Doğal Gaz ve Kıbrıs Sorunu

Doğal Gaz ve Kıbrıs Sorunu

Özet

Kıbrıs açıklarında keşfedilen doğal gaz rezervleri, adada yıllardır süregelen çatışmaya barışçıl bir çözüm getirebilecek mi? Yoksa enerji Türk ve Kıbrıs Rum kesimlerini karşı karşıya getiren bir başka etken olarak karşımıza mı çıkacak? Öyle görünüyor ki, bazı beklentilerin aksine Kıbrıs’ın doğal kaynakları adadaki siyasi gerilimi yatıştırmaktan ziyade tırmandırdı. Afrodit sahasında doğal gaza ulaşılması ve komşu sahalarda devam eden arama çalışmaları, deniz sınırlarının belirlenmesi gibi sorunları canlandırmakla kalmayıp aynı zamanda gaz ihracat gelirlerinin iki toplum arasında nasıl bölüşüleceği konusunda da yeni tartışmalara yol açtı. Türk ve Rum kesimleri içine düştükleri bu açmazdan kurtulmak için gerekli motivasyondan yoksun görünmektedirler. Bu makale öncelikle Kıbrıs’taki doğal gaz kaynaklı çatışmaların bundan sonraki gelişimine dair iki olası senaryoya işaret etmektedir: 1) Tarafların aralarındaki tüm siyasi sorunların nihai çözümünü enerji işbirliğine önkoşul kabul edecekleri bir büyük uzlaşı (grand consensus) senaryosu, 2) Aktörlerin siyasi sorunların çözümünü beklemeksizin enerji alanında işbirliğini başlatacağı bir sınırlı anlaşma (limited bargaining) senaryosu. Burada temel varsayım enerji üzerinden kurulacak karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin siyasi çözüme zemin hazırlayacağıdır. İkinci senaryo prensipte daha olası görünmekle beraber bu senaryonun uygulanabilirliğini kısıtlayan bazı unsurlar söz konusudur. Bu unsurlar arasında, enerji işbirliğinin iç politikada aktörlere getireceği risk ve maliyetler, piyasa koşulları (yeni gaz rezervlerinin keşfi ve küresel enerji fiyatlarındaki düşüş), alternatif pazarların ve tedarikçilerin varlığı ve bölgesel jeopolitik dinamikler sayılabilir.

Giriş

Doğu Akdeniz’de doğal gazın varlığı kanıtlandığında bazı gözlemciler bunu bölgede, özellikle Kıbrıs’ta, barış ve refah adına bir umut parıltısı olarak görmüşlerdi (Bryza, 2013; Grigoriadis, 2014; Gürel and Le Cornu, 2014; International Crisis Group, 2012; Khadduri, 2012; Pericleous, 2012; Van Rompuy, 2012; Wilson, 2014). Enerjinin Kıbrıs’a barış getireceği önermesinin ardında yatan neden oldukça açıktır: Kıbrıs’ta doğal gazın keşfedilmesi ve keşfedilmeyi bekleyen başka rezervler olduğu beklentisi, Türk ve Kıbrıs Rum yönetimleri arasındaki anlaşmazlığın fırsat maliyetini yükseltmektedir ve adadaki “bölünmüşlüğün hafifletilmesi ya da tamamen sonlandırılmasına doğrudan dolar cinsinden bir değer” biçmektedir (Wilson, 2014: 105). Aktörlerin doğal kaynakların paraya çevrilmesinden elde edecekleri mutlak kazançlara  (absolute gains) değer verdikleri varsayımından hareket edersek, tarafların kârlarına engel olacak siyasi sorunları çözmek adına ekstra gayretli olacakları iddia edilebilir.

Ancak doğal kaynaklar, tarihin tekrar tekrar gösterdiği gibi, bir şans sayılabileceği kadar bir ‘lanet’ de olabilir. Enerjinin barış getireceğine dair yaygın beklentinin aksine, doğal gaz bugüne kadar Kıbrıs’ta mevcut sorunları daha da derinleştirdi ve çetrefilleştirdi.

