Türkiye’de Demokrasi Yönünü Kaybediyor

*Kaynak: AA ©

Türkiye’de Demokrasi Yönünü Kaybediyor

Hükümet din ve laikliği dengeleyerek kendi demokratik modelini oluşturmalıdır.

Dünyanın en istikrarsız stratejik bölgelerinden birinde yer alması, on yıllardır süregelen Kürt direnişi ile mücadele etmesi ve etkileyici bir gelişmeye rağmen ekonomisinin orta gelir tuzağında sıkışıp kalması göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’deki demokrasi ile ilgili iyimser olabilmek oldukça zor. Temmuz ayında gerçekleşen darbe girişimine toplu olarak karşı çıkılması yeni bir ulusal demokratik fikir birliği ümidini yeşertmiştir. Fakat çoğunluğu Gülencilerden oluşan darbe girişimcilerinin ötesinde gerçekleştirilen geniş çaplı gözaltılar ve işten uzaklaştırmalar ile yaratılan cadı avı atmosferi ile bu ümitler boşa çıkmıştır. Türkiye Avrupalı liberal demokrasi modelinden uzaklaşıyor gibi görünmektedir. Ancak Türkiye demokrasisini direk olarak “Asya’ya yönelmek” ya da “Arap olmak” ve benzeri kalıplarla değerlendirmek yerine Batılı liberaller Türkiye demokrasisinin özel dinamiklerini anlamaya ve bu dinamiklerin Batılı modellere olan benzerlikleri üzerinden Türkiye’yi değerlendirmemeye çalışmalıdırlar.

AKP Türkiye’yi nereye sürüklemektedir? İktidara geldiği ve kurulu Kemalist elit düzeni ile mücadele içine girdiğinden beri AKP’nin siyasi olarak ayakta kalma mücadelesi Kemalist askeri ve bürokratik devlet çevrelerini kontrol altına almayı amaçlamıştır. Bu nedenle AB üyeliği gereklilikleri ile de uyumlu olan askeriyeyi sivil kontrol altına almayı amaçlayan reformlar yapılmıştır. Geniş çapta kabul gören bu düzenlemeler Türkiye demokrasisi için olumlu olmuştur. Fakat 2008 ve 2011 yılları arasında düzenlenen Balyoz ve Ergenekon olarak bilinen çoğu Gülenciler tarafından uydurulmuş cezalar ile en üst düzey askeri personeli hedef alan davalar dizisi ise Türkiye demokrasisi için çok olumlu olmamıştır. Bununla birlikte, 2016 Temmuzundaki darbe girişimi sonrasında meclisten hızlıca geçirilen düzenlemeler askeriyenin üzerindeki sivil kontrolü arttırmış, Britanya’dan çok da farklı olmayan bir yapının oluşmasına sebep vermiştir.

Aksine, AKP’nin devlet bürokrasisini kontrol altına alma girişimi ise tam bir felaketle sonuçlanmıştır. Kendisi deneyimli bir kadroya sahip olmaması nedeniyle, yeni bürokratik üyeler için Gülencilere başvurmuştur. Gülencilerin güç elde etme isteği giderek belirgin hale gelmiş, 2012 yılındaki Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) krizi ile açıkça ortaya çıkmış, 2013 yılında dört bakanın istifası ile sonuçlanan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan yolsuzluk iddiaları ile had safhaya çıkmıştır. Bugün telaşla yürütülen Gülencileri işten uzaklaştırma işlemi aslında AKP’nin geçtiğimiz on yıl içerisinde yaptığını birkaç ay içerisinde geri alma çabasıdır. Bu noktada birçok kişinin sorduğu soru ise hangi dini cemaatin Gülen cemaatinin yerini alacağıdır. Bakanlıkların farklı dini cemaatler arasında paylaştırılmasına izin verilmesi ve yargıya müdahale edilmesi devleti parçalamış ve güçsüzleştirmiştir. Bunu telafi edebilmek için devlet daha otoriter olmuştur ve Türk demokrasisi bedel ödemiştir.

AKP’nin şu anki saplantısı ise yürütmeye dayalı bir başkanlık sistemi kurmaktır. Bunun için gerek anayasal reformlar gerekse de olağanüstü hal ile fiili (olarak bu sistem uygulanmaktadır. Yürütmeye dayalı bir başkanlık sistemini isteme sebebi ise Türkiye’nin parlamenter bürokratik modelinin sorunlarına çözüm sunabilecek olmasıdır. Türkiye parlamentosu siyasi partilerdeki demokrasi eksikliği yüzünden birçok kez işlevsiz hale gelmiştir. Siyasi partiler genel olarak geleneksel liderleri etrafında kemikleşmiş ve yasal süreçleri çıkmaza sokmuştur. Fakat, şeffaflık ve hukukun üstünlüğünün zayıf olduğu bir ülkede, demokratik ademi merkeziyetçilik ve hesap verebilirlik yerine yürütmeye dayalı bir başkanlığa bağlı olarak gücün daha da merkezde toplandığı bir sistemin niçin istenildiği ise net bir şekilde bilinmemektedir.

