Anlaşmalı Olarak Devredilmiş Erkeklik Özellikleri: Ürdün’deki Iraklı Mültecilerin Durumu

Anlaşmalı Olarak Devredilmiş Erkeklik Özellikleri:
Ürdün’deki Iraklı Mültecilerin Durumu

Giriş

Bu makalede, sözde ‘özgürleşme’ savaşının ardından, Ürdün’deki Irak’lı mülteci erkeklerin erkeklik özelliklerini tartışacağım. Siyasal, ekonomik ve sosyal değişikliklerin erkeklik ve kadınlık pratiğini nasıl etkileyebileceğini gözden geçireceğim. Bu makale, 2007 ve 2008 yılları arasında, Care International adlı bir sivil toplum kuruluşundaki (STK) görevim sırasında, Ürdün’deki Iraklı mülteci erkek ve kadınlarla yaptığım röportajlara dayanmaktadır. Bu makalenin kuramsal çerçevesi, doktora derecem için Ürdün başta olmak üzere, Orta Doğu’da ataerkillik ve cinsiyet sınıfı üzerine yaptığım çalışmamdan oluşmaktadır.

Makaleye, Sharabi (1988)’nin yeni ataerkil akımı olarak atfettiği, Orta Doğu’daki devletlerin yapısal düzenini araştırarak başlayacağım. Ayrıca, hem topluluk ve hem de aile düzeyinde hüküm süren ataerkil cinsiyet yapısını da irdeleyeceğim. Çok yönlü olabilen erkeklik ve kadınlığın geleneksel pratikleri içinde ‘doğal’ bir cinsiyet düzeni olduğunu savunuyorum. Doğal kelimesini tırnak işareti içinde kullanmamın sebebi ise, cinsiyet rollerinin sosyal olarak düzenlendiğini ve doğuştan var olmadığını belirtmekti. Başka bir deyişle, cinsiyet rolleri erkeklere ve kadınlara atfedilir ve ortama göre, esneklik ve değişkenlik gösterebilen icralardır.

Ne var ki, bu pratikler bazı durumlarda zorluklarla karşılaşabilir ve özünde ataerkil olan cinsiyet düzeninin tüm yapısıyla müzakereye gitmek durumunda kalabilir. Bunlarla birlikte, aile düzeyindeki ataerkillikte, erkekliğin ‘icrasının nasıl zorluklarla karşılaşabileceğini ve müzakere edileceğini de göstereceğim. Buna rağmen, devlet düzeyindeki ataerkillik ise bu pratikleri güçlendirir. Kriz zamanlarında, STK’lar savunmasız grup olarak değerlendirildikleri için başta kadınlar olmak üzere, ihtiyacı olan insanlara yaptıkları yardımları arttırır. Bununla birlikte, bu makale, erkekleri yücelten sosyal yapıları anlayışlarının ekliğinden dolayı, STK’ların kadınları ‘güçlendirmek’ ve durumlarını iyileştirmek için uyguladığı projelerin sınırlamalarını da inceleyecek. Bu makale, siyasal, ekonomik ve sosyal değişikliklerin erkeklik ve kadınlık pratiğini ne ölçüde etkilediği sorusuna cevap arayacak.

Yeni Ataerkil Akımı

Birçok akademisyen Orta Doğu’nun Arap ülkelerinin, ataerkil devletler olarak işlediğini kabul etmektedir. Sharabi’nin (1988) belirttiği üzere ‘yeni ataerkil akımın egemen olduğu devletlerde, liberal veya sosyal demokratik toplumların aksine, din,iktidara ve devlet otoritesine zorunludur; dahası toplumun genelgeçer temel yapı taşını bireyden ziyade aile oluşturur’. Yeni ataerkil akımın baskın olduğu devletlerde, devletin başı –ister cumhurbaşkanı, ister kral– ulusun babası olarak değerlendirilir. Başka bir deyişle, cumhurbaşkanları ve krallar, ulusun muhafızı ve böylelikle ‘kendi’ halkları adına, demokratik olmayan bir şekilde, karar almada yetkili ve en muktedir olduklarını iddia ederek, kendilerini siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan devlet işlerini düzenleyen otorite olarak bahşederler. Bu durum, yöneten-yönetilen ve baskı uygulayan-baskı gören ikiliğini yaratır. Buna rağmen, yeni ataerkil akımın baskın olduğu devletler, yeni ataerkil akımın yapısını etkileyecek sosyal, ekonomik ve siyasal değişikliklerden geçtiği için, bu ikiliğin sabit olmadığını söylememek gerekir. Örneğin, Orta Doğu’daki devletler, devlet mülklerini özelleştirmeye zorlandıklarında, yeni ataerkil akımın (neo-patriarchy) baskın olduğu devletler, kamu kaynaklarındaki iktidarını giderek özel şirketlere kaybettiler. Ayrıca, bu durum, insanlar hükümetleri veya liderleri protesto ettiklerinde, tüm bu yapıda bozulmaya yol açabilmektedir, ancak bu ikiliği tartışmak makalenin kapsamı dışındadır. Makale, onun yerine makro-devlet düzeyinde işleyen yeni ataerkil akımın yapısının, topluluk ve aile düzeylerinde veya mikro düzeyde demokratik olmayan şekillerin yeniden oluşturulmasına ve normalleştirilmesine nasıl izin verdiği üzerinde duracak. Bir başka anlatımla, yeni ataerkil akımın topluluk ve aile düzeyinde işleyişini nasıl pekiştirdiğini tartışacak.

