2014 Türkiye Yerel Seçimlerinin Analizi

2014 Türkiye Yerel Seçimlerinin Analizi

Özet

2014 seçimlerine Türkiye, tarihinin en büyük yolsuzluk iddiaları ile girmiştir. Baskılar, yasaklar ve hukuk ihlalleri ile iç içe bir seçim kampanyası yürütülmüştür. Kamu gücü, para gücü ve medya gücü kural tanımaksızın seçim sonuçlarını belirlemek için seferber edilmiştir. Seçmenin kutuplaştığı, partiler arası oy geçişinin tıkandığı bir seçim yaşanmıştır. Bu seçimler pek çok açıdan olduğu gibi, özellikle yolsuzluklara karşı dindar muhafazakâr seçmenin tepkisini tespit etmemizi sağlayacak bir örnek olay; Siyaset Bilimi araştırmaları için ise bir laboratuvar niteliğindedir. Seçmeni kutuplaştırmaya ve halkın bilgilenme hakkını elinden almaya yönelik olarak kullanılan iktidar gücünün, iktidarın oy kaybını azalttığının açık bir örneğidir.

I. Giriş

30 Mart 2014 günü Türkiye yerel seçimler için sandık başına gitmiştir. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 1 Ocak 2014 gününü seçimin başlangıç tarihi olarak belirlemiş (YSK, 2013b), 30 Mart seçim gününün bitimine kadar medyanın tek yönlü taraf tutan yayınlar yapamayacağına karar vermiş olmakla beraber (YSK, 2013a), 17 Aralık’ta yapılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu gündemi sarsmış, Türkiye bu tarihten itibaren seçim ortamına girmiştir.

Siyasi partiler yoğun bir seçim çalışması yapmışlar, vatandaşlar da partilerine aktif olarak destek sağlamışlardır. Bazı mitinglere katılımın yüz binlere ulaştığı görülmüş, caddeler ve sokaklar parti bayraklarıyla donatılmıştır.

AK Parti Genel Başkanı Erdoğan 56 ilde 60, Ana muhalefet Partisi CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu 60 ilde 109 miting yapmıştır. Milliyetçi parti MHP’nin Genel Başkanı Bahçeli 45 il 246 ilçe ve 15 beldede toplam 306 miting yapmış, küçük topluluklarla yüz yüze iletişim kurmuştur[1]. Daha çok Kürt seçmenlere hitap eden BDP Eş başkanı Demirtaş ise 22 ilde 80 miting yapmıştır (Milliyet, 15 Nisan 2014).

Medya partilere göre ayrışarak seçim kampanyasına büyük ilgi göstermiş, liderlerin mitingleri televizyonlardan canlı olarak yayımlanmıştır.

MHP lideri daha yumuşak bir üslup kullanarak halkı ve özellikle gençleri şiddet ve sokak eylemlerinden uzak durmaya çağırmış, Başbakanın yolsuzluk ve rüşvet olaylarının üzerini örtemeyeceğini, yargıda hesap vereceğini dile getirmiştir. CHP lideri ise konuşmalarının hemen tamamında yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla hükümeti eleştirmiş “hırsızdan başbakan olmaz” , “yalancıdan başbakan olmaz” cümlelerini her mitingde tekrar ederken, kalabalıklar ise “hırsız Tayyip” sloganları atmışlardır. AK Parti liderini çok sert eleştiren Kılıçdaroğlu, iktidar partisine oy verenlere “Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren saygıdeğer vatandaşlarım” diyerek iltifatkâr sözler söylemiştir. BDP Eş başkanı ise yolsuzluklarla Başbakanı eleştirmiş ve “Barış Süreci”ni anlatmıştır. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan ise kendisine ve partisine devlet içinde örgütlenmiş bir çete tarafından tuzak kurulduğunu, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının yalan, ses kayıtlarının montaj olduğunu hiçbir karşıt kanıt göstermeksizin sürekli tekrar etmiştir. Devlet içinde örgütlenmiş “Paralel Yapı” olarak suçladığı ise, 10 yıldır işbirliği yaptığı Fethullah Gülen ve cemaatidir. Başbakan muhalefeti de yolsuzlukları dile getirdiği için bu paralel yapı ile işbirliği yapmakla itham etmiştir.

Seçim kampanyası boyunca ekonomik konular neredeyse gündeme gelmemiş, partiler yerel yönetimlerle ilgili projelerinden ve genel politikalarından çok az söz etmişler, söylemler yolsuzluğa odaklanmıştır.

II. Seçim Dönemi Boyunca Türkiye’nin Gündemi

17 Aralık günü İstanbul’da bazı savcılar ve onlara bağlı görev yapan emniyet müdürleri ve polisler üç bakan çocuğu, bir kamu bankasının genel müdürü, bir belediye başkanı ve bazı iş adamları hakkında adli operasyon başlattılar. Televizyonlar olaya kilitlendi; bakan çocuklarından birinin evinden çıkan bir milyon dolar civarında nakit para, para sayma makinesi ve yedi çelik para kasası ile banka genel müdürünün evindeki ayakkabı kutuları içerisinde bulunan 4,5 milyon dolar televizyonlarda yayımlandı[2]. Ertesi gün gazeteler tüm sayfa bu operasyonu verdiler. Bir gazetenin “3 BAKAN OĞLU 3 RÜŞVET BOMBASI” manşeti, muhalefetin istifa çağrısı, Başbakanın ilk günden karşı saldırıya geçişi, operasyon fotoğrafları farklı eğilim ve ağırlıklarla tüm gazetelerin birinci sayfalarında yer alıyordu (Hürriyet, 18 Aralık 2013).

25 Aralık günü Türkiye yeni bir operasyonla sarsıldı. Operasyonun merkezinde Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal vardı. Bu kez Başbakan gerekli önlemleri almış, savcıların talimatı (Sözcü, 27 Aralık 2013) uygulanmamış, aramalar yapılamamış ve Başbakanın oğlunun savcılık tarafından ifadesi alınamamıştır[3]. Sosyal medyaya düşen ve bir gazetenin tam sayfa yayımladığı, Başbakan ve oğlu arasında ilk operasyonun sürdüğü 17-18 Aralık günü yapılan 5 telefon görüşmesinin ses kayıtlarında, Başbakan oğlundan evlerindeki paraları başka yerlere taşımasını istiyor, bu taşıma bir tam gün sürdüğü halde oğlu hala evde 30 milyon Avro nakit para kaldığını söylüyordu (Birgün, 26 Şubat 2014).

Her iki operasyona ait görüntüler bazı televizyonlarda, her gün yenisi çıkan ses kayıtları ise sosyal medyada seçim gününe kadar yayımlanmıştır.

Savcılar iki yıla yakın süre çalışmış, belge toplamış, yasal olarak dinlemeler yapmış, zanlıları izlemiş ve dosyalarını oluşturmuştur. Konu sadece bakan çocuklarıyla ilgili değildir. Başbakanı ve dört bakanı doğrudan ilgilendirmektedir. Kara para trafiği içinde olan İranlı Reza Zarrab, bir ara ABD’nin terör listesinde olan ve El-Kaideyi finanse ettiği ifade edilen Yasin El-Kadı isimli kişilerle Başbakanın ve 4 Bakanın ilişkileri, Reza Zarrab’ın bakanlardan birine çikolata tabağının altına yerleştirerek gönderdiği 500.000 dolar, diğerine hediye ettiği 700.000 TL (€ 198.000) değerinde kol saati, Başbakanın çocuklarının yönetiminde bulunduğu ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan (Sözcü, 1 Şubat 2014) Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV)’e yapılan 100 milyarlarca dolarlık nakdi ve ayni bağışlar (Sözcü, 19 Şubat 2014), beşinci bir bakanın Başbakan adına kamu ihalelerini verdikleri iş adamlarından topladığı 630 milyon dolarlık rüşvet havuzu, imar yolsuzlukları, Başbakan ve yakınlarına ait çok sayıda villa Türkiye tarihinin tanıklık ettiği en büyük rüşvet ve yolsuzluk iddiaları olarak seçimlerin ana gündemini oluşturmuştur.