Türk ve Rum kesimleri arasındaki enerji kaynaklı gerginlik, Cumhurbaşkanı Anastasiades’in Birleşmiş Milletler’in aracılık ettiği barış görüşmelerini 7 Ekim 2014 tarihinde tek taraflı olarak askıya almasıyla kritik bir aşamaya vardı. Görüşmelerin kesilmesinin resmi nedeni, Türkiye’nin Rumlar tarafından yönetilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Exclusive Economic Zone (Münhasır Ekonomik Bölge) (EEZ) ilan ettiği sularda –ki Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) bu duruma şiddetle karşı çıkmıştı– petrol ve doğal gaz aramasıydı. Barış görüşmelerinin kesilmesinin ardından Kıbrıs Ulusal Konseyi, Türkiye’ye karşı Türkiye’nin AB adaylığını engellemek de dahil olmak üzere bir dizi tedbir aldığını duyurdu. Kıbrıs Cumhuriyeti ardından konuyu Avrupa Konseyi’ne taşıdı. Konsey bunun üzerine Türkiye’yi “Kıbrıs’ın denizler üzerindeki egemenliğine ve Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölge’sine saygı göstermeye” çağırdı (European Council, 2014). Ankara ise katı duruşundan ödün vermedi. 30 Ekim’deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, Türkiye KKTC’yi ve onun egemenlik haklarını korumak için her tedbiri alacağını yineledi. 9 Kasım’da Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Bostanoğlu, Türkiye’nin Kıbrıslı ve İsrailli unsurların hareketlerini izlemeye devam ettiğini ve angajman kuralları çerçevesinde hareket edileceğini duyurdu.

Bu yazının kaleme alındığı Şubat 2015 itibariyle, Kıbrıs’ta görüşmelerin devam edip etmeyeceğine dair somut bir işaret yoktur.

Mevcut Çıkmaza Nasıl Girdik?

Doğu Akdeniz’in enerji haritası son beş yıl içinde önemli ölçüde değişti. İsrail açıklarındaki doğal gaz keşiflerinin (2009’da Tamar sahası ve 2010’da Leviathan sahası) ardından, Aralık 2011’de Kıbrıs açıklarında bir diğer derin deniz rezervi olduğu saptandı. Afrodit olarak anılan bu sahanın ilk tespitlerde 200 milyar metreküp doğal gaz barındırdığı iddia edildi ancak sonraki incelemelerde rezervin 140 milyar metreküp olduğu belirlendi. Beklentilerin altındaki rezerv büyüklüğüne rağmen, Kıbrıs yerel enerji tüketiminin az olması sebebiyle, mevcut gazın tamamı ihraç edilebilecektir.

Mısır ve Ürdün gibi bölge ülkeleri dışında, Doğu Akdeniz’den çıkan doğal gazın en önemli iki pazarı enerji ithalatlarını çeşitlendirme peşindeki Türkiye ve Avrupa Birliği’dir. Gazın nasıl ihraç edileceğine dair birçok alternatif değerlendirilmiş olsa da, taraflar hem siyasi hem de ticari olarak kabul edilebilir bir çözüme henüz ulaşamadılar. Masadaki seçeneklerden biri İsrail ve Kıbrıs’tan Yunanistan’a inşa edilecek bir boru hattıdır. Ancak söz konusu Doğu Akdeniz Gaz Boru Hattı, uzunluğu ve inşaat derinliği gibi maliyeti ciddi anlamda arttıran teknik güçlükler içermektedir.[1]  Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından özellikle desteklenen bir diğer seçenek ise Güney Kıbrıs’taki Vasilikos’a sıvılaştırılmış doğal gaz santralı inşa etmektir. Vasilikos santralinin yaklaşık 10 milyar dolara mal olması beklenmektedir; ancak Afrodit bölgesinden çıkan gaz, bu maliyeti karşılamak için yetersizdir. Önümüzdeki iki yıl içinde ek rezervlerin keşfedilmemesi durumunda Kıbrıs için tek seçenek İsrail’den gaz ithal etmek olacaktır.[2]  Doğu Akdeniz Gaz Boru Hattı’nın ve Vasilikos santralinin maliyetleri dikkate alındığında, konunun uzmanları Leviathan ve Afrodit sahalarından çıkarılan gazın ihracatının İsrail’den Türkiye’ye Kıbrıs üzerinden bir doğal gaz boru hattıyla taşınmasının en ideal çözüm olduğu konusunda hemfikirdirler. Bu seçenek yaklaşık 2,5 milyar dolarlık maliyetiyle alternatiflerinden çok daha hesaplı görünmektedir (Bryza, 2013: 39). Türkiye’ye kurulacak boru hattı aynı zamanda İsrail ve Kıbrıs’a, hem Türkiye hem Avrupa pazarına erişim sağlayacaktır. Gaz Türkiye’nin güneyinde bulunan Ceyhan’a ulaştığında, Türkiye pazarına dağıtılmak üzere ülkenin gelişmiş boru hattı şebekesine gireceği gibi, aynı zamanda planlanan Trans-Anatolian Pipeline (Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı) (TANAP) ve Trans-Adriatic Pipeline (Trans-Adriyatik Boru Hattı) (TAP) ile Türkiye üzerinden Avrupa’ya yeniden ihraç (re-export) edebilecektir.

