Metal İşçilerinin 2015 Direniş ve Grev Dalgası Üstüne Bir Değerlendirme

Metal İşçilerinin 2015 Direniş ve Grev Dalgası Üstüne Bir Değerlendirme

Özet

2015 Mayıs ve Haziran aylarında Türkiye otomotiv sektöründe on binlerce işçinin  katıldığı yoğun bir denetimsiz grev (wild cat strikes), direniş ve protesto dalgası yaşandı. Renault, Tofaş (Fiat) ve Ford fabrikaları başta olmak üzere otomotiv sektörünün dev şirketlerini ve önde gelen tedarikçilerini etkileyen bu grev ve direnişler Türkiye çalışma ilişkileri tarihinde örneğine az rastlanan endüstriyel eylemlerdir. Grev ve direniş dalgasının temel nedeni sektördeki ücret düşüklüğü ve dengesizliği idi. Ancak bu grev ve direnişler sadece işverene karşı değil aynı zamanda bu işyerlerinde örgütlü olan Türk Metal Sendikası’na karşı yapıldı. Sendikaya yönelik tepki bu eylemlerin bir diğer temel nedeniydi. Eylemler sonucunda Türk Metal Sendikası ciddi oranda üye kaybederken, işçiler kısmi kazanımlar elde ettiler. Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarından Koç ile en güçlü işveren örgütü Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ve Türkiye’nin en büyük ve otoriter sendikası Türk Metal’e meydan okuyan bu eylemler Türkiye endüstri ilişkilerinin krizi açısından önemli ipuçları veriyor. Bu direniş dalgası Türkiye’deki ana akım sendikal zihniyetin başarısızlığı olarak da okunabilir.

Giriş

2015 Mayıs ayında metal/otomotiv sektöründe başlayan ve Haziran ve Temmuz aylarında da etkileri devam eden yaygın direniş ve grevler, Türkiye çalışma ilişkileri tarihinde örneğine az rastlanan endüstriyel eylemlerdir. Türkiye’nin en büyük otomotiv şirketlerinde yaşanan bu direniş ve grevlere (sayısı tam olarak saptanamasa da) on binlerce metal işçisi katıldığını söylemek mümkün. Bu fabrikalarda örgütlü Türk Metal Sendikası’nın inisiyatifi ve denetimi dışında, dahası bu sendikaya karşı yapılan eylem ve direnişler ani ve beklenmedik olmaları ve mevzuatın öngördüğü prosedüre uyulmadan yapıldıkları için endüstri ilişkileri literatüründe denetimsiz veya vahşi grevler (wild cat strikes) olarak tanımlanan kategoride değerlendirilebilir. Bu tip grevler sendikaların yönlendirmesi ve denetimi dışında, işçilerin kendi inisiyatifleri ile yaptıkları iş bırakma, işgal ve iş yavaşlatma gibi eylemlerdir. Denetimsiz ve ‘vahşi’ grevlerin en önemli özelliği endüstri ilişkilerinin formel mekanizmalarını devre dışı bırakan spontane eylemler olmalarıdır. Türkiye çalışma ilişkileri tarihinde bu ölçekte ve yoğunlukta ‘denetimsiz’ ve ‘sendikasız’ grevler son derece sınırlıdır. 2015 metal direniş ve grevler Türkiye’deki sendikal statükoya ve ana akım sendikacılığı karşı bir meydan okuma olarak görülebilir.

2015 yılının ilk yarısında metal sektöründe adeta bir işçi eylemleri fırtınası yaşandı. Ocak ayı sonunda Birleşik Metal-İş Sendikası 22 işyerinde ve yaklaşık 15 bin metal işçisini kapsayan grevleri başlattı. Ancak bu grevler hükümet tarafından milli güvenliği bozucu olduğu gerekçesiyle engellendi. Ardından Mayıs ayında Renault, Tofaş (Fiat) ve Ford işçileri direnişe başladı. Eylem, Türkiye’nin önde gelen sermaye grubu Koç’un başka fabrikalarına da sıçradı. Metal işçileri sadece işverene karşı değil üyesi oldukları Türk Metal’e karşı da direnişe geçti. Bu direnişler günlerce hatta haftalarca sürdü. Türkiye’nin en güçlü işveren örgütü Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ile Türkiye’nin en büyük ve otoriter sendikası Türk Metal’e meydan okuyan bu eylemler Türkiye çalışma ilişkileri açısından ciddi sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor. Bu direniş dalgası aynı zamanda Türkiye’deki ana akım sendikal zihniyetin başarısızlığı olarak da okunabilir. Türkiye’nin ana akım sendikacılığın temel özellikleri lider odaklı aşırı merkezileşme ve otoriterleşme, işçilerle bağı zayıflamış hantal ve kabuk yapılar, sendika içi demokrasi ve şeffaflık yokluğu şeklinde özetlenebilir.

Eşine az rastlanan bu son derece kapsamlı   grev ve direniş dalgası nasıl ortaya çıktı? 2015 metal eylem ve grevlerini anlamak için  metal sektöründeki çalışma ilişkilerinin özelliklerine ve tarihsel arka planına, dahası kısaca Türkiye endüstri ilişkilerinin temel özelliklerine göz atmakta yarar var.

