Soma Maden Faciası ve Özelleştirme Gerçeği

 

Soma Maden Faciası ve Özelleştirme Gerçeği

Son dönemlerde ülkemiz ardı ardına toplu ölümlerin yaşandığı maden kazaları ile sarsıldı. İlk olarak 13 Mayıs 2014 Manisa’nın Soma ilçesi Eynez mevkiinde bulunan Soma Kömür İşletmesine ait maden tesisinde, resmi rakamlara göre 301 işçinin ölümüyle sonuçlanan yangın ve göçük olayı, 1980’li yıllardan itibaren tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük bir toplumsal destekle uygulanmaya başlanmış özelleştirme politikalarını tekrar sorgulama konusu yaptı ve gelişmekte olan ülkelere özgü dizginsiz bir serbestleştirme/kuralsızlaştırma hırsının da açığa çıkmasıyla toplumda ciddi anlamda infial yarattı. Daha bu facianın üzerinden 6 ay geçmeden Şırnak’ta, Bartın’da ve en sonunda Karaman/Ermenek’te ardı ardına toplu işçi ölümlerinin yaşandığı maden kazaları ile yine karşı karşıya kaldık.

Bu yazıda, tüm bu maden kazalarının hem en büyüğü olması hem de diğer tüm kazalar için bir prototip olması dolayısıyla, öncelikle Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) olarak Soma faciasının ortaya çıkması ile yapmış olduğumuz inceleme ve bulgular, ardından enerji ve madencilik sektörlerinde özelleştirme-serbestleştirme uygulamalarına dönük eleştiriler ve öneriler paylaşılacaktır.

Soma İnceleme Bulguları

Yaşanan maden faciasına ilişkin olarak Elektrik Mühendisleri Odası heyeti, incelemelerde bulunmak üzere olay günü, kazanın gerçekleşmesinden yaklaşık yedi saat sonra, saat 22:00 civarlarında olay yerine gitmiş ve kamuoyunu facia hakkında bilgilendiren ilk bağımsız ekip olmuştur. Kriz yönetimi anlamında, devlet kurumları arasında ciddi bir koordinasyonsuzluk gözlemi de yapan ekibimiz, arama kurtarma faaliyetleri nedeniyle madenin içerisinde inceleme yapamamakla beraber, madenin otomasyon kontrol odasına girme imkânı bulmuş ve otomasyon sistemini video kaydıyla dokümante etmiştir.

Heyetin yaptığı ilk incelemelerde; tesiste çalışan elektrik, makina ve maden mühendisleri ile maden işçilerinden edinilen bilgilere göre ocağın yaklaşık 700. metrelerinde kömür yangını ve yangından kaynaklı sonrasında kısmi göçük oluştuğu anlaşılmıştır. Madene taze hava sağlayan fanların etkisiyle yangının duman etkisinin yayıldığı, uzun süre sonra fanların çalışma yönlerinin ancak değiştirildiği, bu arada çok sayıda işçinin yayılan duman ve yangından etkilendiği, yangının kamuoyuna yansıyan ilk açıklamalarda olduğu gibi elektrik kaynaklı olmadığı bilgileri de edinilmiştir. Yine ilk inceleme sonucunda havalandırma, erken algılama, kişisel güvenlik donanımları, kaçış yolları, özel yaşam alanları vb. konularda tesisin ciddi eksikler taşıdığı olayın oluş biçimi ile ilgili yapılan tartışmalarda açığa çıkmıştır.(1) Odamız söz konusu bulgularını olay günü sosyal medya üzerinden, ertesi gün ise basın açıklaması ile kamuoyuna duyurmuştur. (2)

