Reem Doukmak ile Röportaj: Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler

 

Reem Doukmak ile Röportaj: Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler

Suriye İç Savaşı başladığından beri, yaklaşık iki buçuk milyon Suriyeli şiddetten kaçmak için ülkelerinden ayrıldılar ve Ürdün, Lübnan, Türkiye, Irak gibi komşu ülkelere ve Irak Kürdistan bölgesine sığındılar. Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey) olarak, Reem Doukmak ile Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin genel durumu, özellikle Kilis kampındaki Suriyeli mülteciler üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Röportajda, Doukmak kamptaki mülteciler ile kamp dışında hayatını sürdürmeye çalışan mülteciler arasındaki farklılıkları gözler önüne sererek farklı mülteci grupların deneyimlerini bize aktardı.

Reem Doukmak, Warwick Üniversitesi Uygulamalı Dilbilim Merkezi’nde doktorasının ikinci yılında olan bir öğrencidir. Doktora araştırması sınıf içi etkileşim ve mülteci öğrencilerle çalışan öğretmenlerin gelişimi üzerinedir. Bu bağlamda, Doukmak son iki yıldır Türkiye’deki Suriyeli mülteciler üzerine çalışmaktadır.

Röportajın Özeti

“Daha Suriye’deyken doktora çalışmama devam etme fikrim vardı; fakat mülteciler planım dahilinde yer almıyordu. Mülteciler üzerine çalışmam ciddi olarak 2012-2013 yıllarına dayanıyor”.

“Örneğin, Şam’da genç biri olmak… Tüm kontrol noktalarından bir bir geçmek zorundasınız. Tutuklanmayı kesinlikle istemiyorsunuz çünkü biliyoruz ki biri hapse düşerse, ondan bir daha haber alamayabiliriz…”

“Kamptaki mültecilere gelince, bu insanların İngilizce öğrenme ihtiyaçlarının ardında yatan nedenleri bulmak istedim… Okul işleyişi aynen Suriye’deki haliyle ithal edilmiş durumda, bu nedenle,  temel olarak aynı müfredatı öğreniyorlar.”

“Kilis ‘mükemmel kamplardan’ biri olarak görülüyor. Ben de oranın tarif edildiği kadar mükemmel olup olmadığını görmek istedim. Daha az ayrıcalıklı ve bir çadır kampı olan başka bir kampa gittim; Kilis bir konteynır kampı olduğu için farklıydı.”

“Bu coğrafi bir sebebe dayanıyor. Suriye’nin kuzeyinde yaşayan insanlar için Suriye’nin merkezinden geçip ülkenin farklı bölgelerine gitme imkanı olmuyor; çünkü rejim halihazırda orada ve bu risk anlamına geliyor. Ayrıca, bazı insanların zaten aileleri Türkiye’de yaşıyor.”

“Türkiye, bugün insanların gelip buluştuğu bir merkez gibi. Örneğin, annemi görmek istiyorum, fakat eve gitmek oldukça zor çünkü tehlikeli. Buraya tekrar geri dönemeyebilirim; bu yüzden çözüm Türkiye’de bir araya gelmek. Birçok insanın yaptığı da bu.”

“Yerinden edilmiş Suriyelilere güvenli bir alan; hem acil ihtiyaçlarını hem de barınma, eğitim, ve profesyonel eğitim gibi uzun dönem ihtiyaçlarını karşılayacak görevliler cömertçe sağlandı.”

“Kamp dışındaki insanlar açısından temel sorun, kiralık evlerin iyi durumda olmaması ve bunun yanında kiralarının da çok yüksek olması. Tüm aile üyelerinin kirayı ödeyebilmek için çalışmak zorunda olduğu bir evde bulundum. 12-15 yaşındaki çocuklar da dahil olmak üzere tüm aile üyeleri çalışmak zorundaydı …”

“Pasaportu olan mülteciler yasal olarak sınırdan geçebiliyor ya da kaçakçılar vasıtasıyla Türkiye’ye geçiş yapabiliyor. Her iki durumda da, sınırı geçenler, izin çıkması halinde kampa katılma şansına sahip olabiliyor ya da farklı şehirlere geçebiliyorlar.”

“Medya, durum hakkında net ve güncel bilgi sağlamada yetersiz kalıyor. Seçici davranıyor. Kamplara veya diğer alanlara gelip mültecilerle röportaj yapabilirlerdi, geri dönmeyebilirlerdi ya da sivil toplum kuruluşlarıyla ve yardım kuruluşlarıyla sorunun çözümü için bağlantıda olabilirlerdi. Medya hiçbir etkiye sahip değil, fakat aksine mülteciler seslerini duyurmak için oldukça yüksek beklenti içindeler. Yine de, medyanın da takip etmek durumunda olduğu bir programı var.”

