Ak Parti’nin Eğitim Politikası Ne Yönde Değişiyor?

Ak Parti’nin Eğitim Politikası Ne Yönde Değişiyor?[1]

2002’de göreve geldikten sonra sekiz yıllık kesintisiz ilköğretimi destekleyecek adımlar atmış olan AK Parti hükümeti için, “4+4+4 sistemi” ve ilköğretimin yeniden kademelendirilmesi, beklenen bir politika değişikliği değildi. Bu nedenle, AK Parti’nin eğitim politikaları hakkında bir yeniden değerlendirme, gerekli hale geldi. Bu yazıda, “4+4+4” ve son dönemde belirlenen diğer politikaların AK Parti’nin eğitim politikasında bir kırılmaya denk gelip gelmediğini tartışacağım. Bunun için öncelikle hükümetlerin eğitim sistemini nasıl algıladıklarını ve eğitim politikalarını nasıl oluşturduklarını anlamaya çalışan bir kavramsal çerçeve sunacağım. Ardından AK Parti’nin 10 yıllık eğitim politikaları oluşturma deneyimini, son dönemdeki politikalara daha fazla yer ayırarak, ele alacağım. Son olarak, bu değerlendirmeden hareketle, AK Parti’nin eğitim politikasında bundan sonraki yönelimi hakkında tahminler yürütmeye çalışacağım.

Kavramsal Çerçeve

Modern devletlerde hükümetlerin eğitim politikalarını genellikle kültür politikalarına dayandırdıkları söylenebilir. Kültür politikalarının belirlediği eğitim politikalarında başat amaç, “makbul vatandaş” yetiştirmek ve buna bağlı olarak bir kültürel yapı ortaya çıkarmaktır. Kültür politikaları tarafından belirlenen eğitim politikalarında  “karakter eğitimi”, “kişilik eğitimi” ve “değerler eğitimi” gibi terimler öne çıkar. Bu eğitim politikalarına genellikle modern devletlerin kuruluş dönemlerinde ya da askeri müdahalelerin ardından ortaya çıkan yeniden yapılanma dönemlerinde rastlanabilir.[2]

Eğitim, hükümetler tarafından ekonomik sistemin bir unsuru olarak da algılanabilir. Bu durumda, hükümetler, teşvik etmek istedikleri ekonomik modelin gerektirdiği insangücünü yetiştirmeyi eğitim sisteminin önceliği olarak yorumlayabilir. Bu, çoğu dönemde eğitim politikalarının bir önceliği olsa da, neoliberalizmle birlikte ekonomi politikası odaklı eğitim politikalarının yeni bir şekil aldığı üzerine bulgular bulunmaktadır. Stephen Ball, neoliberal ekonomi politikalarından etkilenerek kurgulanan eğitim politikalarının bazı ayrıştırıcı özellikleri olduğunu savunmaktadır:

  • —Politika dokümanlarında eğitim politikalarının amacı, uluslararası ekonomik rekabetin gerekliliklerine yanıt vermek olarak belirtilir.
  • Eğitimin sosyal ve kültürel yararları gitgide artarak göz ardı edilir.
  • Politika dokümanlarında “bilgi ekonomisi”ne sürekli olarak atıfta bulunulur.
  • Dünya Bankası, OECD ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar, hükümetlerin eğitim politikalarını belirlemesi süreçlerinde önemli roller oynar.
  • İşletme, pazar yönetimi ve performans alanlarında kullanılan reform teknolojileri eğitim sistemine uyarlanır.[3]

Eğitim politikalarının bir sosyal politika aracı olarak kurgulanması da olasılıklar dahilindedir.  Bu durumda eğitim politikaları, genellikle okullar yoluyla toplumsal eşitsizliklerin azaltılması amacını güder. Sosyal adalet vurgusunun kuvvetli olduğu bir eğitim politikasında, okulöncesi eğitim ve ilköğretim kademelerine elverişsiz koşullarda yaşayan çocukların erişiminin sağlanması ve bu çocuklar için telafi eğitimi programlarının oluşturulması beklenebilir.[4]

