Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacılar: Duyulmayan Sesler

*Kaynak: AFP / Bülent Kılıç ©

Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacılar: Duyulmayan Sesler

Özet

Ülkelerindeki iç savaş nedeniyle yerinden edilen milyonlarca Suriyeli, toplumun onlara biçtiği kimlikler çerçevesinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Suriyeli sığınmacıların temel haklara erişimine dair bir takım düzenlemeler yapılmış olsa da Türkiye’de Suriyeli sığınmacılar hala geçici bir kriz, sorun gibi algılanıyor; hak ve özgürlüğü esas alan bir yaklaşım sergilenmiyor.

***

Suriye’den gelen mülteciler İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük mülteci akınına örnektir. United Nations High Commissioner for Refugees’ının (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) (UNHCR) 2015 Ekim verilerine göre toplam 4 milyon 180 bin 631 Suriyeli ülkelerini terk ederek çoğu komşu ülkelere ve bir kısmı da Avrupa’ya sığınmak zorunda kaldı.[1] Dolayısıyla seçim şansları yok denecek kadar azdır. Bu durumda, küresel zorunlu göçün en yeni örneği olan Suriyeli sığınmacılar, sığınma nedeni, sayıları, sığındıkları ülke ve ülkenin sığınma politikası dikkate alındığında Avrupa’daki sığınmacı ve mültecilerden farklılaşıyorlar.

UNHCR en son verilerine göre Türkiye’de toplamda 2.072.290[2] kayıtlı Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Bu sayının kayıtsız sığınmacılar ile birlikte daha da yüksek olduğu düşünülüyor. Suriye’den gelen sığınmacılar karşısında açık kapı politikası uygulayan Türkiye, en fazla Suriyeli sığınmacıya sahip ülke konumunda. İlk sığınmacı kafilesi, 29 Nisan 2011 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptı.[3] 252 kişilik bu ilk kafile, Hatay ilinde kurulan kamplara yerleştirildi. 252 kişilik bu ilk kafile, önce “misafir” olarak tanımlandı. Ardından Nisan 2012’de başbakanlık tarafından yayımlanan genelge ile sığınmacıların “geçici koruma” altında oldukları bildirildi.[4]

1951 yılında imzalanan Cenevre Sözleşmesi’ne göre mülteciler zulümden ve çatışmalardan kaçan, ülkesine dönüş yapamayan veya dönmeye gönüllü olmayan kişiler olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla sığınmacılar sığındıkları ülkede mülteci statüsüne sahip olabilirler. Türkiye’nin mülteci hukuku, Anayasası’nın 1968 yılından itibaren 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne dayanmasına rağmen uluslararası hukuk tanımlarından farklı olarak mülteci ve sığınmacı kavramları coğrafi kısıtlamaya göre belirlenmiştir. Bu nedenle Türkiye sadece Avrupa Konseyi üyesi ülke vatandaşlarına mülteci statüsü verebilmektedir. Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerden gelen kişilere 1994 İltica Yönetmeliği ile üçüncü bir ülke tarafından mülteci olarak kabul edilinceye kadar Türkiye’de ikamet etmelerine izin verilerek “geçici koruma” sağlanmaktadır.[5] Türkiye’ye sığınan Suriyeliler sığınmacı olarak kabul edilmişlerdir ve mülteci statüsü almaları için coğrafi kısıtlamanın kaldırılması gerekiyor. Bu durum da Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin hakları ve güvenlikleri ile ilgili engeller doğurmaktadır.

4 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen ve 2014 yılının Nisan ayında yürürlüğe giren “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu,” Suriyeli sığınmacıların ihtiyaçlarını ve güvenliğini sağlamaya yönelik bir hukuki çerçeve sunsa da, sığınmacıların hakları ve insani koşullarda yaşamlarını sürdürmeleri ile ilgili kalıcı çözümler önermiyor[6] Yönetmeliğin 22 Maddesi geçici koruma kapsamındaki yabancılara Türkiye’deki yasal ve sosyal işlerini yürütmeleri için geçici koruma kimlik belgesi verilmesini öngörüyor. Kimlik belgesine sahip olan kişilere sağlık, eğitim, iş piyasasına erişim, sosyal yardım ve hizmetlerin sağlanacağı yönetmelikte belirtiliyor.

