Türkiye’nin Gerçekleşmeyen Düşü: Petrol

Türkiye’nin Gerçekleşmeyen Düşü: Petrol

Türkiye enerji fakiri bir ülke. 2011 yılında tükettiği 20 milyon ton ham petrolün sadece % 12’sini kendisi üretebildi.([1]) Doğalgazda durumu daha da vahim: 2011 yılında tükettiği 44 milyar m3 doğalgazın neredeyse tamamını ithal etmek zorunda kaldı, kendi üretebildiği miktar sadece 800 milyon m3 oldu.([2]) Doğal olarak ülkenin enerji ithalat faturası da çok ağır: 2011 için tam 54 milyar dolar. Bu rakamın ne ifade ettiğine daha yakından baktığımızda gördüğümüz manzara şudur: 2011 yılı ihracatı 135 milyar dolar, ithalatı 241 milyar dolar olan ülkenin tüm ithalatının beşte birinden fazlasını enerji oluşturmakta, ihracattan kazandığı bütün paranın da neredeyse yarısı buna gitmektedir. Fakat bu ağır dış ticaret dengesizliğini daha da korkutucu kılan asıl gelişme, enerji ithalatındaki artışın, hem miktar hem de fiyat olarak, toplam ihracat ve ithalat artışlarını katlıyor olmasıdır. 2011 yılında ülkenin tüm ihracatı önceki yıla göre % 18,5 ve ithalatı da % 29 artarken, enerji faturası bir önceki yıla göre % 40,5 artmıştır!([3]) Enerji ithalatı için ödediği yüksek faturalar olmasa, ülkenin son birkaç yıldaki (eskiye göre) hızlı büyümesi çok daha hayranlık verici bir noktaya çıkabilirdi. Başbakan (ve iktidar partisinin öteki sözcüleri) Moddy’s, Fitch ve S&P’nin ülkeye verdikleri kredi notunu az buluyor, ama bu uluslararası derecelendirme kuruluşları da sürekli (ve de haklı) olarak “cari açıktan ne haber?” deyip duruyorlar.

Türkleri bu fakirliğe isyan ettiren neden ise bütün komşuları petrol ve doğalgaz içinde yüzerken doğanın kendilerine böylesine cimri davranmış olması. “İran’da, Irak’ta, Azerbaycan’da, Rusya’da bunca bol olan şey neden bizde yok?” sorusuna yanıt bulamıyorlar. Bu isyan tek başına pek de zararlı olmayabilir; ama bütün yeraltı kaynakları için geçerli başka bir yaygın septik düşünce daha var ki işte o petrol ve doğalgaz arama çabalarının önünde gerçekten de ciddi bir engeldir: Yer altı zenginliklerimizi yer üstüne çıkarmak isteyen herkese karşı, tedavi kabul etmez bir şüphe duymak! Bu hastalığa sadece köy kahvelerinde değil, ciddi siyasal tartışmalarda, açık oturumlarda bile rastlayabilirsiniz. Söz gelimi yabancı petrol şirketi kuyu açtı, fakat petrol bulamadı ya da bulduğu miktar ekonomik olmaktan çok uzak, o yüzden kuyuyu çimentoyla kapatıp gitti. İşte bu olaya yöre halkının yaklaşımı kesinlikle şöyle olacaktır: “Aslında petrolü buldular, ama sırf bize yaramasın diye kuyuyu kapatıp gittiler!” Bu inanış karşısında yapacağınız bütün mantıklı açıklamalar geçersizdir; onlarca milyon dolar harcayıp açtığı kuyuda ekonomik ölçüde petrol bulan herhangi bir özel şirketin, bunu çıkarmaktan hiçbir koşulda vazgeçmeyeceğine insanları inandıramazsınız. Halk arasında yerleşik çok ilginç bir başka inanış da şudur: Aslında uzaydaki uydulardan Türkiye’deki bütün petrol yatakları, maden kaynakları çıplak gözle bile açıkça görülmektedir, ama yabancılar kasıtlı olarak bu bilgiyi bizden gizlemektedirler!

Türkiye’de geçerli abartı merakı ve piyango düşkünlüğü de bilimsel analizleri sulandıran etkenler arasındadır. Zaman zaman bulunan küçücük doğalgaz yataklarının “Bütün ülkeyi kurtaracak kadar büyük” olduğunu söyleyen genel müdürlerimiz oldu. Halkın çoğu da günün birinde Tanrının işi ele alacağına ve topraklarımızda eşine rastlanmayacak ölçüde zengin doğal kaynaklar keşfedeceğimize inanmayı sürdürmektedir. (Hatta bor madeninde bu gerçekleşmiştir bile.) Kısacası, “bizim evde” petrol ve doğalgaz konusunda akılcı değerlendirmeler yapmak pek kolay olmuyor.