Bu kategoriler, eğitim politikalarının her halükarda bir başka politika alanına dayandırılmasının şart olup olmadığı sorusunu beraberinde getirmektedir. Eğitim politikalarının diğer politika alanlarından özerk bir alan haline getirilmesi ve eğitime özgü kaygılarla kurgulanması (örneğin “Bir çocuk en iyi nasıl öğrenir?”) en azından kavramsal düzeyde mümkündür. Buna göre, eğitim sistemindeki politika yönelimleri eğitim sistemi içindeki aktörler tarafından gerçekleştirilecek araştırma-geliştirme faaliyetleri sonucunda belirlenmeli, eğitim sistemi “edilgen” konumundan sıyrılarak “etken” bir konum elde etmelidir.[5]

Elbette, bir hükümetin eğitim politikasını kurgularken dört politika alanından birini seçmesi beklenmemelidir. Hükümetler, bu unsurları (ya da bu kavramsal çerçevede ele alınmayan diğer politika alanlarının önceliklerini) farklı oranlarda kullanarak farklı “eğitim politikası karışımları” belirleyebilir. Ayrıca, yukarıda sunulan kategorilerin birbirlerini dışlayan kategoriler olarak düşünülmesi de doğru olmaz. Bir politika oluşturulurken hem sosyal hem de ekonomik önceliklerin gözetilmesi, belirli siyasal şartlar içinde hükümetin yaratıcılığına kalmıştır.

Bir diğer vurgulanması gereken nokta, bu çerçevenin yalnızca eğitim politikalarının oluşturulması aşamasını daha iyi anlayabilmek için kullanılması gerektiğidir. Eğitim politikalarının uygulanması, sistemlerin çeşitli özelliklerinden dolayı, çok daha karmaşık süreçler içerebilir ve bu süreçler politikaların amaçlarından farklı sonuçlar üretebilir. Bu nedenle eğitim politikalarının oluşturulması/kurgulanması ve uygulanması aşamalarını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

Bundan sonraki bölümlerde, 2001’de kurulduğundan bu yana AK Parti’nin eğitim sistemini nasıl gördüğü ve buna bağlı olarak eğitim politikalarını ne yönde oluşturduğunu anlamaya çalışacağım. Bunu yaparken, parti programı, seçim beyannameleri ve hükümet programları gibi resmi siyasi dokümanlara atıfta bulunacağım. Bu belgeleri eleştirel bir gözle inceleyerek farklı dönemlerde AK Parti’nin eğitim politikalarını oluştururken hangi politika alanının önceliklerini gözettiği ve eğitim sistemini neyin aracı olarak gördüğü hakkında ipuçlarına erişebileceğiz.

AK Parti’nin Eğitim Politikaları: 2001’den 2011 Seçimlerine

2001 yılında kurulan AK Parti’nin programında, eğitimin “her alandaki kalkınmanın en önemli unsuru” olarak değerlendirildiği ve “beşeri sermayeyi etkin kullanmayan toplumların rekabet şanslarını kaybetmeye mahkum” olduğunun belirtildiği görülür. AK Parti, “4+4+4” sisteminin oldukça açık ipuçlarını henüz 2001’de vermiştir: “Zorunlu eğitim kademeli, tercih ve yönlendirmeye imkan sağlayacak şekilde yeniden düzenlenecek, halen sekiz yıl olan zorunlu eğitim, (…) on bir yıla çıkarılacaktır. (…) Temel eğitimin beşinci sınıfından itibaren “seçmeli dersler” konularak öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre genel ve mesleki eğitime yönelmeleri sağlanacaktır.”[6] Ancak parti tarafından Kasım 2002 seçimleri için hazırlanan beyannamede kalkınma odaklı eğitim politikalarına ya da zorunlu eğitimin yeniden yapılandırılmasına değinilmemiştir. Bu beyannamede “yaşadığımız sıkıntıların çoğunun kaynağı ve çözümünün eğitimde saklı” olduğu belirtilmiş, temel hedef, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek” olarak aktarılmıştır.[7] Partinin seçimleri kazanmasının ardından oluşturulan 58. Hükümet Programı’nda ise eğitimin kültürel yönü öne çıkarılmaktadır. Programın “Eğitim” bölümünün girişinde “bizi biz yapan kültürel değerlerin korunmasının Hükümet’in temel politikası” olduğu belirtilir ve din eğitimine laiklik çerçevesinde etkililik kazandırılması amaçlar arasında sayılır.[8]

