Avrupalılaşmanın Türk Sivil Toplumu Üzerindeki Etkilerinin Yeniden Değerlendirilmesi

 Avrupalılaşmanın Türk Sivil Toplumu Üzerindeki Etkilerinin Yeniden Değerlendirilmesi

Arka Plan

Avrupalılaşma literatürü son zamanlarda adaylık sürecinin aday ülkeler üzerindeki etkilerine dair çalışmaları da bünyesine ekledi ve bazı akademisyenler AB’nin üye ülkelerin dışındaki ülkelere etkisinin kavramsallaştırılması yönünde önemli katkılarda bulundular. (Goetz 2005; Grabbe 2001; Schimmelfennig/ Sedelmeier 2005). Ancak bu model ağırlıklı olarak hükümetlerarası ilişkileri öne çıkarıyor ve hedef ülkelerdeki hükümetlerin AB üyeliği için öngörülen Avrupa modeline uyum çabalarını açıklıyor. Bu gözlemler AB üyeliğine aday olan Türkiye için de geçerli. Türkiye-AB ilişkileri gündemi Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmekteki makro politik yetersizlikleriyle (Diez et al 2005) meşgul olageldi ve analiz ağırlıklı olarak kurumsal düzeyde kaldı.

Bu makale, bu analizi daha ileri götürüyor ve AB’nin, özellikle  devam eden ama engellenmiş katılım sürecinde Türkiye’nin sivil toplumu ve politikası üzerindeki etkilerini tartışıyor. Avrupa Birliği müktesebatının uygulanması şartı sivil toplumun devletle olan ilişkisinin dönüştürülmesine olanak tanıyor; AB’nin fon sağlama kapasitesi, sivil toplumun inşası ve AB politikasının çok katmanlı yapısı sivil toplum için politik alanı genişletiyor. (Kutter and Trappman 2010; Börzel 2010a; Knodt 2001; Börzel/Buzogány 2010b; Börzel/Buzogány; 2010c). Sonuç olarak, böylesi değişimler üyelik sürecindeki ülkelerde sivil toplumu güçlendiriyor ve politikaların kabul edilmesi ile yürürlüğe konmasında potansiyel katılımlarının önünü açıyor.

Avrupa Birliği müktesebatı ve Avrupalılaşmanın resmi mekanizmaları Türkiye’ninpolitik ortamını değiştirdi. AB’nin Türkiye’deki sivil toplum-devlet yapılanmasındaki dönüştürücü etkisinin onaylandığı akademik çalışmaların yanısıra (Keyman/ Icduygu 2003; Kubicek 2005; Diez et al 2005) sivil toplum örgütleri de (STK’lar) AB’nin sivil toplum üzerindeki olumlu etkisini onaylıyorlar. CIVICUS Sivil Toplum İndeksi Türkiye ülke raporuna (2006, 2011) AB’nin STK yasa ve düzenlemelerine etkisinin araştırılmasını, STK’ların kapasitesini ve sivil toplum-devlet ilişkilerini gösterge olarak ekleyen bir bölüm ekledi. Sonuçlar, STK’ların genel olarak bu farklı alanlarda AB’nin olumlu etkisini onayladıklarını gösteriyor. Dahası, AB dayanağıyla Türkiye’deki sivil toplum nicel anlamda kayda değer miktarda büyüdü. İçişleri Bakanlığı’nın aktif dernekler üzerine istatiklerine göre 2013 yılında 97,686 adet aktif dernek bulunuyor; bu sayı 2000’de sadece 60,931 idi. Ayrıca, gönüllü sayısı 2004 yılındaki 4 milyondan, 2012’de 8 milyona ulaştı[1].

Takip eden bölümler üyelik sürecindeki Türkiye’de sivil topluma yönelik AB’nin politika mekanizmalarını ve bunların sonuçlarını üç boyutta inceleyecek: politik-kurumsal altyapı, kapasite inşası ve yatay ilişkiler. Ayrıca, bu makale yakın gelecekte AB’nin politik gündeminin Türk sivil toplumu için ne yöne evrilebileceğini kısaca tartışacak.

Politik-Kurumsal Altyapı

AB’nin üye adayı ülkelere yönelik politikası temelde AB’nin genişleme hususundaki koşulsallığını içerir. Aday ülkenin AB üyeliğine kabul edilmesi Kopenhag Kriterlerini tamamen karşılamalarına (demokratik şart) ve AB müktesebatını kabul etmelerine (müktesebat şartı) bağlıdır (Schimmelfennig/Sedelmeier 2004). Aday ülkeler AB üyeliğinin şartlarını yerine getirmeyi bir kez kabul ettikten sonra geri dönüş yoktur. İlk olarak, AB uyumsuzluğun (milli düzenlemelerin AB düzenlemelerinden farklılığı) derecesine karar verir. Çeşitli yöntemlerle, AB yerel hükümetin üyeliğini tamamlaması için uygun politik ortamı belirler ve sonuçta AB liderliğinde devam eden süreç yerel politik ortam üzerinde dönüştürücü bir etkiye sahip olur. Doğrudan versiyonda, AB’nin koşulsallık yoluyla Türk sivil toplumunun politik çevresine doğrudan bir müdahalesi oldu. Bu durumun, anlaşmanın gözden geçirilmesi ve politikanın organizasyonuyla ilgili resmi hükümetlerarası anlaşmalar dayatması yoluyla politikanın düzenlenme biçimi ve günlük politika oluşturma rutini üzerinde etkileri oldu.

AB politik koşulsallığı Türk devletini sivil toplum lehine politik ortamı iyileştirmeye zorladı. AB, Türk hükümetinden sivil toplum gelişimi için minimum gerekliliklerin sağlanmasını talep etti. Sürecin gelişimi özellikle Kopenhag Kriterleri çerçevesinde sivil toplumun durumuna bakılarak değerlendirildi. AB-Türkiye ilişkisinde en önemli itici güç 1999’da Türkiye’ye AB üye adaylığı pozisyonun verilmesi olmuştu. 2000 ve 2005 seneleri arasında, reform süreci tepe noktasındayken, devlet ve sivil toplum ilişkilerini düzenleyen yasal temeller de dahil olmak üzere pek çok önemli değişim hayata geçirilmişti; 2004 senesine kadar dernek yasaları güncellenmiş ve önemli ölçüde özgürleştirilmişti (liberalleştirilmişti.) (Göksel /Güneş 2005; Kubicek 2011). Diğer yandan, 2008’e dek, Dernek ve Vakıflar Kanunu’na eklemeler yapılarak dernek özgürlüğü iyileştirilmiş, sivil toplum ortamı etkinleştirilmişti. Örneğin, bu yeni düzenlemeler kurulma ve fon sağlama açısından derneklerin çalışmalarını kolaylaştırdı. Yasal çerçevedeki iyileştirmelere rağmen, AB 2013 İlerleme Raporu aşırı cezalandırma, basın açıklaması yayınlama hakkının kısıtlanması, gösterilerin önceden bildirilmesinin zorunlu tutulması ve gösterilerin polisin orantısız güç kullanımıyla kesilmesi gibi Türkiye’deki sivil topluma yönelik yasanın kısıtlayıcı yorumlanışının örneklerini sundu.

AB, devlet-sivil toplum işbirliğinin üyelik sürecinin idaresi konusunda güçlendirilmesinin gerekliliğine tekrar tekrar değindi (The EU Progress Report, 2008; 2010). TÜSEV (2011) tarafından yapılmış bir araştırma da güncel sıkıntıların yasalardan ziyade yasaların uygulanışı olduğunu göstererek sivil toplum-devlet ilişkisinin pürüzsüz olmadığını onaylıyor. Rapor, AB entegrasyon sürecinin öngördüğü katılımcı karar alma  mekanizmasına karşı Türkiye’deki güçlü devlet geleneğinin görünür bir uyumsuzluk içinde olduğunu savunuyor. 2013 AB İlerleme Raporu, STK’larla kalıcı ve yapılandırılmış danışma/görüşmelere olanak sağlayan katılımcı bir mekanizma yasalarda tanımlanmadığından, , sivil toplumun politika oluşturma döngüsüne katılımının geçici bir temelde olduğunu belirtir.