Kutsal Petrol, Kutsal Milli Menfaatler

Türkiye’de uzun yıllardan beri geçerli olan petrol ve doğalgaz arama rejimini değiştirmek için şimdilerde yeni bir yasa tasarısı TBMM Genel Kuruluna sunulmuş durumda. 6326 sayılı          (artık “eski” diyelim) Petrol Kanunu 1954 tarihliydi; en kapsamlıları 1970 ve 1983’te olmak üzere pek çok kez değiştirilmiş, ama yine de epeyce eski kalmıştı. En önemli özelliği ise “aşırı korumacı” tavrıydı.

Eski yasaya göre Türkiye’de petrol arama işi neredeyse “kutsal” bir faaliyetti, bu faaliyet ancak devlet şirketi TPAO tarafından yapılabilirdi, başka yerli ve yabancı şirketlere çok zor izin veriliyordu. “Milli menfaatlere uygunluk” kriterine aşırı vurgu yapılmaktaydı, başvuruların değerlendirilmesinde başta gelen ölçüt buydu.

Yabancı petrol şirketleri neredeyse “ajan” gibi algılanmaktaydı. Eski yasa bu kuşkuyu son derece muğlak ifadelerle şöyle formüle etmişti: Eğer bir şirketin idaresinde yabancı bir devletin “mali ilgisi” varsa, o şirketin Türkiye’de petrol araması mümkün değildi. Böyle şirketler petrole ilişkin öteki faaliyetleri de yürütemezler, bu amaçla menkul ve gayrimenkuller edinemezlerdi. (Çok gerekli hallerde bu izni onlara ancak bakanlar kurulu verebilirdi.) Bu hükmü şöyle açıklayalım: Söz gelimi Kazakistan’da bu hüküm geçerli olsaydı, Türk devlet şirketi TPAO orada değil petrol aramak, irtibat bürosu bile açamayacaktı! Petrol şirketleri çıkardıkları petrolün ancak karada % 35’ini, denizde ise % 45’ini ihraç edebiliyorlardı. Geri kalanı “ülke gereksinimi” için ayırmak zorundaydılar.

Eski yasa, ulusal petrol şirketi TPAO’ya çeşitli ayrıcalıklar tanınmaktaydı; TPAO sahip olduğu işletme ruhsatlarını süresiz biçimde elinde tutabiliyor, sahip olabileceği ruhsat sayısı bakımından da öteki şirketlerden avantajlı konumda bulunuyordu. Üzerinde işletme ruhsatı bulunmayan petrollü araziler ihaleye çıkarılmaksızın TPAO’ya teklif edilir, o kabul ederse artık başkasına sorulmazdı. Ruhsat süresi biten şirketlerin üretim sahaları da sorgusuz sualsiz TPAO’ya devredilirdi.

Petrol şirketleri, petrol arama/çıkarma harcamalarının geri dönüşünü çok uzun zamana yaymak zorundaydılar ve yüksek oranlı kurumlar vergisine tabiydiler. Vergi üst sınırının % 55’lere kadar çıkması mümkündü.

Bu ve benzeri hükümler,  her karış toprağından petrol fışkıran Irak’ta geçerli olsa pek sorun teşkil etmeyebilirdi, ama Türkiye’de haklı olarak şirketleri hep korkuttu.

Yasa böylesine “istekli kaçıran” kurallar yanında, alabildiğine boşluklarla da doluydu ve bu boşluklar kötü niyetlere kapı açabiliyordu. Örneğin, arama ruhsatnameleri herhangi bir iş programına (ve teminata) bağlanmıyordu, şirketler dilerlerse ruhsat süresinin son ayına kadar boş oturabilir ve petrol sahasını yıllarca ellerinde tutabilirlerdi.  Bu boşluktan yararlanan sahte petrolcüler,  ellerindeki ruhsatları karaborsada pazarlamaktaydılar.

Korumacılık İşe Yaradı mı?

“Bu korumacı yasa yürürlükte kaldığı süre içinde ülkenin petrol arama-bulma-işletme bilânçosu nasıl gelişti?” sorusunun yanıtı ise hiç de iç açıcı değil.

