Politik değişim ve sosyal medya: Türkiye’de Gezi protestoları

Politik değişim ve sosyal medya:
Türkiye’de Gezi protestoları

Giriş:

Sosyal medya politikada nasıl etkilidir? Yakın zamanda sosyal medyanın rejim değişikliği bağlamındaki etkisi üzerine odaklanan bir literatür ortaya çıktı. Kimi akademisyenler sosyal medyanın bu bağlamda önemli bir potansiyele sahip olduğuna inanıyor. Bu perspektife göre sosyal medya kelimenin tam manasıyla politik ağları organize etmedeki emsalsiz kapasitesi sebebiyle rejim değişikliği potansiyelini taşıyor. Öte yandan bazı yorumcular, çabucak organize olabilse de, sosyal medyanın merkezi olmayan ve lidersiz doğası sebebiyle etkili bir baskıya imkan tanıyamayacağını düşünüyor. Yakın zamanda dünya, sosyal medya vasıtasıyla düzenlenen birçok sosyal eyleme tanıklık etti. Filipinler, Moldova, İran, Tunus, Mısır ve son zamanlarda Türkiye’de milyonlarca gösterici sosyal medya vasıtasıyla hükümetlerinin istifasını talep etti. Bu örneklere bakarak, dünyanın Facebook ve Twitter aracılığıyla yeni bir politik örgütlenme çeşidine tanıklık ettiğini söyleyebilir miyiz? Sosyal medya, otoriter rejimleri değiştirmek için etkili bir araç olabilir mi? Bu çalışma, mayıs 2013 den beri Türkiye de sosyal medya aracılığı ile başlayan protestoları ve organize edilen gösterileri analiz edecek. Çalışma, Lynch(2011) ve diğer kuramcılar tarafından önerilen teorik çerçeveyi kullanarak,  sosyal medyanın Türk siyasetindeki karmaşık ve çok yönlü etkisini analiz ediyor,ve siyasi yapıya şekil veren bu yeni medyanın ‘’çekişmeli kollektif eylem’’ ve hükümete karşı etkili uluslararası desteği tartışıyor.

***

I.Sosyal Medya ve Politik Değişim

 Sosyal medyanın politika üzerindeki etkileri

Son yıllarda dünya, baskıcı hükümetlere karşı birçok protesto hareketine sahne oldu.Tüm dünyada sosyal medya hükümet karşıtı protestoları dile getiren ve örgütleyen önemli bir araç haline geldi. Bunun yanı sıra, sosyal medya protestolarının kalıcı muhalefetlere dönüşme ihtimali önemli bir tartışma konusu oldu. Literatürde sosyal medyanın etkilerini ve etkenliğini gösteren farklı bakış açıları ve teoriler bulunuyor. Kimileri sosyal medyanın demokratik hareketleri örgütleyecek yeni bir araç olduğunu savunuyor. Bazı kuramcılarsa, bu araçların protestoları kalıcı muhalefetlere çevirecek kabiliyette olmadığını savunuyor. Örneğin, Granovetter (1973) “Zayıf Bağların Gücü” başlıklı önemli çalışmasında sosyal ağlardaki mikro düzey etkileşimler ve makro düzey modeller arasındaki bağlantıyı analiz eder. Granovetter, zayıf bağların yayılma, sosyal hareketlilik veiçin güçlü bir potansiyele sahip olduğunu, sosyal hareketlilik ve farklı ağlar arasında politik örgütlenme bağlamında daha güçlü bir potansiyel taşıdığını savunur. Zayıf bağların güçlü bağlara nazaran en büyük avantajı, bilgi ve fikirleri sosyal gruplar üzerine yayma yeteneğidir.