Türkiye’de Endüstri İlişkilerinin Temel Özellikleri

Türkiye’de sendikacılığın temel özelliklerini şöyle özetlemek mümkün: İlk olarak, oldukça düşük sendikalaşma oranları ve toplu pazarlık kapsamının altını çizmek lazım. 1980’lerin sonu ve 1990’ların başlarında yüzde 20-25 bandında seyreden sendikalaşma oranlarında son 25 yıl içinde dramatik düşüşler yaşandı.[i] Resmi verilere göre Türkiye’de sendikalaşma oranları (2015) yüzde 11 civarında olmasına karşın, fiili durum daha kötüdür. Toplu pazarlık kapsamındaki işçi oranı yüzde 7-8 civarındadır. 14 milyon civarındaki işçinin sadece yaklaşık bir milyonu toplu pazarlık kapsamındadır. Özel sektörde çalışan işçilerinin sendikalaşma oranı ise yüzde 3-4 gibi oldukça düşük düzeydedir.[ii] İkinci olarak işkolu sendikacılığına dayalı aşırı merkezileşmeyi ve oligarşik eğilimleri görüyoruz. Üçüncü özellik ise parçalı ve sendikal rekabete dayalı bir yapının varlığıdır. Etkili bir teşmil mekanizmasının yokluğu ve karmaşık toplu iş sözleşmesi yetki sistemi nedeniyle sendika üyesi işçilerin yaklaşık yüzde 25’i toplu pazarlık kapsamı dışında kalmaktadır. Türkiye’nin hantal, uzun zaman alan ve siyasi-idari müdahalelere açık toplu iş sözleşmesi yetki mekanizması ciddi bir sendikasızlaştırma kaynağıdır.[iii]  Öte yandan işverenlerin sistemli sendikasızlaştırma uygulamaları ve etkili bir iş güvencesi sisteminin yokluğu nedeniyle sendikalaşan işçiler yoğun bir biçimde işten çıkarılmakta ve sendikalaşmaları engellenmektedir. Türkiye’de işverenlerin sendikasızlaştırmaya yönelik uygulamaları oldukça geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Bu yelpaze içinde sendika üyesi işçileri işten çıkarma, sendikalaşan işçiye karşı şiddete başvurma, sendikalı ve sendikasız işçiler arasında ayrım yapma, sendikalaşan işçinin çalışma koşullarını zorlaştırma ve kara liste gibi uygulamalar yer almaktadır.[iv] Sendikalaşmada, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetleri döneminde ciddi bir erime yaşandı ve sonuç olarak Türkiye, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) en düşük sendikalaşma oranlarına sahip ülkesi haline geldi.[v]

Türkiye’de işkolu sendikacılığına dayalı merkeziyetçi ve oligarşik bir sendikal yapı söz konusudur. Sendikalar sadece işkolu düzeyinde kurulabilmektedir. Mevzuata göre işyeri, meslek ve bölgesel sendikalar ile federasyonların kurulması mümkün değil. Sendikaların yerel birimlerinin (şube ve işyeri örgütleri) yetkileri son derece sınırlıdır. Sendika içi demokrasinin işlemesinin önünde ciddi yapısal engeller söz konusudur. Bu merkeziyetçi ve oligarşik sendikacılık 1983-2012 arası uygulanan yüzde 10 işkolu barajı ile tahkim edildi. Bu barajı aşamayan sendikalara toplu pazarlık hakkı tanınmadı. Böylece sendikalaşmanın çok düşük olduğu Türkiye’de yüzde 10 işkolu barajı yeni ve bağımsız sendikaların sisteme girmesini engelledi. Tüm bu faktörler sendikalarda oligarşik eğilimleri güçlendirdi, yerel ve işyeri düzeyindeki sorunların merkezi düzeye yansımasını zorlaştırdı ve  sendikal kastların oluşmasına yol açtı.

Türkiye’de sendikacılık merkezileşmiş olmasına rağmen kendi içinde parçalı bir yapı arz etmektedir.[vi] İşçiler, uzun yıllardır üç sendika konfederasyonunda, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) örgütlenmektedir. Bağımsız sendikalar etkisizdir. En büyük konfederasyon olan Türk-İş (1952) ılımlı ve partiler üstü sendikacılık anlayışına sahiptir. Büyük ölçüde geleneksel ABD sendikacılığının etkisi altında olan Türk-İş, işçilerin ekonomik çıkarlarıyla sınırlı bir sendikal yaklaşıma sahiptir. Türk-İş ağırlıkla kamu sektöründe örgütlü olduğu için uzun yıllar boyunca hükümetlerle güçlü ilişkilere sahip olmuş ve daha radikal bir sendikacılığa karşı sağ hükümetler tarafından desteklenmiştir.[vii]

DİSK ise 1967’de Türk-İş’in bu yaklaşımlarına tepki olarak doğdu. Özel sektörde örgütlenen DİSK demokratik sınıf sendikacılığı hattını savundu. Merkez sağ partilere ve ABD sendikacılığına yakın olan Türk-İş’in aksine DİSK merkez sol ve sosyalist politikaya ve kıta Avrupası sendikacılığına yakın durdu. 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk-İş ve DİSK arasında yoğun bir rekabet ve mücadele yaşandı. Bu mücadelede metal sektörü özel bir yere sahiptir. 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile DİSK’in çalışmaları 1980-1992 arasında durduruldu. Bu dönemde başta metal sektörü olmak üzere DİSK’in sendikalarına üye işçiler Türk-İş’e geçmeye zorlandı.

Üçüncü konfederasyon Hak-İş ise 1976 yılında İslamcı bir kadro tarafından kuruldu  Hak-İş 1990’lı yıllarda güç kazanmaya başladı ve özellikle 2000’li yıllarda AKP ile yakın ilişkilerinin sonucunda önemli ölçüde büyüdü. Günümüzde bu eğilim sürüyor. Türk-İş’in sendikalı işçileri temsil oranı düşerken Hak-İş’te belirgin bir artış yaşanıyor. Türk-İş’in temsil oranı (2013) yüzde 69’dan (2015) yüzde 59’a gerilerken, Hak-İş’in temsil oranı yüzde aynı dönemde 16’dan yüzde 27’ye yükseldi. Üç konfederasyon üyesi sendikalar arasında yoğun bir sendikal rekabet ve gerilimden söz etmek mümkün. Bu rekabetin en yoğun yaşandığı alanlardan biri de metal sektörüdür.

Metal Sektöründe Çalışma İlişkileri

Metal sektörü çalışma ilişkileri açısından lokomotif ve eğilim oluşturucu sektörlerin başında gelmektedir. 2015 itibariyle yaklaşık 1.5 milyon işçinin çalıştığı sektörde tüm işçilerin yüzde 12’si istihdam edilmektedir. Metal sektöründe otomotiv alt sektörü tayin edici paya sahiptir. Türkiye otomotiv sektöründe Renault (Ordu Yardımlaşma Kurumu, OYAK grubu), Ford (Koç grubu), Tofaş (Koç ve Fiat), Türk Traktör (Koç), Hyundai ve Toyota üretimde önemli paya sahip şirketler arasındadır. Otomotiv sektöründe Koç grubunun belirleyici bir ağrılığı bulunmaktadır. Sektördeki sendikalaşma oranı yüzde 16 ile genel sendikalaşma oranının üzerindedir. 2015 Temmuz istatistiklerine göre sektörde 230 bin civarında sendikalı işçi söz konusu. Ancak sektörde toplu pazarlık kapsamındaki işçi sayısı çok daha düşüktür. 2014 yılı sonu itibariyle sektörde 150-160 bin civarında sendika üyesi toplu sözleşme kapsamındadır.[viii]  Diğer bir ifadeyle sektördeki sendika üyelerinin yüzde 30’a yakın bölümü toplu pazarlık kapsamı dışındadır. Görece yüksek sendikalaşma oranları ve önde gelen şirketlerin toplu sözleşme kapsamında olmasına rağmen sektörde işçi ücretleri pek çok sektörün altındadır. Sektörde Türk metal tarafından temsil edilen kabuk bir sendikal yapıdan söz etmek mümkündür. Sektöre sayısal olarak şişkin ancak etkisiz bir sendikacılık hakimdir.

Metal sektöründe üç büyük işçi sendikası faaliyet yürütmektedir. Bu üç sendika sırasıyla Türk-İş üyesi Türk Metal Sendikası, DİSK üyesi Birleşik Metal-İş  Sendikası ve Hak-İş üyesi Çelik-İş Sendikasıdır. Metal sektöründeki en büyük sendika Türk Metal’dir. 2015 Temmuz istatistiklerine göre Türk Metal 166 bin, Çelik-İş 32 bin ve Birleşik Metal 31 bin üyeye sahiptir. Ancak bu üye sayılarının brüt olduğunun ve toplu sözleşmeden yararlanan işçi sayısının (fiili sendika üyeliğinin) yüzde 25-30 daha düşük olduğunun altını çizmek lazım. Sektörde birçok bağımsız sendika olmasına karşın üye sayıları semboliktir ve kayda değer bir etkileri yoktur.

Sektördeki en eski sendika  kökleri 1947’ye uzanan Birleşik Metal’dir. 1947’de Demir-İş adı ile kurulan sendika 1950’lerde Maden-İş adını aldı. Maden-İş Başkanı Kemal Türkler 1961’de Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kuruluşuna öncülük etti. Başlangıçta Türk-İş üyesi olan Maden-İş 1967 yılında DİSK’in kuruluşunda lokomotif bir rol oynadı. Maden-İş 1960-1980 döneminde büyük ve etkili bir sendika olarak çalışma hayatında kritik bir rol oynadı. Maden-İş 1960 ve 1970’lerde büyük ölçekli grevlere ve direnişlere öncülük etti ve işçi hareketinde o dönemde yaşanan dinamizmin en önemli sembolü oldu. 1970’li yıllarda kamu metal işyerlerinde örgütlenmek isteyen Maden-İş ile Türk Metal arasında büyük gerilim ve çatışmalar yaşandı.  1970’lerin sonlarına doğru tırmanan şiddet ortamında Maden-İş ve DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler Temmuz 1980’de aşırı sağcı (ülkücü) teröristler tarafından öldürüldü.  Bu siyasal cinayet DİSK ve Maden-İş’e bir gözdağıydı. 12 Eylül 1980 askeri darbesini takiben DİSK ve üyesi birçok sendika gibi Maden-İş’in çalışmaları da durduruldu, yöneticileri tutuklandı ve idamla yargılandı. DİSK ve Maden-İş 1992 yılına kadar kapalı kaldı. Faaliyetlerinin durdurulmasının ardından, Maden-İş üyeleri sendikalarından istifa etmeye ve Türk Metal’e üye olmaya zorlandı.  Maden-İş’in üyelerinin bir bölümü ise bağımsız Otomobil-İş Sendikasına üye oldu. 1993 yılında yeniden faaliyete başlayan Maden-İş, Otomobil-İş Sendikası ile birleşerek Birleşik Metal-İş adını aldı.

Türk Metal Sendikası,  1963 yılında Metal-İş federasyonu adıyla kuruldu. Maden-İş’in Türk-İş üyesi bir sendika olarak metal sektöründe faaliyet gösterdiği koşullarda Türk-İş üyesi bir başka sendikanın kurulması Türk-İş içinde tartışma yarattı. Bu yeni sendika Türk-İş içinde muhalif bir çizgide olan Maden-İş’e rakip olarak kurulmuştu. Maden-İş karşısında Metal-İş’in kurulması sektörde daha sonraki yıllarda da devam edecek sendikal rekabeti tetikledi. Metal-İş Başkanı Kaya Özdemir 1965 seçimlerinde Adalet Partisi (AP) milletvekili seçildi ve uzun yıllar Türk-İş yönetim ve icra kurulu üyeliği yaptı. 1975 yılında ise Türk Metal Başkanlığına 2009 yılında kadar (34 yıl) bu görevde kalacak olan Mustafa Özbek seçildi.[ix] Mustafa Özbek’in Genel Başkanlığa seçilmesiyle birlikte, sendika giderek otoriter tek adam zihniyetiyle yönetilmeye başladı ve sendikada Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve ülkücü hareketin etkisi belirgin bir biçimde arttı. Türk Metal, 1970’li yıllarda kamu metal işletmelerinde ağırlığa sahipken, özel sektörde Türkiye Maden-İş belirleyici sendika idi. İki sendika arasında ciddi yetki mücadeleleri yaşandı.

