2015 Seçimiyle Yaşanan Değişim, Seçilmiş Otoriterlikten Demokrasiye Doğru mu?

2015 Seçimiyle Yaşanan Değişim,
Seçilmiş Otoriterlikten Demokrasiye Doğru mu?

Özet

Bu yazıda, 2011’den 2015’e uzanan seçmen tercihleri farklılaşmalarının ülke yönetimine yansımasıyla oluşan değişimin yön ve biçimi üzerinde durabilmek için, öncelikle dört ayrı seçimde seçmen tercihlerinin sergilediği durum saptanıyor. Yapılan saptamalar ışığında değişimin yönüne bağlı olarak ortaya çıkan siyasi yönseme, geçmiş 65 yıllık siyasi deneyimle bütünleştirilerek boyutlandırılmaya çalışılıyor. Böylece 7 Haziran 2015 genel milletvekili seçimleri sadece kendi içinde değil, ilişkide olduğu değişim örüntüsünün parçası olarak da kavranmaya ve irdelenmeye konu edilmiş oluyor.

Giriş

7 Haziran 2015 seçimiyle sergilenen değişimin yön ve biçimini iyi –doğru anlayabilmek için– öncelikle seçim sonuçları ve oy dağılımları konusunda durum saptamasına gereksinim var. Bu saptama, 2011’den 2015’e son dört seçimde yurtiçi kayıtlı seçmenlerinin kullandıkları ve kullanmadıkları oylara bakılarak yapılmalı. Çünkü sonuçların karşılaştırılabilirliği, ancak bu yolla gerçek biçimiyle sağlanabilir. Bunun üç nedeni var. Birincisi; her ne kadar seçimlerin sonucunu geçerli oy kullanan seçmenlerin oyları belirliyorsa da, seçimde belirli bir tercihe göre oy kullanmak gibi, oy kullanmamanın da geçerli oyların oluşumuna etkisi bir seçmen davranışı olarak ele alınmak durumundadır. İkincisi, Türkiye’de seçim sonuçları ilanlarında sadece yurtdışı seçmenlerince verilen geçerli oyların partilere dağılımını görmek mümkün. Bu oyların hangi ülkelerden hangi dağılımla geldiğine ve oy kullananlarla oy kullanmayanların farklılaşmalarına ilişkin verilere, ilan edilen kayıtlar içinde ulaşmak mümkün değil. Üçüncüsü ise; gümrük kapılarında ve yurtdışı temsilciliklerde kullanılan oyların kendi içlerindeki karşılaştırılabilirliği bile sağlanamamışken, bu oyları analizlerin bir parçası haline getirmek, kontrol edilemez öğeleri değerlendirmenin parçası yapmak anlamına gelecektir.

Bu yazıda kullanılan dört ayrı seçime ilişkin oy dağılımları, sisteme kayıtlı toplam yurtiçi seçmenlerinin tümünün davranışlarını sergileyecek biçimde tablolaştırılmıştır. Tablolarda yer alan ‘seç(e)meyen’ kavramı; seçimde oy kullanmayan kayıtlı seçmenlerle, oy kullandıkları halde oyları geçersiz sayılan seçmenleri birlikte tanımlamaktadır. Kendi içlerinde analiz etmek açısından seçmeyenlerle/seçemeyenleri ayrıştırmak mümkün olsa da, bu yazı açısından söz konusu ayrıştırmaya ihtiyaç duyulmadı.

7 Haziran 2015 genel milletvekili seçimi sonuçları Türkiye’nin son 65 yıllık çok partili siyasal yaşamında iktidara kapı açma/kapı kapatma örnekleri açılarından da büyük önem taşıyor. Dolayısıyla bu yazıda sadece akla getirme/düşündürme düzeyinde de olsa; 1960 yılı, 1970’li yıllar ve 19911995 döneminin siyasal çağrışımlarına sorularla değinilmeye çalışılacaktır.

