Bir Nevi Özgürlük Savaşçıları: Can Dündar’dan Günümüz Gazeteciliği Üzerine

*Kaynak: Reuters ©

Bir Nevi Özgürlük Savaşçıları:
Can Dündar’dan Günümüz Gazeteciliği Üzerine

Dündar, Independent Turkey ile söyleşisinde gazetecilerin ve gazeteciliğin durumunu anlattı. “Sayısı her geçen gün azalan muhalif gazeteciler olarak bizim sorumluluğumuz daha fazla. Bugün, bizler Türkiye’de haklarımızı ve demokrasinin son umudunu savunurken gazeteci olmaktan daha fazlasıyız. Bizler bir çeşit özgürlük savaşçılarıyız ve savaşımız daha yeni başladı.”

Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar, Türkiye’den Suriye’ye silah taşındığı iddia edilen fotoğrafları yayınladığı için casusluk suçlamasıyla geçtiğimiz hafta İstanbul’da mahkeme karşısındaydı. Dündar ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül’ün müebbet hapis istemiyle yargılandıkları mahkeme 22 Nisan’daki bir sonraki oturuma ertelendi. Independent Turkey duruşma öncesi Dündar’la, çeşitli davalarla karşı karşıya kalan gazetecilerin, Türkiye’de demokrasinin savunulmasında üstlendikleri önemli roller üzerine konuştu.

Dündar İstanbul’daki ofisinden yaptığı açıklamada haberin yayınlanmasından önceki düşüncelerini anlattı: “Haberin ne kadar büyük olduğunun farkındaydım ve gelecek tepkilere de tamamen hazırlıklıydım. Yine de, casuslukla suçlanacağımı kesinlikle tahmin edemezdim”. “Suriye’ye, Meclis’in ve kamuoyunun bilgisi dışında silah kaçırırken yakalandılar. Bu uluslararası savaş suçudur”.

Ocak 2014’te, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ait kamyonlar Suriye sınırına yakın bir bölgede durduruldu. Habere göre, kamyondaki silahların Suriye’deki gruplara teslimiyle görevli MİT yetkilileri kamyonları durduran jandarmayı silah kullanmakla tehdit etti. Taraflar arasındaki tansiyonun yatıştırılmasını takiben, jandarma kamyonlarda insani yardım şeklinde gizlenmiş silah ve mühimmat buldu. Hükümet yetkililerinin müdahalesi sonrasında, kamyonlar Suriye’ye serbest geçiş izni verilerek gönderildi.

Fakat bu noktada olanlar olmuştu. Hükümetin çoğunluğunun haberdar olmadığı devlet sırrı açığa çıktı. Türkiye Suriye’deki bazı muhalif gruplara silah ulaştırmaya çalışıyordu. Hükümet önce tüm suçlamaları reddetti; sonra, bölgedeki Beşer Esad’la savaşan bazı Türkmen gruplarına ‘yardım’ ettiğini kabul etti.

Mayıs 2015’te, Can Dündar ofisinde bu olay hakkında gazetecilik kariyerini belirleyecek bir toplantı yapıyordu. O toplantıda, bu olayı o hafta haber yapmayı kararlaştırdılar. Dündar, gazetenin avukatlarıyla konuşarak böylesine bir olayı yayınlamanın olası hukuksal boyutlarını tartıştı.

“Tam olarak bu odada avukatlarımızla oturduk. Bizi hükümetin açıkça gizli tutmak istediği böyle bir olayı yayınlamamızın sonuçları hakkında uyardılar. Ofislerimize baskın yapılmasından ve konuyla alakalı belgelere el koyulmasından çekiniyorduk. O yüzden haberin yayınlanmasından bir önceki gece Londra’ya gittim.”