Gerek Maden Mühendisleri Odasının sonraki açıklamaları(3) gerekse 17.05.2014 tarihinde firmanın yaptığı basın toplantısı beyanatları, Odamızın ilk bulgularını doğrulamış ve katliamın sebebi kömür yanmasına bağlı CO zehirlenmesi olarak kesinleşmiştir.(4) Eylül tarihinde tamamlanan resmi bilirkişi heyetinin raporunda da aynı yönde bulgular daha da detaylı olarak yer almıştır. (5) Söz konusu raporun 27-38. Sayfaları arasında net bir şekilde görülebileceği üzere 2014 Mart ayından kaza anına kadar sıklıkla madenin belli bölgelerinde özellikle CO sensörlerinden izin verilen limit değerin 10 katına kadar ölçümlerin olmasına rağmen gerekli raporlamaların yapılmadığı ve önlemlerin alınmamış olduğu tespit edilmiştir. Yine aynı raporun 87. Sayfasında gaz sensörlerinin akredite kuruluşlar tarafından denetlenecek şekilde kalibrasyonlarının yapılmamış olduğu da bulgulanmıştır. Raporda ilgi çekici olan bir diğer nokta ise, bilirkişi heyetinin 16 Temmuz 2014 tarihli olay yerindeki ikinci keşfinde, madenin uzun süre kapalı kalmış olmasına rağmen olayın olduğu yerde kömürün yanmaya devam etmekte olduğunun tespit edilmiş olmasıdır (aynı raporun 119.sayfası).

EMO yetkilileri 2 hafta boyunca aralıklarla maden ocağında bulunmuş ve bu süre içerisinde kamuoyunu bilgilendirme faaliyetleri dışında, olayın oluş biçimi hakkında daha detaylı bilgi arayışı içerisinde olmuştur.

Bu çerçevede Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD), madende kurtarma faaliyetlerine katılan madencilerle gerçekleştirmiş olduğu olayın ve kurtarma faaliyetlerinin ayrıntılı görsel dokümantasyonu çalışmalarına da katılınmış ve işçilerin anlatımlarından, madenin işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından ciddi sıkıntılarının olduğu bir kere daha teyit edilmiştir. Özellikle madenin havalandırma topolojisi konusunda, teknisyen seviyesindeki madencilerin uyarılarına rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı anlaşılmıştır.

sema tr

Özellikle söz konusu madenin planı üzerinde tarafımızca yapılan yukarıdaki çizimde kırmızı kesikli çizgi ile gösterilmiş olan, işçilerin yoğun çalıştığı panellerden hava çıkışına doğru çekilmesi önerilen “bypass”(6) hatlarının gerçekleştirilmemiş olmasının, herhangi bir zehirli- boğucu- patlayıcı gaz çıkışı anında ciddi bir esneklik sağlayabilecek “zone”lama(7) imkanını yok ettiği ve hava yönetimi açısından yaşamsal bir eksik olduğu mütalaa edilmiştir. Olayın oluş biçimi düşünüldüğünde, CO gazının açığa çıkmasından sonra uzun bir süre madene taze hava verilmeye devam edilmiş ve bu bir yandan yangının yayılmasına, diğer yandan herhangi bir zonlama olmadığı için gaz tüm madenin kılcal damarlarına kadar yayılmasına neden olmuştur.

Bulguları birkaç başlık altında özetlemek gerekirse;

1. Madenin hava topolojisi ve yönetiminde ciddi kusurlar taşıdığı açıktır. Modern bir fan, yedek fan, damper ve otomasyon sistemi ile herhangi bir kazanın izole edilebileceği açıktır.

2. Maden içindeki sıcaklık, O2,CO2, CO, Metan vb. sensör sayısı çok eksiktir ve eski ve iptidai bir otomasyon sistemi ile bağlantılandırılmış olup, sensörleri, damper,fan vb. aktüatörlere bağlayan bir kumanda sistemi mevcut değildir. Tüm kontrol ve manevralar manuel olarak yapılmaktadır.