5 Nisan – 30 Mayıs 2010 tarihleri arasında, Türkiye genelinde yapılan 12 toplantı ve Türk kamu yetkilileri ve  Türk Sivil Toplumuyla yapılan elektronik danışmadan oluşan açık müzakere süreci sonunda yakın zamanda Avrupa Komisyonu, 2011-2015 Türkiye’de Sivil Toplumun Gelişmesine Yönelik Avrupa Komisyonu Desteği için yol gösterici ilkeleri kabul etti [2]. Bu metin, çok-yıllık stratejik yaklaşımı benimseyerek, açık olarak hedefleri, muhtemel Avrupa Komisyonu hamlelerini ve değerlendirme kriterlerini belirleyecektir[3]. Özellikle de, bu belgenin ana motivasyonu politika oluşturma aşamalarına sivil toplum katılımının üyelik süreci üzerinde muhtemel sonuçları olacağını açıkça belirtiyor. Çeşitli kaynaklar, sivil toplum ve hükümet arasındaki ilişkileri yönetecek resmi kurumsal mekanizmaların eksikliğinin Türkiye’nin katılım sürecine sivil toplumun katılımını engellediğini onaylıyor[4]. AB destekli Sivil Toplum Kuruluşları için Teknik Destek (TACSO) projesinin takvimindeki aktiviteler AB’nin Türkiye’deki sivil toplum-devlet ilişkilerini düzenleyecek bir davranış kuralları çerçevesi hazırlanması konusuna özellikle eğildiğine işaret ediyor[5].

Kapasite-İnşası

 AB, finansal destek, eğitim ve teknik yardım sağlayarak ve onların aday ülkelerin süregelen yasaları uyumlaştırma ve uygulama sürecine katılmalarına olanak sağlayarak sivil toplum kapasitesi inşa etmeyi amaçlar.  Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA) Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerini karşılama çabalarını desteklerken, politik kriterlere, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesine ve müktesebatın kabul edilmesiyle alakalı yatırımlara özel vurgu yapıyor. AB’nin finansal yardımından sadece kamu sektörü ya da Türk hükümeti değil, aynı zamanda devlet-dışı aktörlerin ihtiyaçlarını karşılayan, işletme çıkar grupları, sendikalar, küçük ve orta boy işletmeler (KOBİ’ler), dernekler, vakıflar ve STK’lar gibi programlar da yararlanıyorlar. Örneğin, Demokrasi Ve İnsan Hakları için Avrupa Girişimi (DİHAG) Türkiye üzerine odaklandı ve mikro ve makro projelerle STK’ları destekledi; 2002 ve 2012 yılları arasında senelik bütçesi 2 milyon avrodan daha fazla olmak üzere 100’den fazla mikro ve makro proje uygulamaya kondu[6].

“Sivil Toplum Aracı” (CSF) 2008 yılında finansal destek yoluyla sivil toplumu karar alma mekanizmalarına dahil etmek amacıyla hayata geçti. CSF’in açık amacı sivil toplum-devlet diyaloğunu güçlendirerek, sivil toplumun kamu sektör reformlarına katkıda bulunma kapasitesini arttırarak ve STK’ların finansal kaynaklara ulaşımını kolaylaştırarak Türkiye’deki katılımcı demokrasiyi güçlendirmektir[7]. Bu oluşum, katılım sürecinin başarısını açık bir şekilde sivil toplumun politik diyaloğa ve danışmaya dahil edilmesiyle ilişkilendiren 2008-2009 yılları Genişleme Stratejisine dayanmaktadır. Katılım öncesi süreçte sivil toplum katılımının sürecin kalitesini ve devam eden düzenleme süreçleri için kamu desteğini arttırdığı savunuluyor. CSF, 2013 yılında var olan ya da yeni kurulan ulusal, bölgesel, yerel ve/veya tematik platform ve STK ağlarının, vatandaşların seslerini duyurma ve faaliyetleri üzerinden kamu sektöründeki reform süreçlerine etki sahibi olmaları amacıyla Türk sivil toplumu için 1.75 milyon avro kaynak ayırdı. Sivil toplum ortamını etkin hale getirmek ve Türkiye’deki sivil toplum kapasitesini güçlendirmek amacıyla 2013 senesinde, “Türkiye’de Sivil Toplum Gelişimi ve Sivil Toplum-Kamu İşbirliğinin Güçlendirilmesi” adlı kapsayıcı bir proje başlatıldı. Örneğin, bu yapılanmanın alt projelerinden biri kamu otoriteleri ve sivil toplum organizasyonları arasında karşılıklı kabul edilmiş bir davranış ilkeleri çerçevesi oluşturmak amacını taşıyor. Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV), Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) ve YADA Vakfı gibi sivil toplum geliştirme alanında çalışan tanınmış organizasyonlar da bu projenin uygulayıcıları arasındalar[8].  Dahası, AB 2012 senesinde Türkiye de dahil olmak üzere, Batı Balkan ülkelerindeki STK’ların AB politikası ve üyelik sürecine Avrupa ve ulusal seviyede dahil olabilmeleri için “Balkan Sivil Toplum Müktesebatı – Sivil Toplum Gelişimi Projesine Uygun Çevrenin Gözlemlenmesi” başlıklı bir proje başlattı[9]. Projenin amacı alakalı konuların AB İlerleme Raporuna dahil edilmesini kolaylaştırmak ve STK’ların ulusal seviyede ve Avrupa seviyesinde karar verme süreçlerine katılımını desteklemek[10] için sivil toplum gelişimini takip etmek amacıyla bir izleme mekanizmasının oluşturulmasıdır.