“Türk hükümeti Suriyelilere ülke sınırları içinde çalışabileceklerini sağlayacak bir ‘statü’ vermeyi değerlendirmesine rağmen, bu onların adımlarını kısıtlayabilir. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra Türkiye toprakları üzerindeki tüm Suriyelileri kapsayacağı beklenen yeni kimliklerine sahip olan hiçbir Suriyeli, Avrupa ülkelerinden birine sığınmacı olarak girme hakkını arayamayacak.”

Röportajın Tam Metni

Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz Reem? İngiltere’ye ne zaman geldiniz ve sizi bu konuyu çalışma iten ne oldu?

Suriye’de olduğum zamana geri dönmek istiyorum… O zamanlar hala bir çıkış yolu arıyordum. 2013’ün başlarından bahsediyorum; çünkü Warwick’ten bir teklif almıştım, buraya gelmek istiyordum fakat bu yeterli değildi. Buraya gelmek için, kaynağınızı güvence altına almanız gerekiyor ve ben şanslıydım ki Londra’daki Riskteki Akademisyenler Konseyi (Council for at-Risks Academics – CARA) ile iletişime geçtim. Bu konsey vasıtasıyla, finansal kaynağımı güvence altına almış oldum. Warwick Üniversitesi’ndeki  ücretlerden muaf olmamı sağladılar ve bir yıllık da finansal yardımda bulundular. Ben de sonunda kendimi İngiltere’de buldum. Yine de bu zorlu bir süreçti; çünkü Suriye’deyken vize işlemlerini halletmek oldukça zor oluyor. Vize alabilmek için başka bir ülkeye gitmek zorundasınız ve yollar hiç de güvenli değil. Giderseniz ne olacağı hakkında hiçbir zaman emin olamıyorsunuz. Suriyeliler için herhangi bir ülkeden vize almanın zor olduğunu biliyorum; fakat Warwick Üniversitesi ve CARA’nın yardımları sayesinde Lübnan’dan vizemi alabildim. Daha Suriye’deyken doktora çalışmama devam etme fikrim vardı; fakat mülteciler planım dahilinde yer almıyordu. Mülteciler üzerine çalışmam ciddi olarak 2012-2013 yıllarına dayanıyor. Suriye’de bir şeyler değişiyordu; fakat insanlar iyimserlerdi ve bir şey olacağına inanıyorlardı. Bilirsiniz, onlar için sanki Amerika bir hava saldırısı gerçekleştirecek ve her şey sona erecekti; fakat hiçbir şey olmadı. Daha sonra, buraya geldiğimde, mültecilerin üzerinde derhal çalışılması gereken acil bir konu olduğunu anladım.

“Daha Suriye’deyken doktora çalışmama devam etme fikrim vardı; fakat mülteciler planım dahilinde yer almıyordu. Mülteciler üzerine çalışmam ciddi olarak 2012-2013 yıllarına dayanıyor”.

Neden Türkiye üzerinde odaklanmayı seçtiniz?

Orada yaşayan bir ailem ve orasıyla bağlantılarım vardı. Suriye’deki durum yüzünden göç ettiler. Erkek kardeşlerim, örneğin, tehlikedeydiler. Örneğin, Şam’da genç biri olmak… Tüm kontrol noktalarından bir bir geçmek zorundasınız. Tutuklanmayı kesinlikle istemiyorsunuz çünkü biliyoruz ki biri hapse düşerse, ondan bir daha haber alamayabiliriz. Bağlantılarımın olduğu bir yere gitmeyi daha kolay olduğunu düşündüm. Lübnan ve diğer ülkeleri düşünürsek, yollarını Türkiye’ye yönlendirmiş oldukça fazla insan var ve bu önemli bir konu olabilirdi. Türkiye’nin oldukça iyi bir başlangıç noktası olabileceğini düşündüm.

Türkiye’deki Suriyeli mültecilere ne açıdan yaklaşıyorsunuz?