Recep Tayyip Erdoğan’ın Abdullah Gül’den başbakanlığı devralarak kurduğu 59. Hükümet’in programında ise eğitimin ekonomik yönü üzerindeki vurgu artmaya başlamıştır. Parti programından eğitimin ekonomiyle ve ülkenin rekabet gücüyle ilgili kısımları olduğu gibi alınmış, zorunlu eğitimin yeniden yapılandırılması dışarıda bırakılmıştır.[9] Bu eğilimin, partinin bundan sonraki politika dokümanlarında da genellikle devam ettiği söylenebilir. 2007 seçimleri için hazırlanan beyannamede eğitimin amacı “insan kaynağı niteliğinin yükseltilmesi ve beşeri sermayemizin çağdaş standartlara ulaştırılması” olarak belirlenmiştir. Bu beyannamede ayrıca 2023’e kadar zorunlu eğitimin “kademeli olarak” 12 yıla yükseltileceği de belirtilmiştir.[10] 60. Hükümet Programı’na göre eğitim, kalkınmanın ve küresel rekabetin aracı olmanın yanı sıra, bir karakter ve kimlik oluşturma dönemidir. Çocuklar için öngörülen kimliğin unsurları, “kendisi ve çevresiyle uyumluluk, sosyal ve kültürel değerler ile toplumsal aidiyet duygusu”dur.[11] 2011 seçimleri ve 61. Hükümet Programı’nda ise eğitimin sıklıkla vurgulanan amacı, kalkınma ve küresel rekabet için gerekli insan gücünün yetiştirilmesi olmuştur.[12]

2001-2011 arası dönemde, AK Parti’nin politika dokümanlarında, özellikle Erdoğan’ın başbakanlığındaki Hükümet için hazırlanan programla başlayarak ve gitgide güçlenerek ekonomi politikası odaklı bir eğitim politikasının işaret edildiği görülmektedir. Bu dönemde Milli Eğitim Bakanlığı, sekiz yıllık ilköğretimi güçlendirecek çeşitli adımlar atmıştır. İlköğretim müfredatlarının yenilenmesi, şartlı nakit transferleri yoluyla eğitime erişimin teşvik edilmesi,[13] “Haydi Kızlar Okula!” kampanyasıyla ev ziyaretleri düzenlenmesi ve eğitime erişimin bürokrasinin başrolü oynadığı bir seferberlikle artırılması, bu adımların önemli örnekleri olarak gösterilebilir. Bu politikaların öne çıkması, dezavantajlı çocukların önceliklendirildiği ve sosyal politikanın eğitimde önem kazandığı şeklinde yorumlanabilir. Temel eğitimin uzatılması ve tüm çocukların temel eğitimden yararlandırılmasına yönelik özel önlemler alınması, Dünya Bankası ve OECD gibi uluslararası kuruluşların da ekonomik yararları dolayısıyla hükümetlere önerdiği bir politika yönelimidir.[14] Bu dönemin bir diğer özelliği ise, çeşitli kampanya ve projelerle uluslararası kuruluşların eğitim politikalarının oluşturulması süreçlerinde artan rolüdür. Şartlı nakit transferleri ile Dünya Bankası, eğitime erişimi artırma projelerine verdiği yoğun destekle UNICEF ve mesleki eğitimi geliştirme projelerine verdiği destekle Avrupa Birliği, eğitim politikalarının yapımında önemli birer ağırlık sahibi olmuştur.

2001-2011 arası dönemde, politika dokümanlarında “küresel rekabet” ve “insangücü yetiştirilmesi”ne yönelik atıfların öne çıkması ve uluslararası kuruluşlarla gerçekleştirilen işbirlikleri, eğitim politikalarının yapımında ekonomi politikasının öne çıkarıldığını düşündürmektedir. Ayrıca, okulöncesi eğitimin yaygınlaştırılmasına ve dezavantajlıların eğitime erişimine yönelik artan vurgu ve uygulamalar, bu dönemde eğitimin sosyal politika amaçlarına da hizmet ettiğini göstermektedir. Aynı dönemde, “kültür” vurgusu, AK Parti’nin bazı politika dokümanlarında belirlemekle birlikte pek gündeme gelmemiştir.

2011 Seçimleri ve “4+4+4”

2011 seçimleri için hazırlanan politika dokümanlarında da AK Parti, beşeri sermayenin geliştirilmesini amaçlayan ve genellikle ekonomi odaklı bir eğitim politikasını işaret ediyordu. Ancak 2011 seçimlerinde ve hemen sonrasında eğitim politikaları, AK Parti hükümetinin daha önceki dönemlerinde olmadığı kadar, öncelik haline gelmeye başladı. Bu öncelik değişikliğinde, zaman zaman AK Parti’ye yakın isimlerin de dile getirdiği gibi, hükümetin eğitim alanında gözle görülür (örneğin sağlık sektöründekine benzer) bir atılım sağlayamadığı ve özellikle orta sınıfların sınav sistemleri ve kalite konularındaki şikayetlerine çare bulmakta zorlandığı şeklindeki eleştirinin rol oynadığı iddia edilebilir. Seçimler sırasında Erdoğan’ın her öğrenciye bir tablet bilgisayar verileceğini vaat etmesi bu öncelik değişikliğinin en önemli göstergelerinden biridir. Diğeri ve daha önemlisi, Başbakan’a yakın isimlerden biri olan ve “reformcu” kimliğiyle bilinen Ömer Dinçer’in Milli Eğitim Bakanlığı’na atanması oldu. Ömer Dinçer döneminde çıkarılan bir kanun hükmünde kararnameyle, Milli Eğitim Bakanlığı’nın organizasyon yapısı tümüyle değiştirildi ve yönetici kadroları çok büyük ölçüde yenilendi. KHK’nın gerekçesi olarak, “uluslararası gelişmelerin izlenerek küresel rekabet edebilirliği sağlayacak bir yönetişim yapısının oluşturulması” gösterildi.

AK Parti, eğitim sistemini bir öncelik haline getirmişken, ekonomi odaklı bir eğitim politikasının sürdürülmesi için, Ömer Dinçer en uygun isimlerden biriydi. Dinçer, küresel düzeyde rekabet edilebilmesi için beşeri sermayenin geliştirilmesini eğitimin en önde gelen amacı olarak görüyordu. Ayrıca, serbest piyasa mantığına dayalı önlemlerin (performansa dayalı yönetim ve denetim sistemi, özel okulların desteklenerek yaygınlaştırılması, okul yapıların kamu-özel sektör işbirliği yöntemiyle elde edilmesi…) uygulanması yönünde adımlar atılması yönünde çaba gösteriyordu. Bilgi ekonomisinin gereklerinden biri olarak mesleki eğitimin güçlendirilmesi, ancak yaş olarak ertelenmesi gerektiği yününde görüş bildiriyordu.[15]