Sosyal medyada paylaşılan ses kayıtları, ülkenin nasıl yönetildiğiyle ilgili bir fotoğrafın da ortaya çıkmasına yol açmıştır. Sorun sadece yolsuzluk değildir. Ses kayıtlarına göre, Başbakan kamu ihalelerini istediği iş adamına vermiş, mahkeme kararlarına müdahale edip bir medya patronunu hapse attırmak için çalışmış, gazete ve televizyonların yayınlarına doğrudan müdahale edip istemediği haberlerin yayımlanmasını engellemiştir. Üstelik Başbakan seçim meydanlarında ses kayıtlarının her ne kadar montaj olduğunu ifade etmişse de, bu üç iddianın doğruluğunu muhabirlerin soruları üzerine kabul etmiştir (Hürriyet, 12 Şubat 2014; Bugün, 6 Mart 2014). Ses kayıtlarına göre Başbakan Ana muhalefet partisinin eski genel başkanının istifasına neden olan video görüntülerinin yayımlanmasını sağlamıştır. Nihayet Nijerya ve Suriye’deki muhalefete yapılan silah ve malzeme sevkiyatı, Suriye ile savaş gerekçesi oluşturma senaryolarını içeren çok gizli toplantıların ses kayıtları sosyal medyada yer almıştır.

Bu ses kayıtlarının önemli bir kısmı mahkeme kararına dayanmakla birlikte bazıları yasa dışı dinlemelerdir. Yasa dışı dinlemeleri sadece iktidar karşıtlarının yapmadığı, iktidarın da yaptığı Fethullah Gülen aleyhine sosyal medyaya servis edilen ses kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Tüm bu olup bitenler karşısında Başbakan yargı sürecinden kendisini kurtarmak için kamu gücünü kullanmış; 17 Aralık operasyonu başlar başlamaz hemen önlemlerini almıştır. Aynı gün oğluna evlerindeki paraları sıfırlamasını söylemiş, Adalet Bakanı hemen İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşmüş ve soruşturmayı yürüten savcılar görevden alınmış, daha sonra yüzlerce hakim ve savcının görev yerleri değiştirilmiş, operasyonun İzmir ayağını kontrol etmek için Adalet Bakanının talimatıyla müsteşar İzmir Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşmüştür. Savcıyla emniyet görevlileri arasındaki ilişkiyi düzenleyen yönetmelik hukuk devleti ilkelerine aykırı olarak değiştirilmeye çalışılmış, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu etkilemek için kurulu baştan sona değiştiren bir yasal düzenleme kanunlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı 15 noktada anayasaya aykırı bulduğunu açıkladığı bu yasayı iade etmek yerine onaylamıştır (Radikal, 26 Şubat 2014). Her ne kadar Anayasa Mahkemesi bir buçuk ay kadar sonra yasanın çoğu maddesini iptal etmiş olsa da, Anayasa Mahkemesi kararları geriye dönük işlemediğinden hükümet istediği değişiklikleri bu tarihe kadar gerçekleştirmiştir. Diğer taraftan operasyonda tutuklanan bakan çocukları, banka genel müdürü, belediye başkanı ve Reza Zarrab dâhil iş adamları tahliye edilmiş ve operasyon kapsamında tutuklu kimse kalmamıştır.

Emniyet teşkilatında ise binlerce müdür ve polis görevden alınmış veya yerleri değiştirilmiştir. Diğer bakanlık ve kurumlarda da çok sayıda bürokrat görevden alınmıştır.

Siyasi iktidarın yargıya yönelik müdahaleleri anayasa ihlali haline gelmiş (Avcı, 27 Ocak 2014), iktidara karşı yargı sürecinin bağımsız bir şekilde işleyebileceği bir mekanizma kalmamıştır.

Savcıların dört bakan hakkında hazırladıkları ilk fezlekeler yeni atanan savcılar tarafından kısaltılarak yeniden yazılmış ve Meclisteki müzakereler ilk oturumun ardından seçim sonrasına sarkıtılmıştır[4]. İlk savcılar görevden alındıktan sonra yolsuzluk iddialarında adı geçen beşinci bakan ile başbakan hakkında Meclise henüz hiçbir tezkerenin gönderilmemiş olması, yargının çekingenliğini göstermektedir.

Anayasaya göre, milletvekili ve bakanların üzerleri ve evleri aranamaz, haklarında gözaltı ve tutuklama kararı verilemez ve yargılanamazlar. Yargılanabilmeleri için Meclisin karar vermesi gerekir (Anayasa m.83, 100). Mecliste ise çoğunluk iktidar partisinde olduğundan, bakanların yargılanması şimdilik imkânsız görünmektedir.

III. Türkiye’de Siyasi Rekabet Koşulları

Konuyu Türkiye özelinde üç ayrı noktadan inceleyebiliriz.

i. Siyasi Partilerin Gelirleri

Türkiye’de siyasi partiler özel bağış ve yardımlar yoluyla veya devlet bütçesinden yapılan yardımlarla giderlerini finanse ederler. Özel bağış ve yardımlar hiçbir parti için yeterli finansman sağlayamamaktadır. Bu nedenle Türkiye’de partiler devlet yardımı almıyorlarsa başarılı bir seçim sonucu elde etmekte zorlanmaktadırlar.

Siyasi partilerin alacakları devlet yardımı miktarı yasayla belirlenmektedir. Dolayısıyla iktidar partisi bir anlamda hangi partinin ne kadar devlet yardımı alacağını belirlemektedir.

En son düzenlemeye göre, 2014 yılında seçime girme hakkı elde eden 27 partiden sadece üçü devlet yardımı alabilmektedir. Bunlardan AK Parti 177.1 milyon TL (£50.300.000), CHP 92.3 milyon TL (£26.200.000), MHP ise 46.2 milyon TL (£13.100.000) devletten yardım almıştır (TRTHaber, 10 Ocak 2014). Mecliste grubu bulunan BDP ve diğer tüm partiler devlet yardımı almamıştır. Çünkü, Siyasi Partiler Kanunu’nda 2005 yılında AK Parti tarafından yapılan değişiklik, grubu bulunan BDP’nin devlet yardımı almasına imkan vermiyor (Tan, 16.10.2012).

En çok devlet yardımı alan iktidar partisi aynı zamanda devlet ve belediyelerin imkânlarından, iş adamlarının bağışlarından yararlanmaktadır. Başbakan yasalara aykırı olduğu halde güvenlik gerekçesiyle devletin uçağını ve araçlarını seçim çalışmalarında kullanmakta, bazı mitinglerde birkaç bin sivil polisin de koruma gerekçesiyle oluşturduğu kalabalıklara hitap etmektedir. Başbakanın mitinglerindeki polis kalabalığı seçim dönemi dışında da hep var olmuştur (Konhaber, 16 Haziran 2013).

ii. Siyasi Partiler ve Medya

Siyasi partiler oy oranlarını artırmak için medyaya ihtiyaç duyarlar. Güçlü medya desteği demek, yüksek propaganda gücü demektir. Halka kendini daha iyi tanıtmak, halkı daha fazla etkilemek demektir. Türkiye’de 2009 yılında bir medya kuruluşuna yazılan birkaç milyar dolar civarındaki vergi ve ceza (Hürriyet, 15 Nisan 2014) sonrasında tüm gazeteler, radyo ve televizyonlar iktidarın baskısı altına girmişlerdir.

Türkiye’de kayıt dışı ekonominin boyutları ile ilgili çok sayıda çalışma mevcuttur. Araştırmacılar farklı sonuçlara ulaşmış olmakla birlikte, Türkiye’deki kayıt dışılığın boyutları pek çok araştırmacıya göre GSYH’nin %40’ına ulaşmaktadır (Acar ve Aydın, 2011: 51). Bu nedenle, başta vergi denetimi olmak üzere tüm kamu denetimleri zaman zaman keyfileşir. İktidara istediğini cezalandırma fırsatı sağlar. İktidarın iş adamlarına yönelik olarak kamu denetimleri yoluyla keyfi cezalar verdiği kanaati yaygındır.