Masadaki ihracat seçenekleri dikkate alındığında Kıbrıs gazının, KKTC, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye de dahil olmak üzere, tüm paydaşlara fayda vadettiği ortadadır. Kıbrıs Rum ve Türk kesimleri, adaya ait gazın ihracatından önemli gelir elde edeceklerdir. Türkiye ise sadece doğal gaz ithalatını çeşitlendirmekle kalmayıp aynı zamanda Avrupa’ya uzanan Doğu Akdeniz Doğal Gaz Koridorunun da bir unsuru olma şansını elde edebilecektir. Bu durum da Ankara’nın AB’nin enerji güvenliği açısından Türkiye’nin kritik bir önemde olduğu iddiasını güçlendirecektir. Enerji ortaklığının taraflara sağlaması olası tüm bu faydalara rağmen, doğal gaz taraflar arasında ağırlıklı olarak bir siyasi çatışma unsuru olarak karşımıza çıkmıştır.

Türkiye/KKTC ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki başlıca görüş ayrılıklarından biri, deniz sınırları ve münhasır ekonomik bölgelerin belirlenmesi konusudur. Kıbrıs Cumhuriyeti, petrol ve gaz arayışına hazırlık amacıyla Mısır (2003) ve Lübnan (2007) ile münhasır ekonomik bölge sınırlandırmaları antlaşması imzaladı ve ardından Şubat 2007’de, 13 sondaj sahasını belirleyen bir yasayı kabul etti. Türkiye ve KKTC deniz yetki alanlarının karşılıklı olarak ilgili taraflarca belirlenmesi gerektiğini öne sürerek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu tutumuna şiddetle karşı çıktı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin İsrail ile 2010’da kritik bir münhasır ekonomik bölge antlaşması imzalamasına, KKTC Eylül 2011’de TPAO’ya Kıbrıs sularında sondaj yapma lisansı tanıyarak karşılık verdi. Üstelik Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’ya (TPAO) yetki verilen bu alanlardan bazıları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hak iddia ettiği bloklarla çakışmaktaydı. Buna ek olarak Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin açtığı ihalelere katılan enerji şirketlerini kara listeye almakla tehdit etti; ancak bu taktik, 2013 yılında İtalya’nın Ente Nazionale Idrocarburi (İtalya Enerji Şirketi) (ENI) ve Güney Kore’nin Korean Gas Corporation (Kore Gaz Birliği) (KOGAS) şirketlerinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nden yeni lisanslar elde etmesine engel olamadı.

Türkiye/KKTC ve Kıbrıs Cumhuriyeti ihracat gelirlerinin Türk ve Kıbrıs Rum kesimleri arasında nasıl bölüşüleceği konusunda da karşı karşıya geldiler. Uluslararası toplumun adadaki tek otorite olarak tanıdığı Kıbrıs Rum yönetimi doğal kaynaklar üzerinde egemenliğin kendilerinde olduğunu iddia etmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti adanın doğal kaynaklarının iki topluma da ait olduğunu reddetmemekte, ancak gelirlerin Kıbrıs Türk kesimiyle ancak birleşik federal Kıbrıs çerçevesinde paylaşılabileceğini öne sürmektedir. Buna karşılık, Türkiye ve KKTC, Rum kesiminin adayı tek başına temsil etme iddiasının 1960 Anlaşma ve Anayasası’na aykırı olduğunu iddia etmektedir (Gürel ve Le Cornu, 2014: 18). Buna dayanarak Türkiye ve KKTC, Rum kesiminin adanın doğal kaynaklarını kapsamlı siyasi anlaşmaya varılmadan geliştirmesine karşı çıkmaktadır.