Diller arası etkileşim, öğretmen ile öğrenci arasındaki söylem ve bunun öğrencilerin yabancı bir dili öğrenmelerine etkisi üzerine çalışıyorum. Kamptaki mültecilere gelince, bu insanların İngilizce öğrenme ihtiyaçlarının ardında yatan nedenleri bulmak istedim… Okul işleyişi aynen Suriye’deki haliyle ithal edilmiş durumda, bu nedenle,  temel olarak aynı müfredatı öğreniyorlar. Daha önce Suriye’deki okullarda çalıştığım için işlerin nasıl yürüdüğünü ve müfredatı biliyordum, onun için aradaki bağlantıyı bulabildim. Bu insanlar başka bir ülkede mülteci konumundalar ve bu durumun Suriye’de aynı müfredatı çalışan insanlar için ve de başka yerlerde aynı materyalleri kullananlar  için etkileri olabilir. Makro ve mikro elementleri araştırmama dahil etmek istedim. Sorunlar hala devam ediyor ve benim çalışmama erişim imkanı bulan insanların topladığım bilgilerden faydalanabileceğini düşündüm.

“Örneğin, Şam’da genç biri olmak… Tüm kontrol noktalarından bir bir geçmek zorundasınız. Tutuklanmayı kesinlikle istemiyorsunuz çünkü biliyoruz ki biri hapse düşerse, ondan bir daha haber alamayabiliriz…”

Türkiye’deki kamplarda bulunan mültecilerin durumuna dair saha çalışması yaptığınızı söylediniz. Nerelerde bulundunuz?

Mayıs 2014’te, iki mülteci kampını ziyaret ettim. Birisi Kilis’teydi, orada beş hafta geçirdim. Kamp yönetimine göre, Kilis’te 14.500 Suriyeli vardı, fakat bu sayı insanların giriş çıkışları nedeniyle sürekli olarak değişiklik gösteriyordu. Kimileri kamptan ayrılırken kimileri kampa geliyordu. Araştırmam temel olarak bu kampa odaklandı; çünkü bu bir vaka çalışmasıydı. Umuyorum ki bu kamptaki mültecilerin öğretme ve öğrenme süreçlerini ortaya koymam diğer kamplar için de faydalı olacak. Hala sınırı geçen birçok mülteci var ve ileride yeni kamplar kurulabilir. O kamplardaki kişiler, benim bulgularımı dikkate alabilir. Ayrıca başka bir kampı da çalışmama dahil ettim. O kamp, sadece resmin iki farklı tarafını görmek adına yaptığım bir çalışmanın parçası oldu; çünkü gerçekten sadece tek bir kampa bakıp da bulduğum budur diyemiyorsunuz. Kilis ‘mükemmel kamplardan’ biri olarak görülüyor. Ben de oranın tarif edildiği kadar mükemmelolup olmadığını görmek istedim. Daha az ayrıcalıklı ve bir çadır kampı olan başka bir kampa gittim; Kilis bir konteynır kampı olduğu için farklıydı.Mültecilerin konteynırları görüyorsunuz. Diğer kampın Kilis’tekinden oldukça kötü olduğu ortadaydı. Oraya gittim ve Kilis’teki eğitimin oradakilerle nasıl bağlantılı olabileceğini anlamaya çalıştım. İlginç olan durum, diğer kamptaki okulların ve eğitimin aslında çok da farklı olmamasıydı. İnsanlar çadırlarda yaşıyor; fakat benzer okul ve eğitim için düzenlenmiş tesislere sahipler. Diğer kamplar hakkında ise Türkiye ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (United Nations Human Rights Council – UNHRC) raporlarında yazanlardan başka bilgim yok.

“Kilis ‘mükemmel kamplardan’ biri olarak görülüyor. Ben de oranın tarif edildiği kadar mükemmel olup olmadığını görmek istedim. Daha az ayrıcalıklı ve bir çadır kampı olan başka bir kampa gittim; Kilis bir konteynır kampı olduğu için farklıydı.”

Bahsettiğiniz eğitim tesisleri nelerdir? Bu okullara kimler katılıyor? Öğretmenler kim?

Türk yetkililer bu okulları kuruyor; fakat okula kaydolan öğrenciler, ders veren öğretmenler ve okul yöneticileri Suriyeli. Öğretmenler genellikle gönüllülerden oluşuyor. Kamplarda yaşıyorlar ve öğrenciler de mülteci çocuklardan oluşuyor.

Bir araştırmacı olarak kampı ilk kez ziyaret ettiğinizde neler hissettiniz?

