Türkiye: Hukuk Devletinin Sonu

 *Kaynak: A Haber ©

Türkiye: Hukuk Devletinin Sonu

Montesquieu, Kanunların Ruhu kitabında ‘yargı erki yasama ve yürütmeden ayrılmadığında da, yine, özgürlük yoktur’ yazmıştır.

Açıkça görülüyor ki Türk hükümeti demokrasiye bağlılık sözü vermiş olmasına rağmen son yıllarda, aslında dönemin başbakanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın kişilere karşı başlatılan yolsuzluk soruşturmalarından sonraki dönemde, yargının bağımsızlığını sürekli olarak sınırlandırdı. Şüphesiz sert bir şekilde kınanması gereken Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminden beri ise yargı bağımsızlığı Türkiye’de tamamen ortadan kalktı!

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı standartlarının çiğnenmesi Türkiye için yeni değil. Bu uygulamalar, çok büyük çapta bir tasfiyeyi ve herhangi bir dönemde hükümete karşı çıkmış herkesi (hakim, avukat, gazeteci, akademisyen…) ortadan kaldırmayı meşrulaştırmak için istismar edilmekte olan başarısız darbe girişiminden sonra başlamadı.

Avrupa Yargıçlar Birliği, kendisinin ve Uluslararası Yargıçlar Birliği’nin 2009’dan beri üyesi olan, Türkiye’nin tek bağımsız hakimler ve savcılar derneği olan YARSAV ile olan yakın ilişkileri aracılığıyla Türkiye’deki gelişmeleri senelerdir yakından takip etmektedir.

Emre Amade Bir Yargı Arayışı

2013 yılında itaatkar bir yargı ortaya çıkaracak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu (HSYK) yeniden yapılandırma çabaları Meclis’te başarısız olunca Türk hükümeti görünüşte daha demokratik olan bir yol izlemeye karar verdi ve HSYK seçimlerine aday listesi çıkarması için Yargıda Birlik Platformu (YBP) isminde yeni bir hakimler ve savcılar derneği kurdu. Yargıda Birlik Platformu seçim çalışmalarında tüm şu araçlardan yararlandı: ücretsiz toplantı odaları ve ulaşım ayarlandı, hakimlere toplantılara katılmaları telkin edildi, bilgi teknolojileri seferber edildi (hakimlerin e-mail adresleri ve telefon numaralarına erişim sağlandı), maaş zammı ve YBP’nin kazanması halinde disiplin soruşturmalarının düşürüleceği vaat edildi. Son olarak, yeni bir oy sayma sistemi kurularak kimlerin YBP’ye oy vermediğini tespit etmek için bölgesel oy sayımı yerine her mahkemede ayrı ayrı oy sayımı yapıldı.

Aynı zamanda, 2014’te seçim süreci devam ederken Ankara’yı ziyaretimde YARSAV gibi diğer derneklerin seçim çalışması yapmalarının yasaklandığını ve bu derneklerin başkanlarının kendi görev yerlerine hapsedilip tüm toplantılarının yasaklandığını bizzat görme imkanı buldum.

Seçim sonucu beklentilere uygun çıktı! Yeni kurulan bu dernek HSYK’de net bir çoğunluk elde etti. Bu sonuç bugün gerçekleştirilmekte olan tasfiyeleri kolaylaştırdı. Belirtmek gerekir ki, hükümet destekli YBP’nin listesinden seçilmeyen 4 HSYK üyesi darbe girişiminden hemen sonra görevden alındı ve bu ‘yeni dernek’ yargı bağımsızlığına yapılan tüm dünyanın kınadığı saldırılar karşısında şaşkınlık verici bir şekilde sessiz…

