Arap Dünyasında Türk Dizisi: Sosyal Etkileri, Dini Tepki ve Arap Dünyasındaki Dramatik Boşluk

Arap Dünyasında Türk Dizisi: Sosyal Etkileri, Dini Tepki ve Arap Dünyasındaki Dramatik Boşluk

Giriş

Suudi menşeli uydu kanalı MBC’de 2008’de dublajlı gösterilen ve dizideki ana karakterden esinlenerek adlandırılan Türk pembe dizisi “Noor” (Gümüş) hemen popüler oldu. Dizinin aldığı yüksek reyting oranı kısmen de olsa alışılmadık biçimde yerel Arapça’nın kullanımına bağlıydı. Arap yapımı olmayan diziler daha önceleri klasik Arapça kullanılarak seslendiriliyorlardı. MBC’nin resmi sözcüsü ve halkla ilişkiler, pazarlama ve reklam grup direktörü Mazen Al Hayek, “Noor’un 30 Ağustos 2008’de gösterilen son iki bölümünü Ortadoğu ve Kuzey Afrika [Mena] bölgesinde 85 milyon kişi izledi, bunların 50 milyonu kadın seyircilerdi” dedi. Türk dizileri 2008’de yayınlamaya başlayan MBC yaklaşık olarak 20 dizi yayınladı. Diğer dizilerse Abu Dabi TV ve Dubai TV gibi Arap kanallarında yayınlandı.[1]

Geçen bir kaç yılda Arap kanalları için hedef haline gelen diziler için talep son aylarda yayın bölgesinin genişlemesi ve bazı aksan problemlerinin halledilmesinden sonra daha da arttı. Özellikle iki büyük televizyon yapım kenti Kahire ve Şam’da bir yıldan uzun süren politik karmaşa sonucu üretilen dizi sayısı düşüşe geçince Türk dizilerine olan talep arttı. Türk dizilerini yerel Suriye Arapçası ile seslendiren Suriyeli TV yapım şirketi Sama Art Productions’ın sahibi ve genel müdürü Adeeb Khair birkaç sene önce “Bir saatlik Türk dizisini (bir saatlik telif hakkını) 600 yada 700 dolara (Dh2,203) alıyordum. Bugün, bir saatlik dizi için 40,000 dolar ödemeye hazır taraflar var.” demişti.[2]

“Gümüş” Türk dizilerinin öncüsüydü. “Noor” (Arapça “ışık” anlamına geliyor) şeklinde yeniden adlandırılan ve karakterlerine yeni Arapça isimler verilen dizi Arap dünyasında fenomen haline gelmişti. Dizi o kadar başarılıydı ki 2008 yılında yayınlanan finali izlemek için 85 milyon Arap televizyonlarının karşısına geçmişti. Sadece on yıl önce Türk dizilerinin uluslararası platformda satış geliri bir milyon Amerikan dolarından daha az iken, büyük ölçüde Ortadoğu’da yayınlanan dizilerin muazzam başarısı sebebiyle, 2010 senesindeki satış gelirleri eli milyon doları buldu.[3]

Türk dizileri bir boşluğu dolduruyor

Geçen haftalar çoğu kişinin unutmayı tercih edeceği görüntülere sahne oldu: kızgın kalabalıklar, yanan bayraklar, ölü siviller. Yerel halkın çok daha fazlasını gördüğü tartışılmaz. Arapların gelecek için düşlerini, umutlarını ve hırslarını –başka bir deyişle ırk, inanış ve din gözetmeden bizi bir araya getiren insanlığın yaşamsal öneme sahip öğelerini – kendilerinin anlatmakta daha iyi bir iş çıkarması gerektiği de tartışılmaz. Ancak senaryoları düzgünce yazılmamış, hikayeleri yeterince ilginç ve karakterleri sürükleyici olmayan, dramatik çözümleme olgusundan haberi olmayan film yapımcıları için çok rahat biçimde kaynak ayrılabilince sorunlar baş gösteriyor. Bunun yerine film yapımcıları “auteur” (yazar) etiketi arkasına saklanıyorlar. Unuttukları şeyse “yazar”ın sadece hayatın sıradanlığı üzerine söyleyecek uzun, yavaş, cansız tezleri olan biri değil, gerçek bir sanatsal vizyona sahip, söyleyecek özgün sözleri olan kişi olduğudur. Elbette, Arap dünyasında yetenekli, çalışkan ve gerçek anlamda işine kendini vermiş pek çok film yapımcısı var. Nadine LabakiElia Suleiman ve Hany Abu-Assad gibi kişiler uluslararası ödüller kazanmanın yanında hem kendi ülkelerinde hem de yabancı ülkelerde hatırı sayılır gişe başarıları kazandılar. Ama daha fazlasına ihtiyacımız var. Ve genç seslerin kendilerini zorlamalarına ve yapabildikleri için sadece parayı almakla yetinmemelerine ihtiyacımız var. Aynı zamanda Arap film yapımcılarının önündeki sayısız engelleri de düşünmemiz gerekiyor: örneğin filmlerini izleyecek Arap seyirci kitlesi eksikliği. Çok üzücüdür ki bölgede hala yeterince sinema salonu bulunmuyor. Ve Arap dünyası resmi olarak aynı dille birbirine bağlanmış olsa da, gerçekte 22 ülke de sıklıkla sadece kendi sınırları içinde geçerli olan lehçelere ve yerel adetlere sahip. Bu durum Arap sineması için gerçek anlamda bir pan-Arabik pazarın oluşmasını engelliyor.[4]