Bakanlık nezdinde bu çalışmalar sürerken, Şubat 2012’de kesintisiz ilköğretimi yeniden kademelendirmeyi hedefleyen yasa teklifi Meclis’e sunuldu. Teklifin ilk halinde ilköğretimin dörder yıllık iki kademe olarak yeniden yapılandırılması, bazı ortaokulların liselerin uzantısı olarak kurulabilmesi ile 5. sınıftan itibaren açıköğretim ve mesleki eğitimi başlatmayı hedefleyen düzenlemeler bulunuyordu. Bu düzenlemeler ilköğretimi kademelendirmekle kalmıyor, aynı zamanda temel eğitimi yeniden güçsüzleştiriyor, ikinci kademede açıköğretim seçeneğini öngördüğü için zorunlu örgün eğitimi dört yıla indiriyor ve mesleki eğitim ve çıraklık eğitiminin 9-10 yaşlarında başlayabilmesini öngörüyordu. Bu haliyle yasa teklifi, kız çocukların eğitime erişimi önünde engel olacakları ve ayrımcılık yaratacakları gerekçesiyle sivil toplum kuruluşlarının büyük tepkisine neden oldu.[16] AK Parti bu düzenlemelerin bir kısmında ısrarcı olmadı; teklif görüşüldükçe yasa maddeleri, ilköğretimin ikinci kademesinde ortaokulların ve imam-hatip ortaokullarının yeniden kurulması ve seçmeli din eğitimi derslerinin okullarda sunulması konusunda daha açık hale geldi ve bu şekilde yasalaşarak yürürlüğe girdi. Diğer yandan hem sosyal hem de ekonomik yararları büyük ölçüde kanıtlanmış olan okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirilmesi, birçok sivil toplum kuruluşunun talebine rağmen yasaya konmadı.[17]

“4+4+4” düzenlemesi, ilköğretime başlama yaşının değiştirilmesi, ilköğretim okullarının ilkokullar, ortaokullar ve imam-hatip ortaokulları olarak yeniden düzenlenmesi, seçmeli derslerin oluşturulması ve ortaöğretimin (lisenin) zorunlu hale getirilmesi gibi birçok büyük değişikliği aynı anda getirdi. Bakanlık, bunun üzerine haftalık ders çizelgelerinin yenilenmesi yönünde de çalışmalar başlattı. Buna göre ilkokulların (1-4. sınıflar) ders yükleri hafifletilirken, ortaokulların (5-8. sınıflar) ders yükleri ile matematik ve fen derslerinin haftalık saatleri artırıldı. “Kur’an-ı Kerim” ve “Peygamber’in Hayatı” gibi yasada öngörülen seçmeli din eğitimi derslerinin yanında, “Matematik Uygulamaları” ve “Bilişim Okuryazarlığı” gibi seçmeli dersler kondu. Bakanlık bu değişiklikleri de, Türkiye’nin PISA gibi uluslararası testlerde puanlarını artıracak ve beşeri sermayeyi güçlendirecek adımlar olarak savundu.[18] Diğer yandan, yasa olanaklı kılmasına rağmen, meslek liselerinin ortaokul düzeyinde öğretim yapmasına izin verilmedi ve mesleki eğitime başlama yaşı erkene çekilmedi.[19] Diğer yandan, “4+4+4” tartışmaları tüm hızıyla sürerken, Başbakan Erdoğan 2014 yılında liselere sınavlı geçişin ve dolayısıyla dershanelerin kaldırılacağını açıkladı. Bu durum, Bakanlık üzerinde kısa sürede çözülmesi gereken büyük bir yükün daha oluşmasına neden oldu.

AK Parti hükümetinin 2011 seçimleri sonrasındaki dönemi incelendiğinde, eğitim sisteminde bürokrasi yerine siyasetten kaynaklanan bir yeniden düzenleme hareketliliğinin yaşandığı görülmektedir. Başbakan, eğitim sistemindeki düzenlemelerin daha önceki dönemlerde hiç olmadığı kadar içindedir. [20] Din eğitiminin güçlü bir biçimde sistemin içine yerleştirilmesi, “değerler eğitimi”nin gitgide daha çok konuşulan bir alan olması ve Bakanlık’ın bu alanda gerçekleştirilecek çeşitli yeniliklerin hazırlıklarını yapması, Hükümet’in eğitim politikasını kültür politikası odağına giderek daha fazla dayandıracağının göstergeleri olarak yorumlanabilir. Diğer yandan, haftalık ders çizelgelerinin diğer ülkeler örnek alınarak yenilenmesi, meslek eğitiminin geciktirilmesi ve özel sektöre devredilmesi yönünde adımlar atılması, Ömer Dinçer döneminde kültür ve ekonomi odaklı eğitim politikalarının sentezlenmeye çalışıldığını göstermektedir.