Durum Saptaması

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Kasım 2002 seçimleriyle tek başına iktidar olmasından 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği referandumuna kadar (2009 Yerel Yönetim seçimleri istisna tutulursa) oylarını sayısal olarak hep arttırdı. 12 Eylül döneminin sonu diye tanımlanan bu referandumda AKP’nin isteğine ‘evet’ oyuyla katılan yurtiçi seçmenlerinin toplam sayısı 21.667.427’ye ulaştı. Sonra da bu rakam 2011 seçimlerinde 21.306.828’e, 2015 seçimlerinde ise 18.347.747’e geriledi –hem de, 2010’da 49.5 milyon dolayında olan yurtiçi kayıtlı seçmen sayısının 2015’de 53.700.000’e ulaşmasına karşın.

2011 seçimleri; AKP’nin en yüksek oyunu almasına karşın hem 2002’den, hem de 2007’den daha az milletvekili çıkarabildiği seçim oldu. Bunun nedeni yüzde 10 barajlı seçim sistemine karşın Kürt ve solcuların, üç büyükşehir (Adana, İstanbul, Mersin) ile 14 güneydoğu ilinden bağımsız milletvekili seçilerek meclise girmeyi başarmalarıydı. Böylece yüzde 10 seçim barajına rağmen değerlendirme dışı kalan oy miktarı hem 2002 hem de 2007 seçimlerine göre önemli oranda azaldı.

table1_tr1

Tablo 1. Yurtiçi Kayıtlı Seçmenlerinin 2011 ve 2014 Seçimlerindeki Siyasi Tercihleri

Kaynakça: Yüksek Seçim Kurulu (YSK)

2011 genel milletvekili seçimlerinde kayıtlı seçmenlerin yüzde 42,45’inin oyunu alan AKP’ye karşılık bağımsız adaylar ile rakip tüm siyasi partiler toplamda yüzde 42,76’lık kayıtlı seçmen oyuyla ancak AKP’ye eş bir seçmen desteği sağlayabildiler. Bu seçimde kayıtlı seçmenlerin yüzde 14,79’u ya sandık başına gitmedi ya da geçersiz oy kullandı. Aradan üç yıl geçip 2014 yerel yönetim seçimlerine gelindiğinde AKP yüzde 12,8’lik bir oy kaybıyla kayıtlı seçmenlerin yüzde 37’sinin desteğine sahip bir parti konumuna gerilerken, muhalefetin toplam ağırlığı ise yüzde 47’ye yükseldi.

2014 yerel yönetim seçimlerinde seçmenler aynı anda ve sandıkta, 3 ayrı oy kullandılar. Bu oylardan birisi doğrudan siyasi partilerle ilişkili olan (il/belediye) meclis oylarıyken, diğer ikisi (il/ilçe) belediye başkanlığı oylarıydı. Dolayısıyla sonuca, ‘seçmelerin yerel meclis ya da belediye başkanlığı için kullandıkları oylardan her hangi birini AKP’ye vermiş olanlarının oranı ne?’ diye bakıldığında, bu oran yüzde 37’den yüzde 39’a yükseliyor. Dolayısıyla buradan da AKP’ye ve/ya da onun liderine oy verebilecek seçmen kitlesinin kayıtlı seçmenlerin yüzde 39’u olabileceği görülüyor.

Nitekim Recep Tayyip Erdoğan; 2014’ün Mart’ındaki yerel yönetim seçimlerinden  dört ay on gün sonra doğrudan yapılan ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’nin adayı olarak, toplam kayıtlı seçmenlerin yüzde 39,08’inin, geçerli oy kullananların ise yüzde 51,65’inin oyunu alarak, hem de ilk turda, Cumhurbaşkanı seçildi. Burada dikkati çekebilecek iki nokta var: Birincisi Erdoğan’ın kayıtlı seçmenlerin yüzde 39’unu kendisine oy vermek üzere sandığa çekmesi, ikincisi ise seçime katılım oranının yüzde 39’luk kayıtlı seçmenlerin oyunun geçerli oylar ölçeğinde yüzde 50’nin üzerine taşıyabilecek bir düzeye kadar gerilemiş olması. Dolayısıyla 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde seç(e)meyen oranının önceki (2011Millevekili/2014Yerel) iki seçime göre yaklaşık 10 puanlık yükselişi azımsanmayacak bir değişimi ifade ediyor. Böylece kamuoyu araştırmalarının iki zıtlığından, bir başarının ortaya çıkışı dikkat çekici[1] bir öğe olarak araştırma literatürüne, üzerinde çalışılacak yeni bir konu üretmiş oluyor.