Ancak bu yayılmanın da bir bedeli var. İktisadi kurallar gereğince, talepteki bir yükseliş fiyat artışına sebep olur. Sektöründe uzman kişiler Türk dizilerinin artan fiyatlarının zaman içinde talepte bir kayma meydana getireceğini düşünüyorlar. Yüksek fiyatların TV kanallarını yeni bir kar penceresi aramaya yönelttiğini belirtiyorlar. [5]

Dalia Ahmed, 32, zirai bilimler konusunda yardımcı araştırmacı ve aynı zamanda bir Türk pembe dizisi aşığı. Şans eseri Asi’yi gördükten sonra dizileri izlemeye başlamış: “Bir sahne izledim ve çok beğendim, ondan sonraki iki gün boyunca tüm bölümleri izlemek için bilgisayarımın başından kalkmadım.” O zamandan beri, Ahmed sayısız dizi izledi. “Dizileri seviyorum çünkü hepsinin farklı bir olay örgüsü var, senaryolar çok etkileyici ve müzikleri olağanüstü. Sundukları müzik o kadar güzel ki bunları telefonlarımıza zil sesi olarak yüklüyoruz, oyunculuklar çok iyi ve oyuncuların iyi görünüşlü olması da bir artı yaratıyor.” Yakın zamanda yayınlanan bir makalesinde film eleştirmeni Tarek El Shennawy Mısır seyircisini Türk dizilerine çeken etmenleri inceledi: “Dışarıda doğal manzaranın içinde çekimleri yapıyorlar, gelenekleri ve makyajları konusunda titizler ve fikirlerinde, sahnelerde, olaylarda ve güzelliği sunuşlarında taze bir tat var…Mısır pembe dizileri uzun zamandır benzer bir yapım modeli izliyorlar, bizim dizi yapımlarımız sadece Ramazan ayına yönelik ve senenin geri kalanında Türk dizilerinin hakimiyet kurmasına izin veriyoruz ve işte bu sebeple Mısırlı ve Arap seyirciler Türk dizilerine yöneliyorlar.” [6]

Dünyanın bu bölgesindeki herkes gibi ben de son zamanlarda Türk dizilerinin (Amerika’da bilindiği şekliyle pembe dizilerinin) Lübnan yada Suriye Arapçası’na çevrilerek televizyonu işgal etmesine tanık oldum. Pembe dizi seyretmeyi sevmeyen biri olarak uzun süre hiçbirini izlemedim…aslında dizilerin gerçekdışı, uzun ve melodramatik olduklarını düşünerek onlarla dalga geçtim. Denemeden bilemezsin derler…kendime hayret ederek, son 60 günümü,  tacize uğrayan bir kadının mücadelesini anlatan “Fatmagül” adlı diziyi izleyerek geçirdim. Hah! Ben! Dizilerin çok uzun, duygusal ve aşırı öyküleştirilmiş oldukları konusunda fikrim değişmemiş de olsa, iyi üretilmiş, sunulmuş ve seslendirilmişler. Peki bu diziler nasıl Mısırlı seyircileri geleneksel ve sözüm ona ünlü dizilerden bu bilinmedik topraklara çekti? Yavaş, romantik ve abartılı kurguları çok mu beğeniyoruz? İnsanlar olarak, gönüllü bir biçimde iyinin kötüyü yendiği, aşıkların kendilerini sevdikleri için feda ettikleri ve dünyadaki tüm dert ve acıların kaybolup yok olduğu bu duygusal dünyalara kendimizi bırakıveriyoruz. Bundan başka bir dizi izler miyim gerçekten bilmiyorum, ancak modern dünyada yokluğunu çektiğimiz, siyah-beyaz yapımlarda görülen güzelliği, renkli modern sahnelerde çekmeyi başarmış olan Türk insanlarını kutlamakla kendimi yükümlü hissettim.[7]