1954 yılından bu yana Türkiye’de sadece 4.103 arama ve üretim kuyusu açılabilmiştir. 2011 itibariyle bunların faal olan 1.180’inden elde edilebilen ham petrol sadece 2,3 milyon ton kadar olabilmiştir. ([4]) Ülkedeki tüm kuyuların ortalama verimliliği 38 varil/gün kadardır. En çok üretim yapılan kuyunun günlük verimi 698 varildir ve 1 varil/gün üretim yapan kuyularımız bile vardır.([5]) 2011’de çıkarabildiğimiz tüm doğalgazın da 283 kuyudan geldiğini not edelim. Bu kuyu kalabalığı ve bunlardan elde edilebilen küçücük üretim, Türkiye topraklarının petrol şirketleri için pek de öyle “tercihe değer” bir coğrafya olmadığını gösteriyor. Şimdiye kadar açılabilmiş kuyu sayısı 780.000 km2’lik koca ülke için çok yetersizdir, denizlerimiz hâlâ büyük ölçüde bakir, dolayısıyla günün birinde “çok verimli” alanlar keşfetme ümidimizi henüz kaybetmedik, ama dört bin küsur kuyuluk deneyimlerimiz ışığında, bu pek de yakın bir olasılık değildir.

Cumhurbaşkanının Vetosu, Meclisin Umursamazlığı

Eski yasadan şikâyetler yıllardır sürüyordu, 2004 yılının Haziran ayında TBMM’ye sunulan bir yasa tasarısı, 2,5 yıl meclis komisyonlarında süründükten sonra, ancak 17 Ocak 2007 tarihinde kabul edilebildi. 5574 sayılı bu yasa:

  • “Ulusal çıkarlara uygunluk” kavramına yer vermiyordu.
  • Çıkarılacak petrolün bir kısmının ülke gereksinimlerine ayrılacağı kuralı yoktu.
  • “Yabancı bir devletle mali ilgisi olan” şirketler için konulan yasak kaldırılmıştı.
  • Eski yasada % 12,5 olan devlet hissesinde kademeli bir sistem kabul ediliyordu. Devlet hissesi karalarda ve denizlerde farklı belirlenecek, ayrıca üretim miktarıyla da ilişkili olacaktı. % 2’den başlayan ve % 12’ye kadar çıkan bir rejim öngörülmekteydi.
  • Karalarda elde edilen devlet hissesinin % 50’sinin, petrolün çıkarıldığı ilin özel yönetimine aktarılması kabul edilmekteydi.

Yasa, zamanın cumhurbaşkanı tarafından, yukarıda belirttiğimiz 5 noktada toplanan gerekçelerle veto edildi.  Yani Cumhurbaşkanı yasadaki bütün yenilikçi noktalara itiraz ediyordu.

Türkiye Cumhuriyetinin anayasal sisteminde Cumhurbaşkanı vetosu Meclis iradesinin önünde gerçek bir engel oluşturmaz. Meclis dilerse vetoya direnebilir, yasayı (virgülüne dokunmadan) tekrar göndererek Cumhurbaşkanını onaylamak zorunda bırakabilir. Tabii yasa üzerinde veto gerekçelerine uygun değişiklikleri yaparak Cumhurbaşkanı ile uzlaşması da mümkündür. Fakat Meclis Petrol Yasası için bunların hiçbirini yapmadı, sessiz kalmakla yetindi.

Cumhurbaşkanının veto gerekçeleri arasında biri her zaman “yerinde, haklı” görülmüştür ki bu da “üretilen petrolden alınan devlet hissesinin yarısının yerel yönetimlere bırakılacağı” kuralıdır. Gerçekten, üniter bir ülke için doğal kaynakların “çıkarıldığı bölgeye göre” dağıtılması kabul edilebilir değildi. Fakat konuyla ilgili bütün çevrelerin üzerinde uzlaştığı öteki yeniliklere Meclisin neden yıllarca sahip çıkmadığı, bunları yürürlüğe koymak için neden beklediği bilinmezliğini koruyor.

Yeni Yasa, Yeni Dönem ve Bir Öngörü: Hiçbir Şey Değişmeyecek!

Şimdi TBMM’ye sunulan yeni yasa tasarısı 2007’den beri uyumaya terk edilen işte bu “vetolu yasayı” temel alıyor, fakat petrol (ve doğalgaz) aramayı yine de beklediğimiz kadar özendirmeyecek. Çünkü pek çok olumlu değişiklik içerse de en can alıcı sorunları görmezden geliyor ve bazı noktalarda 2007’nin bile gerisine düşmüş durumda.

Devlet hissesi hesabında “vetolu” 2007 yasasında öngörülmüş olan sistemden, yani deniz sondajlarını özel olarak cesaretlendiren ve devlet hissesini “çıkarılan petrole” endeksleyen kademeli hesaplamadan vazgeçilmiş ve 1954 yasasındaki duruma geri dönülmüş olması çok şaşırtıcı. Sadece çok düşük graviteli petrol için küçük indirimler yapılabilecek.