Yatay İlişkiler

Üçüncü olarak, doğası gereği, AB devlet-dışı aktörlere pek çok giriş noktası sunan çok-katmanlı bir politik yapılanmadır. AB seviyesindeki kurumsal arenaların yanı sıra, AB seviyesinde çalışan platform ve ağlara üyelik aracılığıyla devlet-dışı aktörler uluslararası seviyede yeni politik alanlar bulabiliyorlar (Sudbery, 2010).  Aday ülkelere gelince, Avrupalılaşmayı teşvik için AB doğrudan STK’lar arasında yatay ilişkilerin güçlendirilmesini sağlıyor. Örneğin, Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin adaylık müzakerelerinin başlamasının hemen ardından, 2005 senesinde, AB ve aday ülkeler arasında Sivil Toplum Diyaloğu’nu kabul etti. Türkiye konusunda, Avrupa Komisyonu ’Türkiye’nin kültürel ve dini  karakteristiklerinin yanında nüfusu, büyüklüğü, coğrafi konumu, ekonomik, askeri ve emniyet potansiyeli’ [11] göz önüne alınınca, Türkiye’nin adaylığının daha önceki adaylıklardan farklı olacağının ve üyelik sürecinin hem Türkiye hem de AB için zorlayıcı olacağının altını çizdi.

Avrupa Komisyonu sivil toplum diyaloğunu, Türkiye’nin sorunsuz bir şekilde üyelik sürecini devam ettirmesini tehlikeye sokan kültürel ve sosyo-ekonomik ayrılıkların giderilmesi konusunda AB’nin üçüncü bir dayanak noktası olarak önerdi[12]. Aday ülkelerin toplumları arasında ve AB üye ülkelerinde olduğu kadar AB kurumlarında da sürdürülebilir diyalog, devam eden süreci tamamlayıcı şekilde hibe programları ile destekleniyor. Daha önceki sivil toplum diyaloğu projelerinin devamı olarak, Sivil Toplum Diyaloğu III hibe programı 2013 senesinde başlatıldı ve politika ile medya tematik kriterleri altında fon sağlıyor[13]. Politik Hibe programı STK’ların ulusal yasalar ve Avrupa yasaları arasındaki farkların minimize edilmesi ve uygulanması konularında üyelik sürecinde oynadığı rolün önemini kabul ediyor. Hibe planları, AB üye ülkeleri ve Türkiye’deki sivil toplum aktörleri arasında politik kriterle alakalı konularda iletişimi ve karşılıklı bilgi ile tecrübe değiş tokuşunu ilerletme amacı taşıyor. Öncelik alanları insan hakları, ayrımcılığın önlenmesi, demokrasi ve yasa egemenliği olarak belirlendi. Benzer şekilde, medya hibe programı da Türkiye ve AB üye ülkelerindeki medya organizasyonları arasında sürdürülebilir bir diyalog yaratmayı amaçlıyor. Desteklenecek hibe projeleri Türk medya sektörü ve Avrupa’daki muadilleri arasında işbirliğine olanak verecek ve Türk-AB ilişkileri konusunda kamuda farkındalığın artırılmasına katkıda bulunacak. Sivil Toplum Aracı’nın üç yapıtaşından biri olarak, İnsan İnsana (P2P) programı aday ve aday adayı ülkelerin STK’ları ile Avrupa ülkeleri ve kurumlarındaki muadilleri arasında AB ve üyelik süreci hakkında bilgi değiş tokuşuyla bilgilerini geliştirmelerini destekliyor[14]. İnsan İnsana’nın geçici takviminde 21 aktivite belirlenmişti. Bu aktiviteler arasında “Aday ve Aday Adayı Ülkelerde Sivil Toplumun Desteklenmesi” ve “AB Üyelik Müzakerelerine Yeni Bir Yaklaşım” getirilmesi gibi oluşumlar da yer alıyordu[15]. 

