Gelecek Göründüğü Kadar Parlak Olmayabilir (İkinci Bölüm)

Gelecek Göründüğü Kadar Parlak Olmayabilir (İkinci Bölüm)

Türkiye ekonomisinin bir otomobil olduğunu düşünelim. Otomobil alırken tüketiciler iki bileşene önem verirler: konfor ve güvenlik. Müesseseler, içsel ya da dışsal ekonomik ve sosyal krizlerde ülkelerin arkalarına rahatça yaslanabildiği güven unsurlarıdır. Müesseseleri sağlam temeller üzerine kurulu ülkeler kriz zamanlarında rahat koltuklarına yaslanarak dinlenirler; daha güçlü dönmek için. Yazının ilk bölümünde Türkiye’de eğitim ve hukuk müessesesinin durumunu sorgulamıştım. Yani yazının ilk bölümü aslında konfor ile ilgiliydi. Sonuç: altımızda pek konforlu bir otomobil yok.

Yazının ikinci bölümü “güvenlik” ile ilgili. Hızla giderken bir kaza durumunda yolcuların güvenliği nasıl sağlanacak? Örneğin bir emniyet kemerimiz var mı? Bir diğer ifadeyle devamlı büyüyeceği varsayılan Türkiye ekonomisi bir kriz durumunda hangi mekanizmalar vasıtasıyla yolcuların (yani bizlerin) emniyetini sağlayacak? Bu hususta da durumun pek parlak olduğu söylenemez. Yani ne koltuğumuz rahat ne de emniyet kemerimiz sağlam.

Bu yazıda derin bir ekonomik analiz sunmaktan öte Türkiye ekonomisindeki bazı çarpıklıkları ön plana çıkarmak istiyorum: (i) Ekonomik sistemin ana yakıtı para, ancak başkasının parasını harcayarak büyüyoruz; üretmeden sürdürülebilir büyüme sağlanamaz, (ii) hizmetler sektörü çarpık bir şekilde büyüdü, (iii) faiz rantının yerini arsa rantı aldı; rant yine hizmetler ve inşaat sektörü içinde dönmekte, (iv) sanayi ve üretimin önemini bir türlü kavrayamadık; Türkiye’nin hala bir sanayi politikası yok, ancak olduğunu sananlar var, (v) verginin toplanması ve toplanan vergilerin harcanması hususunda önemli görevler üstlenen denetim mekanizmaları etkinsizleştirildi. İlkinden başlayarak biraz daha detay verelim.

(i) Türkiye’de özellikle 2007 sonrası ekonomik büyümenin ana yakıtı dünya ekonomi sistemindeki bol ve ucuz paradır. Hatta son dönemde Japonya, Çin, ABD ve Avrupa merkez bankalarının yarattığı para miktarı bolluğa bolluk kattı. Bol para kazanç peşinde koşar; ekonomik çıkarı neredeyse oraya gider; ancak eninde sonunda geldiği yere geri gider (Yılmaz Akyüz buna benzer bir şey söylemişti, Türkiye Ekonomi Kurumu kongresinde, Çeşme Kasım 2012). Erinç Yeldan son dönemdeki büyümeye bir isim vermiş: borç-güdümlü büyüme.[1] Türkiye’deki dış kaynak inşaat ve hizmetler sektörünü desteklemektedir. Sadece çok küçük bir kısmı gerçek anlamda sanayi sektörüne yatırılmaktadır.

(ii) Sistemdeki bol (sıcak) para büyük ölçüde hizmetler ve inşaat sektörü içerisinde dolaşmakta. Bunu nerden mi çıkardım: gazetelerin Pazar eklerinden. Hürriyet ve Milliyet gibi gazetelerin Pazar eklerine bakarsanız sayfalar dolusu emlak ilanı, tam sayfa rezidans ya da benzeri yapıların satış ilanları ve bol bol restoran ve otel ilanları ile karşılaşırsınız. Veri görmeden inanmam diyenler için de Güngör Uras’ın Hürriyet’teki 12 Haziran 2012 tarihli yazısını tavsiye ederim.[2] Uras, 2013 ilk çeyrek büyüme rakamlarını inceleyerek en hızlı büyüyen dört sektörün GSMH’deki payının %30’lara ulaştığından bahsetmekte (oteller, lokantalar; mali aracılık kurumları, mali hizmetler ve inşaat). Ankara’daki restoranlaşma ve lüks konut üretme olgusunu birebir gözlemleyen birisi olarak, hizmetler ve inşaat sektörünün genel yapısı hakkında düşünür oldum. Son 20 yılda sanayi sektörü istihdamı oranı yerinde sayarken, tarım sektörü istihdamı neredeyse birebir hizmetler sektörüne kaydı.[3] Bol paranın yarattığı mesleklerde istihdam patlaması yaşanmakta: çağrı merkezleri çalışanları, inşaatla ve hizmet sekttörüyle ilgili kalifiye olmayan meslekler, kişisel ve koruma hizmetleri, müşteri hizmetleri, bankacılık, finans, finasal kiralama vs.   Gelelim zor sorulara: Bu kadar konut ve işyerine ihtiyacımız var mı? Bol paranın sürüklediği sektörlerdeki istihdam büyümesi, para suyunu çektiği zaman ne olacak? Basit inşaat işleri, temizlik, niteliksiz hizmet işleri, çağrı merkezi elemanları gibi meslek gruplarında çalışanların iş tanımları o kadar dar ki, para suyunu çekmeye başlayıp ana yakıtı para olan sektörler daralmaya başlayınca bu insanlara ne olacak?