Kendimi çok çaresiz ve yetersiz hissettim. Farklı bir ülkeye yerleştirilmişsiniz. Daha önce Türkiye’de hiç bulunmamıştım. Benim ilk seferdi ve o seferde de, kendimi mültecilerin yaşadığı bir kampta buldum. Mülteci değildim belki, ama o an gerçekten düşünüyorsunuz…Tüm zamanımı orada geçirdim ve bu benim için bir deneyimdi. Suriye’den geldiğim için ben de benzer travmalara ve anılara sahiptim, böylelikle onların neler yaşadıklarını anlıyordum. O insanlara bir şekilde bağlı olduğumu hissettim. Kendi evimi kendi isteğimle terk etmeme rağmen, hala evinizden oldukça uzak hissediyorsunuz… Hissettiğiniz bu.

“Kamptaki mültecilere gelince, bu insanların İngilizce öğrenme ihtiyaçlarının ardında yatan nedenleri bulmak istedim… Okul işleyişi aynen Suriye’deki haliyle ithal edilmiş durumda, bu nedenle,  temel olarak aynı müfredatı öğreniyorlar.”

Kendinizi o topluluğun içinden biri olarak mı yoksa dışarıdan biri gibi mi hissettiniz?

Aslında, bunun değişkenlik gösterdiğini söyleyebilirim. Kimi zaman dışarıdan biriymiş gibiyken, kimi zaman kendimi onlardan biri gibi hissettim. Zamanla kendinizi insanlara gerçekten daha yakın hissediyorsunuz. Tamamen o topluluğun içinde biri olmak istemedim çünkü işlerin nasıl yürüdüğünü görmek istiyordum. Benim için önemli olan esas zorlukları ve var olan problemleri görmek ve bunların farkında olabilmekti. Doktora çalışmama yeni başladığım için,  saha çalışmasına gitmem beklenmiyordu, fakat ben bir şekilde gittim. Bu benim için bir merak konusuydu. Oraya gitmek ve daha literatür taramasına başlamadan orada ne olup bittiğini ve işlerin nasıl yürüdüğünü görmek benim için gerekliydi. Eğer sahaya gitmezseniz, kendi etik ikilemlerinizi anlatırsınız. Halbuki, sahadaki durum oldukça farklı; kararlarınızı kendiniz veriyorsunuz.

Suriyeliler niçin Türkiye’ye gitmeyi seçti? Yakınlık veya…?

Bu coğrafi bir sebebe dayanıyor. Suriye’nin kuzeyinde yaşayan insanlar için Suriye’nin merkezinden geçip ülkenin farklı bölgelerine gitme imkaanı olmuyor; çünkü rejim haalihazırda orada ve bu risk anlamına geliyor. Ayrıca, bazı insanların zaten aileleri Türkiye’de yaşıyor. Olaylar olduğunda birçok şehir ve kasaba boşaltıldı. Genellikle olan şuydu; rejim bir yere girmeye kalkıştığında orayı kuşatıyor; suyu, elektriği ve her türlü kaynağı kesiyordu. İnsanlar orada hayatlarına devam edemiyorlardı; o yüzden ya terk etmek zorundaydılar ya da ateş altında hiçbir kaynağa erişim sağlayamadan yaşamak zorundaydılar. Kuzeydeki şehirlerin birçoğu bu durumdaydı. İnsanlar orada kaldılar, ancak tehlike yaklaştığında gerçekten de o riski alamadılar. Çoğunun ailesi vardı; ailelerini riske atmak istemediler ve göç ettiler. Bunun yanında, Türkiye’yi bir istasyon olarak kullanan birçok aile var. Örneğin, Türkiye’ye aile ve arkadaşlarını görmeye gidiyorlar çünkü onlarla Suriye’de bir araya gelmek imkansız. Öyle ki; Suriye’den ya da dünyanın herhangi bir yerindenziyaret eden, gidip gelen birçok insan var. Türkiye, bugün insanların gittiği ve akrabalarıyla buluştuğu bir merkez gibi. Örneğin, annemi görmek istiyorum, fakat eve gitmek oldukça zor çünkü tehlikeli. Buraya tekrar geri dönemeyebilirim; bu yüzden, çözüm Türkiye’de bir araya gelmek. Birçok insanın yaptığı da bu. Böylelikle, Türkiye’yi evlerinden başka bir yere ulaşmada bir basamak gibi kullanıyorlar. Türkiye şu anda dünyaya açılan bir pencere. Lübnan da aynı konumdaydı; fakat Lübnan’darejime olan destek problem yaratıyor. Bu yüzden, Lübnan, Suriyelilerin orada kalması konusunda daha sert uygulamalara sahip. Türkiye’ye baktığımızda daha fazla olanağın ve tesisin sağlanması, insanların Türkiye’ye gitmeyi tercih etmelerini kolaylaştırıyor.