Büyük Uzlaşıdan Sınırlı Anlaşmaya

Kıbrıs’taki açmazın birincil sebebi, hem Türkiye/KKTC’nin hem de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin adanın doğal kaynaklarının meşru bir şekilde değerlendirilebilmesi için taraflar arasındaki tüm siyasi ve hukuki anlaşmazlıkların çözümünü bir önkoşul olarak görmekte ısrar etmeleridir. Her iki tarafın da beklentisi öncelikle karşı tarafın tavizde bulunacağıdır. Bu varsayımın ardında yatan da hem Türk hem Rum kesimine hakim olan “karşı tarafın çözüm kendilerinden daha çok ihtiyaç duyduğu” düşüncesidir (Gürel ve Mullen, 2014). Türkiye/KKTC, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden hareketle, Rum kesiminin doğal gaz gelirine acilen ihtiyacı olduğunu varsaymaktadır. Aynı zamanda en hesaplı ihracat yolunun Türkiye’den geçiyor olması, Ankara’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kaçınılmaz olarak işbirliğini tercih edeceği beklentisini güçlendirmektedir. Benzer şekilde, Rum yönetimi de Türk kesiminin, enerji gelirinden pay almak için siyasi taleplerden ödün vermesinin kaçınılmaz olacağını hesaplamaktadır. Kıbrıs Cumhuriyeti, aynı zamanda, Türkiye’nin agresif duruşunun bir sınırı olduğunun da farkındadır. AB süreci, Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında açık bir askeri çatışmayı neredeyse imkânsız kılmaktadır. Bu stratejik hesaplar her iki tarafın işbirliği yapma eğilimlerini zayıflatarak sorunu kilitlemiştir.

Peki, bu kilidi kırmanın bir yolu var mı? Sorunun kısa yanıtı şartlı bir ‘evet’tir. Taraflar siyasi sorunların çözümünü enerji işbirliğinin tesisinin bir önkoşulu olarak görmekten en azından geçici olarak vazgeçerlerse, mevcut durumdan çıkmak mümkün olabilir.

Siyasi anlaşmazlıkların yoğun olduğu bir bölgede ortak doğal kaynakların nasıl geliştirilebileceği konusunda iki teorik yaklaşımdan söz edilebilir: büyük uzlaşı (grand consensus) ve sınırlı anlaşma (limited bargaining) senaryoları.[3]  Birinci yaklaşım, doğal kaynakların geliştirilmesinden önce tarafların bütün siyasi sorunlarını çözmüş olmaları gerektiği prensibine dayanmaktadır (O’Sullivan, 2012). Bu senaryo, siyasi istikrarın ekonomik işbirliği için bir gereklilik olduğu önermesinden hareket eder. Buna göre, siyasi istikrarsızlık ortamında, devasa enerji projelerine gerekli yatırımı çekmek ya da enerji altyapılarının güvenliğini sağlamak güç olacaktır. Dolayısıyla tarafların öncelikle hukuki ve siyasi anlaşmazlıklarını gidermeleri gerekmektedir. Enerji işbirliği ancak bu koşullar sağlandıktan sonra mümkün olacaktır.

Kıbrıs’ta bugüne kadar izlenen ve başarısız olan senaryo aslen budur. Kıbrıs Cumhuriyeti, doğal gaz gelirinin ancak ileride kurulacak bir federal yapı içinde, bir başka deyişle kapsamlı bir siyasi uzlaşıya erişilmesinin ardından, Türk kesimi ile paylaşılabileceği konusunda ısrarcıdır. Rum kesiminin görüşleriyle birebir örtüşmese de, Türkiye ve KKTC tarafı da bir bakıma kaynakların değerlendirilmesinden önce kapsamlı biri siyasi uzlaşıya varılması gerektiğini savunmaktadır. Böyle bir uzlaşının kısa vadede olası görünmediği Kıbrıs’ta, bu senaryo taraflar arasında bir “halat çekme yarışına” dönüşmüştür. Kıbrıs Cumhuriyeti doğal kaynakları tek taraflı geliştirme yoluna giderek gelirlerin paylaşımı konusunu siyasi çözüme endekslerken, Türk tarafı diplomatik baskı ve askeri güç tehdidiyle tansiyonu yüksek tutarak, Rum kesimini daha elverişli koşullarda bir çözüme zorlamaya çalışmaktadır.

Mevcut açmaza alternatif teşkil edebilecek bir senaryo, çatışan tarafların karmaşık siyasi ve hukuki sorunların çözümü için dayatmak yerine ortak doğal kaynakları geliştirme amacıyla sınırlı bir pazarlığa girişmeleri ve anlaşma yapmaları olabilir. O’Sullivan’ın da belirttiği gibi, bu senaryoda taraflar “anlaşamadıkları üzerinde uzlaşırlar” (O’Sullivan, 2012). Bu anlaşma, tarafların hukuki taleplerinden ya da siyasi beklentilerinden ilelebet vazgeçecekleri anlamına gelmez. Bu sorunlar geçici olarak dondurularak, sınırları iyi çizilmiş ve hedefe yönelik bir işbirliği için bir düzenleyici çerçeve inşa edilebilir. Söz konusu işbirliği çerçevesinin doğal gaz arama, geliştirme ve ihracatının hangi koşullar altında ve nasıl gerçekleşeceğine ve gelirin nasıl dağıtılacağına dair ana prensipleri ve teminatları içermesi esastır. Sınırlı anlaşma senaryosunda, siyasi meselelerin nihai çözümü, ekonomik işbirliğinin karşılıklı getirileri somutlaşana ve taraflar için vazgeçilmez olana kadar ertelenecektir.