Mevcut iktidar medya üzerindeki gücünü pekiştirirken sadece kamu denetimlerine başvurmamaktadır. Medya patronları kamu ihaleleriyle ödüllendirilerek, iktidar yanlısı sermayeye televizyon kurma hakları verilerek ve özellikle devlet tarafından el konulan televizyon ve gazeteler yeniden uygun görülen kişilere satılarak güçlü bir iktidar medyası oluşturulmuştur. Örneğin, bir iş adamına aitken devletin el koyduğu Akşam ve Güneş gazeteleri ile Sky360 televizyonu başbakana yakınlığı ile bilinen iş adamı Ethem Sancak’a satılmış, yine bir başka iş adamına aitken devletçe el konulan Atv ve Sabah gazeteleri başbakana yakın olan Kalyon İnşaata verilmiştir. 2014 seçim döneminde Gülen cemaatine ait gazete ve televizyonlar iktidarı destekleme politikalarını terk edip karşısına geçmişlerse de, hala medya ağırlıklı olarak iktidar yanlısıdır.

Seçim döneminde medyanın partiler arasında eşit ve tarafsız yayın yapma zorunluluğu varsa da bu kurala uymamanın cezası sadece aynı süre belgesel yayımlamaktır ki bu da caydırıcı olmamaktadır. Vereceğimiz örnekler durumu açıklamaktadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun hazırladığı raporlara göre, 15.03.2014-21.03.2014 tarihleri arasındaki bir haftalık sürede, partiler arasında eşit yayın yapma gerekliliğine rağmen, bir devlet televizyonu olan TRT TÜRK iktidar partisi AK Partiye 976 dakika yer verirken CHP’ ye 9 dakika 30 saniye, MHP’ye 19 dakika yer vermiştir (RTÜK, 2014a). Özel bir televizyon kanalı olan ÜLKE TV ise aynı hafta iktidar partisinin 14 mitingini 873 dakika canlı olarak yayımlarken diğer partilerden hiçbirinin mitingini yayımlamamıştır (RTÜK, 2014b).

Aynı Kurulun hazırladığı raporlar sorunun sadece süreyle ilgili olmadığını, aynı zamanda yayınların içeriği bakımından da sorunlar olduğunu göstermektedir. Kurulun raporları üzerinden yaptığım bir analize göre, iktidarın yolsuzluk yapmış olabileceği izlenimini verecek şekilde yayın yapan televizyonların reytingi toplam televizyon reytinginin %20’ si kadardır. Diğer tüm televizyonlar 17 Aralık operasyonu sonrasıyla ilgili olarak iktidar yanlısı bir yayın politikası benimsemişlerdir.

iii. İktidar Baskısı ve Yasaklar

Bugün artık Türkiye’de Başbakanın hem yürütmenin, hem yasamanın, hem de yargının başı olduğu kanaati yaygındır. Sadece medya değil, iş adamları ve sivil toplum kuruluşları da iktidar baskısıyla suskun vaziyettedirler. En büyük işçi sendikaları konfederasyonu TÜRK-İŞ, Odalar Birliği, Esnaf Odaları, Ziraat Odaları yıllardır hükümeti eleştiremez ve eylem yapamaz durumdadırlar. Hâlbuki bu kuruluşlar geçmişte yaptıkları eylemlerle iktidarların korkulu rüyaları haline gelmişlerdi.

Yasal gerekçe icat edilerek yapılan veya yasa dışı dinlemelerin çok yaygın olması nedeniyle (Yenişafak, 24 Şubat 2014; Star, 24 Şubat 2014) zaman zaman vatandaşlar bile iktidarı eleştirmekten çekinmektedirler.

Twitter seçim öncesinde yasaklanmıştır (Hürriyet, 21 Mart 2014). Amaç iktidar aleyhtarı yayınları kontrol etmektir. Ses kayıtlarının televizyonlarda yayımlanması yasaklandıktan sonra, sosyal medya vatandaşların pek çoğu açısından önemli bir bilgi kaynağı haline dönüşmüştür. Twitterın yasaklanmasına rağmen kullanıcılar diğer ülkeler üzerinden erişim sağlamışlar, ancak hızı yavaşlamış ve kullanımı zorlaşmıştır. Hükümete twitterı kapatma yetkisi veren yasanın bazı maddelerinin düzeltilmesi gerektiğini ifade etmiş olmasına rağmen yasayı onaylayan Cumhurbaşkanı Gül, diğer ülkeler üzerinden erişim sağlayarak twit atma çelişkisine düşmüştür.

Sosyal medyada Başbakanla ilgili çok önemli bir görüntünün seçimden beş gün önce, 25 Mart tarihinde yayımlanacağı söylentileri yayılmış ve bunun üzerine Youtube da kapatılmıştır (Radikal, 27 Mart 2014).

Yasaklar halkın tepkisi nedeniyle oy kaybına yol açabilir. Ancak Türkiye’de seçmen davranışlarının bu yönde olmadığı anlaşılmaktadır. Yapılan bir seçim sonrası anketine göre AK Parti seçmeni ses kasetlerinin ve twitterın yasaklanmasından etkilenmemiş görünmektedir. Ankete katılanların sadece %3.6’ sı etkilendiğini ve başka partilere oy verdiğini söylemiştir. %11.9 ise etkilendiğini ancak partilerini daha güçlü bir şekilde desteklediklerini, %82.3’ü ise etkilenmediğini ve partisine oyunu verdiğini ifade etmiştir (Radikal, 1 Nisan 2014). Yasaklardan fazla etkilenmeyen AK Parti seçmenleri, medya özgür ve bağımsız olsa idi sanırım yayınlardan etkilenmiş olacaklardı.

Yolsuzluk ve rüşvet söylentileriyle yasaklar arasında 30 Mart günü vatandaşlar seçim sandıklarına giderek oylarını kullanmışlardır.

IV. Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi

i. Partilerin Aldıkları Oylar ve Performansları

AK Parti 2001 yılında kurulmuştur, 2002 yılında girdiği ilk seçimlerde iktidar olmuştur. 2002-2014 arasında girmiş olduğu üçü milletvekili ve üçü yerel yönetimler olmak üzere altı genel seçimde de en fazla oyu alan parti olmuştur. Son seçimlerde en fazla oy alan dört partinin önceki seçimlerde aldıkları oylar 2014 seçim sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak aşağıda verilmiştir:

2002 2004* 2007 2009* 2011 2014*
AK Parti 34.3 41.7 46.6 38.8 49.8 43.0
CHP 19.4 18.2 20.9 23.1 26.0 24.3
MHP 8.4 10.5 14.3 16.1 13.0 18.3
BDP** - - - 5.7 - 6.6

*Yerel seçim sonuçları 2004 ve 2009 seçimleri için il genel meclisi, 2014 için belediye meclisi + il genel meclisi oylarını göstermektedir.

**2014 seçimlerinde BDP ve HDP oyları toplanarak verilmiştir. Tablo TÜİK ve YSK verilerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Kürt oylarına hitap eden BDP, Batı’da HDP, Mardin’ de bağımsız ve Doğu’da BDP olarak 2014 seçimlerine girmiştir. “Barış Sürecinin” sağladığı ivme ile önemli bir oy artışı elde edeceği beklentisi gerçekleşmemiştir. Sadece Güneydoğu Anadolu’nun doğusunda ve Doğu Anadolu’nun güney illerinde var olan bölgesel bir parti izlenimini pekiştirmiştir.

MHP ise 5.3 puan oy artışı sağlayarak en kârlı çıkan parti olmuştur. AK Parti’den kopan seçmenlerin sol bir partiye değil, ancak sağ bir partiye oy verebileceği görülmüştür. MHP Doğu’da, Akdeniz, Ege ve Batı Karadeniz bölgelerinde il belediyesi alırken, Doğu Karadeniz, Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu ve Marmara bölgelerinde il belediyesi alamamıştır. Geleneksel olarak güçlü olduğu illerde değil eski merkez sağ partilerin güçlü olduğu illerde il belediye başkanlıkları kazanmıştır.