 tr2

Tablo 2. 2014 Ağustos Cumhurbaşkalığı Seçimleri Oy dağılımı
Kaynakça: Yüksek Seçim Kurulu (YSK)

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri Recep Tayyip Erdoğan’a halk oyuyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olmayı, Kürtlerin ve solcuların adayı olarak seçime katılan Selahattin Demirtaş’a ise önemli bir bilinirlik, güven ve sempati kazanma olanağı sağladı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) adayı olarak yer alan Demirtaş partisinin dört ay önce aldığı oyları yüzde 70 yükselterek, temsil ettiği kesimi yüzde 10’luk seçim barajı psikolojik sınırının üstüne taşımayı başardı. Çünkü S. Demirtaş kayıtlı seçmenlerin yüzde 7,4’ünün, geçerli oy kullanan seçmenlerin ise yüzde 9,78’inin oyunu alarak, on ay sonra yapılacak genel milletvekili seçimler için yeni bir kapı araladı. Bu kapı riskli olsa da; HDP’nin 2015 genel milletvekili seçimlerine yüzde 10’luk baraja rağmen parti olarak katılma kapısıydı.

2014 yerel yönetim seçimlerinde kayıtlı seçmenlerin yüzde 4,36’sınca desteklenen HDP, 2015 genel milletvekili seçimlerinde yüzde 196’lık sıçramayla kayıtlı seçmenlerin yüzde 10,88’inin desteğini alan bir parti haline geldi. Bu sıçramada Cumhurbaşkanlığı seçimleri itici bir işlev yüklense de, elbette bu tek başına HDP’nin barajı böylesine güçlü bir biçimde aşmasını açıklamak için yeterli olamaz. 2014-2015 seçimleri oy oranları değişimi yerine 2011-2015 seçimleri oy oranları değişimine bakılınca, HDP’nin sıçraması yüzde 196’dan yüzde 194,3’e geriliyor. Ama bu gerileme bile dört yıllık dönemde HDP’nin, kendi seçmen desteğini iki katına çıkardığını gösteriyor.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 2011’de kayıtlı seçmenlerin yüzde 11,1’inin desteğine sahipken, yerel yönetim seçimlerinde kayıtlı seçmen desteğini yüzde 15,02’ye taşımasına rağmen 2015’de bu oranı yüzde 13,81’e geriletmiş durumda. Bu da MHP’nin genel seçimden yerel seçime seçmen desteğini yüzde 35 artırıp, yerel seçimden genel seçime ise yüzde 9 oranında düşürdüğünü gösteriyor. Acaba bu durum, MHP’ye seçmenlerinin ‘yerel yönetimde alternatif olsan da, genel yönetimde olamıyorsun’ demesi anlamına mı geliyor? Yoksa ‘AKP’ye alternatif olabilmek için biraz daha beklemek gerek’ anlamına mı? Ayrıca MHP’nin geçerli oylar açısından 2011’de yüzde 13,02 ve 2015’de yüzde 16,45 oranında oy alarak gelişme izlenimi vermesinde, az da olsa, seç(e)meyenlerin oranının 2011’den 2015’e, yüzde 14,79’dan yüzde 16,04’e yükselmesinin payının olduğu da unutulmamalı.

table3_tr1

Tablo 3. Yurtiçi Kayıtlı Seçmenlerinin 2014 ve 2015 Seçimlerindeki Siyasi Tercihleri

Kaynakça: Yüksek Seçim Kurulu (YSK)

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 2011’den 2015’e bir durağanlığı sergiliyor. Kayıtlı seçmen bazıyla 2011’de yüzde 22,13 olan bu partinin seçmen desteği, 2014’te yüzde 21,84’e ve 2015’de de yüzde 21,10’a geriliyor. Bu durum CHP için belki; geçerli oylar bazıyla dört’te birlik (yüzde 25’lik) bir seçmen kitlesine sıkışmışlığın tıkanıklığını ifade eden bir gösterge, ya da sıçrama yapmak için bir güç biriktirme durağıdır. Bunun yanıtını CHP ve zaman verecek.