12 Eylül darbesi sonrasında Maden-İş’in faaliyetlerinin durdurulmasının ardından MESS ve darbecilerin de desteğiyle Türk Metal’in sektördeki etkisi giderek artmaya başladı. 1980’li yıllarda MESS ve Türk Metal dönemin siyasal iktidarlarının da desteğiyle metal sektöründe yeni bir sendikal statüko oluşturdu. Bu yeni statükonun en önemli özelliği metal sektöründe ehlileştirilmiş bir sendikacılığın inşa edilmesi oldu. 1993 sonrasında metal sektöründe Türk Metal ile Birleşik Metal arasında yeniden yoğun bir sendikal gerilim ve mücadele yaşanmaya başlandı.  Aslında bu gerilim ve mücadele iki farklı sendikacılık anlayışının dışavurumu olarak da okunabilir.

Metal sektöründe MESS ile üç işçi sendikası arasında grup toplu iş sözleşmesi imzalanmaktadır. Ancak işçi sendikaları kendi aralarında ortak bir tutuma sahip değildir. Türk Metal diğer sendikalar ile işbirliğine yanaşmamaktadır. Bu nedenle önce Türk Metal toplu iş sözleşmesini bağıtlamakta, ardından MESS diğer iki işçi sendikasına aynı sözleşmeyi kabul ettirmeye çalışmaktadır. Birleşik Metal ise yıllardır grup toplu iş sözleşmesi dayatmasına karşı çıkmaktadır. Nitekim son olarak Ocak 2015’te Türk Metal’in imzaladığı grup toplu iş sözleşmesini imzalamayı reddeden Birleşik Metal greve çıktı. Ancak grev bir gün sonra hükümet tarafından milli güvenlik gerekçesiyle ertelendi (fiilen yasaklandı). Türkiye’de grev ertelemesi aslında grev yasaklanması anlamına geliyor. Çünkü erteleme süresi sonunda tekrar greve çıkılamıyor.  Metal sektörünün son derece sınırlı bir bölümünde uygulanan grevin milli güvenlikle ilgisi olmadığı açıktı. Grev MESS ve diğer işveren örgütlerinin girişimi sonucunda ve asıl olarak ekonomik gerekçelerle ertelendi.[x] Metal grevinin sözde gerekçelerle ertelenmesi, işçilere MESS-Türk Metal cenderesi dışında başka bir seçenek bırakılmaması anlamına geliyordu.

Sektördeki iki sendika, Birleşik Metal ve Çelik-İş uluslararası sendikal örgütlere üyedir. Her ikisi de IndustriALL Global Union (Küresel Sanayi İşçileri Sendikası) (IndustriAll) ve IndustriAll European Trade Union (Avrupa Sanayi İşçileri Sendikası) (IndustriAll Europe) üyesidir. Ancak Türk Metal uluslararası sendikal örgütlerin üyesi değildir. Türk Metal’in bu yöndeki başvurusu yıllardır kabul edilmemektedir. Birleşik Metal-İş Sendikası Türk Metal’in uluslararası sendikal örgütlere üyeliğine, bağımsız bir sendikal örgüt olmadığı, işveren yanlısı sendikacılık yaptığı ve sendika içi demokrasiyi işletmediği gerekçeleriyle itiraz etmektedir. Bu gerekçeleri dikkate alan uluslararası sendikal örgütler Türk Metal’in üyelik başvurusunu kabul etmiyor. Birleşik Metal, Türk Metal arasında yaşanan yoğun sendikal rekabet ihtilaflar karşısında referandum yoluyla işçilerin sendikal tercihlerinin belirlenmesi gerektiğini savunurken, Türk Metal referandum mekanizmasını kabul etmiyor. Bu nedenle işçileri hangi sendikanın temsil edeceğine ilişkin yetki davaları yıllarca sürebiliyor, toplu iş sözleşmesinin imzalanamaması nedeniyle  işçiler mağdur oluyor.

Metal sektöründe büyük ve etkili bir işveren örgütü MESS faaliyet yürütmektedir. 1959 yılında kurulan MESS, Türkiye’nin en eski ve en etkili işveren örgütlerinden biri olarak bilinmektedir. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) üyesi olan MESS, uzun yıllar boyunca işveren ve hükümet politikaları üzerinde ciddi bir etkiye sahip olmuştur. Eski MESS başkanı Turgut Özal, 1980 darbe hükümetinde başbakan yardımcılığı, ardından başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmıştır. MESS içinde Koç grubunun ciddi bir ağırlığı bulunmaktadır.

Metal sektöründe yaşanan işçi direniş ve eylem dalgası bu tarihsel bağlam ve metal sektöründeki çalışma ilişkilerinin özellikleri ile birlikte ele alındığında daha iyi anlaşılabilir. 2015 metal işçi eylemleri bir tesadüf değil, işçi ile Türk Metal arasında uzun süredir devam eden gerilimin açığa çıkması, sektördeki fay hattının kırılmasıdır. Türk Metal sektördeki diğer sendikalarla işbirliğini reddederken ve işveren örgütü MESS ile sıkı işbirliği içinde bir sendikadır. Dahası Türk Metal’den ayrılıp diğer sendikalara geçenlerin işten atılmayla karşı karşıya kaldığı bilinmektedir.[xi] Nichols ve Suğur’un çalışması (2005) metal sektöründe sendika (Türk Metal) ve işçi ilişkilerinin kopukluğuna ilişkin çarpıcı bulgular içermektedir.[xii] Türk Metal sendikasının otokratik niteliği, sendikal demokrasiden uzaklığı ve işverenler ile yoğun işbirliği yanında, metal sektöründe rıza ve zora dayalı yöntemlerle kurulan emek denetimi ile paralel olarak sermayeyle uyumlu sendikalar aracılığıyla kurulan ek bir emek denetim mekanizmasının da söz konusu olduğu vurgulanmaktadır.[xiii]