Sonuç Yerine: Yeni Politikalar, Yeni Bakan?

Bu yazı yazıldığı sırada, Nabi Avcı Milli Eğitim Bakanlığı’na atanalı henüz bir hafta olmuştu. Bu nedenle, Avcı’nın bakan olmasının eğitim politikalarında ne yönde bir değişikliğe yol açacağını öngörmek olanaklı değildir. Ancak ekonomi odaklı eğitim politikaları yönünde ısrarcı bir bakanın, parti içinde önemli bir figür olmasına rağmen görevden alınmış olması, AK Parti’nin önümüzdeki dönemde eğitim politikalarını belirlerken kültür politikalarını odağına alacağının bir göstergesi olabilir. Nabi Avcı’nın Başbakan’ın önceliklendirdiği anlaşılan politikaları (tablet bilgisayarların dağıtılması ve ortaöğretime sınavsız geçişin sağlanması) ne yönde düzenleyeceği ve bu düzenlemeleri hayata nasıl geçireceği, önemli bir soru işaretidir.

“4+4+4” ve 2011 seçimleriyle birlikte gelen politika değişiklikleri, AK Parti hükümetinin eğitim politikalarında bir “kırılma” olarak yorumlanabilir mi? Görüldüğü gibi, AK Parti’nin 2001 yılında hazırlanan programında dahi ilköğretimin yeniden kademelendirileceği ve 5. sınıftan itibaren “seçmeli dersler”in oluşturulacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla “4+4+4”, partinin yasa teklifinin hemen öncesinde kurguladığı bir politika değildir. Ancak, 2003’te hazırlanan hükümet programıyla birlikte söylemsel düzeyde ekonomi odaklı bir eğitim politikasının işaret edildiği, “din eğitimine işlerlik kazandırılması”na yönelik vurgunun azaldığı ve “4+4+4”ün partinin politika dokümanlarında yer almadığı, 2012 yılına kadar bu konunun gündeme dahi getirilmediği görülmektedir. 2011 sonrası dönemde, eğitim politikaları, Hükümet’in öncelik alanlarından biri haline gelmiştir. Partinin yenilenmiş programı olarak lanse edilen “Vizyon 2023” belgesinde eğitim politikaları, “Eğitim ve Kültür” adıyla oluşturulan yeni başlık altında ele alınmıştır.[21] Yeni politikalar ve artan “kültür” odağını, bu bağlam içinde, politikaların bürokrasi, uluslararası kuruluşlar ya da sivil toplum yerine, doğrudan Hükümet kaynaklı olarak oluşturulmasının bir sonucu olarak yorumlamak mümkündür. AK Parti’nin eğitim politikalarında, bir “kırılma” olarak nitelenemeyecek olsa da, ciddi bir politika yönelimi değişikliği olduğu görülmektedir.

Aytuğ Şaşmaz, Eğitim Reformu Girişimi, Sabancı Üniversitesi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Şaşmaz, Aytuğ (Nisan, 2013), “Ak Parti’nin Eğitim Politikası Ne Yönde Değişiyor?”, Cilt II, Sayı 2, s.39-46, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: AnalizTürkiye(http://researchturkey.org/?p=3044&lang=tr)