Dündar ve ekibine göre, böylesine hassas bir devlet sırrının yayınlanmasının doğuracağı tehlikelere rağmen, haber kesinlikle yayınlanmalıydı. “Bir gazeteci olarak, iki şeye önem veririm: Birincisi, olayın doğru olup olmadığı; ikincisi, kamuoyunu ilgilendirip ilgilendirmediği. Fotoğraflarla belgelenen kanıtlarımız vardı, yani hikaye kesinlikle doğruydu. Ayrıca, kamuoyunun yakından ilgilendiren bir olaydı. Bugün bu konuda yargılanıyor olmam bunun bir göstergesi.”

Uzun zamandır, hükümetin Esad’ı devirme çabalarının bir parçası olarak, Türkiye’nin Suriye’deki İslamcı grupları silahlandırdığı yönünde spekülasyonlar yapılıyordu. O zamanlar bu iddialara Ankara şiddetle karşı çıkıyordu. Cumhuriyet’in ortaya koydukları bugün bu iddiaların doğru olabileceğini gösterdi ve Erdoğan’ın Suriye politikasını ifşa etti.

Haberin yayınlanmasından iki gün sonra, Erdoğan açıkça Dündar’ı tehdit etti: “Bu haberi özel haber olarak yapan kişi de öyle zannediyorum ki bunun bedelini ağır ödeyecek. Öyle bırakmam onu”. Bundan sonra, Cumhurbaşkanı, Dündar’ı parmaklıklar arkasına koymak için kişisel bir misyon üstlendi. Dündar ve Gül, Kasım’da tutuklanarak Silivri cezaevine kondu. Fakat, üç ay sonra, Anayasa Mahkemesi ‘kişisel özgürlük ve ifade özgürlüğünün ihlali’ gerekçesiyle tutukluların tahliyesine karar verdi.

Erdoğan kararın hemen sonrasında, olayın ‘casusluk olduğunu’ ve ‘ifade özgürlüğüyle hiçbir ilgisinin olmadığını’ iddia ederek, Anayasa Mahkemesi’nin kararına saygı duymadığını ve karara uymayacağını ilan etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MİT müsteşarı Hakan Fidan -cumhurbaşkanının son derece etkili ama kamuoyunda pek az görünen müttefiki- iki gazetecinin davasında davacı olarak yer alıyorlar. Yani dava oldukça kişisel. Bu yüzden Dündar ortaya çıkardığı şeyin sadece devlet sırrı değil, cumhurbaşkanlığı sarayına özel bir sır olduğuna inanıyor.

“Bu dava bana karşı başlatılan kişisel bir savaş. Bu yüzden sadece bir devlet sırrını değil, Erdoğan’ın sırrını ifşa ettiğimi düşünüyorum.  Silah nakli cumhurbaşkanı ve MİT arasındaki bir sırdı. Ben gerçeği açığa çıkardım ve bu yüzden Cumhurbaşkanı beni cezalandırmak istiyor.”

Erdoğan eleştirileri kolaylıkla kaldırabilen bir cumhurbaşkanı değil. 2014’te göreve başladığından beri, çoğu gazetecileri hedef alan, 1800’den fazla ‘cumhurbaşkanına hakaret’ davası açıldı. Bunun yanında, Türkiye’nin en çok satan gazetesi Zaman’a hükümet tarafından bu yıl Mart başında el koyulmasını da içeren olaylarla, muhalif medya örgütleri hedef alınıyor. Zaman’ın İngilizce baskısının yayın müdürü Celil Sağır, geçen hafta görevine son verilmesinden önce çalışma arkadaşının yargılandığı mahkemenin önünde Independent Turkey’e konuştu. “Zaman’a el koyulması cumhurbaşkanlığı sarayından buyruklar alan bir kayyum heyetinin gazetenin başına atanmasına neden oldu. Bu doğrudan Erdoğan’ın verdiği bir karardır.”

Medya üzerindeki bu baskı gazeteciliğe fazlasıyla zarar verdi. Türkiye sadece tutuklu gazetecilerin en çok olduğu ülke değil, Erdoğan’ın doğrudan kontrol ettiği medya kuruluşlarını göz önüne alındığında, Dündar’a göre, cumhurbaşkanının en büyük medya patronu olduğu ülkelerden biri. Bayilerde yer alan 30 gazeteden, sadece dört veya beşi hükümete muhalif olarak düşünülebilir. Dündar’ın gazetesi Cumhuriyet, 60.000 tirajla, bu muhalif gazetelerden en büyüğü.