Arap uydu kanallarında yayınlanan Türk dizilerinin başarısının anahtarı aşk ve olumlu duyguların hayati öneminin altının çizilmesinde yatıyor. Zamanın kayıp gitmesiyle yüzleşen karakterleri anlatan romantik olay kurgusu ve aşıkların dramatik ayrılışları çoğu dizinin ana temasını oluşturuyor. Yolsuzluk, tecavüz suçları ve sokak çocuklarını içeren trajedilerin ana konusunu oluşturduğu Mısır dizilerinden bıkmış izleyiciler için bu farklılık Türk dizilerini daha cazip kılıyor. Bu konuların Mısır toplumunun sosyal ve ekonomik değişimini yansıttığı doğru, ancak aynı konuların tekrar  tekrar sunulması seyircilerin kendilerini geri çekmelerine sebep oldu. Aynı şekilde izleyicilerin büyük çoğunluğunu oluşturan kadınların romantizme aç olduklarını varsaymak da doğru olacaktır. Onlar için Türk dizileri evliliklerindeki çatışmalardan ve günlük hayatlarının sıkıcı rutininden kaçmayı temsil ediyor ve hayatlarında ilk defa Mısır dizilerinde yansıtıldığı gibi romantik ancak kısa süreli, yasadışı ilişkiler yaşayan kişiler değil de evli çiftler arasında bir romantizm, öpüşme ve kucaklaşma görüyorlar. Peki tam olarak Türk dizilerinin Mısırlı film yapımcıları üzerindeki etkisi nedir? Dizileri takip eden Mısırlı aktör Nour El-Sherif’in, dizilerin Arap kadınına çekici geldiğini çünkü bir erkeğin abartılı güzelliği olmayan bir kadına da delice aşık olabildiğini gösterdiklerini söylediği alıntılanmıştı. Ancak başka bir sebep daha olabilir. “Time to Part” dizisindeki hiç bir kadın karakter başörtüsü takmıyor. Çoğu karakter, gerçek anlamda Türk kadınını temsil etmeyen, Avrupalı açık kıyafetler içindeki şık sarışın kadınlar. Ayrıca senaryolar Türkiye’yi, tüm evlilik ve boşanmaların camide değil de belediye sarayında gerçekleştiği oldukça laik bir ülke olarak resmediyorlar. Mısırlılar bunu seviyorlar. Film eleştirmeni Ihab El-Turki Türk dizilerinin büyük başarısının Arap yapımcılar için uyandırma çağrısı olduğunu söylüyor. El-Turki, “Arap dizileri kendini tek bir yıldıza aşırı bağımlılık gibi katı reçetelerinden arındırmalı. Daha iyi senaryolara ve açık havada, yerinde çekimlere ihtiyacımız var.” sonucuna varıyor.[8]

