söylem ve açıklama” tanımı yapılmadığı için hemen herşey savcının hayal gücüne bağlı olarak bu kapsamda değerlendirilebilir (örneğin bu yazı!). Emre Deliveli geçtiğimiz aylarda bu konuda oldukça ilginç bir yazı kaleme aldı.[2]

Göz kamaştırıcı 2023 hedeflerine ne demeli? Eğitim ve hukuk gibi temel müesseseler bu durumdayken, Barış Manço’nun şarkısında söylediği gibi “zor dostum”. Ali Babacan 2013’deki bir konuşmasında, hükümetin sanki son on yıldaki icraatleri yetmezmiş gibi, 2023 hedeflerinin gerçekleşmesi için eğitim ve hukuk sisteminde reforma ihtiyaç olduğunu söyledi.[3] “Reform” kelimesi bu reformanya sürecinde yanlış kullanıldığı sürece, eğitim ve hukuk gibi temel müesseselerdeki kayganlık devam edeceğe benziyor. İşte ben bu nedenle Türkiye’nin geleceğinin göründüğü kadar parlak olmadığını düşünüyorum.

Yazının ikinci kısmı Türkiye ekonomisinde dikkatimi çeken aksaklıklar ve sürdürülebilir büyüme için elzem olduğunu düşündüğüm bir kaç hususa, okuyucuyu teknik detaya boğmadan değiniyor.

Dr. Semih Akçomak, TEKPOL, Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Akçomak, Semih (Temmuz, 2013), “Gelecek Göründüğü Kadar Parlak Olmayabilir (Birinci Bölüm)”, Cilt II, Sayı 5, s.12-15, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: Analiz Türkiye (http://researchturkey.org/?p=3678&lang=tr)


[1] Bkz. daha once Bilgi Çağı’nda yayınlanan bir yazım, “Ahlaksız Büyüme” http://www.bilgicagi.com/Blog/493-ahlaksiz_buyume.aspx).

[2] Ne yazık ki İngilizce: Emre Deliveli, Turkish Economist’s to shut up or get locked up. Economonitor blog http://getir.net/j9hi

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.