Prof. Dr. Michael T. Klare ile Röportaj: “Geriye Kalanlar için Yarış: Dünyanın Son Kaynakları için Küresel Mücadele”

Prof. Dr. Michael T. Klare ile Röportaj: “Geriye Kalanlar için Yarış: Dünyanın Son Kaynakları için Küresel Mücadele”

Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey) olarak, Five Collages adlı birliğinin Barış ve Dünya Güvenlik Çalışmaları profesörlerinden biri olan Prof. Michael T. Klare ile bir röportaj gerçekleştirdik. Amherst, Hampshire, Mount Holyoke ve Smith yüksekokulları ile Massachusettes Üniversitesi’nin Amherst kampüsü arasındaki bir konsorsiyum olan Five Collages’taki bu görevini 1985’ten beri sürdürüyor.  Prof. Klare, aynı zamanda konsorsiyumun Barış ve Dünya Güvenlik Çalışmaları bölümünün yöneticisi konumundadır. Prof. