İnanç ve Kalkınma Üzerine

İnanç ve Kalkınma Üzerine

Devletlerin, yönetimin ve siyasi partilerin seküler hale gelmesini isteyen farklı görüşler var ve dolayısıyla bu görüşler kalkınmayı da kapsıyor. Bu makalede odak noktası yalnızca inanç ve kalkınmadır, inanç ‘insanın deneyüstü bir gerçekliğe güvenmesi ya da inanması’ olarak tanımlanabilir ve din ‘doğaüstü alana ilişkin inanç ve pratiklerin kurumsallaşmış sistemi’ ni ifade eder (Lunn, 2009). Bu çağrılar ve köklü sekülerleşme teorileri arasında bağlantı kurulabilir.

Sekülerleşme teorileri –büyük ölçüde Durkheim ve Weber’e dayanır- modernleşmeyi destekler ve modernleşme ve sekülerleşme arasında karşılıklı bir ilişki olduğunu ileri sürer. Diğer bir deyişle, modernleşmek için sekülerleşmenin gerekli olduğunu iddia ederler. Mantıklı olan karar verme sürecinde dini temeli terk edip bunun yerine rasyonaliteyi koymak olmasına rağmen dinler ne gelişen ne de gelişmiş dünyalarda kamusal alandan kaybolmuştur. Bu durum, bizi sekülerleşme teorisinin bir mit olduğunu düşünmeye ve teoriyi sorgulamaya yöneltmiştir.

Pratikte, örneğin İnanç Temelli Örgüt olarak adlandırılabilecek, alanda aynı görüşteki insanlar arasında sosyal etkileşimlere olanak sağlayarak belirli inanç sistemlerini sürdüren gruplara şahit olunur.  Bu örgütler, yoksul ve imkânları az olanlara hizmet ve yardım sağlamak kanalıyla, bu çeşit faaliyetler akademik ve siyasi bir disiplin olarak bir uluslararası kalkınma dalında sınıflandırılmadan çok önce, toplumla bütünleşik hale gelmiştir (Ayling, 2013). Örneğin, İslam dünyasında uzun süreli kalkınma çalışmalarına başlamak için bağışçılar tarafından taşınabilir ve taşınamaz malların vakfedildiği bir sistem tesis edilmiştir; pek çok kamu hizmeti ve önemli mimari yapı yüzyıllar boyunca Vakıf sistemi aracılığıyla finanse edilmiş ve korunmuştur. Pek çok Arap ve Müslüman ülkesinde Vakıflar’a ayrılan alan tarım arazileri ve diğer mülklerin üçte biri büyüklüğüne ulaşmıştır. 19. Yüzyıl başlarındaki Muhammed Ali yönetimi boyunca, 2.5 milyon dönümün 600,000’i zirai Vakıf arazisiydi. Sosyal sektöre yapılan bu büyük yatırımlar, toplumu dönüştürmek ve yoksulu güçlendirmek konusunda oldukça başarılıydı. Pek çok Arap ve Müslüman ülkesinde, 19. Yüzyıla kadar sadece Vakıflar tarafından desteklenmiş olan eğitim, toplumun daha yoksul kesimlerinin geçim kaynaklarını geliştirmek için sınıf atlamasına olanak sağladı (Hossam El Din, 2012).

Günümüzde –tam tersine- seküler aydınların yükselişiyle birlikte, bu örgütler, toplumun daha yoksul kesimine sağlanan maddi yardıma getirdikleri dini unsurlar nedeniyle artan bir şüphecilikle algılandılar. Şüpheci yaklaşanlar, dinin, daha az eğitimli kişileri baskılamak ve kontrol etmek için elit kesimlerin kullandığı bir araç olduğunu savunur. Mısır’da, yıllar boyunca, Müslüman Kardeşler halka eğitim, tıp, finans, din, atletizm ve gençlik ile ilgili hizmetleri temin eden kalkınma çalışmalarını üstlendi. Bunun üzerine muhalifler, bu çalışmaların daha az eğitimli ve talihsiz olanların oylarını toplamak için bir etkileme yolu olduğunu öne sürdüler. Müslüman Kardeşler’ in niyeti ne olursa olsun, çalışmalarının ürünü, Müslüman Kardeşler’ in kalkınma becerileri ve iyi ilişkilendirilmiş ağlarını gösteren Mısır hükümetini aştıkları çeşitli olaylarda açıkça ortadadır. 1992 Kahire depremi, hükümet depremzedelere yardım sağlamakta başarısız olurken, Müslüman Kardeşler’ in mağdurlara çok daha hızlı tıbbi yardım, gıda ve barınak sunduğu bir örnektir (Abdelmonem, 2013).

