Türkiye: Avrupa Değerleri için bir Sınav

*Kaynak: A Haber ©

Türkiye: Avrupa Değerleri için bir Sınav

Bu ahlaki körlüktür –  kendiliğinden seçilmiş, kendi kendine maruz bırakılmış, ya da kaderci bir şekilde kabul edilmiş– anlama ve hissetme çabukluğuna ve bunların kavranmasına her şeyden çok ihtiyaç duyulan bir çağda. Karanlık zamanlarda anlayışımızı geri kazanmak için, onuru ve aynı zamanda insanın anlaşılmazlığı fikrini geri getirmemiz gereklidir (…) Zygmunt Bauman ve Leonidas Donskis, Moral Blindness: The Loss of Sensitivity in Liquid Modernity.

Bir Avrupa Değerlendirmesi – Türkiye’de Yargı Bağımsızlığının Yok Sayılmasının Açığa Çıkması

Türkiye’deki mevcut durum, tartışmasız yargı bağımsızlığının temel ilkelerinin küçük düşürülmesi olarak nitelendirilmektedir. Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey)’nin Kasım ayı sayısında, kısa bir süre önce Uluslararası Yargıçlar Birliği Başkanı seçilen Christophe Regnard, Türk Hükümeti’nin uluslararası yükümlülüklerinden ve Avrupa demokratik standartlarından ne kadar uzaklaştığını gösteren “Türkiye: Hukuk Devletinin Sonu” adlı bir makale kaleme aldı. (Regnard, C., “Türkiye: Hukuk Devletinin Sonu”, Cilt V, Sayı 11, s.16 – http://researchturkey.org/?p=13021)

Avrupalı yetkililer tarafından dile getirilen asıl sorun bu tedirgin edici ve şaşırtıcı ilgisizlikti; bu nedenle Avrupa’daki tüm yargıçlar birliklerinin karşılaştığı güçlük bu güne kadar hiç değişmedi: “Türkiye’deki duruma karşı yaklaşımın önemsiz olmadığını ve Avrupalı yetkililerin bir Avrupa ülkesinde hukuka yönelik böylesine emsalsiz saldırılara göz yummadığını temin etmek.” Ancak, birçok Avrupa kurumunun son açıklamaları nihayet onların farkındalık ve onaylamama konusunda farklı yollar izlemeye başladığını gösteriyor.

Bu konuda birkaç somut örnek sayılabilir:

  • 8 Aralık: Avrupa Yargı Kurulları Ağı (ENCJ) genel kurulunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) gözlemci statüsünü aleyhte oy kullanılmadan askıya almayı kararlaştırdı. Böylelikle HSYK şu an için ENCJ’nin faaliyetlerinin dışında bırakılıyor. ENCJ’nin gerekçesi ise çarpıcıydı: “kurumların yasama ve yürütme organından bağımsız olması ve adaletin bağımsız olarak yerine getirilmesinde yargının destek olma sorumluluğunu üstlenmesi üyeliğin ve gözlemci statüsünün bir şartıdır. (…) HSYK’nın, ilkelerinin uyuşması konusunda ENCJ’yi ikna edememesini, HSYK’nın açıklamalarını, aynı zamanda da Avrupa Parlamentosu’nun, Avrupa Komisyonu’nun, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Delegesi ‘nin, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün ve Venedik Komisyonu’nun raporlarını ve açıklamalarını içeren diğer kaynaklardan alınan bilgileri göz önünde bulunduran ENCJ, HSYK’nın eylemlerinin ve kararlarının, haliyle de bir kurum olarak HSYK’nın Avrupa standartlarına uygun olmadığı kararını verdi. Dolayısıyla HSYK şuanda ENCJ tüzüğüne uymuyor ve artık adaletin bağımsız olarak yerine getirilmesinde yargının desteğinin nihai sorumluluğunu üstlenen, yürütme ve yasama organından bağımsız bir kurum değ”
  • 28 Kasım: 4 Avrupa hâkimler derneği Avrupa İdari Yargıçlar Birliği (AEAJ), Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ), Yargıçlar İçin Yargıçlar, Demokrasi ve Özgürlük İçin Avrupalı Hâkimler (MEDEL) tarafından kurulan “Platform For an Independent Judiciary in Turkey”, Avrupa Yargı Kurulları Ağı Başkanı’na mektup şeklinde ortak bir açıklama sundu. Platform, metinde açıkça HSYK’nın çoğu Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi’nin “Toplumun Hizmetinde Yargı Konseyi” ne dair 10 no’lu Görüşünde (2007) (bundan sonra “Görüş” olarak anılacaktır) ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin: Bağımsızlık, liyakat ve Yükümlülükler” ile ilgili 12 no’lu Tavsiyesinde (bundan sonra “Tavsiye” olarak anılacaktır) şart koşulmuş olan Avrupa standartlarını karşılayamadığını belirtti.