Sonuç

Bu makale, AB üyelik sürecinin Türkiye’deki sivil toplumun işleyiş alanlarında ne gibi değişimler yarattığını inceledi. En başından itibaren, AB’nin amacı sağlıklı bir üyelik süreci yaşanmasını ve muhtemel üyelik sonrasında kuralların uygulanmasını garanti altına almak için sivil toplumun üyelik sürecine dahil olmasını sağlayacak katılımcı demokrasi mekanizmalarını desteklemektedir. Sivil toplum, yerel seviyede reform sürecini kolaylaştırabilecek bir güvenlik ağı ya da baskı grubu gibi düşünülmüştür. Ayrıca, Türkiye’nin üyelik sürecini tehlikeye sokan, süreç hakkındaki negatif algıyı değiştirmek adına, sivil toplum Avrupa devletlerindeki muadilleriyle sürdürülebilir bir ilişki kurması için desteklenmiştir.

Avrupa müktesebatının uygulanması için gereken ve hükümet tarafından yasalaştırılmış reform paketleri, derneklerin yapısını büyük ölçüde özgürleştirmiştir. AB üyelik sürecinin dernekler ve hayır kuruluşları yasası üzerinde doğrudan etkisi olduğu genel kabul gören bir gerçektir. Ancak, dernek özgürlüğüne ve STK’ların özerkliğine, yasaların uygulanmasındaki ciddi eksiklikler sebebiyle ancak kısmen ulaşılabilmiştir. AB son yıllarda özellikle danışma mekanizmalarının ve devlet-toplum ilişkisini düzenleyen yasaların eksikliğini konu edindi. Görünen o ki, gelecekteki çabalar da katılımcı mekanizmaların güçlendirilmesi konusuna odaklanacak. 2008 sonrasında, Sivil Toplum Aracı’nın kabulüyle, AB üyelik sürecinin yönetimine sivil toplum katılımını engelleyen problemlerin aşılması için daha sistematize bir yaklaşım edindi. Özellikle, 2011-2015 Türkiye’de Sivil Toplumun Gelişmesine Yönelik Avrupa Komisyonu Desteği için yol gösterici ilkelerin kabulü ve AB-destekli projelerin başlatılması üyelik sürecinin yavaşlamasına rağmen AB’nin giderek artan bir biçimde sivil toplumun üyelik sürecine katkısının önemini vurguladığını gösteriyor. Son olarak, bu durumun Türkiye’nin adaylık sürecine özel olmadığı, diğer ülkelerin ve muhtemel adayların üyelik süreçleri için de geçerli olduğu ortadadır.

Dr. Sezin Dereci, Yerel Politika ve Savunuculuk Koordinatörü, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV)

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Dereci, Sezin  (November, 2013), “Avrupalılaşmanın Türk Sivil Toplumu Üzerindeki Etkilerinin Yeniden Değerlendirilmesi”, Cilt II, Sayı 9, s.36-41, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: Analiz Türkiye (http://researchturkey.org/?p=4511&lang=tr)

Kaynakça

Börzel, T. A. (2010a). “Why you don’t always get what you want: EU Enlargement and Civil Society in Central and Eastern Europe.” Acta Politica 45: 1-10.

Börzel, T. A./ A. Buzogány (2010b). “Governing EU accession in transition countries: The role of non-state actors.” Acta Politica 45(1): 158-182.

Börzel, T. A./ A. Buzogány (2010c). “Environmental organisations and the Europeanisation of public policy in Central and Eastern Europe: the case of biodiversity governance.” Environmental Politics 19(5): 708-735.

Diez, T., Agnantopoulos, A., & Kaliber, A. (2005). File: Turkey, Europeanization and civil society: introduction. South European Society and Politics10(1), 1-15.

European Commission’s Progress Report on Turkey, SEC(2008) 2699, Brussels.

European Commission’s Progress Report on Turkey, SEC(2010) 1327, Brussels.

European Commission’s Progress Report on Turkey, SWD(2013) 417, Brussels.

Goetz, K. H. (2005). “The New Member States and the EU: Responding to Europe.” In The Member States of the European Union, edited by Simon Bulmer and Christian Lequesne, 254-284. New York: Oxford University Press.

Göksel, D. N./ R. B. Güneş. (2005). “The Role of NGOs in the European Integration Process: The Turkish Experience.” South European Society and Politics 10 (1): 57-72.

