Nükleer Gelişmelerle Birlikte Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Denetim Rejiminin Zayıflaması

*Kaynak: Bloomberg ©

Nükleer Gelişmelerle Birlikte
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Denetim Rejiminin Zayıflaması

Özet

1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması 1970’te yürürlüğe girince, Antlaşma’ya taraf ve nükleer silah sahibi olmayan devletlere birtakım yükümlülükler getirmiştir. Antlaşmaya göre, bahsi geçen devletler nükleer materyalin nükleer silah programlarına yönlendirilmesinin önlenmesi ve nükleer enerjiye geçişte nükleer materyalin silah kullanımı için saptırılmamasını sağlamak üzere Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın nükleer tesislerde yapacağı denetimlere izin vermeyi taahhüt etmişlerdir. Ne var ki Antlaşma’nın VI. maddesinde öngörülen “silahsızlanma taahhüdü” yerine getirilmeyince nükleer silah sahibi olmayan bazı devletler de nükleer güç arayışına girmişlerdir. Bu doğrultuda, söz konusu devletlerin nükleer faaliyetlerini gerçekleştirdikleri tesislerin Ajans’ın erişimine kapatması ve nükleer güçlerin Ajans’tan bağımsız hareket ederek şüpheli kitle imha silahları bulunan bazı devletlere karşı savaş açması, Ajans’ın denetim rejiminin zedelenmesine zemin oluşturarak silahsızlanma rejimindeki yeni gelişmelere yol açmıştır. Bu gelişmeler sonucunda nükleer silahların yayılma riski de artmıştır. Silahların kontrolü gerekçesiyle bazı ülkelerde gerçekleştirilen rejim değişikliğinin silah denetiminden çok siyasallaşmış bir eylem olmasının engellenmesi için, öncelikle uluslararası denetim ajanslarına yönelik oluşan tereddütlerin giderilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede uluslararası denetimlere öncelik verilerek nükleer silah sahibi olmayan devletlerin nükleer faaliyetleri hakkında güvenilir istihbaratın elde edilmesi silahsızlanma rejiminin güçlenmesi için önemli adımlar olacaktır.

***

21. yüzyıl, Non-Proliferation Treaty’den (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması) (NPT)[1] kaynaklanan bir dizi yükümlülüklerin ihlali ve özellikle silahsızlanmaya yönelik, ABD’nin müttefikleri ile birlikte 2003 yılında Irak’a karşı düzenlediği ilk önleyici savaşı (preemptive war) ile dikkat çekmektedir. 20 Mart 2003 tarihinde ortaya çıkan Irak Savaşı nükleer silahların yayılmasının önlenmesi açısından ciddi endişeler oluşturmuştur. United Nations Special Commission’ının (Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu) (UNSCOM) 1990’larda başlattığı kitle imha silahlarının denetimi ve kontrollerine, United Nations Monitoring, Verification and Inspection Commission’ının (Birleşmiş Milletler Gözlem, Doğrulama ve Teftiş Komisyonu) (UNMOVIC) 2003 yılına kadar devam etmiştir.[2] Her iki komisyonun denetimlerinin yetersizliği ve Irak’ın silahsızlanma taahhütlerini yerine getirip getirmediği konusunda muhalifleri tatmin etmemesi sebebiyle, güçlü devletlerin Irak’ın gizli silah programlarının varlığı konusunda şüphelerinin olması normal bir durumdur. Bu nedenle ABD savaşı gerçekleştirerek işgalden önceki Irak’ta kapsamlı kontrol rejimini reddetmiştir. Diğer taraftan, ortaya çıkan bu savaş aslında önemli bir gerçeğin kanıtlanmasında etkili olmuştur. Irak’ta şüpheli kimyasal ve biyolojik silahların bulunması Irak’a karşı düzenlenen saldırıları önleyecek kadar caydırıcı olamamıştır. 23 Ocak 2003 tarihinde Kuzey Kore’nin NPT’den çekildiğini açıklaması ve BM Güvenlik Konseyi’nin çok taraflı yaptırımlarına maruz kalmadan nükleer faaliyetlerine kaldığı yerden devam etmesi de bu olayı tetiklemiştir.[3] Bahsi geçen iki olay (Irak Savaşı ile Kuzey Kore’nin NPT’den çekilmesi), NPT rejiminin temel özendirici şemasını etkileyebilir. Bu yüzden nükleer silah bulundurmayan devletler, Irak Savaşı ve Kuzey Kore olaylarına bakarak, şüpheli nükleer silah ediniminin, ABD ve diğer büyük güçler tarafından kitle imha silahı bulundurma potansiyeline sahip olan devletlere yönelik düzenlenen önleyici savaş karşısında yegane caydırıcı eylem olduğu sonucuna varabilirler. Savaşın bir diğer potansiyel etkisi de, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ile ilgili endişelerin belirli bir ülkede rejim değişikliği için kullanılması olabilir. ABD’nin Irak’taki müdahalesi bariz bir şekilde bu yorumu doğrulamıştır. Başka bir ifadeyle, ABD’nin düşmanlarıyla değil, devletlerdeki rejimleri değiştirmekle meşgul olduğu tartışılamaz.[4]