“Türkiye, bugün insanların gelip buluştuğu bir merkez gibi. Örneğin, annemi görmek istiyorum, fakat eve gitmek oldukça zor çünkü tehlikeli. Buraya tekrar geri dönemeyebilirim; bu yüzden çözüm Türkiye’de bir araya gelmek. Birçok insanın yaptığı da bu.”

Türkiye’nin mülteci kabul kapasitesini nasıl değerlendirirsiniz? Bu konu üzerinde uzun zamandır çalıştığınızı dikkate alarak, sizce, Türkiye bu konuyla başa çıkmada nasıl bir performans sergiliyor?

Türkiye’nin bu krizle iyi başa çıkabildiğini düşünüyorum. Yerinden edilmiş Suriyelilere güvenli bir alan; hem acil ihtiyaçlarını hem de barınma, eğitim, ve profesyonel eğitim gibi uzun dönem ihtiyaçlarını karşılayacak görevliler cömertçe sağlandı. Deneyimlerim sadece Kilis kampıyla sınırlı kaldığı için diğer kamplardaki durumu kişisel olarak bilmiyorum.

Türkiye kendi mülteci hukuku sebebiyle Suriyeli mültecileri mülteci olarak değil ‘misafir’ olarak ülkeye kabul ediyor. Sizce, bu, Türkiye’deki Suriyelilerin durumunu nasıl etkiledi? Dezavantajlı konumdalar mı?

Dezavantajlı durumdalar çünkü hiçbir hukuki statüye sahip değiller. Kamp içinde sahip oldukları kimlik onlara sadece kamp içinde yemek ve sağlık hizmetlerine erişim imkanı sunuyor. Kampın dışında sağlıksız yerlerde, hiçbir barınma ve beslenme olanaklarına erişimi olmadan yaşayanlara göre, kesinlikle daha iyi konumdalar.

Kadın ve çocuklar mülteci hayatıyla nasıl başa çıkıyor?

Birçok kadın genellikle ev işlerini üstlenmiş ve çocuklarıyla ilgileniyor. Bir konteynırda yaşıyorlar ve kocaları onların geçimini sağlıyor. Kampta yaşamalarına rağmen, sanki evlerini herhangi bir yere taşımışlar gibi küçük bir eve benzer bir konteynırda yaşıyorlar. Çoğu ailenin çocuğu var.

Kampta zorla evliliğe rastladınız mı? Bunun hakkında birkaç hikaye okuduğumu hatırlıyorum…

Genç kızlar hala okuyor olmalarına rağmen, görücü usulü evlendiriliyor. Yine de, zorlaevlilikler hakkında bilgim yok. Ürdün’deki kamp hakkında bazı korkunç hikayeler duydum.

Kamplar kadın ve çocuklar için güvenli mi?

Bu konuda da hikayeler duydum ve kendi güvenliğim için de endişelendim; fakat kampta durum o kadar da kötü değildi. Kadınlar grup olarak akşamları dışarı çıkabiliyordu; fakat bana geceleri yalnız yürümemem tembihlendi. Bu tedbir amaçlı söylenmişti. Kamp güvenli sayılırdı, tabii önceden ne olacağı bilinemezdi. Ben, kampta sorunların nasıl açığa çıktığını göstermek istedim ve bu konuda insanlarda farkındalık yaratmak istedim.

Reem and Bahar_iceriye2

“Bu coğrafi bir sebebe dayanıyor. Suriye’nin kuzeyinde yaşayan insanlar için Suriye’nin merkezinden geçip ülkenin farklı bölgelerine gitme imkaanı olmuyor; çünkü rejim haalihazırda orada ve bu risk anlamına geliyor. Ayrıca, bazı insanların zaten aileleri Türkiye’de yaşıyor.”

Kampta iyileştirilmesi gereken alanlar nelerdir?

Su temini, okul çalışanlarının maaşları, yerleştirmedeki zorluklar, ziyaret kuralları, süpermarketlerdeki ürünlerin pahalılığı diğer sorunlarla arasında. Önemli konulardan arasında bir başka konu ise eğitim. Örneğin, öğretmenler hiçbir gelir elde edemedikleri için okulu bırakıyorlar. Bazılarının aileleri var; fakat uzun süre gönüllü olarak çalışamazlar. Nakdi olmayan özel krediler yemek ihtiyacını karşılamak için kullanılıyor; fakat ailelerin karşılamaları gereken başka ihtiyaçları da var. Bazı erkekler ailelerinin geçimini sağlamak için kamp dışında çalışmak zorunda kalabilmektedir, ancak öğretmenler için bu zor bir durum; çünkü günlerini okulda geçirmek zorundalar. Başka bir iş yapmaya fırsatları yok; bu yüzden kamp dışında iş fırsatları  arıyorlar. Öğretmenleri destekleyecek bir kaynak olmalı. Türk yetkililer, okul için tesis sağlamakta oldukça başarılı; fakat, çalışanlar konusunda sanıyorum ki öğretmenleri desteklemek ve onlara maaş bağlamak oldukça önemli.