Bu yüzden, günümüz post-modern kalkınma uygulayıcıları dini ilgisiz ve kalkınma sürecine bir engel olarak görmek ve hâlihazırda var olan mekanizmayı öğrenmekten kaçınmak yerine köklü kurumlardan ve sosyal değişme sürecindeki dinamik aktörlerden yararlanmaya çalışmalıdır. Bu yaklaşım, tekerleği yeniden icat etme eğiliminde olduğu gibi yerel toplulukları ve modern bağışçı ödeneklerini nereye tahsis edeceklerini anlama şansı gibi temel katılımcı araçları atlama eğilimi gösterir. Diğer bir deyişle, modern bağışçıların yardım konusunda istekli olduğu yoksul kesimlerle uzun süredir ilişkileri olan ancak faaliyet gösterdikleri bağlamın doğrudan kavrayışının eksikliğini duyan örgütlerle paylaşılacak çok fazla bilgi vardır.

Ayrıca, inanç ve kalkınma arasındaki ayrım sürecini açıklamanın bir yolu bir başka süreç üzerindendir; sosyal ve bilimsel alanların devamlı olarak kendilerini dini kurum ve normlar prizmasından kurtarmasına yol açan ekonomik, sosyal, siyasi ve dini alanların farklılaşması. Bu durum, siyaset ve din arasında oldukça katı bir ayrıma yol açtı, ama din sadece bireylerin yaşamlarını değil, çoğu kez devletin kurumlarını da kapsar ve bunlara nüfuz eder (Deneulin & Bano, 2009).

Örnek vermek gerekirse, İslam’da, iktisadi kaynakların Allah’tan bir emanet olduğuna inanılır, emanetin amacı insanların refahı olur ve emanet edilen kişi ahlaki olarak bu kaynakları etkili biçimde değerlendirerek bu amacı yerine getirmekle yükümlüdür. Bu mantıksal olarak şu anlama gelir: maddi kaynakların ekonomik büyümenin en yüksek seviyesine ulaşması ve insanların geçim kaynaklarının iyileştirilmesinin yanı sıra yoksulluğun ortadan kaldırılması ve tam istihdam gibi bütün temel insan ihtiyaçlarının doyumu. Bununla birlikte, işsizlikle ya da enflasyonla sonuçlanan yetersiz ya da aşırı talebe yol açacak durumları önlemelidir. Bu yüzden, bir İslam toplumunda (İslami bir hükümet olmasa da) devletin rolünü otomatik olarak yoksulluğun yok edildiği ve gelirin hakkaniyetli dağıtımı yoluyla sosyal ve ekonomik adalet garantisi olduğu bir yönde yerine getirmesi beklenmektedir (Chapra, 1980). Bu hükümete, bazı (İslami) araçların kullanımını sınırlandırmaya gerek olmaksızın, belirli (İslami) amaçlara ulaşmak için içerisinde faaliyet göstereceği bir çerçeve belirler. İyi bir toplum ve birlikte nasıl iyi yaşanacağı anlayışı dinin, ona siyasi bir nitelik veren, yapısal bir parçasını oluşturur. Bu yüzden, eğer din siyasi bir nitelik alıyorsa, kesinlikle kalkınma sürecinden ve söz konusu toplumda yoksulluğun ortadan kaldırılmasından sorumludur.

Sonuç olarak, gelişmekte olan ya da gelişmiş ülkelerde, dinlerin, insanların yaşamında belirgin varlığı, kalkınma çalışmalarının sekülerleşmenin evrensel, arzu edilen ve geriye döndürülemez bir akım olduğu varsayımını yeniden gözden geçirmesini gerektirir. Aslında, din insanların dünyayla ilgili anlam kuruşlarını derinden etkiler; bu nedenle, kalkınma çalışmalarında, inananların inançlarının ışığında sosyal, ekonomik ve siyasi gerçeklik yorumlamalarıyla ilgilenmek bir zorunluluk olmalıdır.

Bu makale, okuyucuları, farklı dinler ve inanç sistemlerinin kalkınma bağlamında ne sunabileceği konusunda daha ileri araştırmalara hazırlamak için zemin hazırlamak amacındadır.

