İstanbul’da Mekansal Dönüşümler

2011 yılının ilkbaharında, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan, bir basın toplantısı düzenledi ve ikinci bir boğaz kanalı inşaatına dair planlarını halka, kendi standartları için bile oldukça süslü ve gösterişli bir konuşmayla duyurmuş oldu. İhtişam ve deliliğin adeta eşleşmiş hali olan bu kanal -50 kilometre uzunluğunda, 150 metre genişliğinde ve 25 metre derinliğinde- Cumhuriyet’in 100. Yıldönümü olan 2023’te tamamlanmış olacak.

Sosyal bilimler diyarında mekânsal boyutlar çoğunlukla ihmal edilir ya da en iyi ihtimalle sosyal ve tarihsel gelişmelerde belirli bir aşama olarak kabul edilir. Ancak, yukarıdaki anekdotla gösterildiği-ve aynı zamanda burada tartışıldığı- gibi, tüm bu mekânsal örgütlenmenin aldığı biçim, siyasal ve ekonomik ilişkilerle ilintilidir. Bu perspektiften bakıldığında, mekânsal örgütlenme tarafsız değil, aksine politik-ekonomik yapıların doğal bir parçası konumundadır.

Kapitalizmin Tarihsel Coğrafyası

1960’lardan itibaren, beşeri coğrafya disiplini, mekânla ilgili yorumlamaların daha sosyal bir çerçeveye oturtulması fikrine doğru giden bir sürece tanıklık etmiştir. Ağırlıklı olarak Marksist özellik gösteren bu (yeniden) uyarlama,- Henri Lefebvre, David Harvey ve Doreen Massey gibi coğrafyacıların liderliğinde- belirli bir üretim tarzı içerisindeki sosyal ilişkiler ve mekânsal dönüşümlerin karşılıklı ilişkisini vurgulamıştır. Bu, mekânın ve sosyal ilişkilerin karşılıklı olarak birbirine bağlı olduğu ve yine karşılıklı olarak birbirlerini yansıttıkları anlamına gelmektedir. Bu şekilde düşünüldüğünde, “mekân”, mevcut sosyal ilişkilerin bir ürünüdür ve mekânsal oluşumlar,  var olan üretim tarzını analiz etmek için dikkate alınmak zorundadır. Diğer bir deyişle, kapsayıcı politik-ekonomik yapılar, mekânların ya da şehirlerin nasıl göründüğünü etkilerler. Kapitalist bir toplumda bu ilişki, mekânsal çevreye yansıyan kapitalist üretim, tüketim ve değişim özelliklerinde görülebilir. İlerleyen bölümlerde, kapitalizmin coğrafyası, Marksist bir anlayışla ilişkilendirilecektir.

Her şeyden önce, şunun anlaşılması gerekiyor: kapitalist üretim tarzı, artı değer ve kar sağlama amacı güdenler tarafından yönlendirilir. Kapitalist, elindeki para stokuyla işgücü ve diğer üretim araçlarını satın alabilir, onları sırayla üretim süreçlerine katabilir ve baştaki girdiden daha pahalıya satılabilir yeni metalar üretebilir. Kâr, bu sürekli büyüyen sarmalda, süresiz tekrarlara neden olan aynı döngü içerisinde yeniden ve yeniden yatırım aracı olabilmektedir. Bu döngü olmaksızın hiçbir artı değer yaratılamazdı ve sistem çökerdi. Bu süreci ideal bir şekilde kolaylaştırmak için, “mekân”; sermayenin devinim zamanını hızlandırmak ve bu döngüye gelebilecek potansiyel kısıtları ortadan kaldırmak için, rahatlıkla organize edilebilir nitelikte olmalıdır. Merkezi fabrikalar, altyapı ya da şehirler, sermaye birikimi için mekânsal kısıtların minimize edildiği belirgin örneklerdir. David Harvey, ideal birikim kümesi içerisindeki sorunların çözümüne, “mekânsal sabit”[1] adını vermiştir.