Türk pembe dizileri aynı zamanda, İstanbul’un tarihi havasını hissetmek kadar, pek çok dizinin çekildiği Boğaz kenarındaki yalıları da görmek için şehre akın eden Arap turist sayısında çarpıcı bir artışa sebep oldu. Yakın zamanda Euronews’ün söyleşi yaptığı böylesi bir Iraklı bir turist, Auhood Salim, pembe dizilerde ne bulduğu sorulunca duraksamadan yanıtladı. Hiç zorlanmadan favori Türk oyuncularının adını sıralayan Salim, bu yapımların kişinin hem modern hem de Müslüman olabileceğini gösterdiğini söyledi. Sesinde fark edilebilir bir özenme ve pişmanlıkla “Bazı ülkelerde olmayan bir hayatın parçalarını gösteriyorlar.” diye de ekledi. MBC ve Al-Arabiya Türkiye temsilcisi Daniel Abdul Fattah, Euronews ile yaptığı bir röportaj sırasında bu gerçeği çarpıcı bir örnekle göz önüne serdi. Türk pembe dizilerinden birinin El Fetih ve Hamas arasındaki çatışmaların en şiddetli olduğu zamanda yayınlandığını belirterek, tarafların diziyi izleyebilmek için ateşkes yaptığını söyledi. Al Fattah “Eğer bir dizi yada film romantik bir hikaye içeriyorsa, kardeşler arasındaki kavgayı ve kan dökülmesini engelleyebilir.” dedi. Ancak Arap halkını heyecanlandıran sadece Türk pembe dizileri ve tarihi yapımlar değil. Bir başka popüler Türk yapımı ise, ABD ve İsrail’i rahatsız eden biçimde güncel Ortadoğu’daki politik konuları işleyen “Kurtlar Vadisi”.[9]

Bir Türk pembe dizisini taklit etmek çabasıyla aralarında bir kadının da bulunduğu beş kişiyi öldüren Yemenli bir adam idam edildi. Mohamed al-Ali al-Azab, 31, idama şahit olmak için toplanmış mahkeme kurulu önünde, suçunu Türk TV dizisi “Kurtlar Vadisi”nden ilham alarak işlediğini kabul etti. Olay Dhama’nın batı kısmındaki Dawran yöresinde Azab ve bir adamın kavgasıyla başladı, açılan ateşte diğer adamın annesiyle beraber beş kişi hayatını kaybetti.

Sosyal yardım uzmanı Layla Abu Shama, Türk dizilerinin özellikle kadın seyirciler arasındaki popülerliğinin bu programların izleyicilerin kişisel sorunları ve özlemleriyle uyuşan konuları işlediğinin kanıtı olduğunu vurguluyor. Saham, “Ebeveynlerin çocuklarıyla konuşması ve akıllarından geçeni anlamak için onların ilgilendikleri konuları tartışmaları önemli” dedi. [10]

Gazeteci Seyfullah Türksoy’a göre dizilerin başarısının sırrı Orta Doğu’nun “kahraman” arayışında yatıyor: “Bu bir gereklilik ve bu gereklilik sebebiyle insanlar ABD ve İsrail’e meydan okuyan ve kazanan bir kahraman buldular. “Kurtlar Vadisi” gibi dizilerin gelecekte etkili olacağını düşünüyorum ve Türkiye’nin, özellikle Orta Doğu’da, sinme ve sanat üzerindeki etkisi devam edecektir. Belki yeni kahramanlar bile çıkabilecektir.” Sosyalist Hülya Uğur Tanrıöver bunun biraz abartılı olduğunu düşünüyor: “Diktatöryel olmayan rejimler şimdiye dek Orta Doğu’da daha az yaygındı. Bir diktatörlük rejiminden kurtulduğunda, sana yakın ama aynı azmanda farklı olan politik, sosyal ve kültürel modeller ararsın. Bölgedeki insanlar Türk TV ekranlarında gösterilen türde hikayeleri ve hayat tarzlarını seviyor ve onlara ihtiyaç duyuyorlardı ve bu sebepten dolayı da kabul ettiler.”[11]

Sosyal Sonuçlar

MBC internet sitesindeki rapora göre, bir adam karısının Noor dizisinin başrol oyuncusuyla iletişime geçtiğini ve onunla buluşmayı planladığını duyunca, ondan ayrıldı. Bu arada anlaşılan Suudi Arabistan da Muhanad’ın resmini arabalarının camlarına yapıştıranları ceza kesmekle tehdit ediyor.[12]

Arap eğlence bloğunu (waleg.com) yöneten Hana Rahman, ”Çoğu izleyicinin kadın olduğu görülüyor.” dedi. ”Başrol oyuncusuna kapılmış durumdalar. Burada tutku haline geldi! Onun yüzünden Suudi Arabistan’da boşanma davaları oldu.” Yakın zamandaki Dubai ziyareti sırasında Al-Arabiya’ya verdiği röportajda Tatlıtuğ, “Diziyi Türk seyircisini düşünerek yaptık. Arap dünyasında bu kadar beğeni toplaması kültürlerimizin çok fazla ortak noktası olduğunu gösterir.” dedi. Pek çok Suudi kadın diziye olan düşkünlüklerini boğucu, aşksız evliliklerinden bir kaçış şekli olarak yorumladı. Adsız kalmayı terci eden 26 yaşındaki bir ev kadını şakayla karışık, “Bizim erkeklerimiz kaba ve sertler. Uyandığımda yatan yanımda soğuk ve ilgisiz bir adam görüyorum. Pencereden dışarı bakınca sadece toz görünüyor. Her şey çok sönük. Noor’da ise, güzel yüzler, paylaşılan güzel duygular ve güzel manzaralar görüyorum.”[13]