Gehad Hossam EL Din, MSc., University College London (UCL)

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Hossam EL Din, Gehad (Eylül, 2013), “İnanç ve Kalkınma Üzerine”, Cilt II, Sayı 7, s.56-58, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: Analiz Türkiye (http://researchturkey.org/?p=4163&lang=tr)

Kaynakça

Abdelmonem, D. 2013, “The Muslim Brotherhood’s aid programs and their implications in the 2011 Egyptian revolution”. Aswat Masriya, [Online]. Bkz: http://en.aswatmasriya.com/analysis/view.aspx?id=70f7741d-b44e-4a1c-b200-a45749bdc363 [Erişim: 15 Ağustos 2013]

Ahmed, Habib, 2004, Role of Zakah and Waqf in Poverty Alleviation. Islamic Development Bank Group. Islamic Research and Training Institute: Occasional Paper Nr 8. Saudi Arabia: King Fahd National Library Cataloguing-in-Publication Data, s. 31 – 35

Ayling, Sophie, 2012, “Faith Based Organisations and Wellbeing Enhancements: Can FBOs add value in development interventions? A Deeper look at FBOs in Lima’s Human Settlements”, Development Planning Unit, University College London, Eylül.

Ayling, S. (2013), “It’s a mistake to separate faith from development”. The Guardian: Global development Professionals Network, [Online]. Bkz: http://www.guardian.co.uk/global-development-professionals-network/2013/jun/07/faith-based-and-secular-ngos-knowledge-sharing [Erişim: 10 Haziran 2013]

Berger, Peter, 1999, The Desecularization of the World: Resurgent Religion and World Politics, Eerdmans Publishing, Michigan.

Casanova, Jose, 1994, Public Religions in the Modern World, University of Chicago press, Chicago.

Chapra, Umar, 1980, The Islamic Welfare State Its Role in the Economy, The Islamic Foundation, Leicester.

Cizaka, Murat, 1998. Awqaf: in History and its Implications for Modern Islamic Economies. Islamic Economic Studies, Cilt: 6, sayı: 1

Deneulin, Severine and Carole Rakodi, 2011. Revisiting Religion : Development Studies Thirty Years On. World Development, Cilt: 39, sayı: 1, s. 45–54, [http://dx.doi.org/10.1016/j.worlddev.2010.05.007]

Deneulin, Severine and Masooda Bano, 2009, Religion in Development: Rewriting the Secular Script, Zed Books, New York.

El Daly, Marwa, 2010, “Challenges and Potentials of Channeling Local Philanthropy towards Development and Social Justice and the Role of Waqf (Islamic and Arab-Civic Endowments) in Building Community Foundations: The Case of Egypt”. A Doctoral Dissertation, Humboldt- Universität zu Berlin.

Hossam El Din, Gehad, 2012, “The Islamic Theology and its Contribution to Poverty Reduction: The case of Egypt”, Development Planning Unit, University College London, Eylül.

Kahf, Monzer, 1995, “Awqaf and Its Modern Applications”. In The Oxford Encyclopedia of Modern Islamic World, Oxford University Press, New York.

Lunn, J. 2009. The Role of Religion, Spirituality and Faith in Development: a critical theory approach. Third World Quarterly, 30(5), 937-951.

Norris, Pippa and Ronald Ingelhart, 2004, Sacred and Secular: Religion and Politics Worldwide, Cambridge University Press, Cambridge.

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

2 thoughts on “İnanç ve Kalkınma Üzerine

  1. Halit Yavuz

    İslam ülkeleri dışında dinin siyasallaşmadığı/siyasallaşamadiği biliniyorken, bilimsel sonuçlar ortaya çıkarması umulan çalışmaların daha özenli ve tarafsız olması gerekir. Unutulmamalıdır ki yeryüzüdeki insanların çoğunluğu hiç bir dine mensup değildir..

  2. Marie Aupourrain

    Indeed in France we experience a secularization which unfortunately confines the set of different religious ideologies in a frame in which the prime inclusive value is the Christian religion. Consequently it becomes the one and only perceptual reference and in the worst case becomes as a flag bearer of ‘everything but no Moslim world, people, ideas ….’
    As far as I am concerned, I believe in freedom of speech and freedom of cult, therefore instead of ‘secularization’ I would say ‘plurality of cults’.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.