[1] Bu yazıya zemin hazırlayan araştırmayı Türkiye Siyasi Analiz ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye) ve ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü işbirliğinde hazırlanan “Türkiye’nin Eğitim Politikasını Anlamak” başlıklı konferans için gerçekleştirdim. Bu konferansın düzenleyicilerine ve katılımcılarına teşekkür ederim. Özellikle Yard. Doç. Dr. Mustafa Kemal Bayırbağ’ın bu konferansta gerçekleştirdiği sunumdan yararlandım. Bu yazıda ele aldığım çeşitli fikirleri farklı zamanlarda Evren Aydoğan, Burcu Baykurt, Sevin Turan, Alper Yağcı ve Volkan Yılmaz’la ve elbette Eğitim Reformu Girişimi’nde birlikte çalıştığım meslektaşlarımla tartıştım. Hepsine çok teşekkür ederim. Belirtmem gerekir: Yazıdaki tüm hatalar bana aittir; ayrıca bu yazıda paylaştığım bulgular ve yorumlar, Eğitim Reformu Girişimi’nin görüşleri olarak değerlendirilemez.
[2] Örneğin, Peru’da askeri darbe sonrasında eğitim politikasının amacı, “özgür insanın ve yeni Peru toplumunun yaratılması” olarak belirlenmiştir. Bu konudaki tartışma için bkz. W. Haddad, Education policy-planning process: An applied framework, 1995.

[3] Stephen Ball, The Education Debate, 2008.

[4] Eğitim politikalarının, en azından pasif olarak, toplumsal eşitsizlikleri perçinlemek amacıyla kurgulandığı da iddia edilebilir. Örneğin Britanya’da Thatcher dönemi eğitim politikaları, bu amaçla kurgulandıkları gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bunun da sosyal politika odaklı bir eğitim politikası olarak görülüp görülemeyeceği tartışmalıdır.

[5] Aşkar’ın bu tür bir eğitim politikasını işaret ettiği söylenebilir. Bkz. Petek Aşkar, “Edilgenlikten Etkenliğe”, Eğitim İzleme Raporu 2010, 2011. Eğitim politikalarının bu yöntemle belirlenmesinin sosyal politika odaklı bir eğitim sisteminden çok da farklı olmadığı düşünülebilir. Ancak çocuklardan en yüksek öğrenme verimini almaya odaklı bir eğitim politikasının sosyal adalet vurgusu bulunmayabilir ve çocukların ailelerinin sosyoekonomik durumu nedeniyle taşıdıkları dezavantajlar görmezden gelinebilir. Almanya’daki eğitim sistemi, bu türden eğitim politikalarının şekillendirdiği bir sistem olarak görülebilir.

[6] http://www.akparti.org.tr/site/akparti/parti-programi, erişim tarihi: Aralık 2012. Bu parti programının ilgili maddelerinin 2001’de yayımlanan parti programından sonra değiştirilmediği, 2001-2002 yıllarında internet sitelerinde yayımlanan çeşitli haberlerle teyit edilmiştir. Örneğin bkz. http://www.porttakal.com/ahaber-ak-partinin-programi-aciklandi-424506.html-.

[7] http://www.akparti.org.tr/tbmm/belge.asp adresinden ilgili bağlatıya tıklanarak 2002 Seçim Beyannamesi’ne erişilebilir. Erişim tarihi: Ocak 2013.

[8] http://www.tbmm.gov.tr/hukumetler/HP58.htm, erişim tarihi: Ocak 2013.

[9] http://www.tbmm.gov.tr/hukumetler/HP59.htm, erişim tarihi: Ocak 2013.

[10] http://kurzman.unc.edu/files/2011/06/AKP_beyanname-2007.pdf, erişim tarihi: Ocak 2013. Bu cümlede “kademeli” hem 12 yılın kademelendirilmesi hem de 12 yıl zorunlu eğitime geçişin kademelendirilmesi (bir süreliğine 10 yıllık zorunlu eğitim, daha sonra 12 yıllık zorunlu eğitime geçiş) olarak algılanabilir.

[11] http://www.tbmm.gov.tr/hukumetler/HP60.htm, erişim tarihi: Ocak 2013.

[13] “Şartlı nakit transferi” uygulaması, hamile kadınların düzenli sağlık kontrolüne gitmesi ve çocuklarının eğitime düzenli devam etmesi gibi sağlık ve eğitim sistemlerine katılım şartlarının sağlanması halinde annelere aylık olarak yapılan ödemeleri kapsamaktadır. Ödemeler, başlangıçta Dünya Bankası ile işbirliği içinde geliştirilen Sosyal Riski Azaltma Projesi kapsamında gerçekleştirilmiş, ardından Türkiye Cumhuriyeti tarafından devralınarak Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan karşılanmaya başlamıştır.