Birçok Türkiye analisti hükümetin yeni politik yapılar ile ilgilenmek yerine siyasi sistemin temel yapısal sorunları ile mücadele etmesi gerektiğini savunmaktadır. Bunlardan bir tanesi patronaj (himaye, kayırma) ve onunla birlikte gelen hukukun üstünlüğünün zayıflığıdır. Bir diğeri hükümet ile dini cemaatler arasında denge kurma ihtiyacıdır. Böylesi bir sistemle cemaatler söz sahibi olabilirken laik demokrasi de garanti altında olur. Üçüncü sorun ise Kürt sorunu ile ilgili çözüm aşamasına geçilmesidir. Bu makale ilk iki soruna odaklanmaktadır.

Güney AB ülkelerinde ekonomik krizinde gösterdiği gibi patronaj ve yolsuzluk ne sadece Türkiye’ye özgü bir sorun ne de yalnızca AKP dönemindeki bir sorundur. 2001 ekonomik krizini takip eden yapısal reformlar devlet işletmelerinin özelleştirilmesini kapsamıştır ve böylelikle yalnızca üretkenliğin artması değil aynı zamanda Ankara’nın uyguladığı patronajın da engellenmesi amaçlanmıştır. İktidara geldiği günden beri AKP geniş özelleştirme programları uygulamış ve patronajın bu kanadını önemli ölçüde kapatmıştır. Ancak patronaj bu sefer de yatırım teşvikleri, lisans ve izinler, devletin yönettiği altyapı projeleri için satın alma ve Toplu Konut İdaresi (TOKİ) toplu konut planları gibi başka kanallarda kendini göstermiştir.  Özel yatırımların azalması ve iş dünyasının devletin eşit bir ortam yaratması için önlem alması konusunda giderek artan talebi bu durumu yansıtmaktadır.

Bir diğer yapısal sorun ise laik otorite ile dini cemaatler arasındaki ilişkidir. Orta Asya’dan gelen ve en büyük ve eski olanı Nakşibendi olan bu dini cemaatler bin yıl önce Türk boyları ile Anadolu’ya gelmiştir. Osmanlı döneminde yüz yıllar boyunca bu cemaatlerin hocaları köylü ayaklanmalarını desteklemiş ve kurtuluş savaşında Atatürk’ten yana olmuşlardır. Fakat Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki Fransız tarzındaki sert laikliğe karşı çıkmışlardır. Atatürk buna karşılık cemaatleri yasaklamış ve bu da onların faaliyetlerini gizli olarak sürdürmelerine sebep olmuştur. Çoklu parti sistemi ile 1940larda bu cemaatler Türk siyasi hayatına tekrar girmiş ve tüm merkez-sağ-laik ve İslamcı partiler ile etkili ilişkiler geliştirmişlerdir. Cemaatlerin yasaklanması tarihi bir hata olsa da Gülen felaketinin gösterdiği gibi siyaset içerisinde merkezi bir rol oynamaları da aynı ölçüde sorunludur.

Bugün bu kurumlara şeffaflık ve hesap verme zorunluluğu getirme görevine dair bir farkındalık oluşuyor gibi görünüyor. Darbe girişiminden birkaç gün sonra gerçekleştirilen üç günlük olağanüstü konferansta Diyanet İşleri Başkanlığı dini cemaatlere siyasete karışmamaları (ve futbolda şike yapmamaları) konusunda uyarmış ve “beceri, başarı, bilim ve özgürlük… çözüm şeffaflık” duyurusunda bulunmuştur. Nihayetinde, dini cemaatlere toplumsal olarak kabul edilebilir bir rol bulunacak ve bu da laik demokrasinin bir yapısal Türk versiyonu olacaktır.

Bunların hiç biri kısa bir sürede gerçekleşmeyecektir. Gülen benzeri vakaların olması muhtemel. Meclis araştırma komisyonlarını dolduran bir yığın yolsuzluk iddiası göz önünde bulundurulduğunda AKP’yi şeffaflık konusunda bir öncü olarak görmek zor olacaktır. Ayrıca son derece bölücü bir etkisi olduğu gösterilen dini kimlikten ziyade vatandaşlığın önemli olduğunu kabul ettirmek de AKP için çetin bir iş olacaktır. Ancak, ülkenin süregelen (ve her yerde olduğu gibi iniş çıkışlarla dolu) demokratik geleneğini ve Türk halkının demokrasiye olan bağlılığını düşünürsek Türkiye’ye özgü bir durum ortaya çıkacaktır. Bu durum Fransız ya da Amerikan modellerine benzememekle beraber yine de temsiliyet, şeffaflık ve hesap verebilirlik temel ilkelerini içinde barındıracaktır.

Dr. Mina Toksöz

Bu makale newsweek.com websitesinde 18 Ekim 2016’da yayınlanmıştır makaleye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
http://europe.newsweek.com/turkey-turkey-coup-erdogan-kurds-democracy-transparency-secularism-510776?rm=eu

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Toksöz, M. (Ekim, 2016), “Türkiye’de Demokrasi Yönünü Kaybediyor”, Cilt V, Sayı 10, s.26 – 29, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=12967&lang=tr)

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.