İstikrarın Şiddeti: Türkiye’nin 1 Kasım Seçimleri Üzerine Notlar

İstikrarın Şiddeti: Türkiye’nin 1 Kasım Seçimleri Üzerine Notlar

Özet

Bu yazı, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 1 Kasım seçimlerinde yeniden tek başına iktidara gelişini irdelemektedir. Yazı, AKP’nin Gezi protestoları sonrasında ortaya koyduğu ‘sıkıyönetim’ durumunun 7 Haziran seçimleri sonrasında en tepe noktasına ulaştığını ve ‘tercih edilen bir kaos’ haline geldiğini öne sürmektedir. AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘ben ya da kaos’ olarak tanımlanabilecek bu stratejisinin başarısı kanıtlanmış ve 1 Kasım seçim sonuçlarına giden yol açılmıştır. Bu yazı aynı zamanda, seçimler sonrasında ana akım beklentiler olarak ortaya konan, AKP’nin ‘fabrika ayarlarına dönmesi’ veya ‘2002’nin reformcu ruhu’ gibi önermeleri eleştiriyor ve bu dönemin siyasal iktisadının AKP’nin bugünkü otoriter yönetimini kolaylaştırdığını öne sürüyor. Bu türden bir ‘dönemin,’ bugünün krizlerle ilerleyen küresel piyasa ekonomisi koşullarında tekerrür etmesi zordur. Bilakis, Türkiye, daha çok otoriterleşme, ekonomik sorunlar ve AKP dış politikasının olumsuz sonuçları gibi sorunlarla karşılaşmaya daha yakındır. Dolayısıyla, bu yazı, ‘Yeni Türkiye’nin’ ne ilerici politikalar için güven veren bir yer ne de AKP için kolay yönetilebilir bir yer olabileceğini öne sürmektedir.

***

Türkiye’nin otoriter, neoliberal ve İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 1 Kasım 2015’te yapılan ‘tekrar’ seçimlerinde, yüzde 50’ye yakın oy alarak, yeniden parlamento çoğunluğunu kazandı. Sonuçlar, AKP’nin, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) %16’dan %11.9’a düşen oylarını, Kürt siyasal hareketi temelli sol kanat Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) %13.1’den %10.8’e düşen oylarını ve aynı zamanda da diğer milliyetçi/İslamcı küçük partilerin oylarını alarak, 7 Haziran 2015’teki oylarını (yaklaşık beş milyon artırarak) %40.8’den %49.5’e çıkardığını göstermiştir. Sosyal demokrat Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise oylarını %25 civarında tutmuş, dikkate değer olmayan bir oy artışı sağlamıştır. Seçim sonuçları, AKP yetkilileri ve hükümete yakın araştırma şirketlerini bile kapsayan ve AKP’nin tek başına bir çoğunluk hükümeti kurmasının beklenmedik bir durum olacağını tahmin eden çoğunluk için şaşırtıcı oldu.

Bu durumun oluşmasında, Britanya’daki oy verme davranışlarını açıklarken sözü edilen ve muhafazakarlara oy veren seçmenlerin ya araştırma şirketlerine gerçek tercihlerini belirtmemelerini ya da son dakika karar değiştirmelerini ifade etmek için kullanılan ‘Utangaç Muhafazakar Faktörü’ne ek olarak, Türkiye’deki seçim araştırma şirketlerinin tarihsel başarısızlıkları rol oynamış gibi gözüküyor.[1]

Bu seçim, siyasal partilerin kampanya ve seçim bildirgelerine ya da sıradan seçmenin endişelerine bakarak değerlendirilemeyecek, olağanüstü bir seçimdi. Haziran 2013’teki Gezi kalkışması sonrasında otoriter AKP tarafından devam ettirilen ‘olağanüstü hal durumu,’ AKP’nin (2002 seçimlerinden beri ilk kez olmak üzere) 7 Haziran 2015 parlamento seçimlerinde çoğunluğu kaybetmesiyle doruk noktasına ulaştı. AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim sonuçlarını kabul etmedi ve bir ölçüde muhalefetin uzlaşamaması ve MHP’nin HDP’ye karşı düşmanca tutumu nedeniyle 1 Kasım 2015’teki ‘tekrar seçimler’e kadar tüm güçleriyle iktidarda kalmayı başardılar. İki seçim arası dönemde, AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, parlamento çoğunluğunu tekrar kazanmak için, ulusa ‘yalnızca güçlü bir AKP’nin Türkiye’yi yönetebileceği’ mesajını vermek üzere tasarlanmış bir ‘kaos’ stratejisini takip etmeye karar verdiler.