Kaybeden ve Kazananıyla Milletvekillerinin Partilere Dağılımı

7 Haziran seçimlerinde yüzde 10’luk seçim barajını aşan parti sayısının 4’e çıkışı, partilerin illerden meclise taşıyacakları milletvekili sayılarını büyük oranda etkiledi. Çünkü 4 partinin seçim barajını aşması hem milletvekilliğine dönüşmeyen oyları azalttı, hem de partilerin daha az oy miktarıyla milletvekilliği kazanmasına imkan verdi. Örneğin 2011 seçimlerinde AKP ortalama 65 bin oyla bir milletvekilliği kazanırken, bağımsızlar 80 bin, CHP 82 bin ve MHP de 105 bin oy karşılığı tek bir milletvekili kazanabilmişlerdi. 2015 seçimlerinde bu rakamlar birbirine yaklaştı ve AKP’nin 71, HDP’nin 73 bin, CHP’nin 86 bin ve MHP’nin 93 bin oy karşılığı bir milletvekilliği kazandığı gözlendi.

2011 genel milletvekili seçimlerinde 81 il, milletvekillerinin partilere dağılımı ya da partiler arası yarıştaki konumları açısından beş gruba ayrılabilir. Bu gruplar şunlar;

  1. İlk grup 2015 seçimlerinde seçim barajını aşan 4 partinin de milletvekili çıkarabildiği illerden oluşuyor. 2011 de 110 milletvekilinin seçildiği 3 Büyükşehir ilinden (Adana/İstanbul/Mersin) oluşan bu grubun 2015 seçimlerinde çıkardığı milletvekili sayısı 113’e yükseldi.
  2. İkinci grup 2011 seçimlerinde AKP, CHP ve MHP’nin milletvekili çıkardığı iller grubu. Bu grupta 23 il yer alıyor ve de bu illerden toplam 239 milletvekili seçiliyor. 2015 seçimlerinde bu grup illerinden birinin milletvekili sayısı 1 artıp, diğerinin ise 1 azaldığı için, söz konusu 23 ilden seçilen toplam milletvekili sayısı her iki seçimde de aynı kalıyor.
  3. Üçüncü grupta 2011 seçimlerinde sadece AKP ile CHP’nin milletvekili çıkardığı 22 il yer alıyor. Bu grubun 2011’de çıkardığı milletvekili sayısı 78 iken, bu sayı 2015’de 77’ye geriliyor.
  4. Dördüncü grup, AKP ile MHP’den seçilen milletvekillerini meclise taşıyan 2011’de 23, 2015’de 21 milletvekilinin seçildiği 6 ilden oluşuyor.
  5. Beşinci grup 2015 seçimlerinde HDP’nin milletvekili çıkardığı ve HDP dışında da sadece AKP’den milletvekilinin seçilebileceği bu gurup, 2011’de 72, 2015’de ise 71 milletvekili çıkaran, birbirine komşu 15 ilden oluşmuş durumda.
  6. Son grup ise 2011 seçimlerinde sadece AKP milletvekillerini meclise taşıyan, 2011’de 28, 2015’de 29 milletvekilinin seçildiği, 12 ilden oluşan küçük iller grubu.

Aşağıdaki tablo 4, il grupları ayrımında partilerin 2011 seçimlerine göre 2015 seçimlerinde diğer partilerden kazandıkları ya da diğer partilere kaptırdıkları milletvekili sayılarını gösteriyor. Bu sayılar da; AKP’nin HDP ağırlığının gözlendiği bölgede (güneydoğuda) HDP’ye yoğun, diğer il gruplarında ise yoğunluğu göreli olarak azalmış da olsa, hem MHP hem de HDP’ye oy ve milletvekilliği kaptırdığını gösteriyor. 2015 seçimleriyle, AKP, ayrıca CHP’ye de milletvekilliği kaptırarak, tüm rakipleri karşısında gerileyen parti konumuna gelmiş oluyor.

 tr4

Tablo 4. 2011 – 2015 Seçimleri Milletvekili Kayıp ve Kazanç Tablosu

Kaynakça: YSK

Tablo 4, AKP’nin kaybettiği bazı –az sayıdaki– vekilliklerini CHP’nin kazandığını gösterse de, AKP ile CHP’nin HDP ve MHP’ye karşı kaybeden parti konumuyla net bir biçimde seçmenlerinin önünde durduğunu gösteriyor. Bu da; AKP’nin güç kaybetme sürecinden CHP’nin yararlanamadığı ve AKP/CHP seçmen tabanlarının kutuplaştırılmışlığı ifadelerinin de bir göstergesi olabilir.