Kamp dışında yaşayan Suriyeli sığınmacılar kalacakları konutları kendi imkanlarıyla temin etmek zorundalar. Çoğu Suriyeli sığınmacı maddi imkanların yetersizliği nedeniyle kötü şartlarda, yetersiz koşullarda yaşamak zorunda kalıyorlar. Eylül 2014’te yayımlanan yabancıların eğitime erişimine ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı genelgesine göre geçici koruma altındaki yabancıların her ildeki İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından denetlenen okullar ve geçici eğitim merkezlerinde eğitim hizmetlerine erişimi vardır. Okullara veya geçici eğitim merkezine kaydolmak için ikamet izni, geçici koruma kimlik belgesi, veya Yabancı Tanıtma Belgesine sahip olmak gerekiyor. Bu durum da kayıtsız sığınmacıların eğitim hizmetlerine erişimini engelliyor.

Sığınmacıların sağlık hizmetlerine erişim hakkı bulunuyor fakat kısıtlı. Yönetmeliğe göre, organ nakli, protez, ortez, hemodiyaliz veya uzun süreli tedaviyi gerektiren kronik hastalıkların tedavisinde sığınmacıların tedavi ücretlerini kendilerinin karşılamaları bekleniyor. Türkiye’de mülteci ve sığınmacıların çalışma izni ise 4817 sayılı “Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun”una tabidir. Sığınmacıların çalışma izniyle ilgili gerekli düzenlemelerin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından Kasım 2014 tarihli Geçici Koruma Yönetmeliği’nde de geçici koruma kimlik belgesine sahip olanların yani kayıtlı mültecilerin, Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek sektörlerde, iş kollarında ve coğrafi bölgelerde çalışma izni almak için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına (ÇSGB) başvurabilecekleri belirtildi.[7] Şubat 2015’te ÇŞGB, Suriyeli mültecilere yönelik bir takım düzenlemeler yapmayı planladıklarını belirtti fakat düzenleme henüz yürürlüğe girmedi.

Suriyeli sığınmacılara yönetmelik çerçevesinde Suriyeli mültecilerin temel haklara erişimine dair bir takım düzenlemeler yapılmış olsa da Türkiye’de Suriyeli sığınmacılar hala geçici bir kriz, sorun gibi algılanıyor; hak ve özgürlüğü esas alan bir yaklaşım sergilenmiyor.

Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacılar

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Ağustos ayında açıkladığı rakamlara göre Türkiye’de bulunan iki milyondan fazla Suriyeli sığınmacının sadece 262.134’i 10 ilde bulunan 25 mülteci kampında kalıyor. Suriyeli sığınmacıların yüzde 90’i kamp dışında ikamet ediyor. Yaşamlarını kendi imkânları ile sürdürmek zorunda kalan Suriyeli sığınmacıların en önemli sorunları yüksek konut kiraları, devlet politikası ile kayıt dışı çalışmak zorunda olmaları ve bununla birlikte de sömürüye, ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalmaları, hukuki statülerinin ve güvencelerinin olamaması, özellikle kronik hastalığı olan sığınmacıların tedavi olamaması, ilaçların pahalı olması, çocukların eğitim görememesi.

Uluslararası hiçbir geçerliliği olmayan, hukukî boşluklar barındıran ‘misafir’ statüsü temel haklara erişimin sınırlılığının yanı sıra toplumda Suriyeli sığınmacılara karşı ayrımcı ve ırkçı söylemlerin oluşmasına da neden oluyor. Suriyeli sığınmacılara imtiyaz verildiğini ve artık dönmeleri gerektiğini düşünen yerel halk Türkiye’nin birçok şehrinde Suriyelilere karşı linç girişimlerinde bulunuyor.

2014 yılının bahar ayından itibaren Türkiye’nin birçok şehrinde Suriyeli sığınmacılara karşı ırkçı saldırılar meydana geliyor. Suriyeli sığınmacılar, konut kiralarının artması, düşük ücrete çalıştıkları için işsizlik oranını arttırdıkları, suç oranlarını yükselttikleri ve hatta trafik sıkışıklığına neden oldukları gibi sebeplerle bölge halkının saldırılarına maruz kaldılar ve kalmaya da devam ediyorlar. Ankara’da Suriyeli sığınmacıların yaşadıkları binalar yakılırken, Suriyeli sığınmacılara karşı yürüyüşler de yapıldı. Gaziantep’te ise Suriyeli sığınmacılar ırkçı gruplar tarafından hedef gösterilerek saldırılara maruz kaldılar. Bir Suriyeli sığınmacının Türkiyeli ev sahibi tarafından öldürülmesinin akabinde bölgedeki halkın Suriyeli sığınmacılara sopalar ve bıçaklarla sokaklarda ve parklarda saldırması sonucu 10 Suriyeli yaralandı. İstanbul İkitelli’de bir kadının taciz edildiği iddiası üzerine mahalleliler Suriyelilere ait araç, daire ve işyerlerine zarar verdiler. Suriyeli sığınmacılara yönelik saldırılar Şanlıurfa, Kilis, Kahramanmaraş, İzmir, Kayseri, Adana ve Antalya’ya da yayıldı.