Toplum ve Ailede Ataerkillik

Ataerkilliği kavram olarak tanımlamak güçtür. Büyük ölçüde cinsiyet baskısını tanımlamak için kullanılmıştır. Ben, Deniz Kandiyoti’nin, ataerkilliği yetişkin erkeklerin kadınlar ve kendilerinden genç erkekler üzerindeki egemenliği olarak anlattığı ve bu egemenliği ‘devletin aileyle birleşmesi ve devletin aile üzerindeki kontrolü’ olduğunu belirttiği tanımını kullanıyorum (Kandiyoti, 1988: 278). Kandiyoti, çoğunlukla Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya odaklanmak için, tanımını sınırlandırır ve erkeklerin ve kıdemlilerin üstünlüğünü –kadınlar dahil olmak üzere, kadınların kadınlara üstünlüğü ve genç erkeklere üstünlüğü– pekiştiren hiyerarşiler sistemi anlamına gelen ‘klasik ataerkillik’ olarak adlandırır.

Araştırmama göre, ataerkilliğin erkek egemenliğine dayalı bir sistem olduğuna inanıyorum ve cinsiyete dair sembolik anlamlar taşıyan yapılar tarafından meşrulaştırıldığını öne sürüyorum. Bu sembolik anlamlar, sosyal olarak oluşturulur, öğrenilir ve yeniden üretilir. Sembolik anlamların yeniden üretilmesi, kadınlar ve daha genç erkekler üzerinde erkek egemenliğini pekiştiren ataerkil yapıların da yeniden üretilmesine sebep olur. Ataerkil cinsiyet yapısı erkeklerin ailenin reisi ve geçimini sağlayan, kadınların da ev halkının bakımını üstlenen kişi oldukları modele dayanır.

Birçok akademisyen (Bhachu, 1988; Hartmann, 1981; Joekes, 1987; Vogler, 2005) kadınların özgürlüklerine kavuşmalarının yollarından birinin gelir yaratan ekonomik faaliyetlere katılmalarını sağlamak olduğunu açıklar. Bu yazarlar, gelir yaratan aktiviteler aracılığıyla kadınların bağımsızlıklarını kazanabileceklerini savunur. Halbuki, araştırmama göre, kadınlar bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen, ataerkil yapılar farklı işlemeye başlasalar da varlıklarını devam ettirdikleri için, bu bağımsızlık oldukça sınırlı kalır. Kadınların ekonomik bağımsızlıklarının erkek egemenliğinden kurtulmada oldukça önemli olduğunu savunan materyalist yaklaşım, kadınlar gelir yaratan aktivitelerle meşgul olduklarında ve para kazandıklarında dahi erkek egemenliğinin ve cinsiyet ideolojilerinin devam etmesini açıklamada yetersiz kalır. Phizacklea’da (1988), örneğin, Hartmann ve Cockburn’ün (1985) materyalist bakış açısına ait ataerkillik tanımı kullanılır (Phizacklea, 1988). Cockburn (Phizacklea’dan 1988: 17-18), Hartmann’ın şu şekildeki ataerkillik tanımını kullanır,

“Maddi temele dayalı, erkeklerin arasında hiyerarşik ilişkiler ve içlerinde de dayanışma içeren, kadınlara hükmetme olanağı tanıyan, sosyal ilişkiler bütünü. Ataerkilliğin maddi temeli, erkeklerin, kadınların işgücü üzerindeki iktidarıdır. Bu iktidar, kadınların gerekli iktisadi üretici kaynaklara erişmelerini engellemek ve cinselliklerini sınırlamak şeklinde elde edilir” (Cockburn, 1985) (Phizacklea’dan 1988: 17-18).

Başka bir ifadeyle, bu tanım, kadınların ikinci plana itilmesini açıklamada, birçok araştırmada da kanıtlandığı gibi başarısızdır. Gazze’de ikinci intifada sırasında kadınlar ve eylemlilikleri üzerine Aitemad Muhanna (2013) tarafından yapılan araştırmada, yoksul ve savunmasız kadınların ev bahçeleri, kümes hayvanı çiftlikleri ve bakkal dükkanları gibi küçük işletmeler kurmak için mikro-kredi programlarından kredi aldıklarından söz edilir. Muhanna, kadınların işsiz kocaları tarafından, kadın organizasyonlarından ve/veya Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecileri Yardım ve Çalışma Ajansı’ndan (United Nations Relief and Works Agency for Palestine Refugees in the Near-UNRWA) kredi almaya teşvik edildiklerini belirtir. Bu kredilerin kadınların geçim kaynaklarını iyileştirmesi ve işletmeler kurarak para kazanmalarına destek olması beklenir, fakat Gazze’de yoksulluk artarken, bu koşullar altındaki kadınların pek fazla seçim hakkı yoktur. Ne yazık ki, böyle programlar, kadınların geçim kaynaklarını geliştirmek için tek bir yaklaşıma odaklanmaktadır; o da ekonomik imkan sağlamaktır. Yine de, bu yaklaşımın kadınların ekonomik kaynaklara ulaşma imkanları olduğu gerçeğine rağmen, erkek egemenliğinin neden hala hüküm sürdüğü sorusunun cevabını vermediğini savunuyorum.