Grabbe, H. (2001). “How does Europeanization Affect CEE Governance? Conditionality, Diffusion and Diversity.” Journal of European Public Policy 8 (6): 1013-1031.

Keyman, E. F./A.İçduygu (2003). “Globalization, Civil Society and Citizenship in Turkey: Actors, Boundaries and Discourses.” Citizenship Studies (2): 219.

Knodt, M. (2001). “Regions in Multilevel Governance Arrangements: Leadership Versus Partnership.” In Participatory Governance. Political and Societal Implications, edited by J. R. Grote and B. Gbikpi, 177-196: Leske + Budrich.

Kubicek, P. (2011). Political conditionality and European Union’s cultivation of democracy in Turkey. Democratization18(4), 910-931.

Kubicek, P. (2005). The European Union and grassroots democratization in Turkey. Turkish Studies6(3), 361-377.

Kutter, A. / V. Trappmann. (2010). “Civil Society in Central and Eastern Europe: The Ambivalent Legacy of Accession.” Acta Politica 45 (1-2): 41-69.

Schimmelfennig, F./ U. Sedelmeier (2004). “Governance by Conditionality: EU Rule Transfer to the Candidate Countries of Central and Eastern Europe.” Journal of European Public Policy 11 (4): 661-679.

Schimmelfennig, F./ U. Sedelmeier (2005). The Europeanization of Central and Eastern Europe. Ithaca, NY: Cornell University Press.

Sudbery, I. (2010). “The European Union as a Political Resource: NGOs as Change Agents?” Acta Politica 45 (1-2): 136-157.

Dipnotlar

[1] Kurumlar Direktörlüğü. Resmi İstatistikler:

[2] AB Türkiye Delegasyonu websitesi. AB ve sivil toplum üzerine bilgi:  http://www.avrupa.info.tr/en/eu-and-civil-society.html

[3] Avrupa Komisyonu Ekonomik Destek ve Türkiye’de Sivil Toplumun Gelişmesi 2011-2015 için Yol gösterici Prensipler, Brüksel

[4] Bu rapor sivil toplum çevresi kurarak ve dokuz ülkeden datayı biraraya getirerek kavramsal bir çerçeve sunmaktadır.

[5] Sivil Toplum Örgütleri için teknik destek, Türkiye’de ve Batı Balkanlarda Sivil Toplum Çevresi raporu: http://www.tacso.org/documents/reports/?id=1754

[7] AB Genişleme, Sivil Toplum Tesisi 2011-2012 Ülke Fişi: Türkiye.

http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/financial_assistance/ipa/2012/pf_9_csf-tr.pdf

[8] EU AB Türkiye Delegasyonu websitesi. AB ve sivil toplum üzerine bilgi:  http://www.avrupa.info.tr/en/eu-and-civil-society.html

[10] Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı, Balkan Sivil Toplum Geliştirme Ağı (BCSND) tarafından koordine edilen Sivil Toplum Gelişimi için Çevre Hazırlama Projesi’ni uygulamaya koyan partner kuruluştur. Bu proje yasalar ve 3 alt kategoride bunların uygulanışını gözden geçirerek Türkiye’deki sivil toplum gelişimine ortam hazırlayacak çevrenin kalitesini incelemektedir. Bu kategoriler: (1) Özgürlüklerin temel yasal garanti altına alınması; (2) STK’ların sürdürülebilirliği ve finansal yetkinliği için çerçeve; (3) Hükümet-STK ilişkisi.

[11] Avrupa Komisyonu Türkiye’nin üyelik perspektifinden kaynaklanan konular üzerine makale, SEC(2004) 1202, Ekim 6, 2004, 4-6.

[12] AB’nin Türkiye’ye karşı üç noktalı politikası: -ilk nokta Türkiye’deki politik reform sürecini güçlendirmek, ikinci nokta gözden geçirilmiş bir metodolojik yaklaşım ile müzakereleri sürdürmek, üçüncü nokta AB_Türkiye diyaloğu hakkındaydı.

[13] Sivil Toplum Diyalog Projesi üçüncü devresi 2013-2015 yılları içinde 9 milyon avro hibe edilecektir.

Sivil Toplum Diyaloğu Projesi, Sivil Toplum Diyaloğu:  http://www.csdproject.net/CivilSocietyDialogue/AbouttheProgramme.aspx#LiveAccordionContent4712-la

[14] The People 2 People Programme (P2P),: http://ec.europa.eu/enlargement/taiex/p2p/index_en.htm

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.