7 Haziran 2015 seçimlerini takip eden süreçte, Kürt hareketi ile yürütülen müzakere süreci durduruldu; Partiya Karkerên Kurdistani (Kürdistan İşçi Partisi) (PKK) ile çatışmalar yeniden başladı; ve Kürt bölgeleri süre giden bir ‘olağanüstü hal’ durumunun nesnesi haline geldi. Yüzlerce HDP üyesi tutuklandı, binalarına saldırıldı. Kristal Gece’yi[2] hatırlatır şekilde, Eylül ayı boyunca Türkiye’nin batısında Kürt işçiler ve Kürtlere ait işyerlerine yönelik saldırılar dizisi düzenlendi. İddiaya göre Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) düzenlediği intihar saldırıları nedeniyle, Temmuz’da Suruç ve Ekim’de Ankara’da yüzlerce barış isteyen aktivist, öğrenci, sendikacı ve yurttaş öldürüldü.[3] ‘Terör’ korkusu tüm ulusu felce uğrattı. Gazetecilere ve medyaya yönelik baskılar şiddetlendi, temel burjuva-demokratik hakları, yeni olmasa da 7 Haziran seçimlerini takip eden süreçte daha şiddetli bir şekilde, önemli ölçüde askıya alındı.     

Hâlihazırda kırılgan olan ekonomi birinci seçimi takip eden süreçte daha da kötüleşti ve işsizlik oranının 2010’dan beri en yüksek seviyeye ulaşması ile aynı dönemde Türk Lirası, Amerikan Doları karşısında tarihi dip noktasını gördü. Bu dönemde, tüketici kredisi ve kredi kartı borçlarını geri ödeyemeyen borçlular listesine 310.000 yeni kişi daha eklendi.[4] Bu koşullar altında, Erdoğan 1 Kasım 2015 seçimleri öncesinde,  daha önce diğer neoliberal, otoriter yönetimler ve liderler[5] tarafından da kullanılmış olan, çok net bir mesaj verdi: “Ya ben, ya kaos!” [6]

AKP’nin, 550 sandalyeli parlamentonun 317 sandalyesini kazanması ile bu strateji işe yaradı; ancak anayasayı değiştirme ya da bir anayasa değişikliğini referanduma götürebilme sayısını kazanmak için yeterli olmadı (bir anayasa değişikliği referandumu için 330 sandalye gerekiyor). Ancak, Erdoğan’ın, kendi deyimiyle, ülkeyi bir iş yeri gibi (‘çok sesli’ parlamenter sistemin yerine geçerek) kendisinin yönetebileceği bir başkanlık sistemini mevcut parlamenter sistem ile değiştirmeye teşebbüs edecek olması konusunda çok az bir şüphe var.[7] Açıkça görülüyor ki, rahatsızlık veren bir hayalet Türkiye’nin üzerinde dolaşıyor, Carl Schmitt’in hayaleti.[8]

Bu sırada, liberal entelektüeller, ana akım medya, büyük burjuvazi ve hatta muhalefet partisi CHP’nin yetkilileri, AKP’nin 2002-2007 arasındaki birinci iktidar dönemine atfen, “eski güzel günlere” ve sözde “reformist” döneme dönüş için çağrı yapıyorlar.[9] Bu geri dönüşü dile getirirken, AB destekli ‘demokratik’ reform süreci ve politika yapma biçimini, ekonomide yapısal reformları ve bu reformlarla desteklenen hızlı ekonomik büyüme dönemini kastediyorlar. 2002 seçimlerini, eskinin İslamcılarının, anti-demokratik statükoya nokta koyarak, demokratik yönetime doğru kopma yaratacakları bir kırılma noktası olarak değerlendirdiler. Türkiye’nin sorunlarını 2002-2007 ‘ruhundan’ uzaklaşmakta görüyorlar ve “reformlardan geri dönülmesinin Türkiye’yi sıkıntıya soktuğunu” savunuyorlar.[10]