Muhanna’nın araştırması, erkeklerin parayı ve pazarlamayı kontrol ettiği, kadınların ise esas işi yürüttüğü, cinsiyete bağlı bir iş bölümü olduğunu göstermektedir. ‘Erkekler tarafından başlatılan ve kadınların aldıkları kredilerle para sağlanan birçok işletme başarısız olmuş ve gelir getirmek yerine ciddi borçlara sebep olmuştur’ (Muhanna, 2013: 103).

Bu sebeple, kadınları finansal açıdan desteklemeye odaklı birçok kadın güçlendirme programı, cinsiyet hiyerarşisini ve iş bölümünü yaratan, toplum tarafından oluşturulmuş cinsiyet düzenini hesaba katmadıkları için, kadınların hayatlarında sürdürülebilir, olumlu bir etki bırakmakta başarısız olmaktadır. Cinsiyet düzeni, erkeklere işletmelerin müdür olma yetkisi vermekte ve bu da en nihayetinde kadınları daha bağımlı pozisyona sokmaktadır.

Kadınsı-Erkeksi İkiliği

Ataerkil yapılar kadınsı-erkeksi ikilikten ayrı işlemez. Başka bir deyişle, ataerkil cinsiyet yapıları erkeklere ve kadınlara, erkeksi ve kadınsı olmak üzere, insanlara doğdukları cinsiyete göre atfedilen roller biçer. ‘Cinsiyet rolleri, erkeklere ve kadınlara farklı menfaatleri, sorumlulukları, fırsatları, limitleri ve davranışları zorla kabul ettiren toplumsal normlar, ya da kural ve ölçütler şeklinde tanımlanabilir’ (Johnson ve Repta, 2012: 23).

Ataerkil cinsiyet düzenine göre, erkeklerin rolü ailenin reisi ve geçimini sağlayan kişi olmak iken, kadınlarınki ev halkının bakımını üstlenen kişi olmaktır. Bu cinsiyet düzeni sadece belirlenmiş roller üretmekle kalmayıp, iki cinsiyet de rollerini tam olarak icra etsin diye, bir de belirlenmiş pratikler, davranışlar ve özellikler de oluşturur.

Bu ikilikler, erkeklerin ve kadınların icra etmeleri gereken, atfedilmiş, belirli rollerin olduğu önermesine dayanarak üretilmiştir ve yeniden üretilmeye devam eder. Erkeklik kadınlığın ışığında ve ona karşı olarak vardır. Aynı şekilde kadınlık ta, erkekliğe karşı vardır. Bu yüzden, sosyal olarak ikilik halinde, birbirlerine karşı şekilde düzenlendikleri için, erkeklik ve kadınlık varoluşu birbirinden ayrı düşünülemez.

Erkeksi İcra

Erkeklik yöndeş cinsiyetli erkeklerde toplumsal olarak yerine getirilmesi beklenen pratikler bütünüdür, buradaki yöndeş cinsiyetten kasıt doğduklarındaki cinsiyetleri toplumsal cinsiyet kimlikleriyle örtüşen bireylerdir. Bu, kadınlar, queer(eşcinsel) bireyler ya da trans erkeklerin bu pratikleri icra edemeyecekleri anlamına gelmez. Sınıflar, kültürler ve cinsiyetler arasında tek ve bütün bir erkeklik icrası yoktur. Birçok icra biçimi vardır ve aralarındaki güce erişme seviyeleri de farklıdır. Connell (2006), dört farklı erkeklik çeşidi belirler; baskın, bağlı, ötekileştirilmiş, ortak. Bu makalede, sadece baskın ve ötekileştirilmiş erkekliğe değineceğim ve Ürdün’deki Iraklı mültecilerin durumlarının değişmesiyle, erkekliğin baskın pratiğinin nasıl ötekileştirilmiş hale gelebildiğini göstereceğim. Baskın ve ötekileştirilmiş erkekliği tartışmayı seçtim çünkü Irak’lı erkekler, Ürdün’de ikamet etmelerinden önce baskın erkeklik pratiğini uyguluyordu, fakat sosyo-ekonomik ve siyasal koşullar, erkeklerin erkeklik özelliklerini etkiledi ve onları ötekileştirdi, çünkü artık ailenin reisi ve geçimini sağlayan kişi olmadıkları için ‘doğal’ cinsiyet düzenini de icra edemiyorlardı.

Baskın erkeklik, egemen erkeklik biçimini temsil eder ve genelde güç, saldırganlık, cesaret, bağımsızlık ve mertlikle nitelendirilir. Öte yandan, ötekileştirilmiş erkeklik ise Ürdün’deki Iraklı mültecilerin durumunda olduğu gibi, merkezin dışında kalan yerlerde ve sınırlarda uygulanan erkekliğe denk gelir. Ki burada özellikle Ürdün devletinin Iraklı erkeklerin erkekliklerini ötekileştirmesi, başka bir deyişle, topluluklar arasında gerçekleşen ötekileşmeyi kastetmektedir (Cheng, 1999).