Hepsi bu konuda çok rahatlar. Ülkeden ülkeye değişiyor. Türk pembe dizileri tüm Arap dünyasında revaçta. Türkiye şimdi kültürel bir etkiye ve bölgede yumuşak güce sahip. İnsanlar dizilere atıfta bulunarak Müslüman bir ülkenin modern, kültürel olarak özgün televizyon hikayeleri yaratabileceğini savunuyorlar; Türkiye modern ve Müslüman olmanın yolunu gösteriyor. Hüsnü Mübarek’inki de dahil olmak üzere pek çok eski hükümet bu ikisinin bir arada olamayacağını söylediler, ancak insanlar bunu istiyor ve Türkiye’nin bunu başardığını görmeyi seviyorlar. İnsanlar Türkiye’nin saygı gördüğünü düşünüyorlar, bu da ayrıca cezp edici. Mısır’da ve Tunus’ta olduğundan daha çok Libya ve Suriye’de ilgi için istek ve arzu var. Genelde, insanlar Türkiye’nin bölgede olan bitene ilgi göstermesinden memnunlar.[15]

Türkiye ve hükümeti onlar adına insanların kalpleri ve zihinlerini fetheden dizi yıldızlarına minnettar olmalılar—hem de gayet ucuza. Hükümet durumdan faydalanabilir ve Arap toplumundaki popüler destek dalgasını arkasına alarak Türkiye’nin halihazırda Arap dünyasında parlak olan imajını cilalayabilir. (Gerçekten de Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan İsrail’e sataşmasından ziyade, Filistin halkına güçlü destek mesajı verdiği için Arap sokaklarında kahraman olarak görülüyor.) Romantizm ile geleneksel değerleri hiçe sayan sosyal başkaldırı konuları arasında ve Filistin davasının öne çıkarılmasında, sanat ve gerçek arasındaki sınırların kaybolduğu ve birinin diğeri üzerinde ne derece etkili olduğu görülebiliyor. Müslüman dünyada insanların kalpleri ve zihinlerini ele geçirmenin zor olduğunu kim söylemiş? Sadece ABD bunu yapmanın doğru yolunu bulamadı. Bazen, ABD hükümeti hala kamu diplomasisinin değişim öğrencileri ve Arapça konuşabilen, ABD’nin bölgedeki dış politikasını televizyon kanallarında anlatmaya çabalayan birkaç diplomattan ibaret olduğunu düşünüyormuş gibi görünüyor. Yıldızların gücüne hoş geldiniz! Gökteki yıldızlardan değil, Arap dünyasını kasıp kavuran bir kaç tane iyi görünümlü sarışın ve esmer Türk film yıldızlarından bahsediyorum. (Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Arapların çoğu, Sünni Müslüman olmalarından dolayı Türkleri işgalci olarak görmüyordu. Genç Türkler, bu tarihteki çok geç bir oluşum.) Arap dünyası Türkiye’yi kucaklıyor ve oturma odalarının kapılarını açıp Türkiye’de bile çok beğenilmeyen ikinci sınıf Türk pembe dizilerinin 140’tan fazla bölümünü izlemek için televizyonlarının karşısında toplanıyorlar.[16]

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Türk pembe dizilerinin, bunları TV’de yayınlayan Birleşmiş Arap Emirlikleri ile yapılan resmi toplantıların odak noktası olduğunu söylemişti. Gül, “Bana Türk dizilerinin finalinde ne olacağını sordular ve karılarının sürekli televizyonun karşısında dizileri izlediğini söylediler.” dedi ve başka bir kültürün Türk dizilerini sevmesinin önemli olduğunu ekledi.[17]