Oysa, tüm sensör ve aktüatörleri merkezi bir kontrol sistemine bağlayan, ex-proof(8) ve fail-safe(9) otomasyon teknolojileri, petro-kimya, enerji vb. alanlarda yoğunlukla kullanılmakta olup, maden içerisinde Zigbee vb. haberleşme teknolojileri ile tüm ekipmanları (ve hatta dağıtılacak çiplerle tüm madencileri) bir ağ halinde birbirine bağlayan, yangın ve göçük altında dahi çalışabilecek teknolojiler konusunda ciddi bir uluslararası birikim ve literatür oluşmuştur.

 3. Madendeki kamera sistemi çok eski ve yetersiz olup, kaza anında pek çoğundan görüntü dahi alınamamıştır. Yine aynı şekilde madendeki tüm sensörleri, fanları, motorları ve hatta insanları on-line izleyecek ve 24 saat kaydedecek bir SCADA(10) ve alarm logging(11) sisteminin olmadığı görülmüştür.

4. Kaza anında koruyucu ekipmanların kullanımı ve güncelliği konusunda ciddi bir problem olduğu açıktır. Ölen madencilerin çoğu bu ekipmanları kullanamadan vefat etmiştir.

Yukarıda ana hatlarıyla özetlenmeye çalışılan durumun madencilik sektörünün özelleştirilmesi ile doğrudan bağının olduğu bir sonraki bölümün temel konusudur.

Enerji ve Madencilik Sektöründe Özelleştirme Uygulamalarının Sonuçları Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

1970’lerle beraber kapitalizmin girmiş olduğu büyük çaplı ekonomik krize tepki ve çözüm olarak tüm dünyada özelleştirme ve piyasalaştırma politikaları gündeme geldi.(12)Özellikle o yıllara kadar temel bir altyapı hizmeti olduğu ve doğal tekel(13) olduğu gerekçesiyle kamu eliyle yürütülen enerji ve madencilik sektörleri tüketim talebinin yüksek ve sürekli olduğu alanlar, ikamesi olmayan ve dolayısıyla yüksek kârların geçerli olduğu alanlar oldukları için özelleştirmelerin öncelikli gündemleri haline geldiler.

Bu noktada kamu işletmeciliğinde siyasal iktidarların kendi yandaşlarını kayıran somut uygulamaları temel altyapı hizmetlerinin özelleştirilmesi için olumsuz bir örnek olarak öne çıkarıldı. Yine aynı şekilde özel sektörün yapısı gereği bu alanları daha verimli bir şekilde işleteceği, hizmet kalitesinin özelleştirmelerle artacağı, devletin küçültülmesinin çağdaş bir toplumun ve verimli bir ekonominin olmazsa olmaz ön şartı olduğu iddia edildi. Toplumun önemli bir kesimi tarafından hala doğru olarak kabul edilen bu tezlere dair kısa bir açıklama yerinde olacaktır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki verimlilik, işletme içi göstergeler tarafından belirlenen bir kavramdır. Dolayısıyla, kamunun verimsiz olacağı, özel sektörün tanımı gereği bu alanı verimli işleteceği yanılsamadan ibarettir. Verimliliğin mülkiyet sahipliği ile herhangi bir korelasyonu olduğuna dair hiçbir sağlam bilimsel bulgu yoktur. (14) Verimli bir şekilde işletilen kamu işletmeciliği mümkün olduğu gibi, verimsiz bir özel sektör işletmesi de mümkün hatta sürekli kapanan özel işletmeler düşünülürse bir realitedir.

Yine aynı şekilde enerji ve madencilik sektörü başta olmak üzere temel altyapı sektörlerinin doğal tekel niteliğinde oldukları, bu alanların merkezi bir planla tek elden işletilmesinin ölçek ekonomisi açısından zorunlu olduğunun; üst düzeyde bilgi birikiminin ve işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasının gerekli olduğu bu sektörlerin kamu eliyle ve kar amacı gütmeden yönetilmesinin bir bütün olarak ekonomi açısından yaşamsal olduğunun anlaşılması gerekmektedir. (15)