2009 baharında  Moldova’da aktivistler komünist parti yönetimine karşı geniş protestoları örgütlemek için Twitter’ı kullandığında, Twitter ve Facebook gibi internet esaslı sosyal medya siteleri ilk kez politik bir hareketle ilişkilendirildi.Sosyal medyanın politilk mücadele için güçlü bir araç olabileceği o tarihten itibaren netti. Aralık 2010’da Tunus’ta Muhammed Buazizi kendisini ateşe verdi ve bu görüntüler, Youtube’da sıklıkla paylaşıldı. 11 Ocakta protestolar on binlerin sokaklara döküldüğü başkentin merkezine ulaştı. Bu olaylar Ben Ali’nin 14 Ocak’ta ülkeden kaçmasıyla sonuçlandı.Ben Ali rejimi bu kargaşalı ay boyunca Youtube’u engellese de internet erişimi tümüyle engellenemedi.Bu süre boyunca internet aktivistleri videoları ve protestolarla alakalı Faceboook içeriklerini tekrar paylaşarak ve protestoları özel ağların kapalı döngüsünden  Twitter ve yeni çevrimiçi portallara taşıyarak büyük rol oynadı.2011 ocak ayının ilk haftası boyunca Tunus, Facebook kullanıcılarının %8lik ani bir artışına tanıklık etti.’’Yasemin Devrimi’’ adı verilen protestolar,seçimlerden sonra koalisyon hükümetinin kurulmasına yol açtı. Takipçilerle kolayca iletişim ve son teknoloji liderlere karşı organize edilen protestoları kolaylaştırırken, diğer yandan uzmanlar sosyal medyanın Yasemin Devrimi’ne “yol açtığını” söylemenin basit olacağını, bu duruma yol açan ekonomik ve politik sebeplerin yıllardır var olageldiğini ve  ülkede var olan liderlik boşluğunun doldurulmasının  olasılıksız olduğunu savundular.

Sosyal medyanın politika üzerindeki en önemli etkisi muhtemelen bazılarınca “Facebook Devrimi” olarak da isimlendirilen Mısır Devrimi’nde görüldü. Polis memurlarını suçlayıcı nitelikte videolar paylaştığı iddia edildikten sonra vahşice işkence yapılan ve öldürülen genç blog yazarı Khaled Said’in ölümünden sonra devrimle sonuçlanan Mısır protestoları başladı. Cinayete tepki olarak, Google’ın Ortadoğu pazarlama müdürü Wael Ghonim “Hepimiz Khaled Said’iz” isimli bir Facebook sayfası kurdu ve Said’in cenazesinin tüyler ürperten fotoğraflarını kamuoyuyla paylaştı. Sayfa hemen 500.000 takipçiye ulaştı ve kısa sürede Mübarek rejimine karşı paylaşılan diyalogların ve online çalışmaların platformu oldu.Wael Ghonim Mısır devlet polisi tarafından kısa sürede tutuklandı. Binlerce protestocu, Kahire’nin Tahrir Meydan’ında toplandıktan ve Mübarek 11 Ocak 2011 iktidardan düştükten sonra ilk geniş ölçekli protesto 25 Ocak 2011 de meydana geldi. El Cezire’ye göre,18 gün İsyanı’nı örgütleyenler, özellikle başlarda Facebook ve Twitter gibi medya kuruluşlarına güvendi. Mısır hükümeti interneti yasaklayabilmek için ilk iş olarak Facebook’u engelledi. Protestocular, internet engeline rağmen, zaten kurulmuş olan organizasyonel alt yapı sayesinde gösterileri örgütlemeye devam edebildiler. Önceden haber verilen bir Facebook etkinliği onbinlerce katılımcının onayını aldı ve engelleme riskine karşı bir Facebook grubu bir Google belgesi yoluyla katılımcıların mail adreslerini kayıt altına aldı (Chebib ve Sohail, 2011).

Bugün sosyal medya, yurttaş, aktivist, sivil toplum kuruluşu ve hatta hükümet gibi bir çok aktörü içine alan dünya çapında bir gerçeklik haline geldi. Sosyal medya tarafından örgütlenen hükümet karşıtı protestolar bazen beklenmeyen  sonuçlar meydana getirdi. Örneğin, 2006 Mart ayında Belarus’ta hükümet karşıtı protestolar sosyal medyanın daha fazla engellenmesiyle sonuçlandı. Benzer şekilde İran’daki Haziran 2009 isyanında aktivistler, Hüseyin Musavi’nin oylarının yanlış sayılmasını protesto etmek için mümkün olan her türlü teknolojik aracı kullandı ancak nihayetinde hükümet engeline takıldı. 2010’da Tayland’da ‘’Kırmızı Gömlek’’ isyanı aynı yolu izledi. Protestocular Bangkok’u işgal etmek için sosyal medyayı kullandı ancak Tayland hükümeti düzinelerce kişiyi öldürerek kalabalığı dağıttı.