HSYK’de Hileli Seçimler

2014’ten itibaren yargı karşıtı önlemler hızlandı. Birkaç örnek vermek gerekirse, hakimlerin huzur içinde muhakeme yapabilmesini sağlayan çok önemli bir esas olan hakimlik teminatını baltalayan hakimlerin talep etmeden yer değiştirmeleri çoğaldı. Temeli olmayan sayısız disiplin soruşturması başlatıldı. Hakimler ve savcılara yalnızca verdikleri yargı kararlarından dolayı ve haklarında açık suçlamalar olmadan cezai soruşturmalar ve tutuklamalar yapıldı. Son olarak, YARSAV üyelerine karşı eziyet verici önlemlerin sayısı çoğaldı. Bunların sonuncusu HSYK’nin Mayıs 2016’da Türkiye delegasyonunun Avrupa Yargıçlar Birliği Kongresi’ne katılmak için yapacağı İsrail ziyaretini yasaklaması oldu.

Avrupa Yargıçlar Birliği ve Uluslararası Yargıçlar Birliği bunları sürekli olarak Avrupa otoritelerine rapor etti. Bu otoritelerin tümü de büyük bir ülke olan Türkiye’yi uluslararası yükümlülüklerinden ve Avrupa demokratik standartlarından uzaklaştıran bu gelişmelerle ilgili ciddi endişelerini dile getirdiler.

Kabul Edilemez Tasfiyelerin Bahanesi Olarak Başarısız Darbe Girişimi

Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminin bir sonucu olarak olağanüstü hal ilan edildi. Hakim ve savcılarla ilgili alınan sayısız önlem böylesine şaibeli bir hukuki çerçevede alındı.

3.390 hakim ve savcı hiçbir kişisel usul uygulanmadan, kendileriyle ilgili bir iddia ortaya konmadan, dolayısıyla savunma hakları olmaksızın HSYK tarafından meslekten çıkarıldı. Yalnızca isimlerinin darbeden önce hazırlanmış olduğu açık olan bir listede yazılı olması, ceza vermek için belli ki yeterli sebep sayıldı!

Bunun yanında, neredeyse 3.000 hakim ve savcı cezai takibat altında ve şu anda hapsedilmiş bulunuyor. Malvarlıkları önce donduruldu ve son tahlilde bunlara el konulması bekleniyor. Bu hakimler ve aileleri arasındaki iletişim sert bir biçimde sınırlandı. Zorlukla elde ettiğimiz bilgilere göre gözaltı koşulları korkunç bir durumda ve işkence vakaları dahi rapor edildi.

Doğrusu, Türk hükümeti Fransa’da Ancien Régime’den bilinen ‘lettre de cachet’ (kaşeli mektup) sistemini tedavüle sokmuş görünüyor!

Gerçek anlamda bağımsız tek hakimler ve savcılar derneği olan YARSAV, örgütlenme özgürlüğü çiğnenerek kapatılmıştı. YARSAV’ın birçok yöneticisi darbeyi izleyen günlerde darbede nasıl bir rolleri olduğuna ilişkin belirli suçlamalar yapılmaksızın gözaltına alınmıştı. Sonunda, 19 Ekim’de, Uluslararası Yargıçlar Birliği ve Avrupa Yargıçlar Birliği yıllık kongreleri için Meksika’da toplantı halindeyken ve Türkiye’deki durumu görüşürlerken, YARSAV Başkanı Murat Arslan gözaltına alınıp hapsedildi. O günden beri avukatları, uluslararası toplumun da desteğiyle, kendisini savunmak ve bir an önce serbest bırakılmasını temin etmek için mücadele vermektedir. Bu haksız kararın, başta Avrupa Yargıçlar Birliği ve Uluslararası Yargıçlar Birliği olmak üzere, uluslararası yargıçlar birliklerinin kendisine verdiği desteğin intikamını almaktan başka bir şeye hizmet etmediği açıktır.

Avrupa Standartlarının Açık Bir İhlali

Aralık 1985’te Birleşmiş Milletlerce kabul edilen Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri’nin 17. maddesi hatırlanmalıdır: “Mesleki sıfatları nedeniyle bir hakim hakkında yapılan bir suç isnadı veya bir şikayet, uygun bir usule göre hızla ve adil bir biçimde takip edilir. Hakimler adil olarak yargılanma hakkına sahiptir. Hakim tarafından aksi talep edilmedikçe, incelemenin ilk aşaması gizli tutulur.”

