AB Üyeliği Sürecinde Türkiye’deki Din Özgürlüğü

AB Üyeliği Sürecinde Türkiye’deki Din Özgürlüğü

Özet

Türkiye Sünni olmayan (Aleviler gibi) Müslüman veya Müslüman olmayan azınlıklara sahiptir. Fakat AKP  iktidarında olduğu gibi Türkiye’deki hükümetler azınlıkların sorunlarının çözülmesi hususunda etkili olamamıştır. Bununla birlikte, AB din ve vicdan özgürlüğü meselesinin Türkiye’nin üyelik sürecinde insan hakları açısından en problemli alanlardan biri olduğu görüşündedir. AB bu süreçte AKP’nin din özgürlüğü alanında çözüme kavuşturulamamış iki temel sorun üzerinde ciddi endişelere sahip olmuştur. Bu sorunlar; Alevi Sorunu ve Gayrimüslim azınlıkların korunmasıyla ilgilidir. Bu çalışma, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde bu problemlerin önemini incelemekte ve açıklamaktadır.

Giriş

Türkiye Doğu ile Batı arasında tarihsel bir köprü olma konumundadır ve bundan dolayı Avrupa-Asya veya İslam-Hıristiyanlık gibi iki medeniyetin farklılıklarını açıklamak için önemli bir ülkedir. Avrupalılaşma süreci, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde en önemli momentumlardan birisidir (Bogdani, 2011). 1960’lı yıllarda başlayan Türkiye’nin AB üyelik süreci, 90’lı yıllardan itibaren ciddi bir hız kazanmıştır. Arıkan’ın belirttiği üzere, 1987 yılındaki tam üyelik başvurusundan sonra, Kopenhag Kriterleri deklare edilmiş ve Türkiye’nin AB üyelik sürecindeki geleceği belirlenmiştir. Buna rağmen, 90’lı yıllarda Türkiye’nin önünde “Müslüman bir ülke” olma statüsü en önemli problemlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır (Arıkan, 2003). Bununla birlikte, AB din ve vicdan özgürlüğü meselesinin Türkiye’nin üyelik sürecinde insan hakları açısından en problemli alanlardan birisi olduğunu düşünmektedir. Bilindiği üzere, 2002 yılında İslami bir parti olarak tanımlanan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) katıldığı ilk seçimleri kazanmış ve iktidara gelmiştir. AB bu süreçte AKP’nin din özgürlüğü alanında çözüme kavuşturulamamış iki temel sorun üzerinde ciddi endişelere sahip olmuştur. Bu sorunlar; Alevi Sorunu ve Gayrimüslim azınlıkların korunmasıdır (Ozdalga, 2008).

Alevi Sorunu

Aleviler, Hz.Muhammed’in amcaoğlu, damadı ve İslam Devleti’nin 4.Halife’si Hz.Ali’ye inanan heteredoks bir dini gruptur. Tarihsel olarak bu grubun önderleri aynı zamanda Ali’nin takipçileridir. Fakat Alevilik inancı ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Örneğin, Türkiye’deki Alevilerin ritüelleri ve inanışları, Suriye veya İran gibi ülkelerdeki Alevi inanışından ciddi farklıklar içerir. Alevilik Türkiye’de Bektaşilik gibi Anadolu kökenli ve Sufi anlayışla harmanlanmış dini bir grup olarak tanımlanmaktadır (Bilgili and Carkoglu, 2013). Bununla birlikte, bu dini grup kültürel (şiir, müzik veya dans üzerine gelenekler başta olmak üzere) politik ve insani özelliklere de sahip olmaktadır.

1950’li yıllardan sonra, Alevilik anlayışı, devlet kontrolündeki Ortodoks Sünni inancının baskıları doğrultusunda ötekileştirilmiştir. 1970 ve 1990’lı yıllar arasında, bazı Alevi topluluklara devlet tarafından önlenmeyen aşırı milliyetçi veya dini gruplar tarafından saldırılar düzenlenmiştir (Ozdalga,2008). Maraş, Çorum veya Sivas katliamları bu saldırıların örnekleridir. Birçok Alevi, aşırı sağ ve İslamcı grupların bu saldırılarında öldürülmüş ve devlet bu saldırganlara dolaylı yoldan destek vermiştir.