(iii) Faiz rantının yerini arsa rantı almış durumda (Güven Sak’ın tespiti).[4] Ben de bu arsa rantının büyük ölçüde inşaat ve hizmetler sektörü içinde dolaşmakta olduğunu düşünüyorum. Yani rant ya bankacılık ve finans sektörü içerisinde dolaşıyor, ya tekrar emlak sektörüne yatırılıyor, ya AVM yatırımına dönüşüyor ya da hizmetler sektörü içerisinde harcanıp gidiyor. Bu tespitim de basit bir gözleme dayanıyor. Arsa ya da emlak rantı kolay kazançtır. Kolay para kazanan insanlar paranın zor kazanıldığı sanayi sektörüne yatırım yapmazlar, yine kolay para kazanma peşinde koşarlar, ya da kolay kazanılan parayı harcarlar. Kim bilir belki bu yüzden Ankara’da bu kadar çok lüks araba görmekteyim; belki bu yüzden Ankara’da bozkır manzaralı villalar 2.5 milyon TL’ye kadar alıcı bulabiliyor.

(iv) Gelelim sanayi sektörüne. Her ne kadar çok lafı geçsede (inovasyon ve Ar-Ge bağlamında) bence sanayi sektörüne gereken önem verilmiyor. Bu aslında biraz iş tecrübesinden de kaynaklanan bir gözlem ama bir örnek ver derseniz buyurun çılgın projelere bakalım. 3. Köprü, kanal İstanbul, İstanbul havaalanı, kentsel dönüşüm, yüksek hızlı tren, duble yollar, otoyollar, İstanbul finans merkezi ve daha bir çok benzeri proje tamamen inşaat, hizmet ve ulaştırma sektörüne odaklanmış durumda. Üretime ve sanayi sektörüne yönelik bir tane doğru dürüst proje yok. Doğru dürüst sanayi, teknoloji ve inovasyon politikamızın olmayışı (herkese ve herşeye para dağıtmanın politika olmadığını artık kavramamız lazım) ve dış ticaret yapımızın değişmesi nedeniyle sanayi sektörü giderek zayıflamakta. Maalesef katma değeri yüksek teknolojik ürünler üretemiyoruz ve satamıyoruz. Son 10 yılda ileri teknoloji ürünlerinin toplam ihracattaki payı her geçen yıl azalmaktadır.[5] İnovasyon ve Ar-Ge deyince aklımıza bilgi ve iletişim teknolojlerinden başka bir şey gelmiyor. Hal böyle olunca uzun dönem sanayi üretimi ve büyüme konusunda karamsar bir tablo çizmemek elde değil.

(v) Son olarak benim emniyet kemeri olarak gördüğüm denetim mekanizmalarına bakmak lazım. Devlet içindeki denetim mekanizmaları ve teftiş kurulları son on yılda hızla etkinsizleştirildi. Denetim mekanizmalarının vergi toplanması ve toplanan verginin nasıl ve nerelere harcandığının denetlenmesi konusunda mühim görevleri vardır. Gerçekleştirilmesi düşünülen Sayıştay reformu ile devlet harcamaları büyük ölçüde denetim dışında bırakılacak. Harcama odaklı politika izleyen hükümetler teftişten pek hoşlanmazlar. Bu nedenle hemen bütün kurumların teftiş kurulları itibarsızlaştırıldı. Hem vergi kaçağı hem de kaçak istihdam boyutunda ciddi sorunlarımız olmasına rağmen denetim mekanizmalarının etkinsizleştirilmesi bir hayli düşündürücü.

Yukarıda Türkiye ekonomisinde gözlemlediğim çarpıklıkları teknik ifadeler kullanmadan özetlemeye çalıştım. İki bölümlük yazının sonucu: müesseselerin kaygan bir zeminde çarpık bir şekilde yapılanması ve harcama odaklı, sürekli nicel olarak büyümeyi amaçlayan ekonomi politikası nedeniyle Türkiye’nin geleceğinin sanıldığı kadar parlak olmadığını düşünüyorum. Para musluğu kesilince sosyal ve ekonomik çarpıklıklar birer birer ortaya çıkacak.

Dr. Semih Akçomak, TEKPOL, Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Akçomak, Semih (Ağustos, 2013), “Gelecek Göründüğü Kadar Parlak Olmayabilir (İkinci Bölüm)”, Cilt II, Sayı 6, s.30-33, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: Analiz Türkiye (http://researchturkey.org/?p=3902&lang=tr)


[1] Erinç Yeldan’ın, Research Turkey görüşüne göz atabilirsiniz: http://researchturkey.org/?p=3176

[2] Güngör Uras, Hane halkının ve devletin tüketimiyle %3 büyüdük http://ekonomi.milliyet.com.tr/hane-halkinin-ve-devletin/ekonomi/ydetay/1721705/default.htm

[3] Ilgili kişiler TCMB’den Burcu Gürcihan ile birlikte yazdığımız makaleye göz atabilir. Akçomak, S. ve Gürcihan, B. (2013), Türkiye işgücü piyasasında mesleklerin önemi: hizmetler sektörü istihdamı, işgücü ve ücret kutuplaşması, TCMB Çalışma Tebliği No: 13/21.   http://www.tcmb.gov.tr/research/discus/2013/WP1321.pdf).

[4] Güven Sak, Faiz rantı haram da arsa rantı helal midir? , Radikal Gazetesi. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/guven_sak/faiz_ranti_haram_da_arsa_ranti_helal_midir-1111973

[5] Selin Arslanhan ve Yaprak Kutsal tarafından hazılanan TEPAV çalışmasına bakılabilir: http://www.tepav.org.tr/upload/files/1285828695-5.Guney_Kore_Inovasyondaki_Basarisini_Nelere_Borclu_Turkiye_icin_Cikarimlar.pdf

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.