Dönemin ABD Başkanı George W. Bush yönetiminin ikinci döneminin sonuna doğru ABD Hükümeti sisteminde gerçekleşen değişiklikler ve genel olarak ABD politikasının rejim değişikliğini ve kitle imha silahlarına karşı önlemleri içermesi devletlerde ciddi endişeler oluşturmuştur. Yedi senesini geride bırakan Obama yönetiminin değişik politikalar izlemesi – “NPT’nin ve uluslararası denetimlerin güçlendirilmesi amacıyla ABD’nin daha fazla yetki sahibi olması, Ameriakn Yönetimi’nin herhangi bir ülkenin kuralları ihlal etmesi ve NPT’den sebepsiz yere çekilmesinin karşılıksız kalmaması gerektiğini savunması[5]– dahi Ajans’ın denetim rejimini geliştirememiştir. Bir uluslararası denetleme kurumu olarak ABD’nin izlediği değişik politikalar doğrultusunda hareket eden Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın 12 yıl önce İran’ın nükleer silah geliştirdiği endişeleriyle başlattığı soruşturmanın nihayet sona ermesi, Ajans’ın başarısı olarak nitelendirilemez. Dolayısıyla, Ajans denetimlerine tabi iken Irak’ın 1990 öncesi gizli nükleer programının kapsamının açığa çıkarılması, Pakistan’ın yeraltı faaliyetlerinin ortaya çıkması, Kuzey Kore’nin nükleer programlarına ilişkin devam eden belirsizlikler ve İran’ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl amaçlı olduğu yönündeki kararın olağan dışı bir süreçten geçerek alınması –12 yıl süren bir soruşturmadan sonra– Ajans’ın itibarının ne kadar sarsıldığının göstergesidir.

2003’te Irak’ın işgalinden sonra ABD’nin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin Irak nükleer tesislerine erişiminin sağlanması konusundaki isteksizliği denetim rejimine ciddi darbe vurmuştur. ABD’nin Ajans ile işbirliğini azaltması ve Irak’ın nükleer tesislerini yağmalamaya kalkışması aslında Ajans’ın denetim rejimini zedelemiş ve nükleer silah sahibi olmayan devletlerin NPT çerçevesindeki taahhütlerinin raporlanmasına da engel oluşturmuştur. 5 Haziran 2003’te ABD Savunma Bakanlığı Ajans’ın Irak’taki nükleer tesislere erişimi konusunda kısa bir toplantı hazırlamıştır. Toplantıda ABD’nin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimlerine veya yardımlarına ihtiyaç duymadan Irak’ta silahsızlanmanın gerçekleştirilmesi için yeterli kaynaklara sahip olduğuna vurgu yapılmıştır.[6] Ancak ABD, Al-Qaqaa tesislerinde üç yüz seksen ton patlayıcı madde keşfedince Ajans’ın tekrar Irak’a dönmesini talep etmiştir.[7]