Metal Fırtına: 2015 Mayıs-Haziran Direnişinin Öyküsü

Mayıs 2015’te patlayan ve Türkiye’nin önde gelen otomotiv şirketlerinde günlerce devam eden grev ve eylemlerin temel nedeni, işçilerin Türk Metal ve MESS arasında imzalanan üç yıllık[xiv] grup toplu iş sözleşmesine ve Türk Metal’in sendikacılık anlayışına yönelik tepkisidir. Direnişin patlak vermesine yol açan gelişme ise Bosch fabrikasında Türk Metal ile MESS arasında imzalanan toplu iş sözleşmesi olmuştur.  2012 yılında Bursa’da kurulu Bosch fabrikasında Türk Metal’den istifa eden 3500’e yakın işçi Birleşik Metal’e üye oldu. Ancak daha sonra işverenden gelen baskıların ardından işçilerin önemli bir bölümü Türk Metal’e geri döndü. Ancak iki sendika arasında yetki uyuşmazlığının çözülmesi yıllar aldı ve bu nedenle Bosch toplu iş sözleşmesinin imzalanması Nisan 2015’te gerçekleşti. Oysa metal grup toplu iş sözleşmesi Aralık 2014’te Türk Metal ile MESS arasında imzalanmıştı. Türk Metal gerek işçilerin Birleşik Metal’e gidişini engelleme amacıyla ve gerekse toplu iş sözleşmesinin gecikmesi nedeniyle Bosch’ta daha tatmin edici bir toplu iş sözleşmesi imzaladı. Metal direnişini tetikleyen gelişme, toplu iş  sözleşmeleri daha önce imzalanan işçilerin, Bosch toplu iş sözleşmesiyle sağlanan hakların kendilerine de uygulanması talebi oldu. İşçilerin ücret iyileştirmesi ile birlikte diğer talepleri ise Türk Metal’in işyerinden çıkması, işçilerin kendi temsilcilerini seçmesi ve işçilerin sendika tercihine karışılmaması şeklinde özetlenebilir.

İşçilerin Bosch toplu iş sözleşmesinin kendileri de uygulanması talebi karşılık bulmayınca, önce Renault ardından ise Tofaş, Ford ve diğer bir dizi fabrikada işçiler iş bırakarak direnişe başladı.[xv] Metal işçilerinin direnişinin öncü sarsıntıları Renault ve Tofaş fabrikalarında 2015 Nisan ayının ortalarında başladı. Bu eylemlere Bursa’da kurulu Mako fabrikası işçileri de katıldı. İlk eylemler grev ve iş bırakmadan daha düşük profilli protesto eylemleriydi. Fabrika ve sendika binası önündeki yürüyüş ve protestolar 21 Nisan’da kent merkezinde büyük bir gösteriye dönüştü. Nisan ayının sonlarına doğru protesto eylemlerine Coşkunöz fabrikası işçileri de katıldı.  Topluca Türk Metal şube binasına giden işçilerin taleplerine sendika ‘hayır’ yanıtını verdi. Bunun üzerine işçiler Türk Metal Sendikasına 5 Mayıs’a kadar süre verdi ve bu sürenin dolmasıyla Türk Metal’den istifa etmeye başladılar. Sendikadan istifa eden işçilere sendikadan saldırılar olduğu bildirildi.[xvi] Mayıs ayının başlarında protesto eylemlerine Delphi, Valeo, SKT gibi yeni işyerleri de katıldı. 14 Mayıs’ta işveren sendikası MESS işçilere gönderdiği kısa mesaj ile toplu iş sözleşmesinin revize edilmeyeceğini bildirdi ve işçilerin eylemini yasa dışı ilan etti. 15 Mayıs 2015’ten itibaren ise metal işçilerinin eylemleri yeni bir aşamaya sıçradı: Yaygın grev ve iş bırakma. 15 Mayıs’ta önce Renault işçileri, ardından ise Tofaş ve Coşkunöz işçileri iş bıraktı.  MESS’in eylemi yasadışı ilan etmesinin ardından Türk Metal Sendikası Başkanı Pevrul Kavlak da ‘eyleme son verin’ çağrısı yaptı. Kavlak’a göre işverenin eyleme katılanları tazminatsız işten atma hakkı doğmuştu.[xvii] Ancak işçiler sendikanın bu çağrısına kulak asmadı. Tersine 18 Mayıs’ta Mako işçileri iş bıraktı. 20 Mayıs’ta ise direniş Bursa sınırlarını aştı Kocaeli ve Eskişehir’de kurulu Ford Otosan işçileri de direnişe başladı. Aynı gün Bursa’da direnişe Ototrim ve Valeo fabrikasında çalışan işçiler katıldı. 21 Mayıs’ta ise Ankara’da kurulu Türk Traktör işçileri direnişe destek verdiler.

23 Mayıs’ta Tofaş ve Mako işçileri, taleplerinin bir bölümünün kabul edilmesi üzerine iş başı yaptılar. Kabul edilen talepler eylemlere katılan işçilerin işine son verilmemesi, işçilerin sendikal tercihlerine karışılmaması (Türk Metal’in işyerini terk etmesi) ve ücret iyileştirmesi şeklindeydi. Direnişin 12. gününde 27 Mayıs’ta Renault’da da anlaşma sağlandı. Renault’da sağlanan anlaşma daha kapsamlı oldu. Dokuz maddelik anlaşmada direnişe katılan işçilerin işten atılmaması, haklarında dava açılmaması, açılan davaların geri çekilmesi, sendika seçme serbestisi, işçilerin kendi seçecekleri temsilcilerin işveren tarafından muhatap alınması gibi hükümler yer aldı.  Ancak Renault’da sağlanan kazanımlar özellikle Koç grubuna bağlı işyerlerinde elde edilemedi. 2 Haziran’da Türk Traktör işçileri kısmi kazanımlarla direnişi bitirdi ancak işveren söz vermesine karşın direnişe katılan işçileri işten atmaya başladı.  Ford Otosan işçilerinin eylemi ise 15. gününde  talepler karşılanmadan sona erdi. Eylemin sona ermesinin ardından çok sayıda işçi işten çıkarıldı. Otomotiv fabrikalarından başlayan direniş Haziran ayı boyunca aralarında LG Arçelik’in de bulunduğu çeşitli metal fabrikalarında devam etti.