Tarafların enerji işbirliğinin tesisine öncelik vermelerini öngören bu senaryo ilk bakışta Kıbrıs gibi siyasi ayrılıkların köklü ve derin olduğu bir vaka için imkânsız görünebilir. Ancak siyasi çatışma ortamında kurulmuş başarılı enerji işbirliğinin çarpıcı tarihsel örnekleri mevcuttur. Örneğin, 1979 yılında Tayland ve Malezya, deniz sınırları ile ilgili sorunlarını erteleyerek, Tayland Körfezi’ndeki doğal kaynaklardan ortaklaşa yararlanma hususunda anlaşmaya varmışlardır (O’Sullivan, 2012;Thao, 1999). 1970’lerde, Almanya ve Sovyetler Birliği, ihtilaflı sınırları da içeren bir dizi anlaşmazlığa rağmen uzun yıllar sürecek bir doğal gaz ortaklığı oluşturmuşlardır (Stern, 2005). Kıbrıs’ta dahi, kısıtlı da olsa enerji işbirliği kurulabileceğinin işaretleri vardır. Örneğin, 2011’de Güney Kıbrıs’ın elektrik ihtiyacının yarısını karşılayan Vasilikos enerji istasyonundaki yangının ardından, Kuzey Kıbrıs tarafı kendisini resmen tanımayan güneye elektrik sağlamıştır (Çalık, 2014).

İç Siyaset, Küresel Piyasalar ve Bölgesel Jeopolitik

Her ne kadar çatışan tarafların kapsamlı bir uzlaşının ortaya çıkmasını beklemeden, sınırlı ve şartlı bir anlaşmaya varmaları daha tercih edilir görünse de bu senaryonun uygulanabilirliğini doğrudan etkileyen bazı unsurları dikkate almak gerekir. İlk olarak, sınırlı anlaşma senaryosu en azından asgari seviyede karşılıklı güven gerektirecektir. Kasım 2014’te barış görüşmelerinin çökmesinden bu yana Kıbrıs’ta yapıcı bir diyalog için gerekli şartların var olduğu şüphelidir. İki tarafın da sınırlı anlaşmaya giden yolda güven arttırıcı adımlar atması şarttır. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Aralık 2014’teki Yunanistan ziyareti bu konuda cesur bir adım olsa da o tarihten bu yana somut bir ilerleme kat edilmemiş olması, anlaşma yolunda daha fazla siyasi sermaye sarf edilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Bu bağlamda en önemli engel, her iki kampta da köklü siyasi ayrışmaları –geçici de olsa– bir kenara bırakmanın doğuracağı riski göze almaya istekli olmayan aktörler olacaktır. Örneğin mevcut seçim ortamı içinde Türkiye’deki karar alıcılar Kıbrıs konusunda risk almaktan ve taviz verir görünmekten kaçınacaklardır. Aynı şekilde kimi Rum siyasetçiler için Türkiye ile kurulacak bir enerji ortaklığının siyasi maliyeti işbirliğinden doğacak ekonomik getirileri gölgede bırakabilir.

İkinci olarak, Kıbrıs’ta yeni doğal gaz rezervlerinin keşfedilmesi –ki Afrodit’e komşu bloklarda arama faaliyetleri sürmektediriki tarafın stratejik hesaplarını karmaşıklaştıracaktır.  Eğer Kıbrıs’ın Türkiye’ye satabileceği gaz miktarı tahmin edilenden fazla olursa, bu durum Ankara’yı işbirliğine yaklaştıracaktır. Bu durum da kısmi anlaşma senaryosunun uygulanabilirliğini kuvvetlendiren bir unsur olacaktır. Aynı zamanda, daha zengin doğal gaz rezervlerinin varlığının ispatlanması halinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin pazarlık gücü de artacaktır. Bu durumda Rum kesimi, Türkiye’nin işbirliğine ihtiyaç duymaksızın daha maliyetli ihraç seçeneklerine yönelebilir ki bu da Lefkoşa’nın siyasi önkoşullar üzerindeki ısrarını tekrar ön plana çıkaracaktır.