“Erkeklerin kimliklerini oluşturmalarında, işbirliği modellerinde ve, kendilerini işgal ederken buldukları ve bazen bilinçli olarak yer almak istedikleri kategorilerde, bireysel deneyimler ve aile ve eşlerle ilişkiler kadar, sınıf etkenleri, iş piyasası ilişkileri, etnik köken, cinsiyet de merkezde yer alır” (Ghoussoub ve Sinclair Webb, 2000: Önsöz).

Batı Şeria’da erkeklerin faaliyetleri ve erkekliğin inşaası üzerine az sayıda çalışma (Peteet, 1994) vardır. Peteet, erkeklik, yetişkinlik ve şeref gibi, erkeklik biçimleri, siyasal bağlam içerisinde (yeniden) inşa edildiğini belirtir. Örneğin, İsrailli askerlerin Filistinliler’e uyguladıkları sistematik yapısal şiddet, ötekileştirilmiş erkekliklerin direnişle yansıtılmasını mümkün kılarak, Filistinli genç erkeklerde direnme eylemini oluşturdu. Bu örnek, bize erkeklerin erkekliklerinin ne kadar esnek olduğunu ve bir erkeksi kimlikten diğerine geçebildiklerine göre, erkekliklerin içlerinde bulundukları zaman, mekan ve bağlama göre sürekli değişim içerisinde olduğunu gösterir. Kadınlık pratiklerinin durumu ise daha farklıdır, çünkü gelecek bölümde anlatılacağı üzere, kadınlık baskın olamaz.

Kadınsı İcra

Literatürde kadınlığa oldukça az önem verilmiştir (Budgeon, 2013) ve erkeklikte olduğu gibi, kadınlık da yöndeş cinsiyetli kadınlardan toplumsal olarak yerine getirmeleri beklenen pratikler bütünüdür, fakat bu erkekler ya da queer bireylerin bu pratikleri icra edemeyecekleri anlamına gelmez. Erkekliğe zıt olarak, kadınlık baskın olamaz. Connell (2006), “vurgulanmış kadınlık” olarak terimselleşmiş, kadınlık egemen halinin; toplumdaki erkekleri egemenlik altına almayla gerçekleşen, erkekliğe karşı üstünlük kurma, şeklinde nitelendirildiğini savunur. Diğer bir ifadeyle tüm kadınlıklar (özellikle baskın) erkekliğe karşı üstünlük kurma amacıyla oluşturulur ve bu üstünlük sayesinde cinsiyet hakimiyeti ve ataerkil cinsiyet düzeni yaratılır ve devam ettirilir (Connell, 1987). Diğer bir anlatımla, erkeklik ve kadınlık birbirlerini kutuplaştırabilir, fakat araştırmamın gösterdiği gibi, erkeklik ve kadınlığın pratikleri, şartlara bağlı olarak aksayabilir. Baskın erkeklik egemen olsa ve kadınlara hükmetse bile, kadınlık aksamış olabilir. Başka bir deyişle, kadınlığın icrası geleneksel halinden farklı biçim alacak şekilde zorlanabilir (Muhanna, 2013). Kadınlığın pratiklerinin sınıfa, ırka, cinsiyete ve yaşa bağlı olarak çeşitlilik gösterebileceğini akılda bulundurmak gerekir. Diğer bir ifadeyle, kadınlığın icrası farklı faktörlerden dolayı farklı biçimler ve şekiller alabilir. Örneğin, Iraklı kadın mültecilerin durumunda, Ürdün’deki koşullar altında erkeklikleri ötekileşen erkek eşlerinin aksine, cinsiyet rolündeki değişim ve ailenin geçimini sağlayan kişi haline gelmelerinden dolayı, kadınlıkları, özellikle kamusal alanda değişti. Bu değişim ne yazık ki kamusal alanla sınırlı kaldı ve baskın erkekliğin hane içindeki pratiklerini değiştirmedi.

Gerçek Aksamalar

Care International’daki çalışmam sırasında, durumlarını değerlendirmek için Iraklı mültecilerle röportaj yaptık ve Ürdün’deki yaşam koşullarıyla mücadelelerinde, onlara yardımcı olmak amacıyla temel ihtiyaçlarını sağlamada destek olduk. Bu mülteciler, 2003’teki ‘özgürleşme’ savaşından sonra Irak’tan kaçmıştı. Birçoğu ölüm, işkence ve şiddetin ve ihlalin diğer biçimlerinden kaçmak için yaşamlarını, ailelerini ve işlerini bırakıp gelmişlerdi. İşimizin bir parçası da onları ofise gelme zorluğundan kurtarmak için ev ziyaretleri düzenlemekti. Yaşam koşulları son derece vahimdi, ve aileler tek yatak odalı dairelerde yaşamak zorundalardı, hatta bazı koşullarda birden fazla ailenin aynı daireyi paylaştığına şahit olduk. Birçok mülteci Amman’ın yüksek oranda yoksulluk, suç ve kötü altyapıyla nitelendirilen doğu kısımlarında yaşıyordu. Su ve elektriğe kesintisiz erişim mümkün değildi. Irak’tayken ayrıcalıklı kesimden olan ailelerin durumları da savaştan ve Irak’tan kaçtıktan sonra kötüleşmeye başlamıştı.