Kendi aktivitelerini hükümet kararlarıyla yürüten sivil toplum kuruluşlarını (STK) tanımlayan ve detaylandıran bir makale bulunmakta. “Günümüzde, uluslararası STK’lar Türkiye’de zor şartlarla karşı karşıya. Geçen yılın sonlarında, on uluslararası STK Türkiye’de faaldi; fakat çoğu hükümetle birlikte çalışmaktan şikaayet ediyorlardı. Bir STK’nın ülkede faal olabilmesi için İçişleri Bakanlığından izin alması bir yıldan fazla sürebilir ve bunları düzenleyen hiçbir yasa yok.” Bu iki grup arasındaki iletişim boşluğunu yaratan sebep nedir?[1]

Türkiye’nin katı güvenlik önlemleri sebeplerden biri olabilir. Bu önlemler, destek ve kaynağın sağlanmasında etkili olabilecek tarafların sürece dahil olmasını engelliyor. Türkiye’nin kendi güvenliği hakkındaki endişesi yine de anlaşılabilir. Ben oradayken, yardım bir sürü yerden geldi. Aynı zamanda bazı söylenceler de vardı; insanlar kampa girebilmek için bazı prosedürlerden geçmek zorundaydılar. Kampa öylece girmek kolay değil.

“Yerinden edilmiş Suriyelilere güvenli bir alan; hem acil ihtiyaçlarını hem de barınma, eğitim, ve profesyonel eğitim gibi uzun dönem ihtiyaçlarını karşılayacak görevliler cömertçe sağlandı.”

Sizin ziyaretiniz sırasında kamptaki sorunlarla başa çıkma adına hangi uluslararası kuruluşlar ve STK’lar bölgede aktifti?

Danimarka Mülteci Konseyi ve Mavi Hilal benim ziyaret ettiğim bölgede oldukça etkindi. Mavi Hilal hem kamp içinde hem de kamp dışında faaliyetlerini sürdüyordu. Danimarka Mülteci Konseyi ise kamp dışında faaldi. Battaniye, yastık ve mutfak malzemeleri gibi ihtiyaçları temin ediyorlardı. Bildiğiniz gibi Suriye’den gelen insanların hiçbir şeyi yoktu. Kamp dışındaki insanlar açısından temel sorun, kiralık evlerin iyi durumda olmaması ve bunun yanında kiralarının da çok yüksek olması. Tüm aile üyelerinin kirayı ödeyebilmek için çalışmak zorunda olduğu bir evde bulundum. 12-15 yaşındaki çocuklar da dahil olmak üzere tüm aile üyeleri çalışmak zorundaydı… Herkes kirayı karşılayabilmek için çalışıyor ve yine de evler mobilyasız. Danimarka Mülteci Konseyi’nden aldıkları şilteler vardı. Bazı insanlar kamp dışında bir yaşamı karşılayabiliyordu; onlar, zaten şehirlerden gelen insanlardı. Bununla birlikte, kampta yaşayanların büyük bir çoğunluğu kırsal kesimden geliyor ve onlar için kamp dışında bir hayatı karşılamak oldukça zor.

“Kamp dışındaki insanlar açısından temel sorun, kiralık evlerin iyi durumda olmaması ve bunun yanında kiralarının da çok yüksek olması. Tüm aile üyelerinin kirayı ödeyebilmek için çalışmak zorunda olduğu bir evde bulundum. 12-15 yaşındaki çocuklar da dahil olmak üzere tüm aile üyeleri çalışmak zorundaydı…”

Bize mülteci kabul sürecinden bahsedebilir misiniz? Genellikle yasal yollardan mı yoksa yasa dışı  yollardan mı sınırı geçiyorlar? Sınırı geçtikleri zaman ne oluyor? Nasıl kayıt ediliyorlar? Kimin gireceğine kim karar veriyor?