Optimal kar üretme amacıyla mekânın örgütlenmesine ek olarak, bu kar odaklı mantığın asimetrik sonuçları, mekânsal yapılara da yansımaktadır, yani, yukarıda da belirtildiği gibi, şehirlerin nasıl şekillendiğini etkilemektedir. Servet yoğunlaşması ve merkezileşmesiyle sonuçlanan bu düzensiz/dengesiz ekonomik yapı, eşitsiz mekânsal örgütlenme modelleri üzerine yansıtılmaktadır. İkili mekânsal gerçeklik içerisinde bu sonuçlar şöyle sıralanabilir: durgunluk ve gerilemenin yaşandığı alanların hemen yanı başında küresel anlamda rekabet edebilecek kadar donanımlı yeni ağlar oluşturulması; küresel dünyaya göbekten bağlı merkezin dışında kalan unutulmuş yerlerin yanı başına yoğunlaştırılmış bir refah, turizm ve tüketim çılgınlığının yerleştirilmesi. Yani, kapitalizmde, üretim tarzı, mekânlara, belirli bir şekilde etki eder. Bu bağlamda, ‘kapitalist mekân’ ya da ‘kapitalist şehir’, ayrı bir kategori olarak dile getirilebilir. Bir sonraki bölümde, bu teorik çerçeve, mekânsal yapıların durumu ve İstanbul’un yenilenme süreci içerisinde uygulamaya konulacaktır.

İstanbul’da Mekânsal Dönüşüm

Bir imparatorluk şehri olan İstanbul, Asya ve Avrupa’nın kesişim yolu üzerinde olması nedeniyle, daima önemli bir kentsel düğüme sahip olmuştur. Binyılı aşkın bir süredir metropol niteliğinde olan İstanbul, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, hızlı bir demografik büyüme süreci yaşamıştır. Neredeyse 15 milyon insana ev sahipliği yapmak suretiyle, dünyanın en büyük metropollerinden birine dönüşmüştür. 1980’lerden itibaren, Türkiye ekonomisi neoliberal ilkelere dayalı bir yeniden yapılanma sürecine girdiğinde, İstanbul da önemli bir siyasi-ekonomik dönüşüm yaşadı. Ülkenin en önemli şehri olarak İstanbul, küresel sermayenin bekaası için dünyadaki diğer şehirlerle rekabet etme ve ekonomik yeniden yapılanma sürecinin baş tacı olmuştur. Önceki bölümde üzerinde durulduğu üzere, bu ekonomik yeniden yapılanmanın mekânsal boyutları da mevcuttu elbette. Eski kamu arazileri özelleştirildi ve satıldı; eski semtler daha karlı amaçlar için büyük ölçüde yıkıldı; üretim, şehir dışında kalan varoş bölgelere taşınarak yer değiştirdi ve çalışanlar,  işten çıkarılarak yerlerinden edildi; iş merkezlerinin çevresindeki altyapı geliştirilerek, öncelikle finans ve turizm sektörlerine kucak açıldı.

Önceki teorilerde bahsedildiği gibi, kapitalist üretimin bu şekilde yoğunlaşmasıyla oluşturulan asimetrik ekonomik ve sosyal modeller, kentsel mekânın dengesiz gelişimine yansımıştır. Sulukule ve Tarlabaşı gibi “gecekondu” olarak adlandırılan konutlarda yaşayan İstanbul nüfusunun yarısının aksine, bazı semtler –kuzeydeki Şişli ve Boğaz’a nazır güvenlikli siteler[2] gibi- oldukça zengindir. Diğer semtler- eskiden Avrupalıların ikamet ettiği ve uzun zaman boyunca ihmal edilmiş olan Galata, Cihangir ve Tophane gibi semtler  – yoksul kesimin eski şehir içi bölgelerden uzaklaştırılmasıyla zenginleri fakirlerden ayırarak, hızlı bir şekilde, seçkinleştirildi[3].