Yabancı şirket fobisi yeni tasarıya birkaç yerde yine sızmış. Tasarı petrol hakkı sahibi olan şirketin yönetim kontrolünde değişiklik yaratan sermaye hareketlerini bakanın “ön onayına” bağlı kılıyor. (Hisseleri New York borsasında alınıp satılan dünya devi bir şirketin yönetim kontrolünü izlemek, Türkiye’deki petrol kuyusunun günlük üretimine ne kazandıracak, kimse bilmiyor.) Bir başka fobik sızıntı da şu: Yeni tasarıya göre yabancı petrol şirketinin mutlaka “sermaye şirketi” olması gerekiyor. Yani tıpkı TPAO gibi “devlet şirketi” statüsünde olanlar bundan böyle Türkiye’de petrol arayamayabilir.

Devlet hissesinin nakdi olarak tahsilinde kuyu başı fiyatı yerine piyasa fiyatının esas alınması, üretici şirketler için önemli bir haksızlık kaynağı olmaya aday görünüyor. Çünkü piyasa fiyatı çıkarılan petrolün en yakın piyasaya nakil giderlerini de içermektedir ve böylece devlet hissesini kuyunun başında petrol olarak ödeyen nakden ödeyenden daha kârlı olacaktır.

Yeni dönemin birkaç olumlu öngörüsü de var. Bunların başında, arama ruhsatlarının iş programlarına (ve teminata) bağlaması geliyor. Artık, ruhsatları hiçbir faaliyet yapmaksızın yıllarca elde tutmak tarihe karışıyor. Bunu yapanlar hem ceza ödeyecekler, hem de ruhsatlarını kaybedecekler. Çıkarılan petrolün bir kısmına konulan ihraç yasağının kaldırılması da olumlu gelişmeler arasında. Şirketler, sadece Türkiye’nin arz güvenliği bakımından gerek duyacağı petrolü piyasa fiyatından içerde satmak zorunda olacaklar.

Yeni dönemde şirketler arama giderlerini tamamen geri almadıkça, petrol kazançlarından vergi ödemeyecekler. Bu belki de yeni dönemdeki yeniliklerin başında geliyor. Fakat şirketleri aramaya özendirecek en önemli unsur neredeyse tamamen pas geçilmiş: Vergi indirimi. % 40’a kadar ulaşabilecek vergi oranı, olağanüstü riskli petrol sektörü için zaten oldukça yüksektir, Türkiye coğrafyasının en azından şimdilik bilinen rezerv durumu bu riski daha da arttırıyor. Şirketlere, başarısız sondaj masraflarını konsolide edebilecekleri olanakların da yaratılması doğru olurdu.

TPAO’nun Konumu

Yeni dönemin belki de en büyük olumlu yeniliği, şaşırtıcı biçimde, tasarıya getirilen eleştirilerin de odağını oluşturdu. Artık, Devlet Şirketi TPAO’nun ruhsat sahibi diğer şirketlerden farkı olmayacak. “Devlet adına arama yapmak” ayrıcalığı kaldırıldığı gibi, “süresi sona erecek” işletme ruhsatlarının müzayedesiz olarak TPAO’ya devrinden de vazgeçiliyor.

TPAO’nun ayrıcalıklarının sürmesinden yana olan profesyonellerin, bu devlet şirketinin nasıl “bir dünya oyuncusu” olabileceğine kafa yormaları daha doğru olacak. Mevcut yasal, yönetsel (ve tabii ki finansal) yapısıyla TPAO, riskli alanlarda yeni teknolojilerle çok sayıda arama yapması olanaksız bir şirkettir. Geçmişte, Azerbaycan ve Türkiye liderlerinin kişisel dostluğundan kaynaklanan Azeri-Çıralı-Güneşli petrol gelirlerini saymazsak (şirketin bu üretim sahasında % 6,5 kadar ortaklığı vardır) şirketin yurtdışında hemen hiç petrol geliri yoktur, yurtiçindeki gelirleri yetersizdir, arama faaliyetine ayırdığı/ayırabildiği miktarlar ise oldukça küçüktür. En önemlisi, petrol üretimi dışındaki alanlar için (iletim, rafinaj vs) organize değildir. Yan dallardan gelir olanağı bulunmayan şirket, sondaj faaliyetlerine yeterince kaynak transferi de yapamamaktadır.           

Sonuç

Yeni petrol rejimi,  iyi niyetli bazı değişiklikler öngörüyor, fakat asıl gerekli olan yasa değişikliği değil anlayış değişikliğidir. Temelsiz korkuları aşmalıyız. Devlet ayrıcalığı yaratmak, artık geçmişte kalmış “kapalı ekonomi” tercihidir ve uygulandığı dönemlerde hiç faydasını görmedik.