”2012 yılında, güney sınırlarımızdaki sorunlara rağmen, 32 milyon yabancı turist ağırladık. Türkiye turizmden yaklaşık olarak 25 milyar dolar gelir elde ediyor. Sektördeki herkes ülkeyi tanıtmaya çalışıyor ancak en etkili tanıtım kültür ve sanatın yaptığı tanıtımdır. Bu çabaların sonucunda, Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı geçen sene Portekiz’de, Avrupa’nın en iyi turizm kurumu seçildi. Bu bizim sinerjimizin bir sonucudur.” Günay bakanlığın son yıllarda Türk sinemasını desteklemeyi amaç haline getirdiğini söyleyerek, yeni bir sinema yasası geliştirmeye hazırlandıklarını sözlerine ekledi. Günay, “Türk dizileri kendiliğinden Türkiye’yi dünyanın her köşesinde tanıtıyorlar. Dış ülkelerde olduğum bu birkaç yılda pek çok dizinin ve oyuncunun adını öğrendim. Adlarını ilk defa yurt dışında duydum ve merak ettim. Yurt dışındaki arkadaşlarımın çoğu seyahat ve toplantılarını TV dizilerine göre ayarladıkları hakkında şaka yapıyorlardı. Bana ‘Gerçekten de Türkiye o kadar güzel mi’ diye soruyorlar.” dedi.[18]

Türkiye, Youtube videolarında İstanbul’un pazarlar ve şekercilerini gezerken görünen,  Kral Abdullah’ın karısı Hissa al-Shaalan’ın da aralarında bulunduğu Suudi turist sayısının bu sene 100,000’i geçmesini bekliyor. Türk diplomat Yasin Temizkan (Turist sayısı) Geçen seneki 41,000’den dizinin büyük bir başarı elde ettiği bu sene 100,000’e (çıktı). Bu bir tesadüften fazlası.[19] şeklinde konuştu.

Dini Tepki

Bu ay, ünlü bir Suudi din adamının “ahlaksız” yapımları yayınlayan TV kanalı sahiplerinin öldürülmesinin caiz olduğunu açıklaması pek çok Arabı sarsmış ve korkutmuştu. Ancak Şeyh Saleh al-Luhaidan’ın yorumu Arap televizyonu hakkında süre giden bir tartışmanın görünen kısmıydı. Bu yaz, bir başka Suudi din adamı, Arap dünyasının en ünlü televizyon programı, Arapça seslendirilmiş Türk Noor dizisini, “kötülükle, şerle, ahlaksızlıkla dolu, erdeme karşı açılmış bir savaş” olmakla itham etti. Aynı zamanda Müslümanları, şarap içen ve evlilik öncesi cinsel ilişkide bulunan ılımlı Müslümanların hayatlarını konu alan diziyi izlememeye çağırdı. Ve geçen hafta, trajikomik bir şekilde, üçüncü bir Suudi din adamı (tüm ciddiyetiyle) Disney çizgi film kahramanı Mickey Mouse’u öldürülmesi gereken “Şeytanın bir askeri” olarak niteledikten sonra, çocukların bu çizgi karakteri izlemesine izin verilmemesini söyledi. Program ve sergilediği özgürlükler, tüm Ortadoğu’da, aralarında Suudi Arabistan’ın ileri gelen din adamı ve Müslümanların diziyi izlememesi yolunda fetva vermiş olan Şeyh Abdul Aziz al-Asheik’in de bulunduğu aşırı tutucu din adamlarının olağandışı kınamalara hedef oldu.[20] Suudi Arabistan’ın en yüksek yasal otoritesi, Yüksek Yasa Konseyi baş yargıcı Luhaidan’ın yakışıksız materyalleri yayımlayan TV kanalı sahiplerinin öldürülmesi yönünde bu ay yaptığı yorumlar dizi hakkındaki tepkilerin bölünmüşlüğünü göz önüne seriyor. Yargıcın yorumlarının hızlı bir şekilde yayınlanması ardından kargaşa baş gösterdi. Aralarında bazı aşırı tutucu Suudi’lerin de bulunduğu, ideolojik spektrumun her köşesinden eleştirmenler, yargıcı çizgiyi aşmakla suçladılar. Ne de olsa, Luhaidan’ın atıfta bulunduğu bazı televizyon yayın şirketlerinin sahipleri Suudi kraliyet ailesi üyeleri idi. Luhaidan, sözlerinin sebep olduğu tüm bu tartışmalara şaşırmış göründü. Birkaç gün sonra Luhaidan, Suudi hükümetindeki bazı kıdemli figürlerin açık baskısı altında, açıklama yapmak için devlet televizyonuna çıktı. TV sahiplerinin öldürülmesini teşvik ya da özendirmek gibi bir niyeti olmadığını belirtti. Başka bir cezanın caydırıcı olmadığını savunarak, kanal sahiplerinin öncelikle mahkemeye çıkarılması daha sonra da ölüm cezasına çarptırılarak idam edilmeleri gerektiğini söyledi.[21]