Metal işçilerinin grev ve iş bırakmasına yönelik işveren ve Türk Metal sendikası kaynaklı iddialar eylemlerin yasadışı grev olduğu şeklindeydi. Türkiye’nin çalışma mevzuatı toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde uyuşmazlık çıkmasının ardından yapılacak menfaat grevleri dışındaki bütün grevleri yasa dışı grev olarak nitelendiriyor. Ancak bu mevzuata dayalı değerlendirmeler sınırlı ve yanıltıcı olacaktır. Öncelikle vurgulamak gerekir ki barışçı toplu eylem hakkı Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri ile güvence altına alınmış temel bir haktır. Sendikal haklarla ilgili ILO denetim organı olan Sendika Özgürlüğü Komitesi çeşitli kararlarıyla işçilerin barışçıl toplu eylem hakkını güvence altına almıştır. Bu kararlardan bazılarını şöyle özetlemek mümkündür:[xviii]

  1. Grev hakkı sadece toplu iş sözleşmesi uyuşmazlığı ile sınırlandırılamaz, işçilerin ve sendikaların eğer gerekli görürlerse daha geniş bir çerçevede ekonomik ve sosyal politikalara ilişkin memnuniyetsizlikleri açıklama hakları vardır.
  2. Grev türleri konusunda genel bir yasaklama uygun değildir. Sendika denetimi dışında yapılan düzensiz grevlerin (wild-cat strike), işi yavaşlatma, işi durdurma, işyeri işgali gibi eylemler, ancak bu eylemler barışçıl olmaktan çıktığında sınırlanabilir. Bir diğer ifadeyle barışçıl olması koşuluyla işi yavaşlatma, işi durdurma ve işyeri işgali eylemlerini örgütlenme özgürlüğü kapsamındadır.

Dahası gerek İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi gerekse Avrupa Konseyi Sosyal Haklar Avrupa Komitesi çeşitli kararlarında barışçıl toplu eylemi temel bir hak olarak tanımlamıştır. Anayasanın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin onaylanmış uluslararası sözleşmeleri kanunların üstünde saymaktadır. Dolayısıyla iç hukukta yer alan 12 Eylül darbesi ürünü düzenlemeler gerekçe yapılarak metal işçilerinin eylemini yasadışı ilan etmek mümkün değil.  Nitekim barışçıl toplu eylem hakkı işçiler tarafından sayısız kez kullanılmıştır. Şişecam, SEKA, Yatağan ve TEKEL işçilerinin direnişleri ile daha başka onlarca direnişte barışçıl toplu eylem hakkı kullanıldı.  Ancak özellikle Koç grubu on binlerce işçinin katıldığı bu eylemin nedenlerini anlamak ve çalışanların taleplerini dikkate almak yerine eylemleri yasadışı ilan ederek direnişlere öncülük eden işçileri işten atmayı tercih etti.

Direnişin Nedenleri

Metal sektöründeki direniş dalgasının temel nedeni ücretlerin düşüklüğü olmuştur.  Metal sektöründe grup toplu iş sözleşmeleri kapsamındaki işçilerin saat ücretleri diğer sektörlere göre oldukça düşüktür. MESS üyesi şirketlerde çalışan işçilerin ücretleri diğer 16 işveren sendikası içinde 13. sırada yer almaktadır. MESS üyesi işyerlerindeki ücretler cam, petro-kimya, ilaç kimya ve kağıt gibi sektörlere göre yaklaşık yüzde 30 daha düşüktür. Metal sektöründen daha düşük ücretler sadece gıda, tekstil ve toprak sektöründe görülmektedir. Diğer tüm sektörler metal sektörünün üzerindedir. İşçilerin yüzde 45’e yakınının beş yıldan az kıdeme sahip olduğu ve yeni işçilerin ücretlerinin daha da düşük olduğu dikkate alınırsa direnişin motifi daha iyi anlaşılabilir.[xix]

Direnişin bir diğer önemli nedeni Türk Metal Sendikasında cisimleşen otoriter, hantal, bürokratik, tepeden inmeci ve işveren güdümlü sendikal zihniyete karşı birikmiş öfkedir. Otoriter, merkeziyetçi ve sendikal demokrasiden yoksun yaklaşımı ile bilinen Türk Metal, işverenlerle işbirliğinin vermiş olduğu rehavetle üyeleri ile bağlarını iyice zayıflatarak tipik bir sendika oligarşisine dönüştü. Temsilci seçimlerinin yapılmaması, delege seçimlerinin göstermelik oluşu,  toplu iş sözleşmesi öncesi ve sonrası üyelerinin görüşlerine başvurulmaması nedeniyle işçilerin Türk Metal ile bağları iyice zayıfladı. Aslında bu sorunlar Türkiye sendikal hareketinde sadece Türk Metal’e özgü değil. Ancak Türk Metal bu zihniyetin en tipik ve sivri örneği olarak öne çıktı. Türk Metal’e gösterilen tepki işçilerde zaman zaman sendika karşıtlığı boyutlarına da vardı. Bu durum direnişler sırasında önemli bir zaaf oluşturdu ve Türk Metal’den ayrılan işçilerin başka bir sendikaya üyeliğini geciktirdi.

Metal fabrikalarındaki direnişler birbiriyle koordinasyonu olmadan ancak birbirinden etkilenerek yayıldı. Direnişin tamamen kendiliğindenci bir temelde geliştiğinin ve sendikal veya siyasal bir yönlendirmeden uzak olduğunun altını çizmek gerek. Ancak otomotiv sektöründeki birbiriyle bağlantılı ve büyük ölçekli fabrikalar direnişin hızla yaygınlaşmasında önemli rol oynadı. Direniş ağırlıklı olarak Koç grubunda yaşandı. Koç ve MESS direnişi kırmak için ciddi çaba harcadı ve Türk Metal Sendikasından vazgeçmedi. İşçilerin  kazanımları şirketlere göre farklılıklar gösterdi. Renault’da işçilerin temel talepleri kabul edildi ve direniş nedeniyle kimse işten çıkarılmadı. Ancak Koç grubu fabrikalarında ise işçilerin kazanımları daha sınırlı oldu ve aksi yönde söz verilmesine karşın çok sayıda işçi işten atıldı. İşçilerin deneyimsizliği ve farklı fabrikalar arasında eşgüdüm ve dayanışmanın sağlanamaması nedeniyle her fabrika kendi başının çaresine baktı.

