Kadına Karşı Şiddetle Mücadele: Yolun Neresindeyiz?

“Kadına karşı şiddet, kadın ile erkek arasında tarihsel olarak ortaya çıkmış ve erkeklerin kadınlar üstünde hâkimiyet kurmasına, kadına karşı ayrımcılık yapmasına ve ilerlemesine engel olmasına neden olmuş eşitsiz güç ilişkilerinin tezahürüdür.”

Beijing Hareketi Platformu (1995)

Dünyada her gün binlerce kadın erkekler tarafın saldırıya uğruyor ve öldürülüyor. Kadın ile erkek arasındaki eşitsiz güç ilişkilerinin toplumun genel geçer kültürel değerleri tarafından desteklendiği ülkemizde de durum farklı değil.  Türkiye’de yalnızca 2011 yılında erkekler 259 kadını öldürdü ve 118 kadına tecavüz etti.[1] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) için yapılmış bir çalışmaya göre Türkiyeli kadınların yüzde 39,3’ü hayatları boyunca en az bir defa eşleri tarafından fiziksel şiddete maruz kalıyor. Düşük refah grubunda bu oran yüzde 47’ye çıkarken, yüksek refah grubunda ise yüzde 25’e ulaşıyor.[2] Buna göre her dört kadından biri hayatı boyunca eşinden en az bir defa şiddet görüyor.

Tablo 1: Kadına karşı ev içi şiddet[3]

Hayat boyu

Son 12 ay

Refah

Düşük

47

13.7

Orta

38.9

8.9

Yüksek

26.7

5.5

Bölge

Batı

33

6.8

Güney

41.7

11.9

Orta

44.7

10.9

Kuzey

38.9

7.3

Doğu

48.5

17.7

İş

Çalışmıyor

38.7

10.3

Çalışıyor

40.7

8.9

Türkiye

39.3

9.9

Yalnızca bir kadının bakan olarak görev aldığı AKP hükümeti son birkaç yıldır kadına yönelik şiddetin önüne geçmek için önemli adımlar attı. [4]  2004 yılında ceza kanunun o yüz kızartıcı maddesi,  failin tecavüz ettiği kadın ile evlenmesi durumunda cezanın kaldırılmasına olanak sağlayan madde, yürürlükten kaldırıldı.[5] Kısa bir süre önce ise Avrupa Konseyi antlaşma hükümleri uyarınca hükümet kadına yönelik şiddetle mücadele için bir Ulusal Hareket Planı oluşturdu.  Bu plana uygun olarak, TÜİK kadına yönelik şiddete ilişkin ulusal ve yerel veriler toplamaya başladı. Bunların yanında Avrupa Konseyi tarafından desteklenen ve sığınma evlerinin sayısını ve kalitesini yükseltmeyi amaçlayan bir projeye başlandı. Bu olumlu adımlar atılırken bir yandan da, daha önce Kadın, Aile, ve Sosyal Hizmetler olarak tanımlanan bakanlığın adı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na çevrildi. Bakanlık yukarıda sözü geçen çalışmaları sürdürürken, diğer yandan kadın kuruluşlarının tüm baskılarına rağmen en önemli reform önerilerini AKP hükümetinin muhafazakâr bakış açısına uygun bir şekilde budamaktan geri kalmadı. Bu süreçte ortaya çıkan yasal değişiklikler kadına yönelik erkek şiddetinin en temel nedenlerini ele almayı ve yasanın uygulama alanında hakiki bir değişiklik sağlamayı başaramadı.

Yasanın eksiklikleri kadar yargı sürecinin aksaklıklarını da en çarpıcı şekilde ortaya seren olaylardan biri Yargıtay’ın 13 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz eden sanıklar ile ilgili aldığı karar oldu. Yargıtay söz konusu tecavüzden suçlu bulunan bir grup adamın cezasını çocuğun “rızası olduğu” gerekçesiyle indirdi. Aralarında yerel yöneticiler ve bir jandarma komutanın da bulunduğu tecavüzcüler mahkemedeki iyi halleri ve söz konusu fiilin “rıza ile” gerçekleştiği göz önüne alınarak bir ila dört buçuk yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. Kadınların şikayetçi olduğu ve koruma istediği durumlarda da yargı kurumlarının kurbanı koruyamadığı görüldü. Kocasına karşı defalarca koruma isteyen Müzeyyen Yanık’ın durumunda olduğu gibi yasal koruma çoğu zaman suçtan sonra onaylandı. Yanık’a koruma kocası tarafından öldürüldükten üç ay sonra atanmıştı.[6]