Bu örnekler, politik değişime katkıda bulunma konusunda sosyal medyanın önemli bir potansiyeli olduğunu ve fakat bu potansiyelin her zaman öngörülebilir ve önceden planlanmış bir sonuca yol açmayacağını gösteriyor. Son zamanlardaki gelişmeler, sosyal medyayı her türlü politik, ekonomik ve sosyal olayın başlıca örgütleyicisi olarak gören “siber ütopyacılar” ve sosyal medyayı temel olarak politik iktidara hizmet eden bir iletişim teknolojilerinden sadece biri olarak gören “siber-realistler” arasına bir çizgi çekti. Tartışmayı başlatan iyimser makalelerden biri Andrew Sullivan’ın  theatlantic.com da yer alan “Devrim tvitlenecek” (“The revolution will be twittered”) oldu. Bu makalede Sullivan yeni teknolojinin kurulu medyayı devre dışı bırakabileceğini ve daha önce hiç olmadığı kadar kadar örgütleme gücü olduğunu savundu. Sullivan, Ahmedinejad’ın ve molla muhafızlarının bu teknolojiyle hazırlıksız yakalanacağını ve yeni medya kullanıcısı olan yeni neslin eski rejimi silip atabileceğini savundu. Bu görüşe yanıt olarak Morozov ve diğer siber-realistler, bu gibi durumların pek çoğunda sosyal medyanın, politik olayların reklamını yapmak konusunda olayları organize etmekten çok daha başarılı olunduğunu savundu. Morozov, sosyal medyanın sadece bir araç olduğunu ve sosyal değişimin siyasi kurumları ve reform hareketlerini içerecek şekilde uzun ve zahmetli bir çabayı gerektirdiğini ileri sürdü.

Benzer şekilde, Gladwell (2010), son politik olaylarda sosyal medyanın rolüne karşı sert bir pozisyon aldı. Gladwell, sosyal medyanın, sosyal değişimin olmazsa olmazı olan katılımcılar arasında yüksek risk içeren aktivizmin ve bu riskin yol açtığı “güçlü bağlar”ın siber uzayda karşılığının olmadığını savundu (2010). Gladwell’e göre, gerçek politik aktivizm için katılımcılar arasındaki kişisel bağlar esastır ve sosyal medya katılımcılar arasındaki doğrudan ilişkinin yerini tutamaz. Bu iddiayı desteklemek için Gladwell, 1964 Missisippi Özgürlük Yazı Projesi’ne atıfta bulundu. Bu araştırma, söz konusu projede gönüllülerin üçü kaçırılıp öldürüldükten sonra geriye kalan aktivistlerin, aynı zamanda gruptaki diğer kişilerle en yakın bağı kurabilmiş kişiler olduğunu ileri sürüyordu. Bu çerçevede Gladwell “gerçek” politik olayların, ancak yüz yüze ilişkiler ve duygusal ve kişiler arası yatırımın birleşimi olarak meydana gelebileceği sonucuna vardı.  ombine edilen kesin sonuç olarak  meydana geldiği sonucuna vardı. Gladwell sosyal medyanın güçlü ve etkili olduğunu kabul ederken “zayıf bağların gücü”, tıpkı piyasada alıcı ve satıcıların eşleşmesinde ya da flört ederken eşlerin buluşmasında olduğu gibi, yeni bilginin hayatî olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bu bağlamda, sosyal medya, piyasayı genişletme etkisine sahip; yine  hayatî tehlike durumunda, gerçek hayattaki aile ve arkadaşlarla sahip olduğumuz doğrudan maddi bağlantı politik angajman seviyemizi belirliyor.

Bununla birlikte Gladwell’in çalışması, 2011 Mısır siyasi başkaldırısı boyunca bloglar yoluyla bilgi paylaşımını inceleyen Starbird ve Palen’in çalışması tarafından çürütüldü. Starbird ve Palen, popüler internet içeriklerinin yayılımını analiz etti ve Kahire’de “olay yerinde olanlar” ve olmayanlar arasındaki ilişkiyi araştırdı. Starbird ve Palen, nitel ve istatiksel tanımlama yoluyla, kalabalığın ne derece dayanışma getirdiğini ve tavsiye ve süzgeçten geçirme yoluyla nasıl bilginin kullanımına katkıda bulunduğunu gösterdiler (2012). Bu çalışmaya göre, en fazla tivitlenen ve protestolara dair etiketler kullanan 1000 Twitter kullanıcısının%30’u , genelde “olay yeri”nden bildiriyordu. Bu kullanıcıların tivitleri toplantı zamanı, yaralılar ve ihtiyaç listesi gibi bilgileri içeriyordu. Starbird and Palen bu çalışmasında aslında  protestocuların destek kazanmak ve eylemlerini koordine etmek için sosyal medyayı kullandıkları sonucuna vardı. Starbird ve Palen’ e göre sosyal medya üzerinden örgütlenen düşük riskli aktivizm, Mısır Devrimi’nin yapıcı bir parçası olmuş olabilir. için üretken bir bileşen olabilir.

Bu çalışmada, Starbird ve Palen sosyal medyanın iki şekilde etkili olduğu teorisini ortaya atıyor. İlk olarak sosyal medya, gerçek zamanlı protestocular ve “online” protestocular arasındaki etkileşimi ve dayanışmayı arttırıyor. İkincisi,online protestocular tekrar paylaşım süreci vasıtasıyla bilgi paylaşım sürecine katkıda bulunuyor. Yazarlara göre sosyal dayanışma, en iyi protestonun amacına dikkat çeken eylemler yoluyla ifade buluyor ve bu yolla eylemin amacı da güçlenmiş oluyor.

II.Kuramsal Çerçeve

Yukarıda değinilen farklı deneysel ve kuramsal tartışmalar, sosyal medyanın etkinliği konusunda “siyah-ya-da-beyaz” tarzı tanımlardan daha sofistike bir kuramsal analiz gerektiyor. Bu çalışma, Lynch’in teorik çerçevesini ve Kaynak Kullanım Teorisi’ni kullanarak, sosyal medyanın etkinliğinin sınırlı olabileceğini, yine de bu etkinliğin göz ardı edilmemesi gerektiğini savunuyor. Sayısız bilim adamı,sosyal hareketlerin başarıyla örgütlenmesi ve uygulanması için yeni kaynaklar kadar yeni iletişim teknolojilerinin de önemli olduğuna işaret ediyor (Della Porta & Mosca, 2005; Langman, 2005; O’Lear, 1999). Eltantawy ve Wiest’e göre (2011), “sosyal medya teknolojileri özellikle kolektif eylemleri örgütleme ve uygulama bağlamında topluluk duygusunu destekleme, marjinalize olmuş grup üyeleri arasında ortak kimlik ve aidiyet duygusunu pekiştirme, daha az kuşatılmış bir politik alan yaratma, diğer sosyal hareketlerle iletişim kurma ve küresel kamuoyunun desteğini almak için eylemin tanıtımını yapma bağlamında kullanılmıştır”(s.1207). Bu açıdan Kaynak Kullanım Teorisi, sosyal medyanın politik değişim üzerindeki etkisini açıklamak için  kullanılabilir. Bu teoriye göre zaman, para, örgütleme kapasitesi ve belirli sosyal ve politik fırsatlar gibi kaynaklar, bir sosyal hareketin başarıya ulaşması için önemlidir. Sosyal hareketler arasında kaynak tipleri çeşitlilik göstermesine rağmen kaynakların uygulanabilirliği ve aktörlerin onları kullanmaya yeteneğinin uygun olması önemlidir. Kaynak Kullanım Teorisi, sosyal hareketlere dışsal olan faktörlerin önemini idrak etmede ilkti ve kaynakların önemine doğru bir şekilde vurgu yapıyordu.Bununla birlikte sonradan Kaynak Kullanım Teorisine daha sofistike katkılar yapıldı. Örneğin Lynch’e göre (2011), “sosyal medyanın protestoculara güçlü araçlar sunmasına rağmen (mesajların,resimlerin ve eylemin arka planının yayılması için güçlü ve hızlı kanallar sunulması, uluslararası kitleye ulaşmak için iletişim rotası sunulması vs.),  sosyal medya eylemliliği, var olan rejime alternatif olabilecek ya da iktidar partisine dönüşebilecek bir siyasi hareket haline gelemiyor” (Lynch, 2011: 305).  Bu sebeple sosyal medya, önemli bir kaynak olabilirken, gerçek zamanlı örgütsel bir yapı kadar etkili olmayabilir. Lynch’e göre sosyal medya temel olarak dört farklı şekilde politik değişime yol açabilir:1)Çekişmeli ortak eylemleri destekleyerek 2)devletin  baskı mekanizmasını genişleterek ya da sınırlayarak 3)rejim için uluslararası desteği toplayarak ve 4) kamusal alanın kontrolünde etkili olarak (s. 304). Çekişmeli ortak eylem sosyal medya tarafından “iletişim bedelini azaltma, bilgi akışını sağlama, önlem miktarını arttırma,ölçek ve yayılma etkisi” yoluyla etkilenebilir (s. 304). Lynch’e göre (2011), sosyal medya, protestoları iletişim engellerini azaltarak kolaylaştırabilir. Buna ek olarak “online muhalif görüşlerin toplumdaki artan etkisi, ifade şansı bulamamış diğer muhalif fikirleri de cesaretlendirmeye yardımcı olabilir” (s. 304). Yeni medya, ayrıca “ortak eylem şansını arttırarak, muhalefetin otoriter rejimler için bedelini arttırabilir; özellikle kıyımları belgeleme ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çekme yoluyla”(s.305).

Yine de Lynch’e göre sosyal medya lidersiz doğası yüzünden etkili bir araç olmayabilir. Sosyal medya “milyonlarca protestocuyu ‘Mübarek gitmeli’ gibi tek ve basit talep etrafında bir arada tutabilir, ama başarıyı takip eden müzakere sürecinde özel ve incelikli talepleri dile getirme konusunda daha az etkili olabilir. (s.305). Ayrıca internetin samimi sosyal ağların ve sivil toplumun şah damarı olan güvenin kurulması sırasında zayıflığı ortaya çıkar. Lynch’e göre, internet, “insanların sokaklara çıkıp eylem yapmak ya da bir politik örgütte cansiperane çalışmak yerine evde oturup bilgisayar başında kalmalarına sebep olabileceğinden,  depolitizasyona bile sebep olabilir. Ya da siyasi kurumların dışında kalarak ve pragmatik gündem planı çizmeye gücü yetmeyerek, statükoya karşı sabit bir eylemlilik olarak yozlaşabilir” (s. 305). Sosyal medya ayrıca otoriter devletler için rejim kaynaklarını tanımlamada Facebook ve Twitter gibi sayfaları kullanarak uygun olan yeni kaynakları yaratma potansiyeline de sahiptir.

III- Gezi Protestoları ve Sosyal Medya

Olaylar Dizisi

31 Ekim 2012’de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP Hükümeti İstanbul’un merkezinde yapılacak ‘Taksim Yayalaştırma Projesi’ olarak bilinen hayli tartışmalı bir yenileme planının ilk etabını başlattı. İlk çalışmalar şehrin merkezine giden yolların trafiğe ve çoğunlukla yayalara kapatılmasıyla başladı. Ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş İstanbul’un sayılı yeşil mekânlarından olan Gezi Parkı’nın yerine bir alışveriş merkezi inşa edilebileceğini duyurdu. Buna karşılık Taksim Dayanışma’dan yenileme planına karşı çıkan bir grup aktivist Gezi Parkında toplanarak buldozerlerin parktaki ağaçları kesmesini engelledi. 28 Mayıs 2013’te BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder Belediye’nin ağaçları kesme izni olmadığı iddiası ile milletvekilliği dokunulmazlığını kullanarak Gezi Parkı’nı çevreleyen polis barikatlarını kaldırttı ve buldozerleri durdurdu. Polis buna rağmen aynı gün parka geldi ve barışçıl oturma eylemi yapan protestoculara saldırdı. Polisin bu sert müdahalesi tüm dünyaya polis tarafından üzerine biber gazı sıkılan kırmızı elbiseli kadının fotoğrafıyla yayıldı. Polisin aşırı güç kullanımı karşısında göstericilerin direnişini temsil eden ‘kırmızılı kadın’ Gezi’nin unutulmayan sembollerinden biri oldu.

30 Mayıs 2013’te polis insanların protesto haklarını çiğneyerek Gezi Parkı’nın boşalttı. Parktakilere uygulanan polis şiddeti kısa zamanda Türkiye çapına yayılan hükümet karşıtı protesto yürüyüşlerine yol açtı. Türkiye’nin büyük şehirlerinde on binlerce protestocu birkaç gün içinde sokakları kapladı. Haziran sonu itibariyle yüz binlerce insan neredeyse 81 ilin tamamında ‘Gezi Parkı Protestoları’na katıldı. Gösterilere otoritelerin verdiği tepki şiddetli ve kesindi. Takip eden aylarda polis barışçıl gösterileri bastırmak için şiddetli güç kullanmaya, biber gazı, tazyikli su sıkmaya ve sopa ile müdahale etmeye devam etti. Temmuz ayı başlarında yaklaşık 8,000 yaralı kayıtlara geçti.