Direnişin asıl muhatabı ve kaybedeni ise Türk Metal Sendikası ve orada cisimleşen otoriter ve sarı sendikacılık oldu. Metal işçisi nezdinde Türk metal ciddi bir prestij kaybı yaşadı. Kayıp sadece prestijle sınırlı kalmadı. Türk Metal’in Ocak 2015’te üye sayısı 177 bin 125 idi. Temmuz 2015’te bu sayı 166 bin 250’ye geriledi. Türk Metal’in üye kaybı 10 bin 875 olarak gözüküyor.[xx] Ancak bu sayı metal sektöründe yaşanan direniş dalgası sonucu ortaya çıkan istifa sayısını tam olarak yansıtmaktan uzaktır. Türk Metal’in Mayıs 2015 başı itibariyle üye sayısının ne olduğu bilinmeden direnişin gerçek etkisini  ölçmek zor olacaktır. Türk Metal’in aidat ödeyen, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki üye kaybının çok daha fazla olduğunu söylemek mümkün. Türk Metal Sendikasının 120 bin civarında toplu iş sözleşmesi kapsamında üyesi olduğunu söylemek mümkün. Bir diğer ifadeyle Türk Metal aidat ödeyen üyelerinin yüzde onuna yakınını kaybetti. İstifa eden üyelerin ağırlıklı bölümü Bileşik Metal-İş Sendikasına üye oldu. Türk Metal Sendikası ise direnişin önemini, kapsamını ve sonuçlarını hafifseme ve yok sayma eğilimini sürdürüyor. İşçilerin temel taleplerini çözmek yerine Türk Metal sendika bütçesinden işçilere 625 lira yardım dağıtılacağını açıkladı.[xxi] Eylemler sonrası toplanan Türk Metal Genel Kurulu’nda konuşan Başkan Pevrul Kavlak metal işçisinin eylemlerini etkisiz göstermeye çalıştı. Örgütlü oldukları 680 işyerinin 59’unda direniş yaşandığını ve istifa edenlerin sayısının toplam üye sayısının yüzde 15’ini bulmadığını söyledi.[xxii] Oysa direnişin bu nicel verilerin ötesinde nitel olarak Türkiye otomotiv sektöründeki üç büyük şirketi ve  yan sanayinin önemli şirketlerini kapsadığı gerçeği ortada duruyor.

Değerlendirme

Türk Metal Sendikasından istifa eden işçiler bir sendikal ve siyasal yönlendirme ve öncülük olmaksızın, dahası dışsal dayanışma ve etkilere oldukça mesafeli yaklaşarak kendi örgütlülük ve dayanışmaları ile devasa eylemleri yönetti ve sermayenin en örgütlü olduğu Türkiye’nin lokomotif sektöründe uzun bir direniş sergiledi. Bu Türkiye çalışma ilişkileri tarihinde pek rastlanan bir durum değil. 2015 Metal direnişi, görkemli 15-16 Haziran 1970 işçi direnişi ve ağırlıkla kamu sektörünü kapsayan 1989 Bahar Eylemleri ile birlikte Türkiye işçi sınıfının en önemli kalkışmalarından biri olarak anılacak.

2015 Metal direnişi Türkiye’de 12 Eylül sonrası inşa edilen sendikal statükoya karşı bir isyan olarak okunabilir. Otoriter, merkeziyetçi, bürokratik ve hantal Türk Metal sendikacılığına karşı bir tepki patlaması yaşandı. 2015 metal direnişi Türkiye’de son zamanlarda örneklerine rastlanmaya  başlanan sendikasız işçi direnişlerinin en önemli halkasıdır. Son yıllarda sendikasız işçi eylemleri kadar, üyesi oldukları sendikanın hantallığına ve pasifliğine tepki gösteren işçilerin hem işverene hem de sendikaya yönelik eylemleri görülmeye başlandı. Metal işçilerin direnişi bu  tür direnişlerin tepe noktası oldu.

12 Eylül darbesi öncesinde işçilerin ezici çoğunluğu Türkiye Maden-İş Sendikası’nda örgütlü olan metal sektöründe darbe sonrasında yeni bir sendikal düzen inşa edildi. DİSK ve üyesi sendikaların faaliyetlerinin durdurulduğu, yöneticilerinin hapsedilip idamla yargılandığı bu günlerde metal sektöründe MESS ve Türk Metal işbirliği ile dikensiz gül bahçesi oluşturuldu. 12 Eylül darbesi sonrasında kurulan sendikal statüko ve endüstri ilişkileri rejimi sendikaları zayıflattı ve işlevsizleştirdi. Barajlarla ve yasaklarla beslenen bu rejim bir yandan sendikaları silikleştirirken öte yandan sendika içi demokrasiyi yok etti. Sendikal barajlarla güçlenen hantal, bürokratik ve işçiden kopuk sendika oligarşileri ortaya çıkmaya başladı. Sendikaların büyük bir bölümü işçi haklarını koruyan ve geliştiren örgütler olmaktan çıkarak, emek denetim mekanizmasının parçası haline geldi. Sendikacılık zayıflatılırken, sendikaların büyük bölümü işçiler için cam duvarlı bir hapishaneye, bir ‘panoptikon’ hapishaneye dönüştü. Metal sektörü ve Türk Metal bu emek denetim mekanizmasının adeta laboratuvarı oldu.