7 Haziran Seçim Sonuçlarının Düşündürdükleri

7 haziran 2015 genel milletvekili seçimlerine ilişkin yukarıda sergilenen saptamalar çok partili Türkiye siyasetinin son 65 yıllık perspektifiyle irdelendiğinde, akla, ardı ardına bir çok soru gelmesine neden oluyor. Bu sorulardan biri de –konuyla dolaylı olarak ilişkili de olsa–; ‘demokrasilerde seçmenlerin kullandıkları oylarına -kayıtlara doğru geçmesi ve sonuca kullanıldığı yönde etki etmesi için- sahip çıkmaları gibi bir zorunluluklarının olup/olmadığı?’ sorusu. Çünkü önce 2007, sonra da 2011 seçimlerinin ardından Türkiye’de iktidarın seçim hileleriyle[2] AKP’nin hegemonyasına girdiği düşüncesi –özellikle CHP seçmen tabanıyla ve genel muhalefet tabanında– yaygınlaştı. Ama seçim sandığına, kullanılan oylara ve tutanaklara sahip çıkarak seçimde hile yapma imkanını yok etme fikri, beyaz yakalı gezi eylemcileri pratiğinin 2014 ve 2015 seçimlerinde sandığa yansımasına kadar akla gelmedi. Ama sonuçta 7 Haziran 2015 genel milletvekili seçimleri; hem seçmenlerin kendi oylarına sahip çıkarak güvenli bir seçim ortamı yaratılmasına katkı vermesi açısından, hem de HDP’nin seçim barajını aşması ve AKP’nin tek başına iktidar olma şansını yitirmesi bakımından  tarihi önem kazandı.

7 Haziran 2015 seçim sonuçları bir yönüyle 1991 seçimleri ve sonrasını anımsatıyor insana. 1991 seçimlerinde Halkın Emek Partisi (HEP), Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) listelerinden seçime katıldığında SHP’nin oyları doğu-güneydoğu illerinde önemli oranda yükselirken tüm diğer bölgelerde büyük oranda düşmüştü. Ayrıca SHP listesinden meclise taşınan HEP milletvekilleri 2-3 senede meclisten yaka-paça hapse taşınırken, güvenlikçi devlet Kürt sorununun çözümü için yeniden zor kullanma yolunu seçmişti. Acaba 2015 seçimlerinde HDP’nin yüzde 10’luk seçim barajını aşmasına katkı vermek için, Türkiye’nin batı illerinde yaşayan CHP’lilerin kendi partileri yerine HDP’ye oy vermiş olmaları CHP’yi yerinde sayan parti konumuna düşürse de, 1991’de tavanda oluşan ve başarısızlıkla sonuçlanan ortak hareket fikrinin, 2015’de parti tabanında oluşup, eyleme dönüşmesi olarak mı yorumlamak gerekiyor? Eğer öyleyse, 24 yıl önceki başarısızlığın iç hesaplaşma yoluyla bugünün başarısına katkı verme olasılığı var mı? Varsa; bu etki acaba ne kadar güçlü?

2015 seçimlerinde sol söylemin sözcüleri olarak CHP ve HDP toplam kayıtlı seçmenlerin yüzde 32’sinin oyunu aldılar. Bülent Ecevit’li CHP 1977 seçimlerinde geçerli oyların yüzde 41,4’ünü alırken, diğer sol söylem partilerinin oylarıyla birlikte toplam kayıtlı seçmenlerin ancak yüzde 30,6’sının oyu sandığa yansımıştı. Türkiye’de çok partili yaşamdan (1950’den) bugüne yapılan tüm seçimlerde sol söylemli partiler kayıtlı seçmenlerin yüzde 33’ünden (Kardam, A., Tüzün, S., 1998)[3] fazlasının oyunu almayı hiç başaramadılar. Acaba CHP ile HDP’nin ikili bir yapıyla Türkiye’nin seçim barajından sonra seçmenlerin sol barajını da yıkan partiler olma olasılıkları var mı? Eğer böyle bir olgu söz konusuysa solun iktidara taşınma olasılığı, acaba Türkiye’de demokrasi açısından hangi kapıların açılmasını mümkün kılacaktır?