Üçüncü olarak, alternatif pazarlar ve tedarikçilerin ağırlık kazanması hem Türkiye’nin hem de Kıbrıs’ın hesaplarına etki edecektir. Örneğin, Ankara geçtiğimiz Aralık ayında Moskova ile yaklaşık 13 milyar metreküplük bir kısmı Türkiye’nin iç tüketimine ayrılacak toplam 63 milyar metreküplük ‘Türk Akımı’ boru hattının inşası için anlaşmaya vardı. Yine Türk Akımı pazarlıklarının bir parçası olarak Ankara Gazprom’dan doğal gaz fiyatlarında indirim talep etti. Daha fazla Rus gazının, üstelik daha düşük maliyetlerde elde edilebilir olması durumunda Doğu Akdeniz gazının Türkiye için çekiciliği azalabilir –ancak bu durumda bile Türkiye gazın naklinde rol almak isteyecektir. Kıbrıs Rum Kesimi de alternatif alıcılar arayışı içindedir. Bu kapsamda Kıbrıs Cumhuriyeti 16 Şubat 2015 tarihinde Mısır hükümeti ile bir anlaşma imzaladı. Mısır sadece artan gaz tüketimi ile Kıbrıs için bir önemli bir pazar teşkil etmekle kalmıyor aynı zamanda atıl durumdaki sıvılaştırılmış doğal gaz tesisleriyle Kıbrıs gazının ihracı için de önemli bir alternatif sunuyor.

Dördüncü olarak, küresel enerji pazarlarındaki yapısal ve dönemsel değişimlerin bölgedeki enerji dinamiklerine etkileri dikkate alınmalıdır. Düşük seyreden petrol fiyatları, Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattı ve Vasilikos tesisi gibi yüksek maliyetli enerji projelerinin göreceli maliyetini arttıracaktır. Bu durumda, Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye boru hattı seçeneğini yeniden gözden geçirmeyi seçebilir. Ucuz petrol küresel enerji pazarlarının yakın gelecekte kalıcı bir unsuru olursa, Doğu Akdeniz gaz rezervlerinin çekiciliği üreticiler ve olası alıcılar açısından tümüyle kaybolabilir.

Son olarak, Doğu Akdeniz’in jeopolitik dinamikleri, Kıbrıs sorununa yönelik yaklaşımları doğrudan şekillendirecektir. Bir yandan, yeni bölgesel ittifaklar kurulmaktadır. Çokça tartışılan İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs yakınlaşması bunlardan biridir ve bu yakınlaşmada enerjinin birleştirici bir rol oynadığı ortadadır. Türkiye’nin bölgesel güç dengelerindeki ve ittifaklardaki bu değişimi nasıl algılayacağı ve bunlara nasıl tepki vereceği, Ankara’nın enerji politikasını da şekillendirecektir. Diğer yandan da, bölge dışı büyük güçlerin tercihleri ve stratejileri Kıbrıs sorununun çözümünde belirleyici olacaktır. Rusya, Doğu Akdeniz’deki askeri ve ekonomik olarak gittikçe artan görünürlüğü[4] ve Kıbrıs Rum kesiminin enerji konusundaki egemenliğini savunan tutumu ile önemli bir aktördür. Hem bölgedeki enerji projelerine hem de Kıbrıs barış görüşmelerine dahil olan ABD ise, hem Türkiye’ye hem de Kıbrıs’a etki ederek işbirliği olasılığını güçlendirebilecektir. Doğu Akdeniz’de en fazla çıkarı bulunan ancak şu ana kadar en etkisiz aktör olan Avrupa Birliği’nin ise daha aktif bir arabuluculuk rolü oynaması şu an için pek olası görünmemektedir.

Sonuç

Çatışma ve istikrarsızlıkla geçen bunca yıldan sonra, Kıbrıs halklarının barış ve refahı hak ettiği açıktır. 2004’te Annan planının başarısızlığının ardından durağanlaşan barış süreci, doğal kaynakların keşfedilmesi ile birlikte yeniden hareketlenmişti. Doğal gaz barış için itici bir güç olabilirdi. Ancak geride bıraktığımız birkaç yıl enerji faktörünün köklü ve derin siyasi çatışmaları bir anda sonlandırmasının hiç de kolay olmadığını ortaya koydu. En iyimser gözlemciler bile şu anda enerji kaynaklarının Kıbrıs’a çözümden çok, daha fazla çatışma getirdiği konusunda hemfikirlerdir.