Toplu iş sözleşmesi hazırlık ve imza aşamasında üyelerinin görüşüne başvurmayan, temsilcilerini seçimle işbaşına getirmeyen, demokratik delege seçimleri yapmayan, kısaca sendika içi demokrasiyi yok sayan sendikacılık bu direnişle önemli bir darbe aldı. İşverenle uyumlu ama işçiyle uyumsuz sendikacılık karşısında işçinin öfkesi patladı. Sendika oligarşileri için deniz bitti. Metal sektöründe kurulan otoriter sendikal düzen ile, dayatma toplu iş sözleşmelerle ve grev yasakları ile daha fazla yol almak oldukça zor. Metal işçilerinin 2015 direnişi demokratik, katılımcı ve şeffaf bir sendikacılık ve demokratik bir endüstri ilişkileri sistemi için ciddi bir umut anlamına geliyor. Metal işçilerinin 2015 eylemi Türkiye’de 12 Eylül sonrası kurulan endüstri ilişkileri sistemini ve sendikal statükoyu sarstı. Bu sarsıntının devam edeceğini söylemek kehanet olmayacak.

Doç. Dr. Aziz Çelik, Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Çelik, A. (Ekim, 2015), “Metal İşçilerinin 2015 Direniş ve Grev Dalgası Üstüne Bir Değerlendirme” Cilt IV, Sayı 10, s.21-37, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=9830&lang=tr)

Sonnotlar

[i]Aziz Çelik, “AKP Döneminde Sendikal Haklar: Sendikasız-Grevsiz Kaynaşmış Bir Kitleyiz!”,  Himmet, Fıtrat, Piyasa AKP Döneminde Sosyal Politika (Ed. Meryem Koray-Aziz Çelik) içinde, İstanbul: İletişim, 2015.

[ii]Aziz Çelik (2015), “Turkey’s New Labour Regime under the Justice and Development Party,” Middle Eastern Studies, Volume 51, Number 4, July 2015.

[iii]Murat Özveri, Türkiye’nin Toplu İş Sözleşmesi Yetki Sistemi ve Sendikasızlaştırma (1963-2009). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, 2013.

[iv]Onur Bakır ve Deniz Akdoğan, “Türkiye’de Sendikalaşma ve Özel Sektörde Sendikal Örgütlenme,” Türk-İş Dergisi, Sayı 383, 2009.

[v]Aziz Çelik (2015), “AKP Döneminde Sendikal Haklar: Sendikasız-Grevsiz Kaynaşmış Bir Kitleyiz,” Himmet, Fıtrat, Piyasa AKP Döneminde Sosyal Politika içinde, Meryem Koray ve Aziz Çelik (Der), İstanbul: İletişim Yayınları.

[vi]İşçiler ve kamu görevlileri ayrı çalışma ve sendika mevzuatına sahiptir ve ayrı örgütlenmek zorundadır. Dahası kamu görevlileri grev hakkından tümüyle yoksun olduğu için ve özgür toplu pazarlık yürütemedikleri için sendikalaşma açısından hesaba katılmaları oldukça zordur.

[vii]Daha kapsamlı değerlendirmeler için bakınız: Aziz Çelik (2010), Vesayetten Siyasete Türkiye’de Sendikacılık (1946-1967), İstanbul: İletişim Yayınları.

[viii]Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çalışma İstatistikleri Bilgi Sistemi [Erişim Tarihi: 29 Temmuz 2015].

[ix]Mustafa Özbek, 2009 yılında Ergenekon davası kapsamında tutuklanınca Türk Metal Genel Başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı.

[x]Aziz Çelik (2015), “Zırva tevil götürmez” Birgün, 26.02.2015.

[xi]Özgür Öztürk , “Türkiye’de Sendikal Mücadele, Sermaye Birikimi, MESS ve Koç̧ Holding,” Praksis, Sayı 19, 2009,  ss. 337-361.

[xii]Theo Nichols-Nadir Suğur, Global İşletme, Yerel Emek Türkiye’de İşçiler ve Modern Fabrika, İstanbul: İletişim Yayınları, 2005.

[xiii]Hakan Koçak, “Metal İşçilerinin İsyanı Nelere İşaret Ediyor?” [Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.birikimdergisi.com/guncel/metal-iscilerinin-isyani-nelere-isaret-ediyor

[xiv]Toplu iş sözleşmeleri bir ile üç yıllık süreler için imzalanmaktadır. Ancak Türkiye’de toplu iş sözleşmelerinin neredeyse tamamı iki yıllık sürelerle imzalanmaktadır.  Üç yıllık toplu iş sözleşmeleri reel ücretlerin korunmasında daha etkisiz olduğu için tercih edilmemektedir.

[xv]Direnişe ilişkin güncel bilgiler aksi belirtilmedikçe sendika1.org ve evrensel.net internet sitelerinden derlenmiştir.

[xvi]Metal İşçisi istifa için ayağa kalktı, Türk metal çeteleri işçilere saldırdır. [Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.sendika1.org/2015/05/metal-iscisi-istifa-icin-ayaga-kalkti-turk-metal-ceteleri-iscilere-saldirdi/#!

[xvii]“Sendikadan ‘eyleme son verin’ çağrısı” Milliyet 18.05.2015. [Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2015], Şurada ulaşılabilir:

http://www.milliyet.com.tr/sendikadan-eyleme-son-verin-/ekonomi/detay/2060554/default.htm

[xviii]ILO, Freedom of Association-Digest of Decisions and Principles of the Freedom of Association Committee of the Governing Body, Fifth (revised) edition, Geneva, 2006. Paragraf 531 ve 545.

 [xix]TİSK, 2013 Çalışma İstatistikleri ve İşgücü Maliyeti Araştırması, 2015.

 [xx]Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İşkollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin 2015 Temmuz Ayı İstatistikleri Hakkında Tebliğ, Resmi Gazete, 29 Temmuz 2015.

[xxi] Türk Metal, 160 bin üyesine 100 milyon dağıtacak, [Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/29248874.asp

[xxii]Pevrul Kavlak, Türk Metal 15. Genel Kurul Açış Konuşması, 1 Ağustos 2015 Ankara, Ankara. [Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.turkmetal.org.tr/bu-genel-kurul–bir-milat-olacak_icerik_200174-1.html

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.