Pasaportu olan mülteciler yasal yollardan sınırı geçebiliyor ya da kaçakçılar vasıtasıyla Türkiye’ye geçiş yapabiliyor. Her iki durumda da, sınırı geçenler, izin çıkması halinde kampa katılma şansına sahip olabiliyor ya da farklı şehirlere geçebiliyorlar. Bu karar, kimin şehirde bir ev için kirayı karşılayabileceğine göre değişiyor. Ek olarak, farklı bölgelerde halihazırda akraba ya da aileye sahip olma durumuna göre de değişiklik gösteriyor. Kamp otoriteleri mültecilere kampta daha fazla ‘misafir’e yer kalmadı diyerek yeni mülteci kabul etmeyebilir.

Olağan barınma merkezlerinde durum nedir? (Kampta yaşamayan mülteciler) Geliştirilmesi gereken alanlar nedir?

Kampın dışında yaşayanlar, –tüm aile üyeleri çalışmadıkça– kiralarını ödeyemedikleri dönemden itibaren, çok ağır finansal yükümlülükleri olan bir sürece giriyorlar. Bu durum aileleri oldukça endişelendiriyor… Ayrıca, kampta yaşayanlar gibi yiyecek kaynağına da sahip değiller. Çoğu zaman fakir bölgelerde yaşıyorlar ve küçük bir alana sıkışmış oluyorlar. Ek olarak, çocukların çoğu okula gitmiyor. Bu durumda birçok çocuk işçiye rastlamak mümkün oluyor.

Türkiye, mülteciler için kriz sonrası süreç adına belirli bir programa yatırım yapıyor mu? Mülteciler psikolojik destek alıyor mu?

Evet, kamp yönetimi Suriyeli mültecilere tekstil, saç tasarımı, çizim ve bilgisayar becerileri gibi çeşitli alanlarda yeterlik kazandırmak için sosyal merkezler kurmuş. Yine de bu merkezlere iyi yatırım yapılmamış. Çok az Suriyeli katılıyor. Psikolojik sorunlara gelince, insanlar sorunları hakkında açıkça konuşmuyor. Çok ciddi bir problemleri olmadıkları sürece,  gidip konuşmuyorlar.

Kamp hakkında sizin izleniminiz neydi? Genel atmosfer nasıl?

Oldukça karamsar bir durumdu. İnsanların moraliz bozuk ve insanlar acı çekiyorlar; fakat bunu her zaman görmüyorsunuz. Başkalarıyla birlikteyken, sohbet ediyorlar… Her şey yolundaymış gibi davranıyorlar. Buna rağmen, depresyonun açığa çıktı bazı anlar var. Örneğin; konuşmak istemiyorlar. Dışarıya karşın fazlaaçık değiller. Oradayken, hatırlıyorum, birkaç Türk, sanırım bir STK geldi ve mültecilerden birkaç kağıt parçasını doldurmalarını istedi.  O kağıtlarda, mültecilerin uyku alışkanlıklarını, süreçle nasıl başa çıktıklarını, herhangi bir sorunları olup olmadığına dair anket soruları vardı. Yine de, insanlar ciddiye almıyor; ailenin bir ferdi anketleri diğer üyeler adına da doldurabiliyor. Bazıları okuryazar bile değil, bazıları yazılanları anlamıyor. Anketi yapanların yaklaşımı ‘sen doldur ve sonra bize geri ver’ şeklindeydi. Bunu faydalı bulmadım. Teknik bir iş, istatistiksel bir anket gibiydi. Sayıları bilmeye meraklılar; her hafta geliyor ve istatistikleri yapıyorlar; fakat sosyal destek yeterli değil. Türk yetkililer bu boşluğu bilmiyor. Bir problem var, ama kimse onun hakkında konuşmuyor.

“Pasaportu olan mülteciler yasal olarak sınırdan geçebiliyor ya da kaçakçılar vasıtasıyla Türkiye’ye geçiş yapabiliyor. Her iki durumda da, sınırı geçenler, izin çıkması halinde kampa katılma şansına sahip olabiliyor ya da farklı şehirlere geçebiliyorlar.”

Kamp dışındaki mültecilerin bölge halkından gelen aşırı bir yabancı düşmanlığı ve nefret söylemi ile yüz yüze kaldığını duyuyoruz. Sizce, şu anda Türkiye’de bu kadar mültecinin bulunması, özellikle Türk halkı arasında, göçmen karşıtı ve Arap karşıtı söylemleri nasıl etkiliyor? Sizce, Türkiye bu söylemleri iyileştirmek adına yeterli çabayı gösteriyor mu?