Uluslararası Af Örgütü’nün Ekim 2013 Raporu’na göre gösteriler sırasında hayatını kaybeden üç kişinin ölümünün polisin orantısız güç kullanımı ile ilişkili olduğuna dair kanıtlar bulundu. “Orantısız güç kullanan polis memurlarını adalet karşısında yargılamak üzere gerekli aşama kaydedilememişken, gösterilere katılan binlerce protestocu tutuklandı, yüzlerce insan protesto düzenlemek ya da gösterilere katılmak sebebiyle kovuşturma tehditi altına alındı. Olayları kaydeden, protestocuları destekleyen ya da göstericilerin protesto hakkını savunan ve hükümetin aleyhinde konuşan gazetecilere, doktorlara ve avukatlara karşı karalama kampanyası başlatıldı, bazıları hükümetin susturma politikası gereğince tutuklandı, hırpalandı ve korkutuldu” (Uluslararası Af Örgütü, Ekim 2013 Raporu).

Uluslararası Af Örgütü’nün Ekim 2013 Raporu, Gezi Parkı protestoları sırasında uygulanan ezici baskıyla birlikte yaşanan insan hakları ihlallerini kaydederken, Türk hükümetini insanların toplanma hakkına saygı duymaya, polis şiddetini durdurmaya ve barışçıl protestoculara karşı uygulanan haksız adli tatbikatları sonlandırmaya çağırdı.

 Gezi Protestoları Sırasında Sosyal Medya Kullanımı

Sosyal Medya’nın Gezi Parkı Protestoları esnasında hem kurumsal bir araç hem de alternatif basın olarak oldukça büyük bir etkisi olduğu savunulabilir. Büyük kısmı hükümet tarafından kontrol edilen ana akım medya uygulanan polis şiddeti ve Türkiye çapında yayılan protestolar hakkında sessiz kalırken, Facebook ve Twitter sokaklarda neler olduğunu ‘yayınladı’. Starbird ve Palen (2012)’in aktardığı üzere, online protestocular Twitter üzerinden bilgi aktarımını sağladılar. Gezi Protestoları esnasında sosyal medya üzerinden gösterilen sosyal dayanışma gösterilerle ilgili dikkatlerin canlı tutulmasını sağladı.

New York Üniversitesi Sosyal Medya ve Siyasal Katılım (SMaPP) Laboratuvarı tarafından 1 Haziran 2013 öncesindeki son 24 saatte yapılan araştırmaya göre protestolar esnasında sosyal medyanın oynadığı rol olağanüstüydü. 31 Mayıs 2013 günü 16.00 itibariyle protestoyla ilgili #direngeziparkı (950,000 tweet), #occupygezi (170,000 tweet) ya da #geziparki (50,000 tweet) gibi hashtag’larda en az 2 milyon tweet atıldı. Aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere Twitter gün boyunca aktif olarak kullanıldı (31 Mayıs, Cuma). Gece yarısından sonra bile protestoyla ilgili her dakikada 3,000 tweet atılmaya devam edildi.

tr1

*Kaynak: New York Üniversitesi Sosyal Medya ve Siyasal Katılım (SMaPP) Laboratuvarı, Türkiye Raporu-Gezi ©

New York Üniversitesi Sosyal Medya ve Siyasal Katılım (SMaPP) Laboratuvarı’nın raporuna göre, Twitter’ın tabandan yükselen gösterilerle ilgili bilginin yayılması için kullanılması bu istisnai olayı daha da özel kıldı. Bu şekilde Twitter ana akım medyanın olayları yayınlamadığı bir ortamda alternatif medya olma rolünü üstlendi. Bu sırada protestocular ana akım medyanın yayın yapmamasına tepki olarak #BugunTelevizyonlarıKapat hashtag’ını kullanarak günde 50,000’den fazla tweet attılar ve insanları televizyonlarını kapatmaya davet etti.