Türkiye’nin 1999 Helsinki ile tam adaylık statüsünün kabul edilmesinden sonra, Alevi Sorunu AB için daha önemli hale gelmişti. 2001 Türkiye İlerleme Raporu’nda Aleviler “Sünni olmayan Müslüman topluluk” olarak tanımlanmış ve AB Alevilerin statüsüne ilişkin endişelerini ilk defa şu şekilde dile getirmiştir:

“Sünni olmayan Müslüman topluluklarının durumunda hiçbir gelişme kaydedilememiştir.  Alevilere yönelik resmi tutum değişmemiştir. Alevilerin sorunları hala Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından dikkate alınmamaktadır. Alevilerin başlıca şikâyetleri, okullarda zorunlu din derslerinin ve din kitaplarının Alevi kimliğini tanımaması ve sadece Sünni İslam’a yönelik cami ve vakıflara mali destek verilmesidir.” (European Commission 2001, Turkey Regular Report, p.27)

Bu rapor ile birlikte, AB perspektifinde, Aleviler yeni bir dini azınlık haline gelmiştir. Ozdalga’nın vurguladığı üzere; AB raporları ve dökümanları dini azınlıkların haklarından ve özgürlüklerinden bahsetmeye başlamış ve bu durum Türk toplumu, siyasi partiler ve medya üzerinde olumsuz etkiler yaratmıştır. Ayrıca, bu aktörler AB’nin Alevi sorunu üzerine getirdiği eleştirileri reddetmiştir (Ozdalga, 2008). Yine de bu reaksiyon AB’nin ilerleyen raporlarında bu konuda getirmiş olduğu eleştirileri engelleyememiştir. Örneğin, 2004 Türkiye İlerleme Raporu’na göre; Sünni olmayan Müslüman azınlıkların statüsünde hiçbir değişiklik olmamıştır. Aleviler bir dini topluluk olarak resmen kabul edilmemektedir. Aleviler, ibadethanelerini açarken genellikle güçlüklerle karşılaşmaktadır ve okullardaki zorunlu dini eğitim, Sünni olmayan kimlikleri tanımamaktadır (European Commission, 2004 Turkey Progress Report).

Görüldüğü üzere, Alevi sorunu, AB üyelik sürecinde din ve vicdan özgürlüğü açısından kilit bir rol oynamıştır. Alevilerin haklarının korunması hususunda iki temel konu öne çıkmaktadır: Cem evlerinin statüsünün tanınması ve Alevi çocuklara uygulanan zorunlu din derslerinin kaldırılması (Ozdalga, 2008). Erdoğan hükümeti, AB’den gelen baskıların neticesinde, 2009 ve 2010 yılında birtakım toplantılar düzenleyerek “Alevi Açılımı” olarak adlandırılan çözüm sürecini başlattı. “Alevi Açılımı”, Alevilerin sorunlarının çözümüne ilişkin ilk sistematik girişim olarak görülmüştü. AKP iktidarı 2009 ve 2011 yılları arasında Alevilerin endişelerini anlamak ve bu kaygıları gidermek amacıyla ilk adımları attı (Bilgili and Carkoglu, 2013). Fakat, bu gelişmeler bazı Alevi gruplar için yeterli olmamıştı. Bu gruplar, bu açılımın tüm Alevileri kapsamadığını ve sadece hükümete yakın olan Aleviler için yapıldığını savunmaktaydı. Bununla birlikte, AB de Alevi Açılımından memnun değildi ve daha fazlasının yapılması gerektiğini düşünmekteydi. 2012 Türkiye İlerleme Raporu’nda AB’nin bu düşüncesi şu şekilde aktarılmıştır:

“2009’da Alevilere yönelik olarak yapılan açılım somut bir şekilde devam ettirilmemiştir. Cem evleri resmen tanınmamıştır ve Aleviler, yeni ibadet yerleri açılmasında zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Bazı illerde Alevi vatandaşlara ait birçok evin işaretlenmesi ve kendilerine karşı gerçekleşen olaylar Alevileri endişelendirmiştir. Şikâyetler, Alevi dernekleri tarafından savcılıklara iletilmiştir; adli ve idari soruşturmalar devam etmektedir. Mecliste cem evi açılması talebi, Alevi milletvekillerinin camiye gidebilecekleri gerekçesiyle reddedilmiştir.” (European Commission, 2012 Turkey Progress Report, p.25)

Gayrimüslim Azınlıklar

Osmanlı İmparatorluğu içinde bulundurduğu gayrimüslim topluluklarla birlikte çok kültürlü bir yapıya sahipti. Buna rağmen, kültürel çoğulculuk, Türkiye’nin ulus-devlet yapısının kurulmasıyla birlikte yerini tek tip toplum yapısına bıraktı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1990’lı yıllara kadar geçen sürede, Varlık Vergisi ve Nüfus Mübadelesi gibi din özgürlüğü ve azınlıkların haklarının korunması açısından çeşitli problemler ortaya çıkmıştı (Ozdalga, 2008). Yine de bu problemler Türkiye’nin AB üyelik sürecini ciddi bir şekilde etkilememişti. Öte yandan, din konusu özellikle 90’lardan sonra Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde en önemli tartışma noktalarından birisi haline geldi (Bogdani, 2011). Bunun sonucunda din özgürlüğü Kopenhag Kriterleri’ndeki insan hakları ve azınlıkların korunması hususu açısından en önemli hedeflerden birisi haline gelmiştir.

Gayrimüslim cemaatler hâlâ sorunlarla karşılaşmaktadır ve bu durumun, cemaatlerin mülkiyet hakları, yargı yoluna başvurma, oturma ve çalışma izni alma ve yardım toplama imkânları bakımından olumsuzluklar içerir. AKP bu sorunların çözümünde etkili bir politika izleyememiş ve AB başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar din özgürlüğü açısından Türkiye’ye eleştirmiştir. Örneğin, 2012 Türkiye İlerleme Raporu bu konudaki aksaklıklar hakkında şöyle bahsetmektedir:

“Din adamlarının eğitimine ilişkin kısıtlamalar sürmektedir. Türk mevzuatında ve eğitim sisteminde, herhangi bir cemaat için özel dini yükseköğretim imkânı sunulmamaktadır. Tüm çağrılara rağmen, Heybeliada Ruhban Okulu hâlâ kapalıdır. Ermeni Patrikhanesi’nin, üniversitede Ermeni diline ve din adamlarına yönelik bir bölüm açılması önerisi beş yıldır sonuçlanmamıştır. Süryani Ortodoks cemaati, resmi olarak kurulmuş okullarda değil sadece kayıt dışı olarak eğitim verebilmektedir. Din adamı seçimlerine katılım konusunda, Avrupa standartlarına aykırı olarak yabancılar, örgütlü dini cemaatlerin faaliyetlerine katılım hususunda din özgürlüğünü kullanabilme imkânları açısından Türk vatandaşları ile eşit muameleye tabi tutulmamaktadırlar.” (European Commission, 2012 Turkey Progress Report, p.24-25)

Özetle, çok sayıda Sünni olmayan Müslüman veya Müslüman olmayan azınlıklara sahiptir. Fakat, AKP iktidarında olduğu gibi Türkiye’deki hükümetler bu sorunların çözülmesi hususunda etkili olamamıştır. Ayrıca Başbakan Erdoğan ve diğer kabine üyelerinin Alevilere veya gayrimüslime yönelik nefret söylemleri süregelmektedir. AB ise, Türkiye’de din özgürlüğü ve azınlıkların haklarının korunması hususunda ciddi endişelere sahiptir. Dolayısıyla, Kirisci’nin de vurguladığı gibi, Türkiye AB üyelik hedefini gerçekleştirmek için din-politika ve laiklik üçgeni çerçevesinde daha liberal bir denge kurmak zorundadır (Kirisci, 2008).