Ana muhalefet partisi CHP İstanbul, Ankara, İzmir gibi Türkiye’nin en yüksek nüfusa sahip üç ilinde büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde sırayla, %40.05, %43.83 ve %49.64 gibi yüksek oy almıştır. Ancak belediye meclisi ve il genel meclisi oyları itibariyle Türkiye genelinde oy artışı sağlayamamıştır. Ankara ve Eskişehir hariç İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde zayıf kalmıştır.

İktidar partisi AK Parti bir önceki genel seçime oranla 6.8 puan oy kaybetmiş olsa da, büyük yolsuzluk iddialarının etkisi sınırlı kalmıştır. Öyle görülüyor ki, Başbakan hiçbir demokrat liderin atlatamayacağı bir fırtınayı, antidemokratik yöntemlerle kontrol etmiş ve seçmeni de arkasına almıştır. AK Parti diğer üç partiden farklı olarak, halen Türkiye’nin her bölgesinden oy alabilen tek partidir.

Bu arada 2014 seçimlerine ilişkin bir noktayı belirmekte fayda vardır. Önceki seçimlerden çok daha yoğun olarak seçimlere hile karıştırıldığı iddiaları seçim sonrasının ana gündemlerinden biri olmuştur. Partiler pek çok ilde seçim sonuçlarına itirazlarda bulunmuşlardır. Seçim kurullarının verdiği kararlar üzerinde tartışmalar uzun süre devam etmiştir.

ii. İktidarın Oylarını Azaltması Gereken Gelişmeler

İki seçim dönemi arasında (2011-2014) iktidar partisinin oy kaybetmesine sebep olacak çok sayıda olay meydana gelmiştir.

Her şeyden önce ekonomi 2011’den daha iyi durumda değildir. 2010 yılındaki %9.2 ve 2011 yılındaki %8.8 düzeyindeki yüksek büyüme oranlarına karşılık, ekonomi 2012’de %2.2 ve 2013’te %4.0 olarak çok daha düşük bir büyüme göstermiştir (Kalkınma Bakanlığı). Üstelik Başbakanın kendisine bağlı kurumların hesapladığı ekonomik göstergelere müdahale etmekte olduğu kanaatini bir tarafa bırakacak olsak bile, 2014 seçimlerinden önceki 2 yıla ait büyüme rakamları 50 yıllık Türkiye ortalamasının çok altındadır. Ancak enflasyon ve işsizlik oranlarında büyük bir fark görülmemektedir.

Ekonomiye ilave olarak Gezi eylemlerinden de iktidar etkilenmiştir. Geçen yıl meydana gelen bu olaylar, Türkiye’nin en yaygın ve sürekli, büyük çoğunluğu ortak bir sivil örgütlenme içerisinde olmayan gençlerin yaptığı demokratik eylemlerdir. Başbakan Erdoğan’ın bu eylemlere karşı takındığı tavır, üslup ve sertlik, kaygıları artırmışsa da, Başbakan ayrıştırmacı üslubu ve medya desteği ile kendi seçmenini pekiştirmiştir. Bu arada Gezi eylemlerinde ekmek almaya giderken polisin yakın mesafeden attığı biber gazı kapsülü ile başından yaralanma sonucunda aylardır komada olan 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın Martın ilk yarısında ölümü, seçim öncesinde Gezi eylemlerini ve Başbakanın tutumunu hafızalarda tekrar canlandırmıştır. Yine aynı şekilde Gezi eylemleri sırasında eylemciler tarafından İstanbul Kabataş’ta AK Partili bir belediye başkanının başörtülü gelininin bebeği ile beraber şiddete maruz kaldıkları Başbakan tarafından iddia edilmişti. Ellerinde video görüntüleri olduğunu söyleyerek defalarca bazı vatandaşları Gezi eylemcileri aleyhine kışkırtan üslup kullanırken, olayla ilgi güvenlik kameralarının kayıtları ortaya çıkmış ve iddiaların asılsız olduğu anlaşılmıştır. Tüm bunlara rağmen Başbakan Gezi olayları üzerinden toplumu germeye ve kutuplaştırmaya devam etmiştir ve kendi seçmen kitlesini pekiştirerek Gezi karşıtı bir noktada tutmayı sağlamıştır.

İktidarın Kürt sorununa bakışı ve içeriğinin ne olduğu konusunda resmi bir açıklama yapılmayan “Barış Süreci”, Doğu’da umut Batı’da ise önemli bir seçmen kitlesinde ülkenin bütünlüğü konusunda kaygılar oluşturmuştur.

İktidarı etkilemesi gereken bir diğer konu da şike davasıdır. Türkiye’nin büyük kulüplerinden olan Fenerbahçe futbol takımına yönelik şike davası, takımın Avrupa kupalarına katılımını engellemiş, kulüp başkanının hapse atılmasına yol açmıştır. Kulüp taraftarlarının yapmış olduğu değişik eylemlerde Başbakan suçlanmıştır.

İktidarın izlemiş olduğu dış politika da seçmen tercihlerini etkileyebilecek niteliktedir ve partinin ilk seçimlerde aldığı oyun büyük bir kısmını ifade eden milli görüş kökenli seçmenlerin duyarlılıklarına aykırıdır. Yıllardır Filistin’de, Keşmir’de, Bosna’da, Çeçenistan’da ve dünyanın diğer bölgelerinde akan mazlum Müslümanların kanını en güçlü söylem haline getiren bu seçmen kitlesidir. Başbakan Erdoğan’ın rol model olarak Ortadoğu ülkelerine sunulmasıyla desteklenen Arap Baharına ve özellikle Suriye’de El-Kaide bağlantılı akan kanlara milli görüş kökenli seçmenlerin tepki duyması beklenirdi. Vaktiyle Türkiye’nin NATO’ya üyeliğine dahi karşı olan bu kesimin, Türkiye’nin işbirliği ile Libya’nın NATO tarafından vurulmasına, Başbakan Erdoğan’ın NATO’nun Suriye’yi de vurması için çaba harcamasına, Türkiye’ye yerleştirilen NATO’ya ait Patriot füzeleri ve radar sistemine sessiz kalması, ilginç bir gelişmedir. Ancak Gülen cemaatine ait olanlar dahil medyanın %98’i hükümet doğrultusunda bir dış politika çizgisine sahiptir[5]. Özellikle muhafazakâr çizgiye yakın medya tamamıyla Başbakanın Ortadoğu politikasını savunmaktadır[6]. İslamcı yazar ve yorumcuların ve genel olarak medyanın Başbakanın çizgisini kitlelere benimsetme çabaları sonrasında, bu seçmen kitlesi geleneksel çizgisine yabancılaşmış olarak iktidara desteğini sürdürmektedir.

Son olarak da 17 Aralık operasyonu sonrasında yolsuzluk ve rüşvet tartışmaları, demokrasiyle ve hukuk devletiyle bağdaştırılması zor uygulamaları ortaya çıkarmış olduğundan, iktidarı yıpratabilecek gelişmeler olarak değerlendirilmelidir.