New York Üniversitesi Sosyal Medya ve Siyasal Katılım (SMaPP) Laboratuvarı’nın raporu, dünyada yakın zamanda yaşanan diğer ayaklanmaların aksine Gezi Protestoları esnasında gönderilen tweet’lerin %90’ının Türkiye içinden, %50’sinin İstanbul’dan (bkz. aşağıdaki harita) geldiğini kaydetti. Buna karşılık Starbird (2012)’ün araştırmasına göre Mısır’da gerçekleşen devrimde ülke içinden atılan tweet’ler konuyla ilgili toplam tweetlerin sadece %30’u idi. Ayrıca Türkiye’deki gösteriler sırasında atılan tweet’lerin yaklaşık %88’i Türkçeydi. Bu durum tweet’lerin uluslararası toplumdan ziyade diğer Türk vatandaşlarına seslendiğine işaret ediyor.

tr2

*Kaynak: New York Üniversitesi Sosyal Medya ve Siyasal Katılım (SMaPP) Laboratuvarı, Türkiye Raporu-Gezi ©

Olaylar esnasında #diregezipark hashtag’i en popüler hashtag oldu, 1,8 milyondan fazla kullanıldı. Oysaki Mısır Devrimi sırasında #jan25 hastag’iyle atılan tweet’ler 1 milyonu bulmamıştı.

Gösteriler sırasında Başbakan Erdoğan Twitter’ı toplumsal tehdit olarak adlandırdı ve Twitter’a erişimi engelletti. Bu engel ancak yasaktan iki hafta sonra Anayasa Mahkemesi’nin sosyal medya erişim engelinin ifade özgürlüğüne karşı olduğuna karar vermesiyle Türk Hükümeti tarafından kaldırıldı. Geçmişte aynı şekilde, Youtube da iki ay süreyle engellenmişti.

IV- Sonuç/Analiz

Gezi’nin Sonu: Protestolar Amacına Ulaştı mı?

Sonuç olarak Türk Hükümeti planlanan alışveriş merkezini yapmaktan vazgeçti, ancak bununla birlikte hızlı bir şekilde muhalifleri susturmaya girişti. Protestolara katılan, tweet atan, olayları raporlayan ve destekleyen birçok insan kısa zamanda işlerini kaybetti. Bazıları suçlu bulundu, birçoğunun mahkemesi hala devam etmekte. Protestocular Başbakan Erdoğan’ın istifasına ilişkin sloganlar atmış olsalar da, istekleri gerçekleşmedi. Aksine Erdoğan onlara kutuplaştırıcı konuşmalarla karşılık verdi ve protestocuları marjinal gruplar olarak tanımladı.

Gezi protestolarının Mart 2014 Yerel Seçimlerinde AKP desteğini olumsuz etkileyeceğine ilişkin tahminler gerçek olmadı. Yerel seçimler hile yapıldığı iddialarına rağmen, AKP Türkiye’nin birçok ilinde birinci parti olmayı başardı. Protestoları takip eden günlerde yapılan bir ankete göre, katılımcıların %49.6’sı AKP’ye oy vermeye devam edeceklerini söylerken, %23.3 CHP, 15% MHP cevabını verdi[1].

Gezi Protestoları, ne bir tivitin ne de Twitter’in devrime yol açabileceğini gösterdi. Gladwell (2010)’e göre oturmuş bir siyasi mekanizmayı ya da partiyi düşürmek için daha kurumsal ve oturmuş gerçek hayat mekanizmalarının aktif olması gerekiyor. Bu durumda AKP’nin güçlü yerel teşkilat sistemi ve gerçek zaman parti yapısı ile sosyal medya aktivizmi ile gerçek zaman siyasi aktivizmi arasında yaşanan savaşı kazanması beklenir.

Kaynak Kullanım Teorisinde belirtildiği üzere, sosyal medya geleneksel mobilizasyon tekniklerinin sahip olmadığı teknikleri kullanarak hızı ve etkileşimi sağlıyor. Gezi Parkı Protestoları sırasında da sosyal medya aktivistleri bu siber alanı polisin ve hükümetin protestoculara yaptıklarını duyurmak için kullandı. Sosyal medyada protestocular biber gazının etkisinin nasıl azaltılacağı, antasit kullanımı, gaz maskesi yapımı, biber gazının göz yaşartmasını önlemek için yapılması gerekenler gibi konularda tivit’ler attı, polis şiddeti karşısında sığınabilecekleri kafelerin ve restoranların isimlerini paylaştı. Twitter ve Facebook üzerinden protestolar esnasında yaralananlara acil yardımın yapıldığı adresler paylaşıldı. Polis şiddetini ve olayların seyrini atılan tivitlerle dakika dakika aktarıldı. Sosyal medya üzerinden uluslararası alanda dikkat çekmeye çalışıldı. Uluslararası Af Örgütü gibi uluslararası kuruluşların dikkatini çekmek için imza kampanyaları başlatıldı.