Irak Savaşı aslında Irak’ın kitle imha silahı bulundurmadığının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Dolayısıyla tüm aramalara rağmen savaş gerekçesi olarak gösterilen herhangi bir kitle imha silahının izine rastlanamamıştır. Bu hususta BM Gözlem, Doğrulama ve Teftiş Komisyonu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimlerinin sonuçları oldukça önem taşımaktadır. [8] Ancak her şeye rağmen BM Güvenlik Konseyi’nin yaptırımları ve davetsiz denetim rejiminin birleşimi savaş öncesinde Irak’ın tamamen silahsızlanmasına yol açmıştır.[9] Irak’ın silah programının Birinci Körfez Savaşı veya BM’nin silah denetimleri sonucunda yürürlükten kaldırıldığı inancından iki farklı izlenim ortaya çıkmaktadır. Bir yandan, Irak olayı güçlendirilmiş bir denetim rejiminin verimli ve güvenilebilir bir istihbarat sistemi oluşturma ve silahsızlanma taahhütlerinin yerine getirildiğini doğrulama yeteneğine sahip olduğunu kanıtlamıştır. Öte yandan, BM yedi yıllık silah denetimi sonucunda Irak’ın gizli silah programına dair hiçbir kanıt bulamamıştır. Ancak ABD, silahların kontrolü ve Irak’ta bulunan kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması gerekçesiyle Irak’ın işgalini ve gerçekleşen askeri operasyonları haklı çıkarılmaya çalışmıştır.

Devletlerin silah programları konusunda kesin ve somut bilginin yokluğu, hatalı analizler ve zayıf politikalara yol açar.[10] Bu yorum aslında Irak olayından alınması gereken iki önemli dersi vurgulamaktadır. İlk olarak, güçlü denetimler ve doğrulama mekanizmaları bir devletin nükleer programlarının durumu hakkındaki bilgilerin elde edilmesi ve bu bilgilerin çoğalmasında en iyi yöntemdir. İkinci olarak ise, rejim modeline ilişkin yorumlara dayanarak bir olumsuzluğun kanıtlanmasındaki başarısızlık, önyargıların teyidi için bir temel oluşturmamalıdır. Ne yazık ki, Irak’ta silahların kontrolü gerekçesiyle yapılan rejim değişikliği devletlerin silah denetimlerini siyasallaşmış bir eylem olarak görmelerine neden olmuştur.

Bu görüşü yanlışlamak ve silahların kontrolü için kullanılan izleme ve doğrulama mekanizmalarını güçlendirmek için denetimler konusuyla ilgili uluslararası ajanslara yönelik oluşan tereddütlerin giderilmesi önem taşımaktadır. NPT rejimi bağlamında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın otoritesi ve denetim rejiminin güçlendirilmesi için yardımcı olacak fırsatların değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, nükleer güçler, nükleer silah sahibi olmayan devletlerin Ajans ile işbirliği yapmaları ve NPT çerçevesindeki taahhütlerine uymaları için onlara negatif güvenlik güvencesi ve nükleer enerjiye erişimine dair yeterli güvence sağlayabilirler.

Konunun Irak Savaşı ile sınırlı kalmadığını ve günümüz itibariyle de önem taşıdığını vurgulamak gerekir. Dolayısıyla uygulamada, Ajans denetimlerinin önemsiz hale getirilmesi nükleer silah sahibi olmayan devletlerin Ajans ile işbirliği yapmalarının devam etmesini engelleyecektir. Bu tutumun ayrıca, uluslararası toplumu, silahsızlanma rejiminin en önemli faydalarından – ‘nükleer silah sahibi olmayan devletlerin nükleer programlarına ilişkin güvenli ve dava konusu oluşturabilir istihbaratın elde edilmesi’ – mahrum bırakacağını da söylemek yanlış olmayacaktır.