Çağlar Ezikoğlu, Doktora Adayı, University of Reading

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Ezikoğlu Ç. (Haziran, 2014),  “AB Üyeliği Sürecinde Türkiye’deki Din Özgürlüğü”, Cilt III, Sayı 6, s.6-11, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Analiz Türkiye (http://researchturkey.org/?p=6372&lang=tr)

Kaynakça

Arikan, Harun (2003) “Turkey and the EU: an awkward candidate for EU membership?” , Ashgate.

Bilgili, Nazlı Cagin; Carkoglu Ali, (2013), “A Precarious Relationship: The Alevi Minority, the Turkish State and the EU”, in Avci, Gamze; Carkoglu, Ali, (ed.), Turkey and the EU: accession and reform, Routledge.

Bogdani, Mirela (2011) “Turkey and the dilemma of EU accession: when religion meets politics”, I.B. Tauris.

European Commission (2001), “Turkey, 2001 regular report”, available online at: http://ec.europa.eu/enlargement/archives/pdf/key_documents/2001/tu_en.pdf

Erişim: 08.7.2013

European Commission(2004)“Turkey, 2004 regular report”, available online at: http://ec.europa.eu/enlargement/archives/pdf/key_documents/2004/rr_tr_2004_en.pdf , Erişim: 10.07.2013

European Commission, “Turkey, 2012 progress report”, available online at: http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2012/package/tr_rapport_2012_en.pdf , Erişim: 02.07.2013

Kirisci, Kemal, (2008), “Religion as an Argument in the Debate on Turkish EU Membership”, in Dietrich Jung and Catharina Raudvere (Eds.), Religion, Politics, and Turkey’s EU Accession. Palgrave MacMillan.

Ozdalga Elizabeth (2008) “The Alevis – a “New” Religious Minority? : Identity Politics in Turkey and its Relation to the EU Integration Process” in Raudvere, Catherina; Jung, Dietrich, (ed.) “Religion, politics, and Turkey’s EU accession”, Palgrave Macmillan, pp.177-198.

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

One thought on “AB Üyeliği Sürecinde Türkiye’deki Din Özgürlüğü

  1. Ömer Nuraydın

    I am sorry. I am not good at writing in English. For that reason i am sorry again. But in simple way i will try to explain my thoughts about this article. In this article in a short and effective way we have learned and read the situations of Alevis and non-Muslim groups in Turkey . But still , reading this article wholly, the author do not say that’s the solution is this. I need and wait a extensive resolution. And also EU reports do not explain the solutions completely too. Just making ascertainmets does not show us the successful settlement. If EU is so eager to solve these problems they can relegate a team but they can not understand the realities completely because social affairs is not constant. We can not still see the whole relations. So we have learned the problems again by reading this article but we still couldn’t solve this problems in Turkey. I hope in a short time the author brings the right ways of solving these issues. I hope he will bring the solutions completely. He need time because it is difficult subject. Really difficult subject. In Turkey and also in different countries social, religious affairs immovable. Step by step all governments tried to do solve religious differentiation in their countries but now “Can we say there is no problem in developed countries?”. No, we can not say this sentence to readers because we are talking racial disparities in a casual life. To regret to say the world can be seen bad and heinous days if all watch the just. We all had to come together and make aids to for everyone. I don’t like simple explications of people. Ingrained prejudice is still everywhere all around the world. Is there any one can say the developed countries solved all problems in their countries? I live in Turkey and i still do not see smoothly them. Why I see and approach like this to developed countries? I am aware of real and intimate understanding. This World belongs everyone. This World is ours but we are still behaving nationally. Why all governments can not solve the earth’s problems? Is there any will power to come together? We know the answer. We are not powerful to solve international matters. But you have thoughts about all matters. I decide if you have a little power, use it for all in good faith. Don’t forget us. Don’t forget the Africa. Don’t forget the East. Don’t forget your citizens. Don’t forget our citizens. The world citizenship is at teh door and waiting us. We are all brothers and sisters. Do not think niggardly. The author, i am waiting you make details observable. And also ı believe in you. Really believe in you. In a short time or in a long time you will write creative solutions for this case.

    Best regards

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.