Türkiye’de madencilik sektörü de 80’lerin başından itibaren özelleştirme, taşeronlaştırma(16), rödovans(17) vb. uygulamalarla yapı değiştirmiş, kamu madenciliği küçülmüş ve kamu kurumlarında onyıllar boyunca elde edilmiş olan madencilik bilgi ve deneyim birikimi dağıtılmıştır. (18) Madenciliğin altyapı ve teknik açıdan yetersiz, deneyim ve uzmanlaşması bulunmayan kişi ve şirketlere bırakılması; kamu yararı gözetmeden, daha fazla kar hırsı ile yapılan üretim zorlamaları, uzun çalışma süreleri, sağlıksız çalışma koşulları ve kamusal denetimin de yeterli ve etkin olarak yapılmaması, Soma gibi faciaların olmasına davetiye çıkarmıştır.

Soma faciasının bulguları, enerji ve madencilik sektörlerinde özelleştirme politikalarının geldiği noktayı net bir şekilde göstermiştir. Daha sonra yaşanan Şırnak, Bartın ve Karaman kazaları da kanımızca yukarıda özetlenmeye çalışılan tablonun sadece Soma özelinde geçerli olmadığının vahim ispatları olmuştur.Yazının son kısmında ise madencilik sektörüne dair kısa ve orta vadeli öneriler sunulacaktır.

Madencilik Sektörünün Yeniden Yapılanması için Öneriler

  • TKİ, rödovans ve hizmet alımı sözleşmelerini iptal etmeli ve bu şirketlerde çalışan tüm personel TKİ bünyesine aktarılmalıdır. İşçilere iş güvencesi ve sendikalaşma hakkı sağlanmalıdır. Yeraltında çalışacak işçiler “dayıbaşı”(19) yerine kendi öz yönetim modeli ile oluşturulacak mekanizmalarla idare edilmeli ve kaza anında bu mekanizmanın öncülüğünde tahliyeleri sağlanmalıdır.
  • Tüm maden ocaklarında işçilerin özlük hakları korunarak, çalışma sahaları güvenli hale getirilinceye kadar üretim durdurulmalıdır. Madende güvenliğin sağlanması için denetimler döneminde minimum personel ile önleyici çalışma yapılmalıdır. Madende eksiklerin giderileceği ve güvenliğin tam anlamı ile sağlanacağı güne kadar, personel eğitimi ve madende fiziksel iyileştirmeler için mesai yapılmalıdır. Üretim baskısı nedeni ile yapılmayan onarım, bakım kapsamındaki tüm sorunlar çözülmelidir.
  • Aralarında Maden Mühendisleri Odası, EMO gibi meslek odaları ve kurumlardan da uzmanların bulunduğu bağımsız bir teknik heyet oluşturularak, tüm madenlerde inceleme yapılması sağlanmalıdır. Eksiklerin bilimsel ölçütlere uygun bir şekilde tespit edilmesi ve giderilmesi bu heyetlerin gözetiminde gerçekleştirilmelidir. İş gücü ve kamu kaynakları, üretimin durdurulmasının ardından bilimsel heyetin kılavuzluğunda eksiklerin giderilmesine harcanmalıdır.
  • İyileştirme çalışmaları döneminde yaşanacak enerji açığı için de ayrıca önlem alınması gerekmektedir. Konut ve sanayide kullanılacak kömür için gerekli ise geçici bir süre ithalat ile çözüm üretilmelidir. Elektrik üretiminde oluşacak açıklar için de arz güvenliğini sağlamak üzere yenilenebilir kaynaklar başta olmak üzere çeşitlendirme olanakları araştırılmalıdır. Yenilenebilir kaynakların yetersiz kaldığı durumda yerli kömür yakan santrallar için yine geçici bir süre kömür ithalatı veya elektrik ithalatı planlaması yapılmalıdır.
  • Düşük risk grubundaki işletmelerde hatta sıradan binalarda bile uyarı ve yangın önleme sistemleri bulunmakta ve kaza anında hayat kurtarmaktadır. Madenlerde de tüm teknolojik olanaklar kullanılmalıdır. Bu anlamda uluslararası standartların uygulanması ve teknolojik gelişmelerin takip edilmesi için Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)’ne bağlı Odaların katılımı ile bağımsız bir daimi komite kurulmalıdır. Bu komitenin hem mevcut hem de geliştirilecek ekipmanların kullanımı için aldığı kararlar, TKİ tarafından maliyet gözetilmeksizin uygulanmalıdır.
  • TKİ’nin ancak eğitim ve iyileştirme çalışmaları biten ocaklarda bağımsız heyetin izin vermesinin ardından yeniden üretime geçmesi sağlanmalıdır.
  • İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında yaşanan karmaşaya son verilmeli, etkin ve kamusal nitelikli bir denetim sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır.