Ancak barışa dair tüm umudu yitirmek için henüz erken. Kapsamlı siyasi uzlaşının enerji işbirliği konusunda önkoşul olarak dayatılması, barış görüşmelerinin çökmesine neden olsa da, daha az iddialı fakat bir o kadar uygulanabilir bir sınırlı pazarlık ve anlaşma stratejisi izlenerek barış süreci yeniden canlandırılabilir. Eğer Türk ve Rum kesimleri, sınırlı ve hedefe yönelik bir enerji işbirliği oluşturmak amacıyla ve geçici olarak siyasi ve hukuki tartışmalarını bir kenara bırakabilirlerse, ortaya çıkacak karşılıklı bağımlılığın orta vadede nihai siyasi çözüme de zemin hazırlaması mümkün olabilir.

Sınırlı anlaşma stratejisinin başarısı, karşılıklı güvenin inşası ve tarafların iç politikada risk alma kapasitelerine doğrudan bağlıdır. Buna ek olarak, yeni enerji rezervlerinin keşfedilmesi ve küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, alternatif alıcı ve tedarikçilerin gündeme gelmesi sürecin devamını doğrudan etkileyecektir. Son olarak, ortaya çıkan bölgesel ittifaklar ve bölge-dışı güçlerin stratejileri gibi jeopolitik faktörler, Kıbrıs’ta barış sürecinin kaderini çizecektir.

Dr. Tolga Demiryol, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Demiryol, T. (Mart, 2015), “Doğal Gaz ve Kıbrıs Sorunu”, Cilt IV, Sayı 3, s.79-91, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=8412&lang=tr)

Kaynakça

Bryza MJ (2013) Eastern Mediterranean Natural Gas: Potential for Historic Breakthroughs among Israel, Turkey and Cyprus (Doğu Avrupa Doğal Gazı: İsrail, Türkiye ve Kıbrıs arasında Tarihsel Atılımlar için Potensiyel). Turkish Policy Quarterly, 12(3), 35-44.

Çalık A (2014) The energy boom in Cyprus: pipeline to peace? (Kıbrıs’ta enerji patlaması: barışa giden yol?) openDemocracy. [Erişim Tarihi 15 Ekim 2014], Şuradan ulaşılabilir:

https://www.opendemocracy.net/opensecurity/aydin-%C3%A7al%C4%B1k/energy-boom-in-cyprus-pipeline-to-peace

Eissler ER and Arasıl G (2014) Maritime Boundary Delimitation in the Eastern Mediterranean (Doğu Akdeniz’de Denizcilik Sınırlarının Sınırlandırılması). The RUSI Journal, 159(2), 74-80.

European Council (2014) European Council (Avrupa Konseyi) (23 ve 24 Ekim 2014) Conclusions (Sonuçlar). European Council. [Erişim tarihi 25 Ekim 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/en/ec/145397.pdf

Grigoriadis IN (2014) Energy Discoveries in the Eastern Mediterranean: Conflict or Cooperation? (Doğu Akdeniz’de Enerji Keşifleri: Çatışma mı yoksa İşbirliği mi?) Middle East Policy, 21(3), 124-133.

Gürel A and Le Cornu L (2014) Can Gas Catalyse Peace in the Eastern Mediterranean? (Enerji Doğu Akdeniz’de Barışı Tetikleyebilir mi?) The International Spectator, 49(2), 11-33.

Gürel A and Mullen F (2014) Eastern Mediterranean gas: A new diplomatic opportunity? (Doğu Akdeniz Enerjisi: Yeni Diplomatik Fırsat mı?)  [Erişim Tarihi 15 Ekim 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2014/04/eastern-mediterranean-gas-new-d-201441073115698731.html

International Crisis Group (2012), ‘Aphrodite’s Gift: Can Cypriot Gas Power a New Dialogue?’ (Afrodit’in Hediyesi: Kıbrıs Enerjisi Yeni bir Diyaloğu Tetikler mi?) (Europe Report no 216), [Erişim Tarihi 14 Ekim 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.crisisgroup.org/~/media/Files/europe/turkey-cyprus/cyprus/216-aphrodites-gift-can-cypriot-gas-power-a-new-dialogue.pdf

Khadduri W (2012) East Mediterranean Gas: Opportunities and Challenges (Doğu Akdeniz Enerjisi: Fırsatlar ve Zorluklar). Mediterranean Politics, 17(1), 111-117.