Ev ziyaretlerimiz sırasında, erkeklerin çalışmadığını, gelir yaratan işlerle ilgilenen ve ailenin geçimini sağlayanların kadınlar olduğunu farkettik. Bu, ‘doğal’ cinsiyet düzeninde, başlı başına bir aksama oluşturuyordu. Irak’tan kaçmalarından önce ise, erkekler ailenin geçimini sağlar, kadınlar ev halkının bakımını üstlenirdi. Oysa ki taşınmalarıyla birlikte, siyasal ve ekonomik durum yüzünden, düzen sert bir biçimde değişmişti. Iraklı mültecilerin Ürdün’de çalışma izinleri yoktu ve çalışanlar yasadışı işlerle meşguldü. Ürdün’de hane dışında iş arayanlar en çok kadınlardı ve, kendi tabirleriyle, eşlerinden ‘çok daha kolay adapte olabilir ve esneklerdi’, fakat kadınlar için uygun olan işler ev ve ofis temizliği gibi beceri gerektirmeyen işlerdi. Erkeklik ve kadınlık özelliklerinin icraları birçok yönden değişim gösterdi. Bu durum, kadınların atfedilmiş cinsiyet rollerinin nasıl değiştiğini ve buna bağlı olarak, hane dışında iş aramak ve hayır kurumlarına gidip para ve kaynak istemek durumunda kaldıkları için, kadınsı tutumlarının siyasal koşullar tarafından nasıl zarar gördüğünü ortaya koymaktadır. Erkeklerin deneyimleri ise daha farklıydı, ev dışında iş arayamadıkları için evde kalmak zorundaydılar, ve böylelikle de ailenin geçimini sağlayan kişi olan geleneksel cinsiyet rolleri azaltılmış ve baskın erkeklikleri ötekileştirilmiş oldu.

Ötekileştirilmiş Erkeklik Özellikleri

Ürdün’deki Iraklılar genellikle ırkçılığa maruz kalıyordu, fakat kadınların karşılaştığıyla erkeklerinki farklıydı, ve erkeklerin ötekileştirilmesinin de, bu duruma farklı etkisi oldu. Öyle ki kamusal alanda erkeklik özelliklerini ötekileştirdi. Ürdün halkına göre Iraklı mülteciler ülkenin ekonomisine zarar veriyor, kaynaklarını kullanıyor ve enflasyona sebep oluyordu. Ürdün halkını tehdit ettikleri gerekçesiyle, erkekler genellikle sokakta rahatsız ediliyordu. Birçok erkek alıkoyulmaktan korktuğu için evlerinden çıkmıyordu. Öte yandan, kadınlar, erkekler kadar tehdit edici olarak algılanmıyordu; bu sebeple onlar için değişken olmak daha kolaydı ve resmi kurumlar tarafından daha az rahatsız ediliyorlardı. Bu durum, erkekleri, hayatta kalmak için özel alana hapsetti, kadınları ise kamusal alana itti.

Iraklı aileler, Ürdün’e geldikten sonra uluslararası STK’lardan destek aldılar. Örnek olarak, aylık maaş, yiyecek payı, tıbbi yardım ve yasal danışmanlık sağlandı. Öyle görünüyordu ki, erkekler ailelerinin geçimini sağlayamadıkları ve yaşamak için hayır kuruluşlarına bağlı kaldıkları için kendilerini aşağılanmış ve hakarete uğramış hissediyorlardı. Bu nedenle, yardımları kadınlar alıyordu. Erkekler kendilerini ‘mahçup’ hissediyordu çünkü ailelerinin geçimini sağlayarak ‘doğal’ rollerini icra etmek ellerinden gelmiyordu. Kadınlar, ailenin bir arada tutmak ve aile bireylerinin hayatta kalmasını garanti altına almak konusunda, çok daha sorumluluk sahibi haline geldiler. Bu durum, kadınlara ve erkeklere atfedilmiş toplumsal cinsiyet rollerinde aksamaya neden oldu. Bu vaka erkeklik ve kadınlığın ataerkil Ürdün devleti tarafından etkilendiğini gösterir.

Yeni Ataerkil Akımı ve Iraklı Mülteciler

Kıt kaynaklar endişesiyle, ataerkil Ürdün Haşimi Krallığı’nın Iraklı misafirlere olan ayrımcı tavrı devam ettikçe, Ürdün’deki Iraklılar’ın durumu oldukça riskliydi. Iraklı mülteciler ayrıca terörizm, cinayet ve yayılabilecek diğer tehditlerin korkusuyla, ulusal güvenlik problemi olarak da algılanıyordu. Bu da Iraklı mültecilerin çoğunluğunu herhangi hukuki bir mevki elde etmelerine engel olmaya ve onları ekonominin sırtındaki yük olarak görmeye sebep oldu (Chatelard, 2008: paragraf 8).