Kısa bir süre önce, 4320 sayılı ailenin korunması hakkında kanundaki eksiklikleri gidermek amacıyla 230 kadın örgütünün katılımıyla bir kanun tasarısı önerisi hazırlandı ve bakanlığa sunuldu. Bakanlık tarafından Başbakan’a sunulmak üzere önerinin üstünde yapılan değişiklikler siyasi ve bürokratik iradenin kadına yönelik şiddet konusunda atmaktan çekindiği adımlara da işaret etmiş oldu.[7] Taslakta koruma hizmetlerinin etnik kimlik, yaş, sosyal ve iktisadi statüden bağımsız herkese sağlanacağı belirtilirken nihai taslakta bu maddeye yer verilmedi. İlk taslakta yer alan ve sonradan çıkarılan bir başka madde ise aile mahkemelerinde görev yapan hâkim ve savcılara, polislere ve sosyal hizmet görevlilerine uygun eğitim programları verilmesi ile ilgiliydi. Avrupa Konseyi raporuna göre üye ülkeler içinde yalnızca Azerbaycan, İrlanda, Monako ve Türkiye’de bu tür eğitimler verilmemektedir.[8] Gene Konsey raporuna göre Türkiye’de cinsel saldırıya maruz kalmış kadınlar için özel eğitim görmüş hizmet sağlayıcılar bulunmamaktadır.[9] Bu tür hizmetlerin her bölgede ve parasız olarak sağlanması Konsey’in önceliklerinden biri iken bu tür bir düzenlemeye de yasa taslağında rastlanmamaktadır. Belki de en önemlisi, yasa taslağının son halinde, yapılan yasal değişikliklerin nasıl uygulandığını izlemek üzere oluşturulması önerilen komisyona da, kaynakların yetersiz olduğu gerekçesiyle, yer verilmemesidir. Sivil toplum kuruluşlarının da yer aldığı böylesi bir komisyon mevcut değilken yasal değişikliklerin uygulama sürecinde hâlihazırda var olan sorunların nasıl önüne geçileceği anlaşılmamaktadır.

Yasama alanındaki bu eksikliklere ek olarak, hükümet yetkililerinin ve üst düzey bürokratların davranış ve tavırları Türkiye’de kadın haklarının gelişimi önünde önemli bir engele işaret etmektedir. Kadının değerinin öncelikli olarak aile içinde, anne ve eş konumu ile ilişkili olarak tanımlandığı ataerkil söylemin üst düzey yöneticiler tarafından benimsendiği ve hatta desteklendiği görülmektedir. Sibel Özbudun’un deyişiyle AKP hükümetinin sponsorluğunu üstlendiği “muhafazakârlaştırma operasyonu” dâhilinde kadın ve erkeğin eşit yaratılmadığı ve kadınların öncelikli ev işi ve annelikten mesul olduğu fikri pekiştirilmektedir.[10] Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ilk işlerinden biri aile içi sorunlara yönelik eğitim, danışmanlık ve sosyal hizmetler modelleri geliştirmek amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı ile bir protokol imzalamak oldu. Bu adım hükümetin genel anlamda toplumsal çatışmaları çözmeye yönelik bakış açısını bir kez daha ortaya koydu. Güç ilişkileri ile ilgili bu çatışmaların çözülmesi için sosyal ve iktisadi eşitlik yönünde adımlar atılması gerekirken ailenin kutsallığını kadının insanca yaşam hakkının üstünde tutan bir kültürel kurumun uzlaştırıcı rolü oynaması beklendi.

İzlenen politikalardan hükümetin kadınların ve erkeklerin iktisadi kaynaklara eşitsiz erişiminin eşitsiz güç ilişkilerini ve dolayısıyla şiddeti beslediğini de göz ardı ettiğine işaret etmektedir. 2006 İktisadi Forum’u tarafından hazırlanmış bir çalışmaya göre, cinsiyet eşitliği indeksinde Türkiye 115 ülke arasında 105. sırada yer almaktadır.[11] Gene TÜİK’in bir çalışmasına göre, kadınların yüzde 80’i gayrimenkul ve araç sahibi değildir. Bu oran erkeklerin oranının tam iki katıdır.[12] Kadınlar kendilerine ve çocuklarına bakabilecek yeterli gelire, sosyal hizmetlere ve psikolojik desteğe erişimden mahrum oldukları sürece, şiddet gördükleri kişileri terk etmeleri ve onlara karşı kendilerini korumaları imkânsız hale gelmektedir. AKP hükümeti sosyal ve iktisadi politika alanında kadının iş ve toplumsal statüye erişimini sağlayacak adımları atmamaktadır. Fakat daha kötüsü bireylerin vermesi gereken evlilik ve çocuk sahibi olma kararlarını ulusal güç meseleleri olarak sunmakta ve siyasi politikanın konusu haline getirmektedir. Başbakan Tayyip Erdoğan konuşmalarında çekinmeden evliliği teşvik etmekte ve her ailenin üç çocuk yapmasını isteyebilmektedir.       Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ise Başbakan’ın “üç çocuk” çağrısını yaşlanan nüfusa işaret ederek açıkça desteklemekte ve Bakanlığın “kadınların iş yükünü azaltmak ve aynı zamanda … genç nüfusun oranını ve niteliğini arttırmak” amacıyla elinden geleni yapacağını belirtmektedir.[13] Bu tür önceliklere sahipken hükümetin kadının işgücüne katılımını arttırmak hususunda nasıl adım atacağı merak konusu olmaktadır.