Türkiye, Menderes’li, Demirel’li, Özal’lı ve Erdoğan’lı tek parti iktidarları yaşadı –hem de son 65 yılın 38’inde. Her seferinde seçimle iktidara tek parti olarak gelenler, seçimle gitmemek için neredeyse tüm yolları mubah saydılar. 27 Mayıs 1960’da, adil ve güvenilir seçimle iktidardan düşecek yıpranmışlığa gelmiş bir parti, otoriter ve antidemokratik uygulamalarına gösterilen tahammülsüzlükle darbe yapılarak devrilirken hedef, ülkeye demokrasi getirmekti. Oysa sonuçta olan, demokratik hak ve özgürlük talepleri için mücadele etmesi gereken Türkiye seçmenlerine verilen ders güç her şeyi çözer oldu. Acaba tek parti hükümeti olarak Menderes’in Demokrat Parti iktidarı 1960’da bir ordu cuntasının darbesiyle yıkılmak yerine, birkaç yıl içinde yapılacak seçimle iktidarını kaybetseydi, Türkiye otoriter bir iktidarı seçimle devirmek için 2015’i beklemek ve de bu süreçte ardı ardına darbeci generaller resmi geçidine katlanmak zorunda kalır mıydı?

7 Haziran 2015 seçiminin sonuçlarından hareketle daha bir çok soruya yanıt aranabilir. Ama önce süreci tam olarak algılamak ve gelişmeleri -yönü ve biçimiyle- bütünlük içerisinde gözlemek gerekiyor.

Sonuç Yerine

7 Haziran 2015 seçimleri ortaya önemli bir sonuç çıkardı. Bu sonuç, yalınkat bir bakışla, AKP tek parti iktidarının yerine, birden çok partili bir koalisyon hükümetinin oluşması biçiminde anlaşılabilir. Ama görünen o ki, ortada bir değil iki olasılık var;

  1. Birincisi, demokratik parlamenter sistem içerisinde teamüller gereği AKP’nin tek parti iktidarının yerine koalisyon hükümetleri yoluyla mevcut siyasi yapının devamı
    1. AKP’nin parti içi koalisyonunun iki partili bir koalisyon biçimine dönüşerek sürecin devam etmesi, –bugüne kadar AKP’ye oy vermiş seçmenlerin asgari yüzde 25’inin[4] bir önceki seçimde oy verdiği partinin MHP olması nedeniyle parti içi koalisyonun,partiler arası koalisyona dönüşmesi hali olarak düşünülebilir–
    2. AKP’li/AKP’siz koalisyonlar yoluyla demokratik parlamenter sistemin devam etmesi,
  2. İkincisi, AKP’nin iktidarı terk etmeme eğilimini sürdürerek tekrar seçimler ve yeni kutuplaştırmalar yoluyla, başkanlığa dayalı seçilmiş otoriter siyaseti dayatması.

Bu yazının Research Turkey tarafından yayına hazırlanma sürecinde Türkiye, Erdoğan’ın çizgi dışı anayasal zorlamaları ve yetki dayatmalarıyla yeniden bir seçim ortamına girdi. Üstelik 7 Haziran seçimlerinin üzerinden sadece 80 gün geçmiş olmasına ve ana muhalefet partisinin koalisyon hükümeti kurma önerilerine rağmen. Söz konusu 80 günü izleyen 5 gün içindeyse, adeta tüm siyasi parti ve gruplar yok sayarak, koalisyon kurmama görevini tamamlamış Davutoğlu başbakanlığında 1 Kasım seçimleri için özel ve yeni bir seçim hükümeti kuruldu. Oluşturulan bu seçim hükümetinin görevi de, Erdoğan’ın istemlerine uygun bir ortamda Türkiye’yi bir tekrar seçime götürmek. Ancak bu seçimin ortamı;

