Boğaziçi’nden Kobanê’ye Direnişin Başka Biçimleri

 

Boğaziçi’nden Kobanê’ye Direnişin Başka Biçimleri

Bu yazıyla Kobanê’de IŞİD’e karşı sürdürülen savaşın Kobanê kent merkezine kadar ilerlemesinin ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan eylemlilik sürecini aktarmaya çalışacağım. Dersleri boykot etmeyle başlayan daha sonra yardım kampanyasıyla devam eden bu süreç, Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi, sosyolog ve çevirmen Suphi Nejat Ağırnaslı’nın (Paramaz Kızılbaş) Kobanê’de IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybetmesiyle başka bir boyuta geçti. 17 Ekim Cuma günü gerçekleşen anmayla,  Nejat’ın ölümü sadece bir yas değil aynı zamanda bir mücadele noktası olarak da Boğaziçili öğrencilerin hayatındaydı artık.

IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) Kobanê kent merkezine kadar ilerlediği haberlerinin yayılmasının ardından Türkiye’de, özellikle Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde[1] başlayan direniş çok kısa zamanda İstanbul, İzmir, Ankara gibi illere de yayıldı. Bu eylemlere ve daha sonra Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eylemlere katılanlar için IŞİD saldırılarının kanımca birkaç anlamı vardı. İlk olarak bu eylemlere katılan Kürtler için orada savaşanlar ve ölenler kendi akrabaları, komşuları, arkadaşlarıydı. Dahası, Rojava Devrimi hem Kürtler hem de uzun zamandır barışın ve demokrasinin özlemini çeken Türkiye halkları için bir umuttu ve IŞİD bu umudu yok etmeye niyetliydi. Bütün bu etnik ve ideolojik sebeplerin dışında sınır diye konulmuş çizginin hemen öte yanında bir savaş vardı ve insanlar ölüyordu, ayrıca bu savaş her an Türkiye’nin içine kadar ilerleyebilirdi. Bu gibi kaygılardan ötürü Türkiye’nin birçok yerinde çeşitli eylemlerle birçok insan sokaklara döküldü. Fakat eylemlerle beraber artan polis şiddeti aynı zamanda özellikle Kürt illerinde ölüm haberlerini de beraber getiriyordu ki son haberlere göre gösterilerde 48 kişi hayatını kaybetmişti.[2] Boğaziçi Üniversitesi’nde meydana gelen bütün bu eylemlilikler böyle bir ortamda ortaya çıktı. Bu yazıyla beraber aslında sadece Kürt illerinde değil yaşadığımız her yerden bu direnişe destek vermenin yollarını aramamız gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri olarak bizler bütün hafta boyunca çeşitli eylemliliklerle üniversitelerde bu direnişin yollarını aradık. Bunu yaparken de Rojava’yla, Kobanê’yle, Şengal’le ve oradaki Kürt, Türkmen, Arap, Ezidi ve diğer tüm halklarla dayanışmanın yanı sıra ortaya çıkan yeni yaşama dair umuda eylemliliklerimizle sahip çıktık.