Mahir Ulutaş,  Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İzmir Şube Başkanı

Editörün Notu: Soma’yı , Ermenek’i; hayatlarını kaybeden bütün madencileri; hayata tutunmaya calışan emekçileri; ve yaşadığımız tüm acıları unutmadan 4 Aralık Dünya Madenciler Günü kutlu olsun.

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Ulutaş M. (Aralık, 2014), “Soma Maden Faciası ve Özelleştirme Gerçeği”, Cilt III, Sayı 12, s.15-23, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Analiz Türkiye (http://researchturkey.org/?p=7447&lang=tr)

Sonnotlar

(1)     Bunlardan meslek alanımızla ilgili olan erken tespit teknolojilerinin kullanımı ile elektrik ve makina tesisatlarının kontrolü ve otomasyonunda eksikler olduğu, ocakların sıcaklıklarının, CO, CO2, O2, CH4(Metan) gibi gazların sürekli izlenebildiği, bu izlemelere bağlı olarak olası tehlikelerin öncesinde tespiti, havalandırma ve yönlendirme sistemlerinin otomasyonu/yönetimi yapılması ve tüm bu işlemlerin kayıt altına alınabilmesi amacıyla gerekli donanımın tesiste yeterli düzeyde olmadığı anlaşılmıştır.

(2)     EMO İzmirŞubesi 14 Mayıs 2014 tarihli basın açıklaması, http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=103181&tipi=3&sube=7

(3)     Maden Mühendisleri Odasının 16 Mayıs 2014 tarihli basın açıklaması

http://www.maden.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=9214&tipi=3&sube=0

(4)     Söz konusu madenin, kömürün kendi kendine yanmasına çok müsait bir işletme olduğunun bilindiği ve bu konuda akademik çalışmaların da yapılmış olduğu konusunda bkz. “Eynez Kömürlerinin Kendiliğinden Yanabilirliği ve Havalandırma Sisteminin Ocak Yangınlarına Etkisinin Araştırılması”, Ayhan İvrin Yılmaz, Yrd. Doç.Dr Celal Bayar Üniversitesi,http://somamyo.cbu.edu.tr/docs/dergi/sayi3/SMYO36.pdf

(5)     Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Tarafından İşletilen Manisa İli Soma İlçesi, Eynez Köyündeki Kömür Madeninde 13.05.2014 tarihinde meydana gelen Maden Kazası ile İlgili Bilirkişi Raporu, Eylül 2014

(6)     Köprüleme, belirli kısımları devre dışı bırakarak daha kısa bir hat oluşturma

(7)     Bölgeleme, belirli bölgeleri kendi içinde çalışabilecek birimler olarak inşa etme

hava verilmeye devam edilmiş ve bu bir yandan yangının yayılmasına, diğer yandan herhangi bir zonlama olmadığı için gaz tüm madenin kılcal damarlarına kadar yayılmasına neden olmuştur.