Petrol arama/çıkarma faaliyetini tüm dünya piyasalarında geçerli olan; ruhsat alanlarını  önceden dikkatlice belirlemek, isteklilerin teknik kapasitelerini doğru biçimde değerlendirmek, ruhsat sahiplerinin önüne mantıklı iş planları koyup buna uymayanın ruhsatını hemen elinden alıvermek…. gibi kurallara bağlamak yerine “milli menfaatlere” yaslamak, zaten kolay açıklanabilir bir durum değildi.

Şu anda 24 yabancı ve 24 de yerli şirket ülke topraklarında petrol ve doğalgaz aramakta. Bu şirketleri çoğaltmak, onları daha çok kuyu açmaları ve pahalı yeni teknolojileri denemeleri için cesaretlendirmek gerekiyor. Unutmamalı ki “milli menfaatlere” en uygun petrol yer kabuğunun içinde bekleyen değil, öyle ya da böyle “çıkarılmakta olan” petroldür.

Hıfzı Deveci, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Emekli Üyesi, Kamu Yönetimi Uzmanı ve Yazar

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Deveci, Hıfzı (Mayıs, 2013), “Türkiye’nin Gerçekleşmeyen Düşü: Petrol”, Cilt II, Sayı 3, s.24-29, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: AnalizTürkiye (http://researchturkey.org/?p=3206&lang=tr)


[1] Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (PİGM) Petrol ve Doğalgaz Üretim İstatistikleri 2011

[2] Petrol Platformu Derneği (PETFORM) istatistikleri 2011

[3] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Dış Ticaret İstatistikleri, 2011

[4] PİGM Petrol ve Doğalgaz İstatistikleri, 2011

[5] Suudi Arabistan’da 30.000 varil/gün üretim yapan kuyular var. Irak için 10.000 varil/gün üretim şaşırtıcı değildir.


Yorumlar

One thought on “Türkiye’nin Gerçekleşmeyen Düşü: Petrol

  1. Ali Erkazan

    Dün çıkan Petrol yasasını gӧrϋnce google’da arama yaparken haftalar ӧnce yayınladığınız bu yazıyı şimdi okudum. Başımıza gelecekleri o zamandan gӧrmϋş ve yazmışsınız. Öngӧrϋnϋze hayran kaldım. Lϋtfen bu beladan nasıl kurtuluruz onu da yazın. Artık sitenizi takipteyim. İyi ki sizin gibi aydınlar var.Sağolun.

    Dün gece çok kritik bir yasa çıktı!

    VATAN, 30.05.2013 – 12:08
    TPAO’nun özelleştirilmesinin önü açıldı
    AA
    Meclis dün gece 01.30′da kadar çalışarak çok kritik bir tasarıyı yasalaştırdı. TBMM’den geçen yeni Türk Petrol Kanunu mevcut yasadaki “milli menfaat” vurgusunu kaldırıyor, “devlet hissesini” sahalara göre azaltıyor.
    Yeni yasada “Devlet adına arama ve işletme ruhsatı alma hakkı TPAO’ya aittir” hükmü çıkarıldı.Böylece süresi dolan petrol üretim sahalarının devlet adına üretime devam etmesi için TPAO’ya verilmesini öngören yasa maddesi kaldırılarak, bu sahaların özel sektör şirketlerine sunulmasının yolu açıldı.
    TPAO’nun özelleştirilmesinin de önü açılmış oldu.

    İŞTE YASANIN AYRINTILARI:

    Kanuna göre, petrol hakkı sahibi, arama veya işletme ruhsatında veya civarında petrol işlemi için gerekli arazinin kullanma hakkını; arazi özel mülkiyete ait ise anlaşma; anlaşmazlık durumunda ise kamulaştırma yoluyla elde edebilecek. Arazi Hazine’ye ait ise Maliye Bakanlığı’ndan bedeli karşılığında kiralamak, irtifak hakkı tesis etmek veya kullanma izni almak ve ruhsatına kaydedilmek suretiyle kazanabilecek.

    Anlaşmaya dayanan kullanma hakkı 3 yıldan fazla sürdüğü takdirde özel mülkiyet konusu arazinin kamulaştırılması, arazi sahibi veya petrol hakkı sahibi tarafından istenebilecek.

    Kamu yararı niteliğindeki kamulaştırma kararı, talep üzerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca verilecek.

    Kamulaştırılan arazinin mülkiyeti, Hazine’ye kullanma hakkı kamulaştırma bedelini ödeyen petrol hakkı sahibine ait olacak. Bu durumda, Maliye Bakanlığı tarafından petrol hakkı sahibi lehine bedelsiz olarak ve ruhsat süresi kadar kullanma hakkı verilecek. Arama ve işletme ruhsatı iptal edilirse kamulaştırma bedeli iade edilmeyecek.