Esasen bütün bunlar bir siyasi partinin iktidarına ilk seçimlerde son vermeyi sağlayacak gelişmelerdir.

iii. AK Parti’nin Oy Bandı ve Ekonomi

Kurulduğu tarihten itibaren girdiği altı seçimin sonuçları birlikte düşünüldüğünde AK Parti’nin oylarının normalde %40’lar bandına yerleşmiş olduğu gözükmektedir. Bu bant aralığında oylarını aşağıya veya yukarıya hareket ettiren en güçlü etken ekonomi ve en güçlü gösterge büyümedir. AK Parti 1999 depremi ve 2001 ekonomik krizinin oluşturduğu siyasi ortamdan yararlanarak bir yıl sonra girdiği ilk seçimlerde (Kasım 2002) %34.3 oy alarak iktidar oldu. 2003-2007 arasında yıllık ortalama büyüme oranı %6.9 olarak gerçekleşmiş, AK Parti de 2004 seçimlerinde %41.7, 2007 seçimlerinde ise %46.6 ile oylarını sürekli artırmıştır. Aşağıdaki tablo son dört seçime girerken gerçekleşen ortalama büyüme oranlarını ve sırasıyla 2007, 2009, 2011 ve 2014 seçim sonuçlarını vermektedir:

2003-2007 2008-2009 2010-2011 2012-2013
BÜYÜME (%) 6.9 - 2.05 9 3.1
AK PARTİNİN OYU (%) 46.6 38.8 49.8 43.0

*Kalkınma Bakanlığı; TÜİK ve YSK verilerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Açıkça görüldüğü gibi, AK Parti oylarıyla ekonominin büyüme oranı paralel gitmiştir. En yüksek oy (%49.8), büyümenin en fazla olduğu 2011 seçimlerinde, en düşük oy (40’lar bandının da altında %38.8), ekonominin küçüldüğü 2009 seçimlerinde alınmıştır. 2009 aynı zamanda %14 ile işsizliğin en yüksek olduğu yıldır. 2014 ise, büyüme (%3.1) ve oy oranı (%43.0) bakımından sözü edilen iki seçimin ortasında durmaktadır.

2000’li yıllar boyunca Türkiye’de ortalama kişisel borçluluk oranının sürekli artması, halkta istikrar arayışını güçlendirmiştir. Bu nedenle halk geçmişte yaşadığı krizlerin etkisiyle güçlü iktidara oy vermeyi tercih etmektedir. Çünkü, kriz nedeniyle borç taksitini vadesinde ödeyemeyen borçlular zor durumda kalmaktadırlar. Türkiye’de ekonomik krizlerin borçlular açısından kötü anıları vardır. AK Parti dönemi, firmaların ve tüketicilerin kullandığı banka kredilerinin hızla arttığı bir dönemdir. 2002 yılında 32,5 milyar TL (€ 9.2 billion) olan toplam krediler Mart 2014 itibari ile 916,8 milyar TL (€ 260 billion) düzeyine çıkarak 28 kat artmıştır. Tüketici kredilerindeki artış ise aynı dönemde 106 kattır. Özel sektörün dış borçları da yine aynı şekilde 2002-2013 döneminde 43 milyar dolardan 267 milyar dolara çıkmıştır (Kalkınma Bakanlığı). Bunun anlamı borçluluğun yaygınlaşmasıdır. Türkiye’de seçmenler güçlü iktidarı istikrar olarak algılamaktadırlar. Ekonomik krizler ise AK Parti öncesi koalisyon hükümetlerini hatırlatmaktadır.

iv. AK Partinin Oy Bandını %40’ın Altına Çekmenin Zorluğu

Temel soru bu oy bandının neden %40’lar olduğudur. Ekonomik bir krizle büyüme oranının eksi, işsizliğin son 10 yılın en yüksek düzeyinde olduğu 2009 seçimlerinde oylar neden %18 veya %28 değil de %38.8’e düşerek bandın yalnızca 1.2 puan altına inmiştir? Veya 2014 seçimlerinde Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk iddiaları iktidarı neden çok sınırlı düzeyde etkilemiştir?

İktidarın medya hâkimiyetinin ve tek yönlü yayınların bunda katkısı büyüktür. Küçülen ekonomiyi istikrar, yanlış bir dış politikayı itibar, yolsuzlukları iftira diye anlatan medyanın, televizyon yorumcularının ve yazarların katkıları önemlidir.

Ayrıca Başbakanın ayrıştırıcı ve sert üslubunun toplumda kutuplaşmaya yol açtığı da bir gerçektir. Bu seçmen tabanında karşılıklı “tehdit” algıları ve “kenetlenme“ oluşturmuştur (Akyol, 31 Mart 2014 ). Böylece partiler arası oy geçişi en az düzeye inmiştir.

Diğer taraftan yolsuzluk iddialarının iktidarı neden çok sınırlı düzeyde etkilediğini anlayabilmek için Türkiye’de halkın yolsuzluk algısıyla ilgili sosyolojik bir analize ihtiyaç vardır. Yolsuzluk seçmenin oy eğilimini ne kadar etkiliyor? Yapılan çalışmalara göre, halk her ülkede yolsuzluğa farklı tepki gösteriyor. Örneğin, uluslararası yolsuzluk algı endeksine göre Danimarka birinci sırada, İsveç üçüncü sırada, Türkiye 53. sırada ve Moldova 102. sırada gözükmektedir (Transparency International, 2013). Her ne kadar Tucker Türkiye’deki yolsuzluk algısını Moldova’dan daha iyi olarak nitelese de (Tucker, 26 Aralık 2013), 2014 seçim sonuçları konu hakkında daha somut bilgi vermektedir. Bunun nedenleri vardır. Seçmende yolsuzluklara konu olan paranın kendi cebinden çıktığı algısı güçlü değildir. Her şeyden önce vergi gelirlerinin %70’i dolaylı vergilerden oluşmakta (Hazine Müsteşarlığı), doğrudan alınan vergilerin de önemli bir bölümü stopaj yoluyla tahsil edilmektedir. Böylece halk kamu harcamalarını finanse ettiğini hissetmemekte (Akdoğan, 1985:233), aksine devleti hep kendisi için harcama yapan biri gibi görmektedir. Doğrudan yardımlar ve sosyal harcamalar ise bu duyguyu pekiştirmektedir.

Şunu da unutmamak gerekir ki, bir partiyi destekleyenler değişik etkileşim biçimleriyle bir sosyal grup oluşturmaktadırlar. AK Parti açısından olaya baktığınızda cami cemaatleri, diğer cemaat ve tarikatlar etrafında toplananlar, pek çok dernek ve vakıf etrafında bir araya gelenler, bazı sendikaların üyeleri, İslami dergi ve gazeteleri ellerinde taşıyanlar iktidar partisine sahiplenme kültürünü aralarında sürekli paylaşmakta ve yeniden üretmektedirler. Bunun ötesinde terfi ve unvan bekleyen milyonlarca kamu görevlisi, iş ve bazı sorunlarına çözüm arayanlar, iktidara yakın gruplarla ve kuruluşlarla bağlantılar kurmaktadırlar. Yüzünü iktidara dönmüş, iktidarla duygusal bağlar kurmuş, iktidardan yana olma duygusunu sürekli paylaşan ve yeniden üreten sosyal grupların oy potansiyelleri ayrı bir sosyolojik incelemeyi gerektirir. Ancak bu duygusal ve sosyolojik bağların iktidar partisinin ortaya çıkan yanlışlarıyla hemen çözüleceğini düşünmemek gerekir.

Bir devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 83 bin civarındaki camide, Cuma günleri iktidarı rahatlatan konular ve üsluplarla hutbeler okunmuştur. Özellikle seçimden iki gün önce okunan “Hürriyet ve mesuliyet” başlıklı hutbede özgürlüklerin kısıtlanabileceği mesajı verilerek, iktidarın twitter ve youtube yasağını destekler bir üslup kullanılmıştır (Taraf, 29 Mart 2014).