  • CHP ile HDP’nin oylarının, özellikle HDP kaynaklı bir gelişmenin olması ve CHP’nin ekonomi politikalarının destek bulmasıyla, kayıtlı seçmen bazıyla söylersek, toplamda yüzde 32’nin üstüne çıkma olasılığını ortadan kaldıracak,
  • MHP’nin Saadet ve Büyük Birlik Partileriyle ittifak yaparak, kayıtlı seçmen bazıyla yüzde 15’lerin üzerine taşınmasına engel olacak ya da MHP’nin tek başına oy oranını arttırma girişimlerini etkisiz kılacak,
  • AKP’nin tek başına ya da kendi çatısı altındaki (Saadet ve Büyük Birlik Partisi) ittifaklarıyla, kayıtlı seçmen bazında asgari yüzde 37-38’lere tırmanmasına olanak sağlayacak,

bir yapıyı ortaya çıkarmalı ki, tekrar seçim, Erdoğan ve AKP için işe yarar bir sonuç doğurabilsin. Bu da, seçmenin nabzına göre seçimlerin erken/geç yapılması ya da yapılamaması anlamına geliyor. Sonuçta tüm bu saptamalardan hareketle, 7 Haziran 2015 seçimlerinin Türkiye’yi; demokrasi ile seçilmiş otoriterlik ikileminde bir yol ayrımına getirdiği ve yaşadığımız/yaşayacağımız günlerin sürecin sonuna değil başlangıcına işaret ettiği, altı çizilerek belirtilmesi gereken önemli bir nokta.

Dr. Sezgin Tüzün, Veri Araştırma Şirketi Yöneticisi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Tüzün, S. (Ekim, 2015), “2015 Seçimiyle Yaşanan Değişim, Seçilmiş Otoriterlikten Demokrasiye Doğru mu?” Cilt IV, Sayı 10, s.6-19, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=9794&lang=tr)

Sonnotlar

[1]Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilişkili olarak yapılan ve kamuya açıklanan siyasi araştırmalar ısrarla, seçimlerde katılımın yüzde 90’ların üstünde,  R.T.Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde alacağı oyun ise yüzde 55’ten yüksek olacağı yönünde bulgular sergiliyordu. Oysa geçerli oy oranının yüzde 80’lerin üzerinde olması durumunda Erdoğan’ın ilk turda seçimi kazanma olasılığı, sahip olduğu maksimum seçmen desteği de göz önüne alındığında giderek imkansızlaşıyordu. Acaba 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde siyasi kamuoyu yoklamaları ,ortaya çıkan imkansızlığı aşmak için bir araç olarak kullanıldı mı?

[2]Tüzün. S., Sandığa Giderken Zihin Açıcı Bazı Seçim Bilgileri, başlıklı yazıda bianet.org  8 Ağustos 2014, “30 Mart 2014 Büyükşehir yerel yönetim seçimlerinde  her 1000 sandıktan 15’inde sandığa atılan zarf sayısı, sandığın kayıtlı seçmen sayısından fazla çıktı.” saptamasına,  yerel yönetim seçimleri sandık bazlı seçim sonuçları verilerinden hesaplanarak ulaşıldı. Bu sonucun ilanı, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sandık sonuçları ilanını etkiledi ve açıklanan verilerde kayıtlı seçmen, oy kullanan seçmen bilgileri yerine sadece 3 adayın o sandıkta aldığı oy sayıları açıklanarak fazladan kullanılan oyların hesaplanma olanağı ortadan kaldırılmış oldu. [Erişim tarihi: 24 Ağustos 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://bianet.org/bianet/siyaset/157648-sandiga-giderken-zihin-acici-bazi-secim-bilgileri

[3]Kardam, A., Tüzün, S., Türkiye’de Siyasi Kutuplaşmalar ve Seçmen Davranışları, Veri Araştırma Yayınları, 1998, Ankara)

[4]Tüzün., Sezgin.; AKP Oyları Nereden Geliyor? başlıklı yazıda bianet.org  27 Haziran 2012,  AKP’ye oy vermiş seçmenlerin önceki seçimde oy verdikleri partilere ilişkin dağılım yer alıyor. Bu dağılım da; AKP’ye oy vermiş her 4 seçmenden 1’inin önceki seçimde MHP’ye oy verdiğini gösteriyor. [Erişim tarihi: 24 Ağustos 2015], Şuradan ulaşılabilir:

http://m.bianet.org/bianet/siyaset/139325-akp-oylari-nereden-geliyor

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.