Çoğu sığınmacı statüleri olmadığı için kendilerini güvende hissetmiyor ve bununla birlikte hem duygusal hem de yapısal olarak sığındıkları toplumda yer edinemediklerini, iş bulamadıklarını, kaçak çalışmaya mecbur edildikleri için emek sömürüsüne maruz kaldıklarını ve hayatlarını kurmakta güçlük çektiklerini vurguluyorlar.[8] Görülmek istenmeyen ve giderek artan yabancı düşmanlığı, nefret söylemi, linç saldırıları ve ırkçılığı önlemek için, Suriyelilerin yaşamlarını güvence altında sürdürebilmeleri, toplumun bir parçası olarak görülmeleri ve çalışma, barınma, eğitim, sağlık haklarına sahip olmaları için yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Suriyeli sığınmacılar büyük sıkıntılara rağmen dilini bilmedikleri bir ülkede yaşamaya çalışıyorlar.

Uluslararası göç ve sığınmacı politikaları ülkeden ülkeye değişse de ulus devletlerin sınırlarını kontrol etmek, ulusal kimliklerini, vatandaşlarını korumak ve sığınmacılara sundukları kalacak yer, eğitim ve sağlık hizmetlerini sınırlandırmak üzerine yoğunlaşmıştır (Schuster, 2003). Avrupa’nın zorunlu göçü kısıtlamak üzere uyguladığı son dönemdeki politikalar ise insan kaçakçıları için uluslararası kârlı bir iş alanı yaratmıştır. Her geçen gün Akdeniz’de hayatını kaybeden göçmenlerin sayısı artıyor. Resmi rakamlara göre 2014 yılında 4.077 kişi Avrupa’ya ulaşma yolunda hayatını kaybederken 2015 yılının ilk çeyreğinde bu sayı 1.500’u aştı.[9] Mülteci akınını önlemek için sınır güvenliklerini arttıran Avrupa ülkelerinin politikaları mültecileri tehlikeli seyahatten vazgeçirmediği gibi, her geçen gün insanlar hayatlarını kaybetmeye devam ediyor. Ülkelerindeki savaş nedeniyle tehlikeli yollardan Avrupa ülkelerine gitmeye çalışan göçmenlerin trajik hikayeleri, devletlerin güvenlik ve sınır korumaya yönelik politikalar yerine insan merkezli politikalar üretmesi, hali hazırda bulunan mülteci politikalarını gözden geçirmeleri gerektiğini gösteriyor.

Araştırmam kapsamında görüştüğüm Suriyeli sığınmacılar, haklara erişim ve yasal statülerinin belirsiz olmasının yanı sıra Türkiye’de ayrımcılık ve ırkçılığa maruz kaldıklarını ve bu durumun da Türkiye’den gitmek istemelerinde önemli bir etkisi olduğunu belirttiler. Türkiye’de kendilerine bir gelecek göremediklerini belirten Suriyeli sığınmacılar, dört yıl boyunca haklara erişim ve yasal statü konusunda bir gelişmenin olmadığını ve bundan sonra da olmasının zor olacağını söylediler. Yaşanabilecek bir hayat kurmak için Avrupa’ya gitmeye çalışan Suriyeli sığınmacıların çoğu Türkiye’de en az bir yıldır yaşıyor, diğerleri de özellikle son dönemde Suriye’de şiddetlenen çatışmalardan kaçıp Avrupa’ya gitmek için Türkiye’ye birkaç hafta önce geldiklerini belirttiler. Konaklama, iş, eğitim, sağlık, çalışma gibi temel haklara erişim için Avrupa’ya gitmek istediklerini belirten Suriyeli sığınmacılar Avrupa hayalini kursalar da Suriye’de güvenli bir ortam oluşması halinde Suriye’de yaşamak istediklerini söylediler.[10]

Suriyeli sığınmacıların insani koşullarda yaşamaları için gerekli koşulları oluşturmak temel haklarının sağlanmasının yanı sıra toplumda Suriyeli sığınmacılar ile uyum içinde yaşamaya yönelik adımlar da atılmalı. Yerel halk ile Suriyeli sığınmacılar arasında iletişimin sağlanması için ortak kullanım alanları oluşturulabilir. Toplum içinde yaygın olan Suriyeli sığınmacıların oy kullanma haklarının olduğu, devletten para aldıkları gibi rivayetleri engellemek için hükümetin Suriyeli sığınmacılara yönelik politikaları halk ile paylaşılmalı.