v. İki-Partili Sistem ve Seçim Sonuçlarına Etkisi

Yine de tüm bu açıklamalar 2001 yılında kurulan AK Parti’nin bir yıl sonra 2002 seçimleriyle %34.3 oyla iktidara gelişini, daha sonraki seçimlerde de oy bandının %40’larda seyretmesini tamamıyla açıklamamaktadır. Bu Türk siyasi hayatının AK Partiyi doğuran geçmişini incelemeyi gerektirir. Ancak böyle bir çalışma bu makalenin sınırlarını aşacaktır. Özet olarak belirtmek gerekirse şu üç nokta önemlidir. Birincisi, AK Parti Anayasa Mahkemesi tarafından iki yıl arayla kapatılan Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin, oy tabanı %20’yi aşmış inançlarına ve partilerine haksız saldırılar yapıldığına inanan muhafazakâr ve dindar seçmenlerinin partisi olarak kurulmuştur. İkincisi, 2002 seçimleri öncesinde yaşanan iki kriz yani 1999 Marmara depremi ve 2001 ekonomik krizi iki merkez sağ partinin (ANAP ve DYP) %10’luk seçim barajının altında kalmasına yol açmıştır. Üçüncüsü, 1980 sonrasında Türkiye’deki seçim kanunları iki-partili bir sisteme geçişi zorlamıştır. Bir ülkede parti sistemini belirleyen en önemli etken seçim sistemidir. Duverger’e göre, iki-partili ülkeler, tek turlu çoğunluk sistemine sahiptir, çoğunluk sistemine sahip olanlar da iki-partilidir. İstisnalar ancak özel koşullarla açıklanabilir (Duverger, 1974:290; Özbudun, 1974:139). Bu kadar güçlü bir etki oluşturmasa da, 1980 sonrasında Türkiye’de uygulanan seçim barajının benzer bir etkiye sahip olduğu açıktır. Yani Türkiye’deki %10’luk seçim barajı daha düşük oy alan partilerin Meclise girişine imkân vermemekte ve zamanla bu partilerin tamamen kaybolmasına yol açmaktadır. Buna rağmen 1980 ve 90’lar boyunca, 1980 öncesindeki partilerin sosyal tabanları varlığını sürdürmüştür. Ancak 2002 seçimleriyle birlikte, Anayasa Mahkemesinin yukarıda bahsedilen iki partiyi kapatma kararı ve anılan krizlerin etkisiyle Meclise yalnızca AK Parti ve CHP olmak üzere iki parti girmiştir. Eski merkez sağ partiler bir daha seçim barajını aşamadığı için oyları büyük ölçüde AK Partiye kaymıştır. Böylece AK Partinin oyu %40’lar bandına oturmuştur. Milletvekili seçimleri itibariyle izleyecek olursak görülür ki, 2002 seçimlerinde Meclise giremeyen partilerin toplam oyu %46, 2007 seçimlerinde bu oy %13, 2011 seçimlerinde ise %5 civarındadır. Bunun anlamı seçim barajı nedeniyle Meclise giremeyen merkez sağ partilerin oylarının bir kısmı, AK Parti’de toplanarak %40’lara ulaşmış ve bu partilerin tabanları bugün itibarıyla ortadan kalkmıştır.

2007 ve 2011 milletvekili genel seçimleri sonrasında Mecliste dört siyasi partinin temsil ediliyor oluşu, seçim kanunlarının iki-partili sistemi zorlamadığını göstermez. Nitekim bu dört partiden biri olan BDP yerel seçimlere parti olarak girmekle birlikte, milletvekili seçimlerine seçim barajı nedeniyle parti olarak değil bağımsız adaylarla girmektedir. Diğer taraftan BDP’nin varlık sebebi olan Kürt sorunu Türk Milliyetçisi bir parti olan MHP’nin oylarını artırmakta, gittikçe daha güçlü bir şekilde Mecliste temsiline etki yapmaktadır.

Kısacası halen iki-partili bir sistemi zorlayan seçim kanunlarına rağmen, seçmenleri karşılıklı tehdit algıları içinde birbirine kenetlenmiş, birinden diğerine oy geçişi zorlaşmış dört siyasi parti Mecliste temsil edilmektedir. 2014 yerel seçimlerinde de sadece bu dört parti varlık gösterebilmiştir. Seçim sonuçları açıklandıktan sonra Başbakan Erdoğan parti genel merkezinin balkonuna çıkarak yolsuzluk iddialarında adı geçen aile üyeleri ile birlikte el ele partilileri selamlamış ve yaptığı konuşmayla kutuplaştırmaya devam edeceğinin sinyallerini vermiştir.

V. Bazı Kamuoyu Araştırmalarının Sonuçları

Bazı araştırma şirketleri seçim sonuçlarını, yaptıkları anketlerle değerlendirmişlerdir. Ulaştığımız sonuçların test edilmesi açısından bu araştırmalardan ikisi aşağıda özet olarak verilmiştir.

GEZİCİ Araştırma Şirketi, 22-23 Mart 2014 tarihinde Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinde 5.292 katılımcı ile görüşerek bir araştırma yapmıştır (Gezici Araştırma, Nisan 2014). Buna göre AK Parti’yi destekleyenler partisinin icraatlarını, genel başkanını, diğer partilerin muhafazakârlara bakış açışını ve kendi ideolojik/siyasi düşüncelerini oy verme nedeni olarak göstermektedir. Muhalefet partilerine (CHP, MHP, BDP) oy verenler ise iktidarı beğenmemeyi, ideolojik/siyasi düşüncelerini, siyasi kimliğini oy verme gerekçesi olarak vurguluyor. GEZİCİ’ye göre halkın %20’si partisine gönülsüz oy veriyor. Kadınlar erkeklere, eğitim ve geliri yüksek olanlar az olanlara, Batı’daki seçmenler Doğu’dakilere göre daha fazla oranda gönülsüz oy vermektedirler. Bu ise yeni parti ihtiyacını işaret ediyor.

KONDA Araştırma Şirketi de 22-23 Mart 2014 tarihinde 12 bölgeyi esas almış ve 3.067 denekle görüşerek daha kapsamlı sorularla bir araştırma yapmıştır (Konda, 16 Nisan 2014). KONDA’ya göre AK Parti seçmeninden MHP’ye kayan oylar, CHP-MHP oy geçişgenliğinden daha fazladır (s.12).

CHP’lilerin %54’ü AK Parti’lilerin %51’i, kararsızların %64’ü kadındır. MHP’lilerin %60’ı, BDP’lilerin %52’si erkektir (s.15). AK Parti en düşük oyu 18-28 yaş grubundan almaktadır. MHP ve BDP ise en yüksek oyu bu gruptan almaktadır (s.17). AK Parti’nin lise ve üniversite mezunlarından aldığı oy nüfus ortalamasından daha azdır. BDP seçmeninin eğitim profili de benzer durumdadır. CHP ve MHP seçmenleri ise Türkiye ortalamasının üstünde bir eğitime sahiptirler (s.18).

AK Parti’nin oylarının %40’ı ev kadınlarından gelmektedir (s.21).

KONDA araştırmasında deneklerin %80’i kendisini Türk, %13’ü Kürt, %2’si Zaza olarak tanımlamıştır. BDP’lilerin %98’i Kürt ve Zaza iken, MHP’lilerin %92’si Türk sadece %3’ü Kürt’tür (s.22).

AK Parti’liler arasında dindar muhafazakârlar %43, CHP’liler arasında modernler %55, MHP’liler arasında geleneksel muhafazakârlar %52 ve BDP’liler arasında dindar muhafazakârlar %35 ile Türkiye ortalamasının üzerindedir (s.25). Kendi ve eşi örtünmeyenlerin %47’si CHP’ye, %22’si AK Parti’ye oy veriyor. Baş örtülüler ağırlıklı olarak AK Parti’yi desteklerken, BDP seçmeni arasında baş örtüsü %72 gibi yüksek bir orana ulaşmaktadır (s.26).

Toplam seçmenin %23’ü ekonominin iyiye gittiğine inanmaktadır. Bu oran AK Parti’liler arasında %39, CHP’lilerde %8, MHP’lilerde %13, BDP’lilerde %12’dir.

Toplam seçmenin %62’si yolsuzluk iddialarını doğru bulurken, %38’i buna inanmıyor. AK Parti seçmeninin %75’i inanmadığını, %25’i inandığını söylüyor[7]. Muhalefet partilerinin seçmenlerinin büyük çoğunluğu yolsuzluk iddialarını doğru buluyor (s.34).

Seçmenlerin AK Parti’ye oy verme gerekçeleri, bu partinin hizmetleri, ekonomik istikrar, lidere güven ve dini inançlara saygılı olmasıdır. CHP seçmeni ise çağdaş ve Atatürkçü olmalarını, CHP’nin dürüst bir parti olmasını, AK Parti’ye karşı olmalarını oy verme nedenleri olarak görmektedir. MHP seçmeni ise hemen tamamı ile partilerini milliyetçi/ülkücü olarak görmektedir. Partiye ve lidere olan güven MHP’lilerin diğer bir destek gerekçesidir (s.46-50).