Özetle mektupta, bir yargı kurumunun görevinin hem yargının bağımsızlığını hem de yargıcın kendi bağımsızlığını savunmak olduğu (Görüş para. 8; Tavsiye Para 26 ve 29), ancak HSYK’nın, örneğin HSYK’ya ilişkin yasa değişiklikleri ve hâkimleri görevlerinden eden, Yargıtay ve Danıştay yasa değişiklikleri ile yargı bağımsızlığını ihlal eden yürütme ve yasama organlarının önlemlerine karşı yargıyı savunmadığı söyleniyor. HSYK, örneğin yargıçların dokunulmazlığını kaldırarak ve öne sürülen iddiaların herhangi bir dayanağı olup olmadığı yönündeki şüphelerle ilgili bir ön soruşturma yapmadan yargıçlara karşı cezai soruşturmanın önünü açarak ve aynı zamanda da yargıçların verdiği kararların içeriğine dayanarak disiplin soruşturmaları başlatarak birçok yargıcın bağımsızlığını da görmezden gelmiştir.

HSYK, yalnızca 62 sayfalık gerekçe ile binlerce hâkimin görevden alınması kararını verdi. Görev süresinin teminatı bir yargıcın bağımsızlığının ana unsurudur ve yargıçlar yalnızca görevi kötüye kullanma durumunda görevden alınabilirler (örneğin. Yargı Bağımsızlığı BM Temel prensipleri, Görüş para 95, 92, 63, Tavsiye para 49 ve 50). Ancak- mektup devam ediyor- HSYK prosedürleri tamamıyla bu gerekliliklere ters düşmektedir. Prosedür özellikle, yargıçları görevden almada fırsata çevrilen cezai soruşturmalar halen ön duruşma evresinde olduğunda tamamen yetersiz kalıyor; sonuç olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5.Maddesinde teminat altına alınmış masumiyet karinesi ilkesi ihlal edilmediyse de tamamıyla göz ardı edilmiş oldu.

  • 9 Aralık: Avrupa Konseyi’nin anayasa hukuku uzmanlarınca- Venedik Komisyonu- kabul edilen bir Görüş, Türk Hükümeti’nin olağanüstü hal gücünü karalama yönünde kullandığı sonucuna varıyor. Bu şekilde, binlerce kamu çalışanı, kanun hükmünde kararnamelere eklenmiş listeler üzerinden görevden alındı. Bu toplu görevden almalar bireysel durumlara ilişkin herhangi bir doğrulanabilir kanıta dayanmadı. Bu görüşe göre, bu listelerin ortaya çıkma hızı, toplu görevden almaların asgari dava usulü tedbirleri ile yürütülmediğini gösteriyor; görünüşe göre bu görevden almalar adli mahkemelerin gerçekleştirdiği yargısal denetimlere tabi değil, ya da, en azından, yargısal denetime erişim bir tartışma konusu olarak kalmaya devam ediyor. Venedik Komisyonu, bu tür bir devlet aygıtı temizleme yönteminin bir keyfilik ortaya çıkardığı sonucuna varıyor.

Yargıçlarla ilgili olan bu Görüş daha açık olamazdı: “ yargıçlar, bağımsızlıkları anayasal ve uluslararası düzeyde güvence altına alınmış kamu çalışanlarının özel bir kesimini temsil ederler.(bk: Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Madde 14 §1 ve AİHS, Madde 6 §1). Bu nedenle yargıdaki ya da HSYK gibi yargının düzenleyici kurumlarındaki görevden almalar ciddi olağanüstü hal zamanlarında bile titiz bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Bu tür görevden almalar sadece yargıçların haklarını etkilemez, aynı zamanda da bir bütün olarak yargıyı zayıflatabilir. Son olarak, bu tür görevden almalar, diğer yargıçların bu gibi önlemlere kendilerinin de tabi tutulacağı korkusuyla kanun hükmünde kararnamelerle alınmış önlemleri bozma konusunda onları tereddütte bırakarak yargı içinde bir “soğutma etkisi” yaratabilir.