Kentin mekânsal örgütlenmesi bağlamında bir diğer önemli çıkarım; büyük işletmeler, finans, lüks tüketim ve turizme verilen ekonomik öncelikle ilintilidir.  Tarihi yarımadanın altyapısı, her yıl İstanbul’u ziyaret eden milyonlarca turiste hizmet etmek amacıyla yeniden yapılandırılırken, Levent ve Maslak’ta inşa edilen iş merkezlerinin altyapısı da hızlı trenler ve yol bağlantıları ile Asya’dan Avrupa’ya uzanan birinci ve ikinci köprülerle donatıldı. Bu bölgelerde sahil boyu geliştirilip parklar inşa edilirken; bölgede iş kuleleri, lüks oteller ve alışveriş merkezleri yükseldi. Eğer İstanbul, ticari ve turistik kaynaklardan yatırımcıları çekme yarışında olan diğer dünya şehirleriyle rekabet edecekse, tüm bu yeniden yapılanma sürecinden geçmesi şarttı. Diğer bir deyişle, bu mekânsal yeniden yapılanma, neoliberal kapitalizmin kapsamlı ekonomik sistem mantığıyla kaçınılmaz şekilde bağlantılı durumdaydı.

Son bölümde, İstanbul içerisinde bu şekilde gerçekleşen mekânsal yeniden yapılanmaların iki örneği betimlenecektir.

Beyoğlu’nun Dönüşümü

Beyoğlu, Boğaz ile Haliç arasına güzel bir şekilde konumlanmış bulunan, İstanbul’un eski Avrupalı semtidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ve eski burjuvazinin çözülmesinin ardından semt, ihmal ve kargaşa içerisine düştü. Ancak, 1990’lardan beri semt, modern İstanbul’un kalbinin attığı yer olarak kendini gösteriyor. Buradaki en önemli gelişme, ana alışveriş caddesi olan İstiklal Caddesi’nin yeniden yapılandırılması oldu. Bu eski ve harap düşmüş Avrupalı caddenin yaya yoluna çevirilmesi ve cadde üzerindeki imalat atölyelerinin seçkin alışveriş pencerelerine dönüştürülmesiyle tüm alana yeni bir ivme kazandırıldı. Kuzeydeki iş merkezi alanlarına paralel konumu ve onları birbirine bağlayan gelişmiş ulaşım seçenekleriyle birlikte –paralel yer altı metrosu, yalnızca ikinci bir belediye metrosu gibi inşa edildi- semt, oldukça arzulanan bir yerleşim yeri haline geldi böylelikle. Bu durum, bölgenin tarihsel mirasının çekiciliğiyle beraber; tüketim, alışveriş, turizm ve gece hayatı için yeni potansiyellerle güçlendirilmiş oldu. İstiklal Caddesi alanının yeniden yapılandırılması, etrafında gerçekleşen mekânsal yenilenmeden pay almayı bekleyen diğer semtlere -Cihangir, Galata, Şişhane ve Tophane – de yayıldı.

Bu doğrultuda, Beyoğlu’ndaki bu gelişme, kapitalist kurumlarda mekânsal yenilenmenin bir nevi ders kitabı örneği olarak görülebilir. Küçük ölçekli üretim ve ucuz tüketimin görüldüğü yerleşimlerinin eski mekânları, tüketim için karlı alanlara, lüks tüketim yerleşimlerine ve sermayenin dolaşımını kolaylaştıracak kadar iyi donanımlı bir turizm merkezine dönüştü.

Doğunun Limanı: Galataport

Kentsel yeniden yapılanmanın ikinci örneği, yapımı halen devam eden, boğazda, Karaköy ve Galata kıyısında yer alan yolcu gemisi limanı projesidir. Bu planda, 1.2 kilometrelik kıyıda, bir şerit boyunca uzanacak gemi terminalleri, alışveriş merkezleri, bankalar, lüks oteller ve birkaç büyük rıhtımın olması düşünülüyor. Yeni tramvay hattı, limanı ve rıhtımda bulunan çeşitli otelleri; güneyde eski şehirle, kuzeyde iş merkezleriyle birbirine bağlayacak. Ek olarak, yeni özelleştirilen hızlı feribot hatları, limanı şehrin geri kalanına ve Asya bölgesine bağlamak üzere sunulacak. Bu planları uygulamak için halen kamuya ait olan kıyı şeridinin özelleştirilmesi gerekiyor.