Hükümetin ve bürokrasinin kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran kültürel ve toplumsal koşulları anlayamadığına ya da anlamak istemediğine dair örnekler tükenmemekte. Yakın zamanda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ülkenin en önemli sivil kadın kuruluşlarından olan Mor Çatı’nın hazırladığı kadına karşı şiddet ile ilgili reklam filminin yayınlanmasına izin vermedi. Reklamın ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ne aykırı olduğu ve “genelleme” yaptığı gerekçesiyle gösterilmesine karşı çıkan RTÜK kadına karşı erkek şiddetinin toplumsal doğasına ait basit bir gerçeği inkâr etmiş oldu: “Cinsiyet temelli şiddet kadının kadın olduğu için şiddet görmesi veya kadın olduğu için şiddete çok daha fazla maruz kalması demektir.”[14]

Gene son dönemde AKP hükümetinin kadına yönelik şiddette kültürel söylemin önemini kavramaktaki yetersizliğine işaret eden bir başka olay daha gerçekleşti. TRT genel müdürü İbrahim Şahin bir basın açıklamasında Kürt asıllı şarkıcı Rojin hakkında “aşüfte” tabirini kullandı ve buna rağmen sahip olduğu makamı terk etmeye zorlanmadı.

Bu karanlık tabloya rağmen 70’ten fazla kadın örgütü yasa değişikliği tasarısı ile ilgili eleştirilerini ve önerilerini bir araya getirmeye ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam etmekte. Umuyoruz Bakanlık bu süreçte kadın kuruluşlarının önerileri doğrultusunda yasal değişikliklerin yapılması için gerekli adımları atar ve kadına karşı şiddeti meşrulaştıran kültürel ve iktisadi sorunları çözülmesi hükümetin öncelikleri arasına girer.

Seven Ağır

Bu makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Ağır, Seven (Mart, 2012), “Kadına Karşı Şiddetle Mücadele: Yolun Neresindeyiz?”, Cilt. I, Sayı 1,  s.15-20,  Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: AnalizTürkiye (http://researchturkey.org/p=198&lang=tr)


[2] İstatistiklerle Kadın, Women in Statistics 2010, TÜİK Yayınları, 2010.

[3] For more detailed information on statistical categories presented in the above table, please see http://www.tuik.gov.tr/kad%C4%B1nasiddetdagitim/aciklama.zul.

[4] There is only one women minister in Turkey’s cabinet, Fatma Şahin, who is heading the Ministery of Family and Social Services.

[5] CDEG (2010) Protecting women against violence Analytical study of the results of the third round of monitoring the implementation of Recommendation Rec (2002)5 on the protection of women against violence in Council of Europe member state:

http://www.coe.int/t/dghl/standardsetting/equality/03themes/violence-against-women/cdeg_2010_12en.pdf

[6] “Koruma İsteyen Kadına Öldükten Sonra Koruma”, http://www.parantezgazetesi.com/haber_detay.asp?haber=8547.

[7] This account is based on a report by Çiğdem Hacısoftaoğlu (Mor Çatı Women Sığınma Foundation) on the changes in the legal draft from September 11 until December 31, 2011.

[10] Sibel Özbudun, November 5, 2011.

[11] Şahin Alpay, “AKP Kadın Haklarını Tehdit Ediyormuş”, June 19, 2007.

[13] “Government determined to protect women from domestic violence”, 8/12/2012 http://www.todayszaman.com/news-268003-.html

[14] “European Women’s Lobby Position Paper Towards a Europe Free from All Forms of Male Violence against Women,” December 2010, http://www.malostratos.org/images/pdf/011/011%20position%20paper.pdf refers to  The General Recommendation No. 19 of the Committee of the Convention on the Elimination of All forms of Discrimination against Women (CEDAW)

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.