  • 16 Kasım: Avrupa Yargı Eğitim Ağı Yürütme Komitesi (EJTN), Brüksel’deki toplantısında, Türkiye Adalet Akademisi’ne verilen gözlemci statüsünü geçici olarak askıya alma ve EJTN’nin bir sonraki Genel Kurulu’nun 22-23 Haziran 2017 tarihinde gerçekleştirme kararı aldı. Bu, Türkiye Adalet Akademisi’nin gözlemci statüsünü askıya alma konusunda resmi karar almaya yönelik bir öneri doğrultusunda gerçekleş Yürütme Komitesi’nin notlarından birisi özellikle bir durumdan bahsediyor: “yeterli bir prosedür olmaksızın ve yargının bağımsızlığını hiçe sayarak yargıçların tutuklanması, görevden uzaklaştırılması ya da görevden alınması ve mal varlıklarından mahrum bırakılmaları ile ilgili devamlı olarak gelmekte olan raporlar”

Farklı Bir Bakış Açısı

Avrupa Yargıçlar Birliği ve Uluslararası Yargıçlar Birliği’nin sarf ettiği tüm kurumsal çaba bu soruna olan tek bir bakış açısını ele alıyor. Ancak diğer bakış açısı hapse atılmış, mal varlıklarına el konulmuş, kendilerinin ve ailelerinin günlük yaşamlarını bile tehlike altına sokan bir durumda yaşayan binlerce yargıç ve savcı ile dayanışmayla bağlantılıdır. Mesleki uzmanlıkları ve yaptıkları hukuki işlerle teminat altına alındığı düşünülen bunca yıldır sahip oldukları ekonomik ve sosyal durumu tam tersine döndüren böylesine zor bir durumun içine sokulmuş bu insanlara dikkati çekmek kaçınılmaz bir durum haline geldi. Liyakat esasına dayanan bir atama prosedürü ile seçilmiş, entelektüel elit bir sınıfa mensup Türkiye’deki binlerce yargıç ve savcı cezaevinde zorlu bir yaşamla karşı karşıya, serbest kalsalar bile, işsizlikle ve ailelerinin yaşamlarını sürdürebilmeleri için ihtiyaç duydukları günlük ihtiyaçları karşılama gibi zorlu bir görevle karşılaşmış olacaklar. Dünya genelindeki yargıçların yanı sıra, tüm Avrupa yargıçlar birlikleri, Türkiye’de yargıçlara ve savcılara yapılan şu anki zulmün son derece farkındalar ve böylesine karanlık zamanlarda insanın çektiği acıyı görmezden gelen ahlaki körlüğü onaylamayı reddediyorlar.

Adaletsizlik Karşısında Sorumluluk

“Çocukların var olduğu bu küçük dünyada” diyor Pip, Charles Dickens’ın kitabı Büyük Umutlar’da, “haksızlık kadar çabuk sezilen ve derinden hissedilen başka bir şey yoktur.” (…) Ancak haksızlığın bu kadar güçlü sezilebilmesi yetişkinler için de geçerlidir. Bizi harekete geçiren şey, bazılarımızın sandığı gibi dünyanın tamamen adil olmaktan uzak olduğunun farkındalığı değil, ortadan kaldırmayı istediğimiz haksızlıkların çaresinin olduğudur.” – Amartya Sen, “The idea of Justice” (önsöz)

Amartya Sen’in bu günlerde Türk yargısı için son derece geçerli olan bir senaryoda oldukça açık bir şekilde yazdığı gibi, yargı bağımsızlığına yönelik bu acımasız saldırılara Avrupa’nın gösterdiği tepki, en azından kısa vadede, Türkiye’deki yargıçlara ve savcılara adaletin nasıl verilmesi gerektiği konusundaki tartışmalara odaklanmamalıdır. Beklenmedik sonuçlar üzerine tahminlerde bulunurken hiçbir şey yapmamak yanıltıcı bir tutum olacaktır. Türkiye’deki yetkililer yargıçlara ve savcılara adaletin sağlanması konusuyla ilgilenmiyorlar ve uluslararası taleplere kulak asmadan aynı şekilde hareket etmeye devam edecekler. Güçlü ve çabuk bir tepki göstererek, Hukukun Üstünlüğü ilkesini destekleyenlerin “çabuk sezmesi ve derinden hissetmesi” gereken şey şu anki bariz ve inkâr edilemez adaletsizliktir.