KONDA’ya göre, AK Parti’nin ilk seçimlerden bugüne oyunu artırması, Mecliste temsil edilemeyen partilerin oylarının sürekli azalmasına ve çoğu sağ eğilimli bu partilerden iktidar partisine oy kaymasına bağlıdır (s.53). Türkiye’nin tüm bölgelerinden yüksek oranda oy alabilen tek parti AK Partidir. Diğer tüm partiler bazı bölgelerde zayıf görünmektedir. Dolayısı ile iktidar partisi her bölgede farklı partilerle rekabet etmektedir. İktidar partisi ile Türkiye genelinde rekabet edebilen başka bir parti yoktur (s.75). Son iki yılda değişik nedenlerle AK Parti potansiyel oyundan kayıp etmekte, fakat muhalefet partileri bir sıçrama üretememektedirler. Her olayda iktidar partisinden hoşnutsuz olan seçmen bir başka partiye gidememiştir. Tüm bu bulgular KONDA’ya göre siyasi rekabet eksikliğini göstermektedir (s.76).

VI. Sonuç

30 Mart 2014 günü yapılan yerel seçimlere 52.6 milyon seçmenin %89’u katılmıştır. Böylece son 20 yılın en yüksek seçime katılım oranı gerçekleşmiştir. İktidar ve muhalefet partileri arasında gergin bir seçim kampanyasının yaşanmış olması, seçimin karşılıklı hesaplaşmaya dönüşmesi katılım artışının en önemli nedenidir.

Bir yıl içerisinde Türkiye’nin siyasi görünümünü değiştirebilecek üç seçimin ilki olması da, 30 Mart seçimlerinin önemini artırmıştır. Önümüzdeki Ağustos ayında ilk kez halk Cumhurbaşkanını seçecektir. Bir yıl sonraysa genel milletvekili seçimleri yapılacaktır.

30 Martta yapılan seçimlere girme hakkı olan 27 partiden sadece parlamentoda temsil edilen dört siyasi parti il belediye başkanlığı kazanabilmiştir. Bu partilerden AK Parti belediye meclisi ve il genel meclisi için kullanılan oyların %43’ünü, CHP %24.3’ünü (CHP’nin büyükşehir belediye başkanlığı oyu ise %31’dir), MHP %18.3’ünü, BDP/HDP %6.6’sını almıştır. Mecliste temsil edilmeyen SP’nin oyu ise %2.9’dur. Bir önceki genel seçime göre, AK Parti %6.8 oy kayıp ederken MHP %5.3 oy artışı sağlamıştır. CHP ve BDP’nin oy artışı sağlayamadığı seçimlerde AK Parti’nden kopan oyların MHP ve dindar muhafazakârların desteklediği SP’ye yöneldiği, CHP ve BDP’ye AK Parti’den oy kayması olmadığı sonucuna varılabilir.

AK Parti 18, CHP 6, MHP 3, BDP biri bağımsız 3 büyükşehir belediye başkanlığı kazanmıştır. Diğer belediyelerde ise AK Parti 799, CHP 226, MHP 166, BDP 97, SP 27 başkanlık kazanmıştır. 13 belediye başkanlığı seçimi ise yeniden yapılmak üzere iptal edilmiştir.

Bir önceki seçimlerden bugüne (2011-2014) AK Parti’nin oylarını ciddi biçimde azaltması gereken önemli gelişmeler yaşanmıştır. Her şeyden önce ekonomik koşullar bu son seçimlerde daha iyi değildir. İktidar 2011 seçimlerine, 2010 yılının %9.2 ve 2011 yılının %8.8 düzeyindeki yüksek büyüme oranı ile girmiştir. Buna karşılık Mart 2014 seçimlerine doğru büyüme, 2012’de %2.2 ve 2013’te %4 olarak 50 yıllık Cumhuriyet tarihinin yıllık büyüme ortalamasının çok altında bir düzeye düşmüştür. Ayrıca, son 2 yıl içinde meydana gelen Gezi eylemleri, Kürt sorununda Türkiye’nin Batı’sında artan kaygılar, Suriye ve Ortadoğu’daki kanlı olaylarda iktidarın siyasi tutumu, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu, özgürlüklere ve hukuk devletine yönelik baskılar iktidarı derinden sarsması gereken gelişmelerdir. Özellikle yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, Başbakanı ve kabineyi sarsmış, istifa eden üç bakan ile beraber on bakanın değiştirilmesine yol açmıştır (Hürriyet, 26 Aralık 2013).

Anılan gelişmelerin her biri son derece önemliydi ve iktidar partisi seçimlerden büyük bir yara alarak çıkabilirdi. Ancak, Başbakan bu zor seçimleri kamu gücüyle, finansman avantajlarıyla, sosyal medyaya ve sivil toplum kuruluşlarına uyguladığı yasaklarla, seçmeni kutuplaştıran sert üslubuyla mümkün olan en az hasarla aşmayı başarmıştır. Önceki seçimlere göre yalnızca 6.8 puan oy kayıp ederek %43 ile yine en fazla oy alan parti olmuştur. Böylece Başbakan, hiçbir demokrat liderin atlatamayacağı bir fırtınayı, antidemokratik yöntemlerle kontrol etmiş ve seçmeni de arkasına almıştır.

Üç önemli seçimin birincisini, yolsuzluk iddialarının baskısı altında fazla yara almadan atlatan iktidar partisinin önünde şimdi daha zor bir sınav vardır. Bu sınav, 2015 genel milletvekili seçimlerini de etkileyecek olan, Ağustos 2014’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Bu seçimi aşmak için %50’nin üzerinde oy gerekmektedir. Muhalefet partilerinin çıkaracağı aday veya adaylardan birinin Cumhurbaşkanlığını kazanması halinde, Başbakanın baskı altına aldığı yargı tekrar bağımsız hale gelebilir, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ile Anayasa’ya aykırı olarak hukuk devletine aykırı yaptığı uygulamalar, başbakanı ve partisini derinden etkileyebilir.

Doç. Dr. Abdüllatif Şener, Eski Devlet  Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Şener, Abdüllatif (Mayıs, 2014),  “2014 Türkiye Yerel Seçimlerinin Analizi”, Cilt III, Sayı 5, s.19-37, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (ResearchTurkey), Londra: Analiz Türkiye (http://researchturkey.org/?p=6089&lang=tr)

VII. Bibliyografya

Acar, Fatih ve Aydın, Fazıl (2011) Vergi ve İstihdam Politikası Açısından Kayıt Dışı Ekonomi, TÜRMOB Yayınları.

Akdoğan, Abdurrahman (1985) Kamu Maliyesi, Gazi Üniversitesi Yayınları.

Akyol, Taha (31 Mart 2014) “Sandıktan ne çıktı?”, Hürriyet. Alınan yer: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/26120099.asp

Avcı, Gültekin (27 Ocak 2014) “Hükümetin suç tablosu”, Bugün. Alınan yer: http://www.bugun.com.tr/hukumetin-suc-tablosu-yazisi-947991

Birgün, (26 Şubat 2014) “bir baba, bir evlat ve birçok milyon para”. Alınan yer: http://www.haberler.com/birgun-gazetesi/2014-02-26/

Bugün, (6 Mart 2014) “Başbakan Erdoğan ses kayıtlarını doğruladı”. Alınan yer: http://gundem.bugun.com.tr/ses-kayitlarini-dogruladi-haberi/1001842

CİHAN HA, (2014) “2014 Seçim Sonuçları”. Alınan yer: http://www.cihan.com.tr/reservedPage?linkid=sec

Duverger, Maurice (1974) Siyasi Partiler, Bilgi Yayınevi.

Gezici Araştırma, (Nisan 2014) Partiler neden oy aldı.