Ancak, bu argümanların ‘sınıf-körü’ karakteri, bu dönemin gerçek resmini karartıyor. Sözde ‘demokratik’ reformlar AKP için hakiki bir demokratikleşme sürecinden daha çok, büyük burjuvazi ve ordu karşısındaki müzakere gücünü artıracak bir ‘meşrulaştırma stratejisiydi.’ Bu süreç en başından beri çok seçici ve sığ idi. Ekonomik alanda AKP, basitçe, 2001 krizi sonrasında oluşturulan ve siyasetten arındırılmış, teknokratik yönetime dayanan, emek karşıtı, paranın hâkimiyetinin kurumsallaştığı bir ekonomi politikası patikasını takip etti. Dahası, dünya piyasası krizden önce ‘yükselen pazarların’ işine gelen bir büyüme yaşıyordu. Dolayısıyla, o dönemdeki yüksek büyüme oranları ilerlemeci bir ekonomi politikası yoluyla başarılmadı ve dünya piyasalarının bugünkü durumunda tekrar edilmesi de çok zor görünüyor.

Bununla beraber, aynı politikalar kitlelerin koşullarının kötüleşmesine yol açarak,[11] AKP’ye bağımlı hale gelmelerine neden olurken, onları istikrarı her şeyden çok talep eden bir pozisyona soktu. 2001 sonrası reformların (düşük ücretler üzerine kurulan enflasyon karşıtı güvenilirlik, istihdam politikası eksikliği, özelleştirme, emek piyasasının esnekleştirilmesi gibi politikalarla desteklenen) emek karşıtı konumu nedeniyle reel ücretler önemli oranda düştü ve işsizlik iki haneli rakamlara çıktı. İşçilerin tehlikeli ve güvensiz çalışma koşullarındaki artış da aynı zamanlarda gerçekleşti. Bu durum, 2000’lerin Türkiye şartlarında “borçlu insan yaratmanın” temelini oluşturdu.[12] Böylece, hane halkı borcunun harcanabilir gelire oranı 2000’lerde önemsiz iken (2003’te yalnızca %7,5), 2013’te %55,2’ye yükseldi.[13]

Bu türden politikalar, aynı zamanda, kitleleri AKP’nin muhafazakar sosyal yardım sistemine bağımlı hale getirdi (ki bu strateji 13 milyon insanı kapsamaktadır) ve partinin işçi sınıfını içermesine yardımcı oldu.[14] Onlar için, kaos her zaman engellenmeliydi ve (bu kitlelerin muhafazakar karakteri nedeniyle) AKP için onların milliyetçi ve dini duygularını yönlendirmek her zaman çok kolay oldu.

Bu yazıdaki görüş, yukarıda bahsedilen beklentilerle keskin bir karşıtlık içindedir ve konu edinilen dönemin bugünün İslamcı karakteri artan, faşist eğilimler gösteren otoriter neoliberalizme giden yolu açtığını öne sürmektedir. Beklentilerimiz, aynı zamanda, yeni dönem için, Gramsci’ci anlamda, bir ‘aklın karamsarlığını’ da ifade etmektedir. AKP tarafından sözü verilen ‘Yeni Türkiye,’ ilerici politikalar için umut veren bir yer olmayacak. Ancak, aynı zamanda, AKP’nin eski yöntemlerle yönetebilmesi de kolay olmayacak. AKP şimdi, krizle sonuçlanabilecek önemli ekonomik sorunlarla; felaket dış politikasının sonucu olarak Orta Doğu’daki sıkıntılı konumuyla ve kutuplaşmış bir toplum ile karşı karşıyadır. Ancak bu durumun suçlusu ise kendisinden başka birisi değildir.

Erman Erol, Doktora Adayı, University of York

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Erol, M.E. (Kasım, 2015), “İstikrarın Şiddeti: Türkiye’nin 1 Kasım Seçimleri Üzerine Notlar” Cilt IV, Sayı 11, s.35-40, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=10011&lang=tr)

Sonnotlar

[1] “Utangaç Muhafazakâr Faktörü,” en fazla dikkat çekenleri 1992 ve Mayıs 2015 seçimleri olmak üzere, Britanya’daki  birçok seçimde ortadaydı. Bknz. The Economist, ‘The Return of the Shy Tories?’ [Erişim Tarihi: 1 Kasım 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.economist.com/news/britain/21650716-return-shy-tories