Bu kentsel mega proje örneği, İstanbul’un küresel sermaye sahnesinde kendine nasıl bir yer bulmak istediğini gösteriyor.  Bu ve bunun gibi projelerin hayata geçirilmesi, potansiyel uluslararası yatırımları karşılamak için, diğer ‘küresel kentlerle’ süregelen rekabet ortamında kaçınılmaz.. Uzun vadede, geniş ve kullanışlı limanlar inşa ederek, “doğunun limanı” gibi şehrin imajını parlatacak girişimler, şehrin turist kitlelerine ve potansiyel yatırımcılara kapılarını açmasını sağlayacak.  Öte yandan, doğrudan faydalar, büyük otel şirketlerinin, bankaların ve inşaat firmalarının geniş ölçekli yatırımlarını da kapsayacak elbette..Başka bir deyişle, önceki teorik çerçeveye bağlayacak olursak; sermayenin dolaşımının yeni aşaması, bu yeni pahalı pazara ait mekânsal yapının en baştan inşa edilmesiyle başlatılacak.

Sonuç

Burada tartışılan, mekânsal örgütlenme ve sosyal ilişkilerin karşılıklı olarak birbirini yansıtmakta olduğudur. Kapitalist toplum düzeni, kapitalist mantık doğrultusunda hareket eder ve mekânsal çevre içerisinde somutlaşan sosyal ilişkilerle bağlantılıdır. Kapitalist topluma özgü üretim ilişkileri, mekânı ve kentsel örgütlenmeu kendi kapitalist sosyal ilişkiler döngüsü içerisinde yeniden üretir. Bu iddiayı desteklemek için İstanbul’un kentsel ve mekânsal yeniden yapılanış tecrübesi çözümlenmiş ve analiz edilmiştir.

Ancak, İstanbul’un tanıklık ettiği yeniden üretim şeklinin, sadece kapitalist üretim mantığıyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olmadığı ve ancak şehrin hayatta kalması için kaçınılmaz olduğu da anlaşılmalıdır. Daha önce de belirtildiği gibi, kapitalizm; sermayenin devamlı yatırıma ihtiyaç duyan, sürekli ve sürekli aynı hareket içerisinde olan dairesel bir harekettir. Mekânsal yapılanma ve yeniden yapılanma, bu dolaşımı devam ettiren yolun çok önemli bileşenleridir.

Ne var ki, son bir not olarak, varlığını sürdürmek için sürekli “mekânsal sabitlere” bağımlılık da üretim biçimini korunmasız bir konuma sokar. Kapitalist döngüyü arada bir kolaylaştıran ve ‘düzelten’ kentsel formlar olmaksızın, kapitalist üretim tarzının (yeniden) üretimi ciddi bir biçimde tehlikeye girer. Bu durum ve kapitalist sosyal ilişkiler, gerçek anlamda karşılıklı olarak bağlantılı ve mekânsal yapılara bağımlıdırlar. Bu mekânsal yapılar, kapitalist üretim tarzının tümüne karşı çıkmayı denemek için iyi bir anahtar olabilirler. Sosyal değişim-örneğin bir işgal hareketi gibi- için bir strateji olarak mekânla yüzleşmek ve onu değerlendirmek, mekânsal bir boyutla birlikte, muhalif ve dirençli bir hareket sağlar. Diğer bir deyişle, nasıl ki görev başındaki hegemonik güçler hayatta kalmak için mekâna bağımlılarsa; mekanın kontrolü yoluyla sosyal değişim de mümkündür. ‘Kimin sokakları?’

Mirko van Pampus

Bu makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Van Pampus, Mirko (Ağustos, 2012), “İstanbul’da Mekansal Dönüşümler”, Cilt I, Sayı 6, s. 28-35, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye),Londra: AnalizTürkiye (http://researchturkey.org/?p=1764&lang=tr)


[1] ‘spatial fix’

[2] ‘gated community’

[3] ‘gentrification’

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.