Sonuç

Özellikle 1980’lerden sonra Arap dizilerinin, en çok da Mısır ve Suriye dizilerinin, içinde bulunduğu sanatsal gerileme karşısında, Türk dizilerinin sosyal, dini ve politik açıdan Arap dünyasında, özellikle gençler ve kadınlar için, önemli bir rol oynadığı şüphesiz. Türk dizilerinin Arap izleyicisine hitap eden yeni bir çeşit dramatik öğesi (belki Türkiye ve Batıda yaygın olan) olduğu açık: manzara. Dahası, diziler aracılığıyla, Türkiye kendi halkı ve Arap halkı arasındaki kültürel ve sosyal bağları yeniden kurmaya dönebilir. Arapların çoğu Türkiye’yi  modern çizgileri olan Müslüman bir ülkenin harika modeli olarak görüyorlar.

Mohamed Zayed, Orta Doğu Uzmanı/Araştırmacı 

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Zayed, Mohamed  (Eylül, 2013), “Arap Dünyasında Türk Dizisi: Sosyal Etkileri, Dini Tepki ve Arap Dünyasındaki Dramatik Boşluk”, Cilt II, Sayı 7, s.35-42, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: Analiz Türkiye (http://researchturkey.org/?p=4125&lang=tr)


[1] “Challenge of the Turkish soap operas,” GulfNews, April 1, 2012.

[2] “Challenge of the Turkish soap operas,” GulfNews, April 1, 2012.

[3]-“Arab cinema is in crisis – it needs dramatic resolution m,” October 10, 2012 The Guardian.

[4]“Television drama enhances Turkey’s popularity in Arab world,” Xinhua, April 9, 2011.

[5]“Arab cinema is in crisis – it needs dramatic resolution m,” October 10, 2012 The Guardian.

[6]“Arab cinema is in crisis – it needs dramatic resolution m,” October 10, 2012 The Guardian.

[8]“Awash with Turkish soap,” Al Ahraam Weekly, 15 – 21 January 2009.

[9]Semih İdiz, “Arabs Soak Up Turkish Soap Operas,” Al-Monitor, January 25, 2013.

[10]Turkish Drama Series Gain Popularity in Arab World,” Sharq Al Awasat, April 27, 2008.

[12]Roula Khalaf, “Viewers fall for soap’s Turkish delight,” Financial Times, August 29, 2008.

[13]Farah al-Sweel,”Turkish soap opera flop takes Arab world by storm,” Reuters, July 26, 2008.

[14]Semih İdiz , “Arabs Soak Up Turkish Soap Operas,” Al-Monitor, January 25, 2013.

[15]Interview with the President of the American University in Cairo Lisa Anderson, Hürriyet Daily News, April 14, 2012.

[16]Nadia Bilbassy,” Leave it to Turkish soap operas to conquer hearts and minds,” Foreign Policy, April 15, 2010.

[17]“Turkish soap operas topic of meeting with Arab officials,” the Daily News, November 18, 2011.

[18]“Turkish dramas receive tourism awards,” Anatolia News Agency, Jan 18 , 2013.

[19]Farah al-Sweel, “Turkish soap opera flop takes Arab world by storm,” Reuters, July 26, 2008.

[20] Robert F. Worth, “TV shows cause controversy in Arab world,” The New York Times, September 27, 2008.

[21] Robert F. Worth, “TV shows cause controversy in Arab world,” The New York Times, September 27, 2008.

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

One thought on “Arap Dünyasında Türk Dizisi: Sosyal Etkileri, Dini Tepki ve Arap Dünyasındaki Dramatik Boşluk

  1. arabic iptv

    Hi there! This post could not be written much better! Looking at this post reminds me of my previous roommate! He always kept talking about this. I most certainly will forward this article to him. Pretty sure he’ll have a very good read. Many thanks for sharing!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.