Norveçli Araştırma Kuruluşu FaFo trafından 2007’de, Iraklı mültecilerin durumu hakkında yapılan çalışma Ürdün’de ikamet eden birçok Iraklı’nın birikimlerine ve Irak’tan gelen para transferlerine bel bağladığını gösterir. Aynı çalışma, Iraklılar’a verilen çalışma izinlerindeki eksiklik yüzünden çalışamadıklarından durumlarının çok zor olduğunu da ortaya koyar. Care International’daki görevim süresince, Ürdün’de ikamet ederken çalışma izni olan insanların da, bu izinleri savaş patlak vermeden önce aldıklarını açıkça saptamıştık.

Çalışma izinlerinin eksikliği Iraklı erkekleri çalışmaktan alıkoydu, dolayısıyla erkekliğin ‘doğal’ icrasını gerçekleştirmelerini de engellemiş oldu. Irak’tan kaçmalarına neden olan siyasal duruma ek olarak, Ürdünlü ataerkil devlet de Iraklı mültecilerin cinsiyet düzenini, aile seviyesinde etkiliyordu. Cinsiyet düzenindeki değişiklik aile içi şiddetle sonuçlandı. Iraklı kadın mültecilerle konuştuğumda, erkeklerin hayal kırıklıkları sebebiyle, öfkelerini karılarından ve çocuklarından çıkardıklarını anlattılar. Erkekler artık aileninin reisi ve geçimini sağlayan ve aileyi koruyan kişi olan rollerini gerçekleştiremediklerini hissediyordu.

Bu erkeksi rollerinin baltalandığı ve daha az ‘erkek’ oldukları düşüncesiyle kendilerini, fiziksel olarak olmasa da, ‘zayıf’ hissetmelerine sebep oldu. Röportaj yapılanlardan biri şöyle demişti:

“Kocam Ürdün’e geldiğimizden beri endişeli bir insan oldu. Şiddete başvurabilen biri haline geldi. Aslında iyi kalpli olduğunu ama sıkıntılı bir dönem yaşadığını biliyorum, erkeklerin koca olarak görevlerini yerine getirememelerinin onlar için ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz”.

Dahası, kadınlar ev dışında iş aradıkları ve ailenin geçimini sağlayan kişi oldukları için, erkekler erkekliklerini zorla kabul ettirmek endişesiyle, öfkelerini kadınlardan çıkarmaya başladı. Birçok vakada, kadınlar, erkeklerin davranışlarını salt zor zamanlardan geçtikleri gerçeği yüzünden temize çıkarıyordu. Aile içi şiddet olaylarından bahsederken kadınlar, bunu şikayet olarak değil, mevcut şartlar yüzünden erkeklerin ne kadar zor zamanlardan geçtiğinden ve bu konuda ne kadar çok üzüldüklerinden yakınarak söz ediyorlardı. Önceden bahsedilen sebepler vasıtasıyla, cinsiyet düzeni değişmiş olsa da, cinsiyet üstünlüğünün yapısı devamlılık gösteriyordu. Erkekler ‘zayıf’ pozisyonlarına ve erkekliklerinin devlet tarafından ötekileştirimesine rağmen, kadınlara karşı baskı uygulamaktaydı.

Yasal durumları yüzünden, kadınların ataerkil yapılara uyumunun da, bu yapıları güçlendirdiğini söylemekte fayda var. Kadınların yasal durumları, onları öylesi baskılara daha yatkın ve kocaları tarafından istismara ‘daha az’ dirençli hale getirdi. Sığınmacı olarak konumları çok süpheli olduğundan, kadınların Ürdün’de destek için başvurabilecekleri bir merci de yoktu. Bu vakada, yeni akım ataerkilliğin egemen olduğu devlet, ataerkil cinsiyet yapısını ve erkeksi-kadınsı ikiliğini aile düzeyinde sağlamlaştırdı, devlet düzeyinde ise zayıflattı. Bu durum, hane içinde ‘doğal’ cinsiyet düzeninin hüküm sürmesine ve kadınların vurgulanmış kadınlıklarıyla ikincil konumda yer almasına yol açtı.

Yeni ataerkil akımın egemen olduğu devlet ve ataerkil aile birbirini yansıtır ve destekler. Onlar erkeklik ve kadınlığın pratiklerini biçimlendirmek amacıyla birlikte çalışan, bağımlı değişkenlerdir. Başka bir deyişle, Ürdün devletinin politikaları, Iraklılar’ı çok zor bir duruma soktu ve erkeklerin çalışma ve para kazanıp ailelerini geçindirmelerine izin vermeyerek ‘doğal’ cinsiyet düzenlerine zarar verdi.

Bununla birlikte, bu durum, kadınları yasadışı gelir getiren işlere girmeye ve/veya farklı yerel ve uluslararası STK’lardan yardım almaya zorladı. Röportajlardan derlediğimize göre, bir erkeğin yardım beklemesinin utanç verici kabul edildiği ve kadınların ‘daha az’ zararlı görülmelerinden dolayı dışarı çıkmalarının daha güvenli olduğu için, hayır kurumlarına erkeklerin gitmesi yerine, kadınların gitmesi çok daha kolay kabul edilebildi. ‘Doğal’ cinsiyet düzenindeki değişimin sebebi siyasal ve ekonomik koşulların baskın erkekliği sağlamlaştırması ve özel alanda kadınlığı vurgulamasıydı.