    Arayıcı veya işletmeci, arama veya işletme ruhsatı içindeki ve civarındaki arazide, sondaj dahil çeşitli yöntemlerle su aramaya ve bulunan suları kullanma hakkına sahip olacak.

    Orman Kanunu’na göre orman sayılan yerlerde ruhsat ve izin alanlarında da ilgili mevzuata göre izin alınarak ve bedelleri ödenerek petrol arama ve işletme faaliyetleri yapılabilecek.

    Gelir vergileri kesintisi toplamı yüzde 55′i geçmeyecek

    Petrol hakkı sahiplerinin safi kazançları üzerinden ödemekle yükümlü bulundukları vergiler ve hissedarları adına yapmaları gereken gelir vergileri kesintisi toplamı, yüzde 55′i geçemeyecek.

    Dar mükellefiyet esasında vergilendirilen kurumlara petrol arama faaliyetleri için yapılan serbest meslek kazancı ödemelerinden Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yüzde 5′i oranında tevkifat yapılacak.

    Petrol işlemleriyle birlikte diğer faaliyetlerde bulunan petrol hakkı sahiplerinin petrol işlemlerine ait faaliyetleri, diğer faaliyetlerinden ayrı olarak muhasebe kayıtlarında izlenecek ve vergilendirilecek. Esas faaliyetleri bu kanuna göre petrol işlemi olan iki veya daha fazla petrol hakkı sahibi, aralarında bir ortaklık oluştursa bile ayrı ayrı vergiye tabi olacak.

    Petrol hakkı sahibinin, elde edeceği gelirler, yabancı kurumlar için, sermayenin cari kur üzerinden geri alınmasına kadar; yerli kurumlar için ise yapılan yatırım maliyeti itfa yoluyla gidere dönüştürülene kadar itfa payı olarak addolunacak.

    Petrol hakkı sahiplerinin geçmiş yıllarda yabancı para cinsinden ithal etmiş olduğu, fakat halen transferi gerçekleşmemiş sermayesinden arta kalan miktarlar için de bu kural uygulanacak.

    Muafiyetler

    Kanunla, petrol işlemlerinde kullanılacak malzeme ithalinin, gümrük muafiyeti, dahilde alınan vergi ve fonlar ile TSE ve CE güvenlik sertifikası konularında başka kurum ve kuruluşun izinine tabi olmadan, bakanlığın uygunluk izniyle yapılabilmesi sağlanıyor.

    Petrol hakkı sahibinin Türkiye’deki petrol işlemi için idari faaliyetleri ile bina tesislerinin ve teçhizatlarının inşası, kurulması ve işletmesine ait malzemeler hariç, petrol işlemlerinde kullanılacak ve Genel Müdürlükçe onaylanan malzemeyi, ekipmanı, akaryakıtı, kara, deniz ve hava nakil vasıtalarını ithal etmesi ya da yurt içinden teslim alması, gümrük vergisinden, yapılan işlemler harçlardan, düzenlenen kağıtlar damga vergisinden müstesna olacak.

    Petrol hakkı sahibi, sermayesine mahsuben her zaman transfer talebinde bulunabilecek. Petrol hakkı sahibi ihraç ettiği petrolden sağladığı dövizi yurtdışında muhafaza edebilecek. Bu döviz tutarı, Türkiye’ye ithal edilmiş sermaye ile bunu aşan net kıymetlerin transferinden mahsup edilecek.

    Doğal afetler veya savaş hali, petrol işlemine etkileri oranında petrol hakkı sahibinin hak ve sorumluluklarını eşit sürede erteleyecek.

    Türkiye’de adres gösterecekler

    Kanunla, Türkiye’de petrol işleminde gerekli olan ve 6 ayı geçmeyen süre için çalışacak yabancı personelin, Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’dan muaf olabilmesi amacıyla çalışma izinleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın uygun görüşüne, İçişleri Bakanlığı’nın iznine bırakılıyor.

    Kanuna göre, hak talep edenler, Türkiye’de adres gösterecekler, göstermeyenlere araştırma izni, arama ve işletme ruhsatı verilmeyecek.

    Petrol hakkı sahibi, petrol işlemiyle ilgili her türlü kayıt, hesap, bilgi, belge ve numuneleri, yönetmelikte belirlenen sürede Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne verecek. Arayıcı, tespit ettiği petrol bulgusu ve keşfinden, Genel Müdürlüğü haberdar edecek.

    Arama ruhsatı sahasında açılan sondaj kuyularına ilişkin bilgi, veriler, jeofizik, detay jeolojik ve laboratuvar bilgi ve verileri ruhsat süresinin sonunda, işletme ruhsatı sahasında açılan sondaj kuyularına ilişkin bilgi ve veriler, ruhsatın yürürlük tarihinden itibaren 5. yılın sonunda, araştırma izni kapsamında elde edilen bilgiler ise 8. yılın sonunda açık hale gelecek.