Yard. Doç. Dr.  Saeed Bagheri, Akdeniz Üniversitesi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Bagheri, S. (Mart, 2016), “Nükleer Gelişmelerle Birlikte  Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Denetim Rejiminin Zayıflaması”, Cilt V, Sayı 3, s.26-31, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=11062&lang=tr)

Sonnotlar

[1] Resmi adı ile Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma (Non-Proliferation Treaty) (NPT), 1 Temmuz 1968’de İrlanda’nın önerisi ile Washington, Londra ve Moskova’da imzaya açılmış ve egemen devletlerin büyük bir çoğunluğu tarafından da imzalanarak 5 Mart 1970 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2016 itibariyle “190 devlet” NPT’ye taraf bulunmaktadır. Antlaşmayı imzalayan devlet sayısı ise “93”tür. [Erişim Tarihi: 15 Ocak 2016], Şuradan ulaşılabilir:

https://www.iaea.org/publications/documents/treaties/npt

[2] 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra BM Güvenlik Konseyi 687 sayılı ve 3 Nisan 1991 tarihli Kararıyla Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’yla birlikte Irak’taki kitle imha silahlarının yok edildiğinin kanıtlanması için Birleşmiş Milletler, United Nations Special Commission’ınını (Birleşmiş Miletler Özel Komisyonu) (UNSCOM) kurdu. 1999 yılında, UNSCOM’un yetkileri United Nations Monitoring, Verification and Inspection Commission’ınına   (Birleşmiş Milletler Gözlem, Doğrulama ve Teftiş Komisyonu) (UNMOVIC) devredildi. Detaylı bilgi için bkz. Gunilla FLODÉN, Iraq: The UNSCOM Experience, SIPRI Fact Sheet, October 1998, pp.1-12, [Erişim Tarihi: 15 Ocak 2016], Şuradan ulaşılabilir:

http://books.sipri.org/files/FS/SIPRIFS9810.pdf

[3] Jean D. PREEZ & William POTTER, North Korea’s Withdrawal from the NPT: A Reality Check, Monterey Institute of International Studies: James Martin Center for Nonproliferation Studies (CNS), April 9, 2003, [Erişim Tarihi: 15 Ocak 2016], Şuradan ulaşılabilir:

http://cns.miis.edu/stories/030409.htm

[4] David BOSCO, The World According to Bolton, Bulletin of the Atomic Scientists, Vol. 61, Issue 4, 2005, pp.24-31.

[5] “Remarks by President Barack Obama in Prague.” Prague, Czech Republic, 5 April 2009, The White House Office of the Press Secretary, şuradan ulaşılabilir:

https://www.whitehouse.gov/the-press-office/remarks-president-barack-obama-prague-delivered

[6] Background Briefing on IAEA Nuclear Safeguards and the Tuwaitha Facility, US Department of Defense: News Transcript, 5 June 2003, p.3, [Erişim Tarihi: 15 Ocak 2016], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.defense.gov/Transcripts/ Transcript.aspx?TranscriptID=2726

[7]Detaylı bilgi için bkz. High Explosives Missing in Iraq, BBC News, 12 October 2004, [Erişim Tarihi: 15 Ocak 2016], Şuradan ulaşılabilir:

http://news.bbc.co.uk/2/hi/middle_east/3950493.stm

[8] [Erişim Tarihi: 15 Ocak 2016], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.britannica.com/topic/United-Nations-Monitoring-Verification-and-Inspection-Commission

[9] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Dana PRIEST & Walter PINCUS, U.S. ‘Almost All Wrong’ on Weapons, Report on Iraq Contradicts Claims by Administration, Washington Post, 7 October 2004, [Erişim Tarihi: 15 Ocak 2016], Şuradan ulaşılabilir:

.http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/articles/A12115-2004Oct6.html

[10] Jon FOX, Intelligence Analysts Have Misjudged Nuclear Threats Since Day One, Ex-CIA Official Says, Global Security Newswire, 14 March 2007, [Erişim Tarihi: 15 Ocak 2016], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.nti.org/gsn/article/ inte lligence-analysts-have-misjudged-nuclear-threats-since-day-one-ex-cia-official-says/

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.