Öncelikle IŞİD’in kent merkezine kadar ilerlediği haberleri çıkmasının ve Türkiye’deki illerde direnişin hızla yükselmesinin ardından 7 Ekim Çarşamba günü bir grup arkadaş neler yapabileceğimizi kendi aramızda konuştuk. Sonra Gezi Direnişi’nin ardından, Boğaziçi Üniversitesi’nin karar alma mekanizmalarına dâhil olma ve siyasi eylemliliklerde beraber bir refleks üretme amacıyla kurulan, içinde öğrencilerin, hocaların ve okulun diğer bileşenlerinin de bulunduğu Boğaziçi Forumu’ndan arkadaşlarımızla iletişime geçip neler yapabileceğimiz konuşmak üzere bir toplantı yapma kararı aldık. Ertesi sabah bir grup insan toplanıp neler yapabiliriz diye konuştuğumuzda iki günlük bir boykot kararı aldık ve o günün akşamına da daha geniş kapsamlı bir forum toplantısı çağrısı yaptık. Gün boyunca afişlerle, sınıflara yaptığımız duyuru ve yazılarla insanları boykota çağırmaya çalışsak da boykotun ilk günü katılım açısından düşük kaldı. Özellikle önceki yılları düşündüğümde, mesela Berkin Elvan’ın vefatını duyduğumuzda veya Soma’daki katliamı haber aldığımızda örgütlediğimiz boykotlar çok daha yüksek katılımlıydı.[3][4] Aslına bakılırsa o zaman da eylemleri örgütleyen insanlar aynıydı, okulda birbirini az çok bilen muhalif kesimler buralarda da örgütleyiciydiler. Fakat katılımcıların tavrı bu kez farklıydı. Neyse ki akşama çağrısını yaptığımız forum yüksek katılımlı geçti. Bu forumda önümüzdeki günlere dair belli başlı kararlar aldık. Ertesi gün boykot devam edecek ve daha çok yazılama ve pankartla insanları boykota çağıracaktık. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim-Sen Şubesi’nin sabah Güney Meydan’dan hocalarla beraber yapacağı yürüyüşe Kuzey Meydan’da öğrencilerin de eklenmesiyle küçük bir eylemlilik gerçekleştirecektik. Sonrasındaysa gün içinde bir başka forum çağrısı yapıp önümüzdeki süreçte oradaki halklarla dayanışmak için yapılabilecek yardım kampanyasını ve Suruç’a gitmek gibi konuları konuşacaktık.[5] Gün sonunda kentte gelişebilecek herhangi bir eylem çağrısı doğrultusunda da kampüsten başlayacak bir yürüyüş gerçekleştirecektik. Bütün bunların en temel kaygısı aslında kampüste ve mahallemizde var olan bu duyarsız tavrı biraz olsun kırmaktı. İnsanlara çok da uzak olmayan bir coğrafyada kanlı bir savaşın olduğunu hatırlatmak ve buna engel olabilecek her türlü eylemliliğe onları davet etmekti.

bogazici1_l

9 Ekim Perşembe günü sabah toplandığımızda yine belli başlı insanlar olarak oradaydık. Afişleme, yazılama gibi birkaç iş üzerinden gerçekleştirdiğimiz iş bölümüne göre iki kampüs boyunca ayrıldık. İkinci gününde boykot devam ederken, hocalarımız Eğitim-Sen’in grev çağrısına ve organize ettiği yürüyüşe de katılarak boykota destek veriyorlardı. Bu durum boykota katılımın yükselmesine ister istemez neden oldu. Fakat dersleri iptal olan arkadaşlar bizim yanımızda direnişe mi eklendiler yoksa evlerine mi gittiler sorusunun cevabını o kadar net veremeyeceğim. Eğitim-Sen’in yürüyüşünden sonra aldığımız haberler bize İstanbul Üniversitesi’nden arkadaşlarımıza kendilerine ‘Müslüman Gençlik’ diyen bir grubun saldırdığını söylüyordu. Bunun üzerine gerçekleştirdiğimiz acil forumda kampüsten başlayacak ve Hisarüstü Mahallesi’ni kapsayacak bir yürüyüş ve basın açıklamasının ardından İstanbul Üniversitesi’ne gidip oradaki arkadaşlarla dayanışma kararı aldık. Bu kararın ardından hocalarımızın da katıldığı bir yürüyüş gerçekleştirdik. Böylece hem kampüsümüzde ve mahallemizde bu olaya seyirci kalan herkese hem buna seyirci kalmamalarını hem de Boğaziçili öğrenciler olarak Kobanê Direnişi’ne sahip çıktığımızı söylüyorduk. Yürüyüş başından sonuna dek hiçbir müdahale olmadan geçti. Hep beraber pankartlarımız ve sloganlarımızla yürüdük. Yürüyüş sırasında bize kornalarıyla, alkışlarıyla destek olan mahalle sakinlerinden bahsetmekte de ayrıca fayda görüyorum. Belki Gezi zamanındaki kadar ateşli bir şekilde tenceresiyle, tavasıyla camlara çıkan insanlar yoktu ama sesimize ses verebilen insanlar mahallemizde de hala vardı. Yürüyüşün sonrasındaysa Kuzey Kampüs kapısında gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasının ardından bir grup arkadaş İstanbul Üniversitesi’ndeki arkadaşlarımızla dayanışmak için yola çıktı.  Daha sonra okulda kalanlar olarak uzun vadede neler yapacağımızı planlayacağımız forumu örgütlemeye çalıştık. Aynı zamanda Kürt illerindeki direnişlerde ölen ve adlarından ziyade sayılarla anılan insanların adlarının yazılı olduğu pankartları hazırlayıp okul içinde bir hafıza oluşturmaya çalıştık. Çünkü Gezi Direnişi boyunca kaybettiğimiz her canla beraber bir olup dirilmeyi ve sahiplenmeyi öğrenmiştik. Ali İsmail, Berkin, Medeni ve daha nicesi… Hepsi birer direniş hafızası, öznesi olmuşlardı. Şimdiyse Kürtler “her zamanki gibi” direniyorlar, “doğal olarak” ölüyorlar ve bizse sadece sayıları duyuyorduk. Biz her ne kadar o süreçte ortamda bilgi kirliliği çok fazla da olsa tek tek ölenlerin isimlerini bulup bir direniş öznesi haline getirmeye çalıştık.