    Genel mahiyetteki teknik, mali ve jeolojik bilgiler, kuyu yerleri, sondaj kesitleri, muhafaza boruları kayıtları ve genel üretim ve satış rakamları sır sayılmayacak. Açık hale gelen petrol işlemlerine ilişkin bilgi ve verilerin yurt içi ve yurt dışında pazarlanması ve satışını Petrol İşleri Genel Müdürlüğü yapacak. Petrol verilerin pazarlanmasında elde edilecek gelirler, genel bütçeye gelir kaydedilecek.

    Düzenleme hükümlerine göre alınmış veya alınacak tüm haklarda başvuru veya hak sahipleri arasındaki ihtilaflara ilişkin itirazlar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından sonuçlandırılacak.

    Tescil edilmiş bir petrol hakkı sahibinin sermayesinde kontrolün değişimine yol açabilecek her türlü hisse devir işlemleri bakanlığın ön iznine tabi olacak.

    Doğaya zarar vermeyecek

    Yasaya göre araştırma izni, arama ruhsatı ve işletme ruhsatı alınmadan hiçbir petrol işlemi yapılamayacak.

    Petrol işlemi sona eren hak sahibi, araziyi eski haline getirmekle yükümlü olacak. Petrol hakkı sahibi, üzerinde işlem yaptığı arazinin malikine veya zilyedi bulunan kişiye, araziye, o yerdeki tesislere verdiği zararı ve mahrum kalınan ürün bedelini veya işletme kazancını ödeyecek.

    Yasadaki esaslara uygun olmak şartıyla, sermaye şirketlerine veya yabancı devletler mevzuatına göre sermaye şirketi niteliğinde bulunan özel hukuk tüzel kişilerine araştırma izni, arama ruhsatı ve işletme ruhsatı verilebilecek.

    Başka kanuna göre yasak olan yere girilemeyecek veya o yerde bulunulamayacak.

    Petrol hakkı sahibi, yöre halkının yaşamını zora sokmayacak, doğaya ve çevreye zarar vermeyecek ve bunları tehlikeye atmayacak şekilde petrol işlemi için gerekli tesis ve ekipmanı kuracak.

    Petrol hakkı alınmasından önce, petrol işlemleri sırasında doğabilecek zarar ve ziyanı karşılamak üzere teminat verilmesi zorunlu olacak. Teminat miktarları hektar başına; araştırma izin harcının on binde beşi, arama ruhsat harcının binde biri, işletme ruhsat harcının binde beşi kadar olacak. Bakanlar Kurulu bu oranı yüzde 50 oranında artırma ya da eksiltmeye yetkili olacak.

    Hudutlarda, askeri yasak bölgelerde, tarihi yerlerde ve yerleşim yerlerine hangi mesafede petrol işlemi yapılabileceği yönetmelikle belirlenecek.

    Petrol hakkı sahipleri, 1980′den sonra keşfettikleri petrol sahalarında ürettikleri ham petrol ve doğalgazın tamamı üzerinden, kara sahalarındaki yüzde 35′ini ve deniz sahalarında yüzde 45′ini ham veya mahsul olarak ihraç etme hakkına sahip olacaklar. Geri kalan kısım ile 1980′den önce bulunmuş sahalardan üretilen ham petrol ve doğalgazın tamamı ve bunlardan elde edilen petrol mahsulleri ülke ihtiyacına ayrılacak. Bakanlar Kurulu bu oranları yeniden belirlemeye ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları düzenlemeye yetkili olacak.

    Ağır para cezaları

    Kanun, şartlara uymayanlarla tehlikeli durum ortaya çıkaranlara ağır para cezaları öngörüyor. Buna göre, tehlikeli fiil nedeniyle önemli ve tamiri mümkün olmayan bir hasar veya zarar verenler 500 bin lira, petrol işlemi sırasında tehlikeli fiil yapanlar 350 bin lira, verilen süre içinde önlem almayanlar geçen her bir gün için 50 bin lira para cezasına çarptırılacak.

    Arama ruhsatı veya işletme ruhsatı almaksızın petrol işlemi yapanlara 250 bin lira, araştırma izni ve arama ruhsatı almadan araştırma yapanlara 100 bin lira, verilen bir hakkın kullanılmasını veya kanunu uygulamakla görevli olanların görevlerini yapmasını engelleyenler 50 bin lira, başvurularda gerçek dışı beyanda bulunanlara 50 bin lira, verilmesi gereken bilgi ve belgeleri bir takvim yılı içinde iki defa zamanında göndermeyen veya eksik gönderenlere 10 bin lira, bu durumun bir takvim yılı içinde ikiden fazla tekrarı halinde her tekrar için 10 bin lira idari para cezası verilecek.