Oğurlu E (2012) Rising Tensions in the Eastern Mediterranean: Implications for Turkish Foreign Policy (Doğu Akdeniz’de Artan Gerilimler ve Türk Dış Politikasına Etkileri). Istituto affari internazionali. [Erişim Tarihi 10 Eylül 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://mercury.ethz.ch/serviceengine/Files/ISN/141637/ipublicationdocument_singledocument/a4f2eacb-86ee-49ba-b096-445f5dfbf1c4/en/iaiwp1204.pdf

O’Sullivan ML (2012) Israel’s Undersea Gas Bonanza May Spur Mideastern Strife (İsrail’in Su altı Enerji Bonanza Orta Doğu’daki Anlaşmazlığı Teşvik Edebilir). Bloomberg, [Erişim Tarihi 10 Eylül 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.bloomberg.com/news/2012-05-21/israel-s-undersea-gas-bonanza-may-spur-mideastern-strife.html

Pericleous C (2012) Cyprus: A Last Window of Opportunity? (Kıbrıs: Fırsatta son Pencere mi?) Insight Turkey, 14(1). [Erişim Tarihi 21 Eylül 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://file.insightturkey.com/Files/Pdf/insight_turkey_vol_14_1_2012_pericleous.pdf

Pfluger F (2013) Eastern Mediterranean Gas-Plea for a peace pipeline! (Doğu Akdeniz Enerjisi-Barış Yolu için Bir Rica!) EnergyPost.eu. [Erişim Tarihi 15 Ağustos 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.energypost.eu/eastern-mediterranean-gas-plea-peace-pipeline/

Stern J (2005) Gas pipeline co-operation between political adversaries: examples from Europe (Siyasi hasımlar arasında gaz boru hattı birliği). Chatham House. [Erişim Tarihi 31 Ekim 2014], Şuradan ulaşılabilir: http://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/public/Research/Energy,%20Environment%20and%20Development/jsjan05.pdf

Stocker J (2012) No EEZ Solution: The Politics of Oil and Gas in the Eastern Mediterranean (Münhasır Ekonomik Bölge Çözümü Yok: Doğu Akdeniz’de Enerji ve Gaz Siyaseti). The Middle East Journal, 66(4), 579-597.

Tagliapietra S (2013) Towards a New Eastern Mediterranean Energy Corridor? Natural Gas Developments Between Market Opportunities and Geopolitical Risks (Yeni Doğu Akdeniz Enerji Koridoruna Doğru mu?  Piyasa Fırsatları ve Jeopolitik Riskler arasındaki Doğal Gaz Gelişmeleri). Fondazione Eni Enrico Mattei Working Papers. [Erişim Tarihi 22 Ağustos 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.feem.it/getpage.aspx?id=5321&sez=Publications&padre=73

Thao NH (1999) Joint Development in the Gulf of Thailand (Tayland Körfez’inde Ortak Kalkınma) IBRU Boundary and Security Bulletin, 79-88.

UPI (2011) Erdogan eyes blocking East Med gas boom (Erdoğan Doğu Akdeniz gaz yükselişini engelliyor). UPI, 14th September. [Erişim Tarihi 29 Ekim 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://www.upi.com/Business_News/Energy-Resources/2011/09/14/Erdogan-eyes-blocking-East-Med-gas-boom/UPI-43831316020734/

Van Rompuy H (2012) Speech by President of the European Council Herman van Rompuy to the Parliament of Cyprus (Avrupa Konseyi Başkanı Herman van Rompuy’un Kıbrıs Parlamentosuna Konuşması). European Council. [Erişim Tarihi 15 Ekim 2014], Şuradan ulaşılabilir:

http://europa.eu/rapid/press-release_PRES-12-225_en.htm?locale=en

Wilson R (2014) Turks, Cypriots, and the Cyprus Problem: Hopes and Complications (Türkler, Kıbrıslılar ve Kıbrıs Problemi: Umutlar ve Zorluklar). Mediterranean Quarterly, 25(1), 105-110.

Sonnotlar

[1]Bir değerlendirmeye göre İsrail-Kıbrıs-Girit-Yunanistan boru hattının maliyeti yaklaşık 20 milyar Amerikan dolarıdır (Tagliapietra, 2013:21).

[2]Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail hükümetinin Leviathan’daki gazın bir kısmını Vasilikos’a yönlendirmesini talep etti. İsrail hükumeti ise Kıbrıs için gaz ayırmaya, yatırımlarını garantileyecek Türkiye gibi büyük bir ihracat seçeneği olmadığı sürece yanaşmıyor. Yakın dönemde çıkan bazı haberlere göre, Kıbrıs Doğal Gaz Şirketi (DEFA) Leviathan’dan gaz alma önerisini yenilememe kararı aldı.

[3]Benzer yaklaşımlar için Çalık (2014), O’Sullivan (2012) ve Pflüger (2013).

[4]Bu yazının yayına hazırlanması aşamasında, Rusya, Kıbrıs ile Rus donanmasına Kıbrıs limanlarına erişim hakkı tanıyan bir işbirliği anlaşması imzaladı.

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.