Ayrıca, Avrupa Konseyinin “Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları” başlıklı (2010) 12 sayılı Tavsiye Kararı’nın 50. maddesi şöyle demektedir: “Hakimlerin görev süresi kanunla belirlenmelidir. Tayinle göreve getirilen bir hakimin görevine, ancak kanunla belirlenen disiplin veya ceza hükümlerini ağır şekilde ihlal etmesi halinde veya adli görevlerini yerine getiremeyecek olması durumunda son verilebilir. Erken emeklilik, ancak ilgili hakimin talebi halinde veya sağlık gerekçesiyle mümkün olabilir.” 69. maddede ise, “Disiplin süreçleri (…) bağımsız bir makam veya mahkeme tarafından yürütülmelidir. Bu bağlamda, adil yargılanma hakkına ilişkin tüm güvenceler sağlanmalı ve hakime, karar ve cezaya itiraz etme hakkı tanınmalıdır. Disiplin cezaları orantılı olmalıdır” denmektedir.

Türk hükümetinin de kullanmış olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 15. maddesinde öngörülen askıya alma düzenlemesi, uygulanmakta olan tüm bu uygulamaları meşrulaştıran bir mekanizma değildir.

AİHS’nin ilkelerinden bu ayrılma sınırsız bir ayrılma değildir. AİHS yükümlülüklerini askıya alma yalnızca “durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla” yapılabilir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), son yıllarda Türkiye’yi de mahkum ettiği kararları da dahil olmak üzere, içtihatlarında defalarca askıya almanın kapsamını sınırlandırmıştır.

Sözleşme’nin 3. maddesi ile düzenlenen işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı, dolayısıyla da gözaltı koşulları ile ilgili olarak da durum böyledir. Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi açısından da aynı durum geçerlidir. Bunlar askıya alınamayacak haklardır.

Son olarak, genel bir kural olarak, Mahkeme olağanüstü halde ve terörizmle mücadelenin gereklerinden dolayı alınan önlemlerin ölçülülük ilkesine uyması gerektiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla yalnızca güvenlik için şart olan önlemler (ilgili devletin bunu usulüne uygun şekilde ispat etmesi gerekir) Avrupa Sözleşmesi’ndeki teminatların ihlalini (veya askıya alınmasını) meşru kılabilir.

Avrupa hukukunda hakimlerin kendilerini savunma hakkından mahrum bırakılarak ve haklarında belirli ve bireysel suçlamaların yokluğunda görevden alınıp hapsedilmelerini meşru kılabilecek hiçbir şey yoktur.

‘Tasfiye’ Edilmemiş Hakimlerin İmkansız Görevi

Avrupa kurumlarının eleştirilerine karşı Türk hükümeti hakim ve savcılara karşı yapılan soruşturmaların önceden belirlenmiş usullere göre mahkemeler tarafından yapılacağını tekrar tekrar söylemektedir.

Fakat hakimler, yani şu ana kadar tasfiyeden kaçabilmiş olanlar, hükümetin isteklerine karşı gelecek bir şekilde hareket ederlerse başlarına gelecekleri bilirlerken nasıl güvenle karar verebilirler? Açıktır ki görevlerinden alınıp bir terör örgütü üyesi olmakla suçlanarak hapse atılacaklarından endişe edeceklerdir.

Doğrusu şu ki artık tüm sınırlar aşılmıştır ve Türkiye’de hukukun üstünlüğü ortadan kalkmıştır. Avrupa otoritelerinin muhtemelen jeopolitik mülahazalarla olan bariz kayıtsızlığı ise tedirgin ve şok edicidir.