Suriyelilerin, özellikle kentlerde yaşayanlarının, mallarının zarara uğratıldığına dair birkaç olay mevcut. Hükümet son zamanlarda, gerginliği azaltmak adına, Türkler ile Suriyelileri bir araya getirecek arkadaşlık komiteleri kurmak üzerine çalışıyor. Kampın dışındaki hayat gerçekten karışık. İnsanları, birlikte yaşadıkları diğer insanlarla yakınlaştırmak oldukça önemli.

“Medya, durum hakkında net ve güncel bilgi sağlamada yetersiz kalıyor. Seçici davranıyor. Kamplara veya diğer alanlara gelip mültecilerle röportaj yapabilirlerdi, geri dönmeyebilirlerdi ya da STK’lar ve yardım kuruluşlarıyla sorunun çözümü için bağlantıda olabilirlerdi. Medya hiçbir etkiye sahip değil, fakat aksine mülteciler seslerini duyurmak için oldukça yüksek beklenti içindeler. Yine de, medyanın da takip etmek durumunda olduğu bir programı var.”

Türklerin ne tepki verdiğinden sıklıkla konuşuyoruz ve Suriyelilerin bu durum hakkında ne düşündüklerine çok az dikkat veriyoruz. Bize onların bu gerginlikler hakkında ne düşündüklerini söyleyebilir misiniz?

Burada bazı hassas konuların olduğunu düşünüyorum; çünkü kampta yaşamak ve tüm bu kurallara uymak bazen, zaten oldukça sıkışık bir yerde yaşıyor olan bir insana çok fazla gelebilir. Belirli noktalarda, insanlar kamptaki Türk yetkilileri Suriye rejimi ile karşılaştıracaktır ve fark ne diye soracaklardır. Aynı ezilmeyi mi yaşıyoruz? Burada bu boşluğun olduğunu düşünüyorum. Bence, Türk yetkililer gayet iyi durumu idare ediyorlar, ama hala tesisler ve ihtiyaçlar üzerine düşünüyorlar. İletişim ve ilişkilere geldiğinde, daha fazla çaba gösterilmesi gerekiyor.

Türkiye’de medyanın, bir Suriye imajı yaratmadaki tavrını nasıl değerlendirirsiniz?

Medya, durum hakkında net ve güncel bilgi sağlamada yetersiz kalıyor. Seçici davranıyor. Kamplara veya diğer alanlara gelip mültecilerle röportaj yapabilirlerdi, geri dönmeyebilirlerdi ya da STK’lar ve yardım kuruluşlarıyla sorunun çözümü için bağlantıda olabilirlerdi. Medya hiçbir etkiye sahip değil, fakat aksine mülteciler seslerini duyurmak için oldukça yüksek beklenti içindeler. Yine de, medyanın da takip etmek durumunda olduğu bir programı var.

Türk politikasında mülteci kabulüne ilişkin bir değişim tespit edebilir misiniz? 2014’te yürürlüğe girecek yeni uygulamalardan beklentileriniz nelerdir? Cumhurbaşkanlık seçimlerinin sonucunun Suriyeli mültecilerin durumunu etkileyeceğini düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse, nasıl etkileyecektir?

Türk hükümeti Suriyelilere ülke sınırları içinde çalışabileceklerini sağlayacak bir ‘statü’ vermeyi değerlendirmesine rağmen, bu onların adımlarını kısıtlayabilir. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra Türkiye toprakları üzerindeki tüm Suriyelileri kapsayacağı beklenen yeni kimliklerine sahip olan hiçbir Suriyeli, Avrupa ülkelerinden birine sığınmacı olarak girme hakkını arayamayacak.

Sizce durum nasıl gelişme gösterecek? Bir kriz mi beklemeliyiz yoksa savaş sürüncemeli bir hale gelirken, Türk politikasında mültecilere yönelik gelişmeler hakkında iyimser misiniz?

Suriye’deki güvenlik durumu kötüleşmeye devam ederse, ev sahibi ülkenin insanları ile mülteciler arasındaki gerginliğin artacağı ve bugünkü mültecilere yönelik desteğin azalacağı için Türkiye’nin durumla başa çıkmakta zorlanacağını düşünüyorum.

***

© 2014 Research Turkey. Tüm hakları saklıdır. Bu röportaj referans verilmeden basılamaz, çoğaltılamaz veya kopya edilemez.

Röportajı şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Research Turkey (Aralık, 2014),  “Reem Doukmak ile Röportaj: Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler’”, Cilt III, Sayı 12, s.25-38, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (ResearchTurkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=7501&lang=tr)

Sonnotlar

[1]http://www.brookings.edu/research/articles/2014/04/15-turkey-integrate-syrian-refugees-kirisci

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.