STK’lar: Kadın Güçlendirme Programları

Ataerkil düzen içerisinde kadınların sorunlarıyla, sosyal ve ekonomik durumlarını ‘geliştirmek’ ve ‘değiştirmek’le ilgilenen projelerin çoğunluğu bana göre birçok seviyede başarısız oldu. O projeler erkeksi-kadınsı ikiliği ve ‘doğal’ cinsiyet düzenini görmezden geliyor, ayrıca kadınların ve erkeklerin tabi oldukları sosyal, siyasal ve ekonomik yapıları değiştirmede de başarısız oluyordu (Petesch, Smulovitz ve Walton, 2005).

Kabeer (2001), örneğin güçlendirmeyi ‘daha önceleri kendilerinin mahrum bırakıldığı, yaşamla ilgili stratejik seçimlerde bulunabilme yeteneğinin iyileştirilmesi’ şeklinde tanımlar (Malhotra ve Schuler’den, 2005:73). Kabeer (2001), güçlendirmeye ulaşmak için iki unsurdan söz eder. İlki değişim işlemi, ikincisi ise eylemliliktir. Değişim işleminin amacı cinsiyet eşitliğine ulaşmaktr. Eylemlilik ise kadınların sesini ve görüşlerini dikkate almak ve değişim işleminde etkin rol almalarını sağlamaktır (Kabeer, 2001). Diğer bir ifadeyle, kadınları ‘güçlendirmek’ ve durumlarını iyileştirmek için, ekonomik destek ve özgürlük yeterli değildir. Kadınların kaynaklara ulaşabiliyor olmaları, onlar üzerinde söz hakları olduğu anlamına gelmez (Malhotra ve Schuler, 2005).

Hindistan, Filistin, Ürdün, Bangladeş ve ekonomik açıdan aleyhte olan diğer ülkelerde uygulanan mikro-kredi programlarının kanıtladığı gibi, bu tarz programlar, kadınların hayatlarında köklü ve sürdürülebilir değişimler yaratmaktansa, geçici ve yüzeysel değişimler yaratır. Örneğin, Bangladeş merkezli bir araştırma gösterdi ki; mikro-kredi programları ek borçlara bağımlılık yaratıyor. Ekonomik olarak aleyhte olan ülkelerdeki aileler kendi işletmelerini kurmak için kredi çekmeye teşvik ediliyor, fakat taksitlerini ödeyememek durumu, ilkini ödemek için başka kredilere başvurmakla sonuçlanıyor (Cons ve Paprocki, 2008).

Buna ek olarak, kadınların bu projelerin bazılarından aldıkları paralarla kurmak istedikleri işletmeler, genellikle küçük ölçekli ticaret için oluyordu. Kadınlar, bu tarz projelere katılmak için genellikle kocalarından izin almaya, kadınlıklarını vurgulamaya ve erkeklerin erkekliğini güçlendirmeye alışıktı. Daha doğrusu, güç, hala karısının, kızının veya kız kardeşinin bu tarz projelere katılıp katılamayacağına karar veren erkeklerin ellerindeydi. Bu projeler, kadınları ‘bağımsız’ yaparak ‘güçlendirdiklerini’ iddia ediyor. Şu anda uygulanmaya devam eden kadınları güçlendirme programları, kadınların statülerine değinmiyor ya da onları güçlendirmiyor; çünkü ilk olarak daha geniş cinsiyet üstünlük yapısı –ataerkillik– altında, çalışıyorlar, ikinci olarak da iki cinsiyetin de rollerini belirleyen ve hala ataerkilliğin devam etme nedeni olan sembolik anlamları değiştirmeye odaklanmıyorlar.

Sonuç

Bu makale, Orta Doğu’da hala ataerkillik olarak bilinen, devlet politikaları ve yapılarıyla desteklenebilen yaygın cinsiyet yapılarının olduğunu gösterdi. Dahası, erkeksi ve kadınsı ikilik farklı biçimler de alabilir ve belli siyasal, sosyal ve ekonomik koşullar altında devredilebilirler, ki bu da pratiklerinde ‘aksamalar’a neden olur. Bu çalışma, erkekliğin farklı biçimler alabileceğini ve bir biçimden diğerine dönüşebileceğini gösterdi. Yazıda belirtildiği gibi, kadınların rolleri sosyo-ekonomik ve siyasal sebepler dolayısıyla değişebilir, ayrıca kadınlar ailelerinin ve kendi durumlarını iyileştirmek için erkeksi roller de üstlenebilir.

Örneğin, Iraklı kadın mültecilerin durumunda, kadınlıklarında değişimler oldu. Ailelerini desteklemek için para ve yardım ararken, kamusal alandaki kadınlıkları zayıfladı, eş zamanlı olarak erkeklerin erkeklikleri de ötekileştirilmiş oldu. Özel alana gelecek olursak, cinsiyet düzeni aynı kaldı; erkekler baskın erkeklik sergilerken, kadınlar vurgulanmış kadınlık performe ediyordu. Bu durum gösteriyor ki, erkeklik ve kadınlığın pratikleri içinde bulundukları uygun bir bağlama yerleştirilerek cinsiyet eşitsizliğini türetmektedir.