[14] Özellikle OECD, ülkelere hem sosyal eşitsizliklerle mücadele etmeleri hem de bilgi ekonomisi döneminde önem kazanacak temel yaşam becerilerini öğrencilerine yoğun bir şekide kazandırabilmeleri için temel eğitimi uzatmalarını tavsiye etmektedir. Bu tavsiye, öğrencilerin farklı programlara ayrılmasını da içermektedir. Özellikle bkz. OECD, Equity and Education: Supporting Disadvantaged Students and Schools, 2012. Türkiye’de 1997’de gerçekleştirilen reformun (ana) amacı, ilköğretimi “kesintisiz” hale getirerek imam-hatip ortaokullarını kapatmak olsa da, bunun yanında temel eğitim uzatılarak güçlendirilmiş ve öğrencilerin farklı okul ve program türlerine (mesleki eğitime) ayrılmaları geciktirilmiştir.

[15] Özellikle bkz. Ömer Dinçer’in 24-25 Şubat 2012’de Antalya’da düzenlenen Mesleki Eğitim Çalıştayı’nın açılışında gerçekleştirdiği konuşma. MEB, Mesleki Eğitim Çalıştayı Raporu, 2013.

[16] Eğitim Reformu Girişimi, Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği ve Gündem Çocuk Derneği, bu sivil toplum kuruluşlarına örnek olarak verilebilir.

[17] “4+4+4” yasal düzenlemesinin Meclis’e teklif olarak verildiği andan itibaren gelişiminin ayrıntıları için bkz. Aytuğ Şaşmaz, “4+4+4: Bir toplama değil, çarp(ıt)ma işlemi”, Perspectives, Sayı: 1, 2012.

[18] PISA (Programme for International Student Assessment), OECD tarafından üç yılda bir gerçekleştirilen uluslararası bir sınavdır. Katılımcı her ülkeden 15 yaşındaki öğrencileri temsil niteliğine sahip bir örneklem sınava girmekte ve böylelikle her ülkede 15 yaşındaki öğrencilerin genel durumu tespit edilmektedir. 2000 yılında uygulamaya başladığından bu yana, PISA eğitim sistemlerinin ne durumda olduğu hakkında hükümetlere ve araştırmacılara bilgi sağlayan en önemli veri kaynaklarından biri haline gelmiştir. Türkiye’nin 2009 yılındaki PISA sonuçları hakkındaki bir değerlendirme için bkz. Aytuğ Şaşmaz ve Nihan Köseleci-Blanchy, PISA 2009: Where Does Turkey Stand?, Turkish Policy Quarterly, 2011. PISA 2012 sonuçları Aralık 2013’te açıklanacaktır.

[19] Eğitim Reformu Girişimi, “4+4+4 Düzenlemesi ile Neler Değişti? Yeni Sisteme Geçişte Neler İzlenmeli?”, 2012.

[20] Yürütme gücünü elinde bulunduranların eğitim politikalarının yapımında artan rolü ve bu durumun olası nedenleriyle ilgili olarak, bkz: J. Henig, “Mayors, Governors, and Presidents: The New Education Executives and the End of Educational Exceptionalism”, Peabody Journal of Education: Issues of Leadership, Policy, and Organizations, Vol. 84, No. 3.

[21] http://www.akparti.org.tr/upload/documents/akparti2023siyasivizyonuturkce.pdf, erişim tarihi: Ocak 2013. Bu belgede, eğitimin kalkınma ve bilgi ekonomisinin en önemli unsuru olduğu belirtilmektedir.

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

One thought on “Ak Parti’nin Eğitim Politikası Ne Yönde Değişiyor?

  1. Aysan Sari

    Tek parti iktidarı istikrar getirir diyenler bu yazıyı okusun! Eğitimi sistemini 10 yılda ne hale getirdiler görsünler!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.