İstanbul’da görüştüğüm birçok kişi devlet politikasından dolayı Suriyelileri ‘misafir’ olarak, onlara sunulan bazı imkânları da hak değil imtiyaz olarak görüyorlar ve misafirliğin uzadığını, artık dönmeleri gerektiğini düşünüyorlar. Diğer ülkelerde uygulanan göçmen politikalarının da gösterdiği gibi ulus-devleti merkeze koyan politikalar başarısız olmuştur. İnsan faktörünü yeteri kadar dikkate almayan, göçmeni merkeze koymayan politikalar toplumda gerilimin artmasına neden olmuştur. Daha eşitlikçi bir ortamın oluşturulması için Suriyeli sığınmacılara mülteci statüsü verilmeli ve sığınma hakkının insan hakkı olduğu unutulmamalı.

Dr. Doğuş Şimşek, Araştırma Görevlisi Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (MiReKoc)

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Şimşek, D. (Ocak, 2016), “Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacılar: Duyulmayan Sesler” Cilt V, Sayı 1, s.6-13, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=10340&lang=tr)

Kaynakça

Brookings Enstitüsü ve Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), ‘Suriyeli Mülteciler Krizi ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik,’ 2013, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://www.brookings.edu/~/media/research/files/reports/2013/11/18 syria turkey refugees/usakbrookings report final version14november13.pdf

İltica, uluslararası göç ve vatansızlık: Kuram, gözlem ve politika, UNHCR, 2011, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://www.unhcr.org.tr/uploads/root/i.bölüm.pdf

İnsan hakları ve mazlumder için dayanışma derneği, Türkiye’de Suriyeli mülteciler İstanbul örneği, 2013, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013.pdf

Schuster, L. (2003) ‘Common sense or racism? The treatment of asylum-seekers in Europe,’ Patterns of Prejudice, 37, 3: 233-256.

Şimşek, D. (2015) Suriyeli sığınmacılar ve ‘misafir’ olma hali,’ Mart 2015, Birikim Dergisi, Sayı 311.

Şimşek, D. (2015) ‘Refugee Voices in Turkey: Open the borders, 5 October 2015, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

https://www.opendemocracy.net/dogus-simsek/refugee-voices-in-turkey-open-borders

TBMM İnsan haklarını inceleme komisyonu, Çadır kentler hakkında inceleme raporu, 2012, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/docs/2012/raporlar/28_02_2012_1.pdf

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), ‘Sınırlar arasında yaşam savaşı Suriyeli Mülteciler,’ Rapor No: 13- 04, 2013, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://www.usak.org.tr/images_upload/files/suriyeli mülteciler film nete.pdf

Sonnotlar

[1] http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php

[2] http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php

[3] Bkz.: Sınırlar arasında yaşam savaşı Suriyeli Mülteciler, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Rapor No: 13- 04, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://www.usak.org.tr/images_upload/files/suriyeli mülteciler film nete.pdf

[4] Bkz.: İnsan hakları ve mazlum der için dayanışma derneği, Türkiye’de Suriyeli mülteciler İstanbul, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013.pdf

[5] Bkz.: İltica, uluslararası göç ve vatansızlık: Kuram, gözlem ve politika, UNHCR 2011, sayfa 47, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://www.unhcr.org.tr/uploads/root/i.bölüm.pdf

[6] Bkz.: Suriyeli Mülteciler Krizi ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik, Kasım 2013, Brookings Enstitüsü ve Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), sayfa 41, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://www.brookings.edu/~/media/research/files/reports/2013/11/18 syria turkey refugees/usakbrookings report final version14november13.pdf

[7] http://www.goc.gov.tr/files/files/20141022-15-1.pdf

[8] Doğuş Şimşek, Suriyeli sığınmacılar ve ‘misafir’ olma hali,’ Mart 2015, Birikim Dergisi, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

[9] http://multecihaklari.org.tr/multeci-politikalari/

[10] Doğuş Şimşek, ‘Refugee Voices in Turkey: Open the borders, 5 October 2015, [Erişim Tarihi: 31 Aralık 2015], Buradan ulaşılabilir:

https://www.opendemocracy.net/dogus-simsek/refugee-voices-in-turkey-open-borders

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.