    Para cezaları tebliğinden itibaren 1 ay içinde ödenecek, cezalara karşı 30 gün içinde idare mahkemelerinde dava açılabilecek.

    Arama ve işletme ruhsatı almadan petrol işlemi yapılması sonucunda elde edilen gelire ve petrole el konulacak, bunun mülkiyeti kamuya geçirilecek.

    Petrol işlemi tehlikeli fiilde durdurulacak

    Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün, petrol işleminde veya bu işlemle ilgili tehlikeli fiil yapıldığını belirlemesi halinde petrolün satışını ve tehlikeli fiilin önlenmesi için yapılacak çalışmalar hariç, petrol işlemini durduracak.

    Tehlikeli fiilin önlenmemesi durumunda Genel Müdürlük, masrafı petrol hakkı sahibine ait olmak üzere, tehlikeli fiili önleyici tedbirleri alacak, hasarı tamir ve tazmin ettirecek. Bu masraf hak sahibinin verdiği teminattan karşılanacak. Hak sahibi teminatın kullanılan kısmını 2 ay içinde tamamlayacak. Teminat miktarı 2 ay içerisinde tamamlanmazsa her geçen ay için eksik bedel üzerinden yüzde 10 artırım yapılarak, tamamlattırılacak. Bir yılın sonunda teminatın tamamlanmaması halinde petrol hakkı sahibinin araştırma izni, arama ruhsatı veya işletme ruhsatı iptal edilecek.

    Şartlara uymayan hak sahibi ihtar edilecek. İhtara uymaması durumunda 90 gün sonunda petrol hakkının iptal edileceği bildirilecek. Bu sürenin bitiminde petrol hakkı sahibinin şartlara uyabilmesi için ek süreye ihtiyaç olduğu Genel Müdürlükçe tespit edilirse 60 günü geçmemek üzere ek süre verilecek. Bu süre sonunda da şartlara uymayan hak sahiplerinin izin veya ruhsatı iptal edilecek.

    Devlet hissesinin bir yıl içerisinde üst üste 2, toplamda 3 defa ödenmediği tespit edilirse arama veya işletme ruhsatı iptal edilecek.

    Teşvikten yararlanacaklar

    Arama veya işletme ruhsatı sahibi, arazi sahibine gerekli ödemeyi yapmazsa, girilmesi veya bulunulması yasak yere girerse, petrol işlemini tehdit eden şartlarda Genel Müdürlüğü ve etkilenebilecek diğer petrol hakkı sahiplerini derhal haberdar etmez ve tedbirleri bildirmezse petrol işlemlerinin geçici süre için durdurulabileceği veya doğrudan izin ve ruhsatının iptal edileceği bildirilecek. Bu sürenin bitiminde petrol hakkı sahibi gereğini yapmazsa, Genel Müdürlük petrol işlemini 90 günden az 180 günden çok olmamak üzere geçici olarak durdurabileceği gibi petrol hakkını doğrudan doğruya iptal edebilecek.

    Taahhüt edilen iş programının 2 yıl üst üste hiç gerçekleştirilmemesi durumunda verilen teminat irat kaydedilecek ve ruhsat iptal edilecek.

    Petrol hakkı sahipleri tarafından gerçekleştirilecek yatırımlara verilecek teşvikler, Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek.

    Bir yıl süreyle başvuru alınmayacak

    Petrol hakkı sahibi yabancılar da Türk kara sularında petrol arama ve üretim faaliyetleri icra edebilecek.

    Doğalgaz üretimi yapan hak sahibi yerli ve yabancı şirketler ile yabancı şirketlerin Türkiye’deki şubelerine, toptan satış lisansı verilecek.

    Kanun, daha önce alınan arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin hak ve yükümlülükleri koruyor.

    Yasanın öngördüğü hazırlıkların yapılması ve ilgili yönetmeliklerin hazırlanması için bir yıl süreyle yeni arama ruhsatı başvurusu alınmayacak.

    Yapımı devam eden projeler tamamlanıncaya kadar ithalat, ihracat ve kamulaştırma haklarının yürürlüğü devam edecek.

    TBMM Başkanvekili Meral Akşener, sıradaki tasarı ve teklifler için komisyon ve hükümetin yerine oturmaması üzerine, bugün saat 14.00′te toplanmak üzere birleşimi kapattı.

    Yanıtla

Leave a Reply

Your email address will not be published.


Loading Facebook Comments ...
Loading Disqus Comments ...