Öğleden sonra gerçekleştirdiğimiz ikinci forumda öncelikle Suruç’a gitmiş olan okulumuz sosyoloji bölümü hocalarından Bülent Küçük ve Nükhet Sirman bize gözlemlerini aktardı. Hocalarımızın bu gözlemleri belli başlı birkaç ihtiyaçtan bahsediyordu: ilaç ve konteynır ihtiyacı için para yardımı, sınırda birikmiş olan ayni yardımların tasnifi için insan gücü, sınırdaki yabancı basınla konuşmak için İngilizce bilen insan ve uluslararası kamuoyu yaratmak. Bu ihtiyaçlar üzerinden bizde forumda toplanan arkadaşlar olarak birkaç karar aldık. Önümüzdeki hafta boyunca bir yardım çadırı açacaktık ve burada kışlık giyecek, kadın pedi, çocuk bezi gibi yardımları toplayacaktık. Aynı zamanda bu çadırda Suruç’a gitmek isteyen arkadaşlar gelip isimlerini iletişim listesine ekleyebilecek; böylece Boğaziçi’nden Suruç’a gidecek bir dayanışma otobüsü organize edilecekti. Böylece hem orada depolarda bekleyen yardımların tasnifine yardımcı olunacak hem de İngilizce konuşacak insan ihtiyacı karşılanacaktı. Bütün bu işlerin organizasyonu için bir koordinasyon grubu kurduk. Daha sonra uluslararası bir kamuoyu kurmak adına bir çeviri haber blogu kurabileceğimizi konuştuk ve bunun için de bazı arkadaşlarımız inisiyatif alıp organize oldular. Önümüzdeki sürece dair bunları yapabileceğimizi konuştuktan sonra, forumda bir başka tartışma da “Şimdi ne yapmalıyız?”a dairdi. Gün içinde bir yürüyüş yapılmış ama bu istenildiği kadar ses getirmemişti. Bir yandan Türkiye’nin dört bir yanında OHAL (olağanüstü hal) ilan ediliyor ve insanlar ölmeye devam ediyordu. AKP hükümeti, Kobanê’ye koridor açmamaya ve PKK ile IŞİD’i denk göstermeye devam ediyordu ve tüm bunlar olurken nufüsün büyük bir kısmını oluşturan bir kalabalık sessiz kalmayı tercih ediyor ya da bu açıklamalara ikna oluyordu.[6][7] Biz de bu hayatın normal seyrinden ve Türkiye devletinin adım atmayan tavrından rahatsız olarak  kendi sınırlarımızın biraz ötesindeki Etiler tarafına geçip hayatın belki de en sinir bozucu şekilde normal ve lüks akan seyrine çomak sokacak bir eylem gerçekleştirme kararı aldık. Kuzey Kampüs’ten sloganlarla ve Kürdistan’daki direnişlerde ölenlerin adlarının yazılı olduğu pankartlarla yürümeye başladık. Yürüyüşte 50-60 kişilik bir gruptuk. Yaklaşık 15-20 dakika süren bu yürüyüş boyunca sivil polisler bize eskortluk etti. Akmerkez önüne doğru yürüyüşümüz devam ederken bu sivil polisler tarafından durdurulduk. Trafiği engellediğimiz bahanesiyle daha fazla yürümemizi istemeyen polisler bir taraftan Etiler yolundaki arabaların geçişlerini sağlayıp gelecek olan çevik kuvvetler için yolu açıyordu. Bu durumun karşısında oturma eylemi kararı aldık. Oturma eyleminin ardından çevik kuvvetin de etrafımızı sarmasıyla beraber sivil polislerle konuşup geri döneceğimizi, polislerin de geri çekilmesini söyledik. İlk başta anlaştığımızı sandığımız polisler; biz geri dönmeye yeltenir yeltenmez, birkaç arkadaşımızı önce kaldırıma doğru itip kakmaya başladılar, sonra da önlerine geleni darp etmeye başladılar. Olay sırasında hedef göstererek 8 arkadaşımız gözaltına aldılar, bizeyse plastik mermi ve gaz bombasıyla bir müddet saldırmaya devam ettiler. Bu arbedenin ardından kaçabilen bizler, okulda tekrar toplandık ve arkadaşlarımızın bırakılmasıyla ilgili bir basın açıklaması yazdıktan sonra, onlar salıverilene kadar Kuzey Kampüs’te nöbet tuttuk. Kampüste nöbetimiz devam ederken arkadaşlarımız o gece serbest bırakıldılar.