Kaçınılmaz ve Acil Bir Uluslararası Seferberlik

Görevden alınan ve tutuklanan hakimlerin haklarını güvenceye kavuşturmak için ve onların kendilerini savunabilmelerini sağlamak için seferberliğimiz ve kararlılığımız tamdır. Hakimlerin Avrupa kurumlarına, özellikle de AİHM’ye erişiminin temin edilmesi, Avrupa Yargıçlar Birliğinin en büyük hedeflerinden birisidir.

Ne var ki bu süreçler vakit almakta ve ciddi maliyetlere katlanmayı gerektirmektedir. Bu sebeple Avrupa Yargıçlar Birliği Meksika’daki toplantısında haksız bir biçimde hapsedilen ve görevden alınan Avrupalı hakimler için bir destek fonu oluşturmaya karar verdi. Bu fon genel bir fon olsa da, ilk aşamada bunun Türk hakimler için kullanılacağı açıktır. Burada hedef hakimlerin savunmaları için gerekli imkanlara sahip olmalarını temin etmek ve ailelerine parasal yardım sağlamaktır.

Bununla birlikte, bu hukuki ve parasal desteğin ötesinde acil olan şey onların yaşamlarını korumak ve gözaltı ve tutukluluk şartlarının iyi olmasını sağlamaktır.

Ağustos ayının başında, üç diğer Avrupa hakimler derneği Avrupa İdari Yargıçlar Birliği (Association of European Administrative Judges), Yargıçlar İçin Yargıçlar (Judges for Judges), ve Demokrasi ve Özgürlük İçin Avrupalı Hakimler (MEDEL) ile birlikte Avrupa Konseyinin bağımsız bir komisyon kurarak Türkiye’nin görevden almaları uluslararası taahhütlerine uygun olarak yapmasını temin etmesini istedik.

Ekim ayının başında Türkiye’deki durumun ciddiyeti ile ilgili farkındalık oluşturmak amacıyla Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinden milletvekilleri tarafından konuk edildik. Ayrıca, kamuoyunun dikkatini çekmek için Brüksel’de bir basın toplantısı düzenledik, ama ne yazık ki burada istediğimiz çapta bir sonuç alamadık.

Bunun yanında, Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi ile de sonunda iletişim halindeyiz. Bu saygın uluslararası kuruluşlar aracılığıyla çok yakın bir zamanda yerinde ziyaretlerin düzenlenebileceğini umuyoruz.

Önümüzdeki haftalarda yeni birtakım faaliyetlerde bulunarak haksız bir biçimde suçlanmakta olan Türk hakimlere destek sağlama imkanı elde edeceğiz. Başlıca görevimiz Türkiye’deki durumun sıradanlaşmasının önüne geçmek ve Avrupa otoritelerinin bir Avrupa ülkesinde yargıya yapılan bu emsalsiz saldırıları görmezden gelmemesini sağlamaktır.

YARSAV’a Sarsılmaz Bir Destek

Türk meslektaşlarımıza, özellikle de YARSAV’daki dostlarımıza tam desteğimizi yineliyorum. Onları unutmadığımızı ve onları bekleyen haksız akıbeti asla kabul etmeyeceğimizi bilmeliler.

Kabul etmeliyiz ki gelecek iç açıcı görünmüyor, ancak demokrasi mücadelemiz bize umut vermeli.

Nitekim Vaclav Havel’in dediği gibi, “Umut, bir halet-i ruhiyedir (…) ruhun bir yönelimidir. Umut bir şeyin sonunda iyi biteceğine olan güçlü inanç değildir, nasıl biterse bitsin o şeyin bir anlam taşıdığına emin olmaktır.”

Christophe Regnard, Uluslararası Yargıçlar Birliği Başkanı, Paris Temyiz Mahkemesi Hakimi, Avrupa Yargıçlar Birliği Eski Başkanı

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Regnard, C. (Kasım, 2016), “Türkiye: Hukuk Devletinin Sonu”, Cilt V, Sayı 11, s.16–22, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=13021&lang=tr)

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.