(8)     Explosion proof: Patlamaya dayanıklı ortam

(9)     Hataya dayanıklı sistem, herhangi bir hata anında tüm sistemi önceden belirlenmiş bir güvenlik senaryosuna göre güvenli olarak kapatan yazılım ve donanımların genel ismi

(10)Supervisory Control And Data Acquisition:  bir tesise veya işletmeye ait tüm ekipmanların kontrolünden üretim planlamasına, çevre kontrol ünitelerinden yardımcı işletmelere kadar tüm birimlerin otomatik kontrolü ve gözlenmesi sağlayan görsel arayüze de sahip sistem

(11)Alarm kayıt sistemi: İşletmedeki normal operasyon durumundan sapmaları tespit edip, bunların kaydını tutan sistem

(12)Özelleştirme politikalarının ve bir bütün olarak neoliberalizmin, kapitalizmin 1970lerdeki büyük buhranı ile ilişkisi hakkında devasa bir literatür vardır. Örneğin David Harvey’in Yeni Emperyalizm (2003; Kasım 2004,Everest Yayınları) çalışması konu hakkında yararlı bir özet sunarken, “ilkel birikim” ile özelleştirme/mülksüzleştirme ve savaş hakkında yakın dönem tartışmaların sıklıkla referans gösterdiği temel bir metin haline gelmiştir. Harvey konu hakkında tartışmasını Sermaye Muamması (2010; Nisan 2012, Sel Yayıncılık) kitabında daha da derinleştirir. Mustafa Sönmez ve Hayri Kozanoğlu’nun Neler Oluyor Hayatta (Mayıs 2012, Nota Bene) ve Sungur Savran’ın Üçüncü Büyük Depresyon(Kasım 2013, Yordam) kitapları kolay anlaşılır ve berrak üsluplarıyla faydalı yerli kaynaklardır.

(13)Doğal tekel kavramı, bir hizmetin birden çok üretici tarafından yapılmasının fiziki veya ekonomik olarak imkansız olduğu, olanaklı olmadığı, tek üretici tarafından daha az bir toplumsal veya ekonomik maliyetle bu alanların yürütülebildiği alanları ifade ediyor.

(14)“Mülkiyet-Verimlilik İlişkisi: Uygulamalı(Ampirik) Çalışmalar”, Yahya Can Dura, İl Planlama Uzman Yrd. İç İşleri Bakanlığı,

Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı 26, Ocak-Haziran 2006

(15)Bu alanın ekonomik yapısı da özelleştirmelerin verimlilik getirmesini mümkün kılmıyor. Doğaya bağlı, doğanın bir sınır oluşturduğu ve arzın istenilen düzeyde genelleştirilemeyeceği sektörlerde en verimli olanın fiyatı belirleyemediği; dolayısıyla, talebin karşılanması için, fiyatın en ucuzda değil, en pahalıda eşitleneceği bir yapıya sahip enerji ve madencilik sektörü.

(16)Taşeronlaştırma, her durumda özelleştirme politikalarının doğrudan bir sonucu olmaktadır. Özelleştirilen işletmelerde, piyasalaşan bu alanda kar oranlarını yükseltmenin en kolay yolu üretimin parçalanıp taşeronlara dağıtılması olmuştur. İş güvencesinden yoksun, sendikalaşmanın ve hak arayışının olmadığı bir ortamda karın tokluğuna çalıştırılmanın olduğu bu süreç, işçi sınıfına dönük doğrudan bir saldırı olmasının yanında, özelleştirilen kurumlardaki bilgi birikiminin ve yetişmiş insan kaynağının yok edilmesi sonucunu doğurmuştur.

(17)Kelime anlamı ayrıcalık ücreti, telif hakkı; kamuya ait madenlerin mülkiyet sahipliği değiştirilmeden bir sözleşme karşılığında işletme hakkının, alım garantisi ile özel bir işletmeye devredilmesi işlemi

(18)Maden Mühendisleri Odasının web sitesinden erişilebilen “2002-2010 Madencilik Sektör Raporu” ve 2011 tarihli “Madencilik Sektörü ve Politikaları Raporu” özelleştirme sürecinin sektörde yarattığı tahribatın boyutlarını gösteren en önemli metinler olup, detay bilgi konusunda temel başvuru kaynaklarıdır.