agac213 Ekim Pazartesi gününe geldiğimizdeyse okulumuz mezunlarından sosyolog Suphi Nejat Ağırnaslı’nın (Paramaz Kızılbaş) Kobanê’de IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybettiği haberini aldık. Birkaç yıl öncesine kadar Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eylemliliklere aktif olarak katılan, birçok insanın tanıdığı bildiği Nejat’ın kaybı bütün arkadaşlarını sarsmıştı. Pazartesi günü açılan çadır Nejat için açıldı. Afişlerle ozalitlerle Nejat’ın resimleri bütün okula asıldı. Kuzey Kampüs Meydanı’nın adı o gün alınan kararla, Nejat Ağırnaslı Meydanı olarak değiştirildi. Sonraki süreçteyse çadırda bir yandan Nejat anılmaya bir yandan da Kobanê’deki halklar için çeşitli ayni yardımlar toplanmaya devam edildi. Öbür yandan direkt para yardımını bürokratik nedenlerden ötürü toplayamadığımızdan okulumuzun mezunlarından oluşan Tiyatro Boğaziçi ile konuşup bütün geliri Kobanê ve Şengal halklarına gidecek bir dayanışma oyunu ve yine hafta içinde bir kermes düzenledik. Son olaraksa 17 Ekim Cuma günü Nejat’ın ailesi, arkadaşları ve hocalarının katıldığı bir anma töreni organize edildi.  Katılımın oldukça yüksek olduğu bu anmaya Nejat’ı tanıyan tanımayan birçok insan katılmıştı. Güney Kampüs’te Nejat’ın anısına dikilen fidanın ardından Güney Meydan’dan Kuzey Kampüs’te bulunan Nejat Ağırnaslı Meydanı’na kadar süren bu yürüyüş sırasında yaşanan bir olayı bahsetmeden geçmemek gerek. Güney Meydan’da yürürken bir kişi kalabalığa doğru “Bölücüler, teröristler” diye bağırmaya başladı. Bu sırada oradaki kalabalıktan birkaç kişi o tarafa doğru koşmaya başlasa da yine kalabalığın içinden insanların araya girmesiyle olay yatıştırıldı. Fakat tabii ki ana akım medya kanallarında bu kalabalığın, laf atıp sataşan kişiye karşı bir “linç girişimi” gerçekleştirmiş gibi verildi. Kayıplarını anmak için bir araya gelmiş bunca insana karşı bu kadar açık bir provokasyonu, yine kendi içinde durduran bu insanlar; linçe azmeden kimselere, hatta provokatörün dediği gibi “terörist”lere dönüşüyordu. Bunun dışında herhangi bir gerginlik yaşanmadan biten yürüyüşün ardından Nejat’ın dağa gitmeden önce yazığı son mektup okundu, devamında ailesi, arkadaşları ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Figen Yüksekdağ söz aldı. En sondaysa yine Nejat’ın yer aldığı fotoğraflardan, videolardan oluşan bir sinevizyon gösterisi izledik. Bütün bu anma sırasında Nejat’ın kaybı aslında Boğaziçi’nde yeni bir mücadele biçiminin kapılarını açıyordu. Bir başka deyişle Nejat, ailesi ve arkadaşları için hem büyük bir kayıptı hem de diğer bütün kaybettiklerimizin anısını kendinde topluyordu. Hem kendi deyimiyle sıradan bir insan olarak basit bir seçim yapmıştı hem de geride kalanlara bütün seçimlerini sorgulatmıştı:

Sıradan bir genç olarak sıradan çelişkilerden dolayı, sadece bir tercihte bulundum; her şeyden önce bu tercihi kendim için yaptım. Ulvi bir inanç için yola çıkmadım, ulvi olmayan insanlarla hayatı, büyüsüz bir dünyayı, şeyleşmiş bir dünyayı büyülemek istedim o kadar. Çelişkilerimin aşılamayacağını, zira bunlar toplumsal oldukları için ancak insanın çelişkilerini örgütlemeyi, daha üst bir mertebede toplumsallaştırmaya çalışabileceğini öğrendim. Hayatımda hakikate vardığım en yakın nokta budur.”[8]

Cuma gününün bitiminde Suruç’a gitmek için bütün bir hafta iletişim listelerine adlarını bırakan arkadaşlarımız tam da böyle bir atmosfer içinden Boğaziçi’nden çıkıp Suruç’un yolunu tuttular. Bambaşka direniş yöntemlerini gözlemleyebilecekleri, hafıza oluşturabilecekleri, bir işin ucundan tutup yardımcı olabilecekleri Suruç’a gittiler. Son aldığımız haberlere göre durumları iyiymiş, yolda durdurulmamışlar, depodaki yardımların tasnifiyle ilgileniyorlarmış. Şu andaysa sınır köylerinden birinde kalıyorlar. Daha detaylı bilgiyi onlar geldiğinde öğreneceğiz. Onların gözlemlerine göre önümüzdeki süreçte neler yapacağımızı tekrar oturup konuşacağız. Başka eylemliliklerle Boğaziçi Üniversitesi’ni direnişin bir parçası kılmaya çalışacağız.

Şu an içinse Nejat’ın bize bıraktığını mektuptan bir kez daha tekrarlıyoruz:

Her yürek devrimci bir hücredir!

Hayalgücü iktidara!

Ronay Bakan, Boğaziçi Üniversitesi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Ronay B. (Kasım, 2014),  “Boğaziçi’nden Kobanê’ye Direnişin Başka Biçimleri”, Cilt III, Sayı 11, s.28-33, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (ResearchTurkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=7202&lang=tr)

Sonnotlar

[1] Türkiye’nin Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde büyük çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu illerdir. Yazının bundan sonraki bölümlerinde kısaca ‘Kürt illeri’ olarak ifade edilecektir.

[2] “Kobani Eylemlerinde Ölü Sayısı 48’e Çıktı”, 19 Ekim 2014, 20 Ekim 2014 tarihinde erişilmiştir. <http://www.imctv.com.tr/2014/10/19/kobani-eylemlerinde-olu-sayisi-48e-cikti/>

[3] “Üniversite Öğrencileri Berkin İçin Ayakta”, 11 Mart 2014, 31 Ekim 2014 tarihinde erişilmiştir. <http://www.etha.com.tr/Haber/2014/03/11/guncel/universite-ogrencileri-berkin-icin-ayakta/>

[4] “Her Yer Soma”, 15 Haziran 2014, 31 Ekim 2014 tarihinde erişilmiştir. <http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=107390&haberBaslik=Her%20yer%20Soma&categoryID=2&action=haber_detay&module=nuce>

[5] Suruç Şanlıurfa’nın bir ilçesi, aynı zamanda Kobanê sınırına sadece 38 km uzaklıkta olan bir sınır bölgesidir. IŞİD’in Kobanê’ye saldırılarının ardından Suruç’un 50 bin kişilik nüfusu 180 bine kadar çıkmıştır.

[6] “Cumhurbaşkanı: Bizim İçin IŞİD Neyse PKK’da Odur”, 5 Ekim 2014, 31 Ekim 2014 tarihinde erişilmiştir. <http://www.zaman.com.tr/politika_cumhurbaskani-bizim-icin-isid-neyse-pkk-da-odur_2248663.html>

[7]“Davutoğlu IŞİD’i Öfkeli ve Dışlanmış Grupların Oluşturduğu Bir Cephe Olarak Görüyor”, 7 Ağustos 2014, 31 Ekim 2014 tarihinde erişilmiştir. <http://www.baskahaber.org/2014/08/davutoglu-isidi-ofkeli-ve-dslanms.html>

[8] “Suphi Nejat Ağırnaslı’nın Mektubu: ‘Sadece Bir Tercihte Bulundum’”, 17 Ekim 2014, 31 Ekim 2014 tarihinde erişilmiştir. <http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/suphi-nejat-agirnaslinin-mektubu-sadece-bir-tercihte-bulundum-haberi-98785>

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.