Kadınları güçlendirme alanında çalışan STK’lar, ne yazık ki, projelerini uygularken bu teorileri dikkate almıyorlar. Onun yerine, mevcut ‘doğal’ cinsiyet düzeni dahilinde ve onunla aynı doğrultuda işliyor, bu yüzden de sürdürülebilir sosyal, siyasal ve ekonomik etki bırakmakta başarısız oluyorlar. İlk önce, erkekleri ve kadınları farklı hiyerarşik üstünlük konumuna getiren yapının kendisiyle mücadele etmiyor, ve ikinci olarak da kadınlara ihtiyaçları doğrultusunda görüşlerini dile getirebilecekleri eylemliliği sağlamıyor.

Bu tarz organizasyonlar tarafından uygulanan programların, cinsiyete özgü sorunlarla mücadele etmesi gerektiğini öne sürüyorum. Diğer bir ifadeyle, insanların, erkekler ve kadınların, toplum tarafından oluşturulan rolleri üzerine görüşlerine karşı çıkmak için, cinsiyet kavramının üzerine gitmeliler. Bu organizasyonlar, insanların, özellikle kadınların, hayatlarında sağlam, sürdürülebilir ve organik sosyal değişim yaratmayı amaçlayan programlar aracılığıyla, toplumsal cinsiyeti yeniden inşa etmeye yardım etmeli. Örnek olarak, insanların algılarını değiştirmek için, cinsiyete dair kalıplaşmış yargılarına (stereotype) karşı çıkmak amaçlı tanıtım kampanyaları düzenleyebilirler. Buna ek olarak, toplumdaki cinsiyet üstünlüğüne karşı çıkmakta her iki cinsiyetin de katılım sağlaması eşit derecede önemli olduğundan, cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden programlar, planlarında hem erkekleri hem de kadınları içermelidir.

Dr. Nof Nasser Eddin, Direktör, Centre for Transnational Development and Collaboration (CTDC)

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Eddin Nof N. (Kasım, 2014),  “Anlaşmalı olarak Devredilmiş Erkeklik Özellikleri: Ürdün’deki Iraklı Mültecilerin Durumu”, Cilt III, Sayı 11, s.11-26, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (ResearchTurkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=7143&lang=tr)

Kaynakça

Bhachu, P. 1988. Apni Marzi Karthi. Home and Work: Sikh Women in Britain. In: Westwood, S. & Bhachu, P. (eds.) Enterprising Women: Ethnicity, Economy and Gender Relations. London: Routledge.

Budgeon, S. 2013. The Dynamics of Gender Hegemony: Femininities, Masculinities and Social Change. Sociology, Vol. 48(2) 317–334.

Chatelard, G. (2008) ‘Jordan’s Transient Iraqi Guests: Transnational Dynamics and National Agenda’. In Viewpoints, Special Edition on Iraq’s Refugee and IDP Crisis, July 2008.Washington: The Middle East Institute, Washington D.C.: 20-22.

Cheng, C. “Marginalized Masculinities and Hegemonic Masculinity: An Introduction.” The Journal of Men’s Studies. 1999. HighBeam Research. (June 17, 2014).

Connell, R. W. 2006. Masculinities. UK, Polity.

Cons, J. and Paprocki, K. of the Goldin Institute, “The Limits of Microcredit—A Bangladeshi Case”, Food First Backgrounder (Institute for Food and Development Policy), Winter 2008, volume 14, number 4.

Fafo reports 2007. Iraqis in Jordan Their Number and Characteristics. Oslo: Fafo.

Ghoussoub, M. S.-W., E., Ed. 2000. Imagined Masculinities: Male Identity and Culture in the Modern Middle East. London, Saqi Books.

Hartmann, H. I. 1981. The Family as the Locus of Gender, Class, and Political Struggle: The Example of Housework. Signs, 6, 366-394.

Joekes, S. P. 1987. Women in the World Economy: Oxford, Oxford University Press.

Johnson, J. and Repta, R. 2012. Sex and Gender: Beyond the Binaries. In: Oliffe, J. & Greaves, L. (eds.) Designing and Conducting Gender, Sex, and Health Research.UK: Sage Publications.

Kabeer, N. 2001 ‘Reflections of the Measurement of Women’s Empowerment’ in: Discussing Women’s Empowerment: Practice and Theory. Sida Studies 3. Stockholm: Swedish International Development Cooperation Agency.

Kandiyoti, D. 1988. Bargaining with Patriarchy. Gender and Society, 2, 274-290.

Malhotra, A. and Schuler, S. R. 2005. ‘Women’s Empowerment as Variable in International Development’ in: Narayan, D. Measuring Empowerment: Cross-Disciplinary Perspectives. Washington: The World Bank.

Muhanna, A. 2013. Agency and Gender in Gaza: Masculinity, Femininity and Family During the Second Intifada. Surrey: Ashgate.

Peteet, J. 1994. “Male Gender and Rituals of Resistance in the Palestinian ‘Intifada’: A Cultural Politics of Violence.” American Ethnologist 21(1): 31-49.

Phizacklea, A. 1988. Entrepreneurship, Ethnicity and Gender. In: Westwood, S. & Bhachu, P. (eds.) Enterprising Women: Ethnicity, Economy and Gender Relations. London: Routledge.

Sharabi, H. 1988. Neopatriarchy: A Theory of Distorted Change in Arab Society, Oxford, Oxford University Press.

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.