(19)İşverenle emeği sunan arasında aracılık yaparak emek üretmeden emek sürecinden pay alan kişi

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

One thought on “Soma Maden Faciası ve Özelleştirme Gerçeği

  1. hıfzı deveci

    Bilgi dolu yazı için yazara teşekkürler.
    Benzeri felaketlerden sonra ve genel olarak ekonomi politikaları ile ilgili tartışmalarda konunun gelip “Özelleştirme” ye dayanması kaçınılmaz bir gelişme. Maden facialarından sonra da öyle oldu. Bu nedenle, sadece bu konuda birkaç cümle söylemek isterim.
    Özelleştirme konusu kapsamlıdır ve tartışmaya da çok açıktır; bir yanıt yazısına sığmaz; o nedenle kısaca şunu belirtmeliyim: Yaşadığımız maden facialarının nedeni “özelleştirme” değildir!
    Türkiye’deki özelleştirme uygulamaları hemen hemen tümüyle yolsuz, usulsüz, kamu zararı doğuran sözleşmelerle yapılmıştır ve yapılmaktadır, bunda kuşku yok. Bazı kritik sektörlerde bazı özel-kamu mal sahipliği dengeleri gereklidir ve bu eşikler yer yer aşılmıştır, bu da doğru. Fakat yine de “madenleri özel sektör işletirse kötü olur, onları devlet işletmelidir!” dediğinizde, dünyadaki uygulamaları yok sayıyorsunuz demektir. Uzatmadan, Almanya örneğini vereyim: İki Almanya birleştiğinde Doğu’daki devlet madenciliği felaketti, Batı’daki özel sektör madenciliğini ise hepimiz biliyoruz. Yeni Almanya’nın ilk yaptığı Doğu madenlerini özelleştirmek olmuştu. (Bu konuda Bkz: Almanya’da Enerji Politikaları ve Kömür Sektörü, Yard. Doç. Dr. Muzaffer Dartan, TMMOB 1. Enerji Sempozyumu-12-14 Kasım1996 Ankara)
    Kömür madenlerinin özel sektörce işletildiği batı ülkelerindeki kaza istatistiklerini tekrarlamayacağım, hepimiz biliyoruz. Şunu açık yüreklilikle söylemeli: Sorun sahiplikte değildir; başka yerlerdedir. Toplumsal tepkisizlikten geri kalmışlığa, kadercilikten bilgisizliğe, fakirlikten ahlaksızlığa kadar pek çok yerde.
    Yaşam odası kamu madenlerinde var mı? Koruma ekipmanları kamu madenlerinde tamam mı? Değil elbette.
    Madenleri özel sektörün işletmesi ölçek ekonomisine aykırı da değildir.
    Son olaylarda ortaya çıkan tablo, derin bir ahlaksızlığı, çürümeyi gösteriyor. Bunun temelinde, ahlaksız siyasetçinin ahlaksız iş adamıyla ahlaksız ortaklığı vardır. Bu ahlaksız ortaklık; her türlü ekonomik yapılabilirliği, işçi sağlığı ve güvenliğini, teknik gereklilikleri ve kuralları, kamu menfaatini göz ardı etmiştir. Olay budur.
    Lütfen, teşhisi doğru koyalım. Özelleştirme uygulamalarını teker teker dosya bazında ele alarak incelemek, eleştirmek doğru bir tavırdır; ama kolaycı ve toptancı bir anlayışla suçu özel sektör sistemine (piyasa ekonomisine) atmamalıyız.
    Teknik önerilere girmek istemem, teknisyenler biliyorlar, ama birini yine de söyleyeyim: Artık 300 metre derinde köstebekler gibi kömür çıkartmaya son vermeliyiz. Açık ocaklara dönmeliyiz. Pahalı olabilir, ama daha güvenli olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.