Şu anda pek çok şey Türk Hükümeti’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. , 5. ve 6. maddelerini açıkça ihlal edip Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi olduğu iddia edilen kişileri gözaltına alarak, yargıyı temizleme fırsatını kullandığını gösteriyor. Yargıçların ve savcıların gözaltına alınması Türkiye’nin demokrasiden uzaklaştığının endişe verici bir göstergesidir; çünkü görevden uzaklaştırılmayıp ya da tutuklanmayıp görevine devam edenler yürütme gücüne uyma konusunda kendilerini baskı altında hissedeceklerdir. Şu anda daha da çok tehlike altında olan temel haklar konusunda gözle görülür bir ilerleme olmadığı ve Türkiye’nin yukarıda bahsi geçen Maddeleri ihlal etmekten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından birçok kez suçlu bulunduğu göz önünde bulundurulduğunda, hükümetin icraatları oldukça tedirgin edicidir. Bu nedenle Avrupalı yargıçlar tarafından yapılan, adaletsizliğe karşı sorumluluk çağrıları Türkiyeli meslektaşlarımıza destek olan ve yardım eden bir yaklaşımdır. Adaletsizliğin boyutu – binlerce gözaltı, sürekli bir işkence olmasa bile yapılan kötü muamele, ailelerinin yaşamlarını belirli bir şekilde sürdürmesini tehlikeye atan mal varlıklarına el koyma durumu- o kadar büyük ki, bu sorumluluk insan haklarına saygı kültürünü savunma konusunda rol oynayan Avrupalı ilgililer tarafından paylaşılmalıdır.

Her hafta Roma’daki sekreterliğimize çoğunlukla tutuklanan yargıç ve savcıların eşleri ve çocukları tarafından yazılmış mektuplar geliyor; umutsuzca yardım istiyorlar. Aynı hususta, Nils Melzer Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaretinde (27 Kasım’dan 2 Aralık 2016’ya kadar) “Birleşmiş Milletler Özel Raportörü ’nün işkence diğer kötü, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele ve cezalar üzerine ön mütalaa ve önerilerinde” Türk Hükümeti’ne açıkça işkence konusunda “sıfır tolerans” politikasını sağlamlaştırması ricasında bulundu ve özellikle her düzeydeki devlet görevlilerine bütün işkence iddialarını bildirmeleri, soruşturmaları ve sorumluları adalet önüne çıkarmaları gerektiğini net bir şekilde belirtti.

Her zaman dirençli ve daimi olsa da, umut bile somut ve faydacı davranışlarla desteklenmelidir. Bu nedenle, EAJ VE IAJ sahada etkili bir strateji üretmede birçok zorlukla karşılaşsa da şu anda Türkiye’deki yargıç ve savcıların ailelerine maddi destek sağlamaktadır. Yeni fon, ulusal düzeydeki yargıç birlikleri, diğer kurumlar ya da bireysel destekçilerin bağışlarından oluşuyor.

Kuşku duymamamız, şuan ki durumun geçici olduğu ve meslektaşlarının da yardımıyla iş arkadaşlarımızın hukuki görevlerine tekrardan getirilmesine izin verilerek normalleşmenin kaçınılmaz olarak geri döneceği ihtimaline dayanıyor. Ancak bu sırada bizim görevimiz, yüzyıllar önce Aristoteles’in : “Bir şeyleri yapabilmek için önce bunları öğrenmemiz lazım, bir şeyleri de ancak onu yaparak öğreniriz. Örneğin; insanlar inşaatçı olmayı inşa ederek veya lir çalan bir kişi ise bunu liri çalarak öğrenir; işte biz de adil davranarak adil oluruz” sözleriyle gelişmiş olan Avrupa kültüründe güvence altında alınmış pratik tutumun antik öğretilerine uyarak bu konuda bir şeyler yapmaktır. Aristoteles tarafından İsa’dan önce 350 yılında yazılmış Nikomakhos’a Etik

Yargıçlar birliklerinin şu an ki tutumu aynı zamanda Avrupa’daki diğer uluslararası kuruluşların da harekete geçmesini talep ediyor. Uygar kimliğimizi oluşturan temel değerler, aynı ortak tepkinin verilmesini gerektiriyor. Avrupa bu güç sınavı geride bırakmalıdır; gelin hepimiz bunun başarıyla gerçekleşeceğine inanalım..

José Igreja Matos, Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ) Başkanı

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Matos, J. I. (Ocak, 2017), “Brexit Sonrası Türkiye’nin AB’ye Katılımı: Neler Bekleniyor?”, Cilt VI, Sayı 1, s.6–14, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=13149&lang=tr)

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.