Geçtiğimmiz hafta, Kürt gazeteci Beritan Canözer Diyarbakır’daki aylar süren tutukluluğunun ardından serbest bırakıldı. Canözer ‘terör örgütünü desteklemekten’ tutuklanmış ve bu suçlama düşürülmüştü. Dündar kendi davasının başlamasından üç gün önce bu gazeteciyi ziyaret ederek önemli bir noktaya dikkat çekti.

“Hapishanede geçirdiğim sürede, tutuklu bulunan tüm gazetecileri destekleme kararı aldım. Sadece bir gazetecinin bile parmaklıklar arkasında olması, hepimizin tutuklanması demektir. Diyarbakır ziyaretim, her ikimiz de basın özgürlüğü ihlalinin kurbanı olduğumuz için, bir dayanışma göstergesiydi. Beritan bir gösteri sırasında not tutuyordu. Bu nasıl bir suç olabilir?”

Birçok Avrupa ülkeleri temsilcileri Dündar ve Gül’ün Mart ayındaki duruşmasına katılarak cumhurbaşkanının tepkisini çektiler: “Siz kimsiniz ya? Sizin ne işiniz var orada? Burası senin ülken değil. Burası Türkiye. Konsolosluk binası veya sınırları çevresinde hareket edebilirsin, diğerleri izne tabi.”

Bu diplomatik şamata, Dışişleri Bakanlığı’nın Almanya büyükelçisini Alman medyası tarafından yayınlanan ve Erdoğan’ın otoriterliğini hicveden 2 dakikalık bir video yüzünden bakanlığa çağırmasıyla daha da tırmandı. Almanya bu protestoyu “basın özgürlüğü tartışma konusu olamaz” diyerek reddetti. Ne var ki, Alman hükümetinin son günlerde geri adım atarak başka bir televizyon kanalı ZDF’yi videonun kaldırılması için zorladığı da basında yer aldı.

Merkel’in Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu arayarak bizzat özür dilemesi, Avrupa’nın temel değerlerinden olan ifade özgürlüğünün, siyaseten gerektiği zaman, tutarsız uygulanabileceğini de göstermiş oldu. Korumaların kamuya açık bir toplantı sırasında binanın dışında gazetecilere saldırması ve Obama’nın Erdoğan’la yüzyüze görüşmeyi önce kabul etmemesi nedeniyle, Erdoğan yakın zamandaki Washington ziyaretinde de sorunlarla karşılaştı. Öyle görünüyor ki Erdoğan, Batı’nın sabrının sınırlarını artık açıkça zorluyor.

Dündar’a göre “Muhalif seslere karşı cadı avı sürdükçe, Avrupa, Türkiye’de demokrasinin desteklenmesinde sorumluluk sahibi”. Dündar mülteci anlaşması nedeniyle kendi değerlerini kısa vadeli çıkarlar için gözden çıkaran AB’yi de suçluyor: “Erdoğan’ı eleştiren herkes terörist olarak tanımlandırılıyor. Bu ülkede McCarty yöntemlerine benzer bir süreçten geçiyoruz.”

Röportajımızın sonunda, Dündar tekrar hapse girme olasılığı üzerine konuşurken, iki ayrı müebbet hapis olasılığına rağmen, gayet soğukkanlı görünüyor. “Tek kişilik hücrede tecrit baş etmesi güç olabilir. Ama bir gazeteci olarak, mesleğimi içeride de sürdürebilirim. Tek ihtiyacım olan bir kalem ve kağıt. Bu kadarı beni mutlu eder.”

Yvo Fitzherbert

Fitzherbert, Yvo,“Bir Nevi Özgürlük Savaşçıları: Can Dündar’dan Günümüz Gazeteciliği Üzerine”, Independent Turkey, 7 April 2016, Londra: Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey). Orjinal link: http://researchturkey.org/?p=11318&lang=tr

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.