Hazine Müsteşarlığı, Bütçe Finansmanı İstatistikleri Arşivi. Alınan yer: http://www.hazine.gov.tr/default.aspx?nsw=EilDPQez15w=-H7deC+LxBI8=&mid=145&cid=12&nm=640

Hürriyet, (12 Şubat 2014) “Erdoğan iddiaları yanıtladı: Evet aradım”. Alınan yer: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25788279.asp

Hürriyet, (15 Nisan 2014) “Doğan Yayın’a 3.8 milyar liralık görülmemiş vergi cezası yazdılar”. Alınan yer: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/12439674.asp?gid=229

Hürriyet, (18 Aralık 2013) “3 bakan oğlu 3 rüşvet bombası“. Alınan yer: http://www.haberler.com/hurriyet-gazetesi/2013-12-18/

Hürriyet, (21 Mart 2014) “Twitter neden tamamen yasaklandı”. Alınan yer: http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/26057641.asp

Hürriyet, (26 Aralık 2013) “Kabinede 10 değişiklik”. Alınan yer: www.hurriyet.com.tr/gundem/25444423.asp

Kalkınma Bakanlığı, Temel Ekonomik Göstergeler. Alınan yer: http://www.kalkinma.gov.tr/Pages/TemelEkonomikGostergelerTam.aspx

Kalkınma Bakanlığı, Türkiye Ekonomisinde Haftalık Gelişmeler. Alınan yer: http://www.kalkinma.gov.tr/Lists/TurkiyeEkonomisindekiHaftalikGelismeler/Attachments/1/9%20MayısBS.pdf

Konda, (16 Nisan 2014) Yerel Seçimler Sonrası Sandık ve Seçmen Analizi. Alınan yer: http://www.konda.com.tr/tr/raporlar.php

Konhaber, (16 Haziran 2013) “Kazlı çeşmede miting hazırlığı”. Alınan yer: http://www.konhaber.com/yeni/haber-100279-Kazlicesmede-miting-hazirligi.html

Milliyet, (15 Nisan 2014) “Liderlerin miting karneleri”. Alınan yer: http://gundem.milliyet.com.tr/liderlerin-miting-karneleri/gundem/detay/1858751/default.htm

Özbudun, Ergun (1974) Siyasal Partiler, Sosyal Bilimler Derneği Yayınları.

Radikal, (1 Nisan 2014) “AKP’li seçmenin tercih nedeni”. Alınan yer: http://www.haberler.com/radikal-gazetesi/2014-04-01/

Radikal, (26 Şubat 2014) “Cumhurbaşkanı Gül HSYK Yasası’nı onayladı”. Alınan yer: http://www.radikal.com.tr/politika/cumhurbaskani_gul_hsyk_yasasini_onayladi-1178594

Radikal, (27 Mart 2014) “Youtube kapatıldı”. Alınan yer: http://www.radikal.com.tr/turkiye/youtube_kapatildi-1183550

RTÜK, (2014a) T.C. Radyo Televizyon Üst Kurulu, İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı, 25-03-2014 Tarih ve 06002/1055 sayılı rapor.

RTÜK, (2015b) T.C. Radyo Televizyon Üst Kurulu, İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı, 25-03-2014 Tarih ve 34235/1031 sayılı rapor.

Sözcü, (1 Şubat 2014) “Bilal’in vakfına vergi kıyağı”. Alınan yer: http://www.haberler.com/sozcu-gazetesi/2014-02-01/

Sözcü, (19 Şubat 2014) “TÜRGEV’e bağışı yap ihaleyi al!”. Alınan yer: http://www.haberler.com/sozcu-gazetesi/2014-02-19/

Sözcü, (27 Aralık 2013) “İşte Bilal’in Çağrı Kağıdı”. Alınan yer: http://www.haberler.com/sozcu-gazetesi/2013-12-27/

Star, (24 Şubat 2014) “Paralel örgüt 7 bin kişiyi dinledi”. Alınan yer: http://www.haberler.com/star-gazetesi/2014-02-24/

Tan, Altan (16.10.2012) “Siyasi Partiler Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Gerekçesi”. Alınan yer: www2.tbmm.gov.tr/d24/2/2-0936.pdf

Taraf, (29 Mart 2014) “Siyaset İşleri’nde bir hutbe daha”. Alınan yer:

http://haberler.com/taraf-gazetesi/2014-03-29/

Transparency International, (2013) Corruption perception index 2013.Available:http://cpi.transparency.org/cpi2013/results/

TRTHaber, (10 Ocak 2014) “Hazine yardımı alan siyasi partilerin kasası dolacak”. Alınan yer: http://www.trthaber.com/haber/gundem/hazine-yardimi-alan-siyasi-partilerin-kasasi-dolacak-114819.html

Tucker, (26 Aralık 2013) “Talking Turkey: How does corruption affect voting behavior?”, The Washington Post. Available: http://www.washingtonpost.com/blogs/monkey-cage/wp/2013/12/26/talking-turkey-how-does-corruption-affect-voting-behavior/

TÜİK, Milletvekili Genel Seçimi. Alınan yer: http://tuikapp.tuik.gov.tr/secimdagitimapp/secim.zul

TÜİK, Mahalli İdareler Seçimi. Alınan yer: http://tuikapp.tuik.gov.tr/secimdagitimapp/yerel.zul

Yenişafak, (24 Şubat 2014) “Derin kulak Pensilvanya”. Alınan yer: http://www.haberler.com/yenisafak-gazetesi/2014-02-24/

YSK, (2013a) 22/12/2013 tarih ve 605 nolu karar. Alınan yer: http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/Kararlar/2013Pdf/2013-576.pdf

YSK, (2013b) 7/12/2013 tarih ve 576 nolu karar. Alınan yer: http://www.ysk.gov.tr/cs/groups/public/documents/document/ndq0/mdaw/~edisp/yskpwcn1_4444000713.pdf

YSK, Mahalli İdareler Genel Seçimleri: Kesin Sonuçlar. Alınan yer: www.ysk.gov.tr

Dipnotlar

[1] Rakamlar MHP Genel Merkezi’nden alınmıştır.

[2] Seçimden sonra bahsi geçen para miktarının 4.5 milyon dolar değil, 6 milyon dolar olduğu Savcının iddianamesinden hareketle gazetelerde yer almıştır. http://www.taraf.com.tr/haber-suleymanin-sihirli-kutusu-152343/

[3] Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan ilk soruşturma savcısının “şüpheli sıfatıyla” yaptığı çağrıya uymamış, ancak soruşturma savcısı değiştirildikten sonra “tanık sıfatıyla” ifade vermiştir.

[4] Dört bakan hakkında verilen soruşturma önergeleri, seçimlerden sonra 05.05.2014 günü Meclis Genel Kurulu’nda müzakere edilmiş, oylama sonucunda soruşturma komisyonu kurulmasına karar verilmiştir. Komisyon raporunu tamamladıktan sonra Meclis Genel Kurulu’nda tekrar görüşme yapılacak ve bakanların yargılanmak üzere Yüce Divan’a gönderilip gönderilmemesine karar verilecektir. Mecliste iktidar milletvekilleri çoğunlukta olduğundan, yargılanmalarının ret edileceği tahmin edilmektedir.

[5] İktidarın Ortadoğu politikasına Halk TV ve Ulusal Kanal ile Sözcü, Aydınlık ve Cumhuriyet gibi birkaç gazete dışında muhalefet eden medya kuruluşu yok gibidir.

[6] Bu medya kuruluşlarının Ortadoğu yorumları ile en gözde uzmanı olan Hüsnü Mahalli, Arap Baharı sonrası tamamen yasaklı hale gelmiş, konuşacağı televizyon, yazacağı gazete bulamaz olmuştur.

[7] Şahsi gözlemim yolsuzluk iddialarına inanmadığını söyleyenlerin de büyük bir kısmının gerçekte yolsuzlukları kabul ettiği, ancak partizanlık nedeni ile ret ettiği yönündedir.


Yorumlar

Leave a Reply

Your email address will not be published.


Loading Facebook Comments ...
Loading Disqus Comments ...