[2] Kristallnacht (Kırılan Camlar Gecesi) Nazi Almanyası’ndaki bir dizi Yahudi karşıtı pogroma atıfta bulunur. Bu pogromlar 9-10 Aralık 1938 tarihlerinde, Yahudileri, Yahudilere ait dükkanları, binaları ve sinagogları hedef almıştır. Bknz. Holocaust Encyclopedia, [Erişim Tarihi: 11 Kasım 2015] Şuradan ulaşılabilir: http://www.ushmm.org/wlc/en/article.php?ModuleId=10005201

[3] ‘Başsavcı Ankara katliamından IŞİD’in sorumlu olduğunu söylüyor.’ [Erişim Tarihi: 3 Kasım 2015] Şuradan ulaşılabilir:

http://bianet.org/english/politics/168724-chief-prosecution-says-isis-responsible-for-ankara-massacre

[4] ‘İki Seçim Arası Çok Kırıldık,’ Habertürk, [Erişim Tarihi 2 Kasım 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.haberturk.com/ekonomi/ekonomi/haber/1117515-iki-secim-arasi-cok-kirildik

[5]En ünlüsü Arjantin’in önceki Cumhurbaşkanı Carlos ‘El Turco’ Menem tarafından 1995 seçimlerinde yapılandır. Bknz. A.C. Dinerstein (2002), The Battle of Buenos Aires: Crisis, Insurrection and Reinvention of Politics in Argentina. Historical Materialism, 10(4), pp.5-38.

[6] ‘Erdoğan Triumph Leaves Turkey Polarised.’ [Erişim Tarihi: 2 Kasım 2015], Şuradan ulaşılabilir: http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-34697150

[7] D. Dombey (2015). ‘President Tightens Grip on State,’ Financial Times, Special Report on Turkey, 15.04.2015, p.1.

[8] C. Schmitt (1988), The Crisis of Parliamentary Democracy, Cambridge: MIT Press.

[9] Seçim sonrası yapılan TV programları, AKP’nin ‘fabrika ayarlarına’ dönme olasılığı üzerine yapılan tartışmalar etrafında şekillendi.  Ayrıca, bknz. TÜSİAD’ın seçim sonrası beklentilerini içeren bildirgesi. [Erişim Tarihi: 2 Kasım 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.tusiad.org/__rsc/shared/file/TUSIAD-Basin-Bulteni—2-Kasim-2015.pdf

CHP Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke’nin 2002-2007 dönemi ve ekonomik reformlar konusundaki görüşleri için bknz. [Erişim Tarihi: 3 Kasım 2015], Şuradan ulaşılabilir: http://t24.com.tr/yazarlar/murat-aksoy/ekonomide-de-ustunlerin-hukuku-gecerli-hale-geliyor,10258

AKP’nin ilk yıllarının demokratik reformlar ve ekonomik başarı ile özdeşleştirilmesi için bknz. Z. Öniş and E. Bayram (2008), Temporary Star or Emerging Tiger? Turkey’s Recent Performance in a Global Setting, New Perspectives on Turkey, 39, pp.47-84; also see D. Acemoğlu and M. Üçer (2015), ‘Rolling Back Reforms Has Led to this Malaise,’ Financial Times, Special Report on Turkey, 15.04.2015, p.1.

[10] Acemoglu ve Üçer (a.g.e)

[11] 2001 sonrası ekonomik uyum ve onun ücret-emek üzerindeki etkileri konusunda eleştirel bir bakış açısı için bknz. E.Yeldan (2009), Patterns of Adjustment in the Age of Finance: The Case of Turkey as a Peripheral Agent of Neoliberal Globalization, The IDEAs Working Paper Series, 01/2009, [Erişim Tarihi: 2 Kasım 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.networkideas.org/working/feb2009/01_2009.pdf

[12] Bknz. M. Lazzarato (2012), The Making of the Indebted Man, Los Angeles: Semiotext(e).

[13] How Debt Threatens Turkey’s Economy, Financial Times, [Erişim Tarihi: 3 Kasım 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.ft.com/cms/s/0/0b9b66bc-cc98-11e3-ab99-00144feabdc0.html#axzz3qLHQmkYl,

[14] İşte AK Parti’nin ‘Sosyal Yardım’ Gerçeği, Radikal, 29.12.2014, [Erişim Tarihi 2 Kasım 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.radikal.com.tr/politika/iste-ak-partinin-sosyal-yardim-gercegi-1260849/

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.