Yeni sosyal medya işlem maliyetini azaltıp mesajların, resimlerin ve görüntülerin yayılmasını sağlayan kanallar açarak protestoculara güçlü araçlar sağladı. Ancak uygulanan yasaklar sosyal medyanın devamlı bir harekete ya da sürdürülebilir değişiklik yaratacak bir siyasi oluşuma dönüşmesini engelledi. Lynch (2011)’in belirttiği gibi sosyal medya bambaşka çevrelerden milyonlarca insanı ‘Erdoğan istifa’ söylemi çerçevesinde birleştirmeyi başarsa da bu söylem müzakere sürecinde başarıya ulaşacak net bir isteğe dönüştürülemedi. Bu sebeple protestocuların isteklerini oturmuş bir çerçevede gerçekleştirebilecek bir grup ya da siyasi organizasyon kurulamadı. Buna karşılık Facebook ve Twitter hükümet tarafından gezi protestocularını tespit etmede ve cezalandırmada araç olarak kullanıldı (Lynch, 2010).

Gezi Parkı hükümete karşı sergilenen büyük bir tepki olsa da, sonuç olarak geleneksel biçimde örgütlenen karşıt hareketlerin hala daha etkili olduğu görüldü. Ancak bu Gezi protestolarının sonuçsuz kaldığı anlamına da gelmez. Gezi’nin üçüncü yıldönümünde, sosyal medyada bu olayla ilgili paylaşımların devam ettiğini görüyoruz. Bu da gösteriyor ki Gezi protestoları kısa süreli neticeler üretmemiş olsa da, uzun vadeli sonuçların ilk tohumlarını attı.

Doçent Selin Ece Güner, St. Edwards University

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Güner S.E. (Haziran, 2016), “Politik değişim ve sosyal medya: Türkiye’de Gezi protestoları”, Cilt V, Sayı 6, s.87 – 99, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=12181&lang=tr)

Bibliyografi:

Andy Ar Social Research Institute (5-10 June 2013). Alıntılanan adres: http://andy-ar.com/wp-content/uploads/2013/06/Gezi-Park

Bhuiyan, S. I. (2011). “Social media and its effectiveness in the political reform movement in Egypt”, Middle East Media Educator1(1), 14-20.

Castells, M. (1996). The information age: economy, society and culture. Vol. 1, The rise of the network society (Vol. 1). Oxford: Blackwell.

Chebib, N. K., & Sohail, R. M. (2011). The reasons social media contributed to the 2011 Egyptian revolution. International journal of business research and management (IJBRM)2(3), 139-162.

Della Porta, D., & Mosca, L. (2005). Global-net for global movements? A network of networks for a movement of movements. Journal of Public Policy, 25(01), 165-190.

Eltantawy, N., & Wiest, J. B. (2011). The Arab Spring| Social Media in the Egyptian Revolution: Reconsidering Resource Mobilization Theory. International Journal of Communication5, 18.

Gladwell, M. (2010). Small change. The New Yorker4(2010), 42-49.

Langman, L. (2005). From Virtual Public Spheres to Global Justice: A Critical Theory of Internetworked Social Movements*. Sociological Theory23(1), 42-74.

Lynch, M. (2011). After Egypt: The limits and promise of online challenges to the authoritarian Arab state. Perspectives on Politics9(02), 301-310.

Morozov, E. (2011, March). Facebook and Twitter are just places revolutionaries go. Guardian.co.uk

NYU’s Social Media and Political Participation (SMaPP) laboratory, Report Turkey-Gezi, Retrieved from http://smapp.nyu.edu/reports/turkey_data_report.pdf

O’Lear, S. (1999). Networks of engagement: Electronic communication and grassroots environmental activism in Kaliningrad. Geografiska Annaler: Series B, Human Geography81(3), 165-178.

Shirky, C. (2011). The political power of social media: Technology, the public sphere, and political change. Foreign affairs, 28-41.

Starbird, K., & Palen, L. (2012, February). (How) will the revolution be retweeted?: information diffusion and the 2011 Egyptian uprising. In Proceedings of the acm 2012 conference on computer supported cooperative work (pp. 7-16). ACM.

Swenson, B. (2011). The Human Network: Social Media and the Limit of Politics. Baltic Journal of Law & Politics4(2), 102-124.

[1] Andy Ar Social Research Institute (5-10 June 2013). Alıntılanan Adres: http://andy-ar.com/wp-content/uploads/2013/06/Gezi-Park

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.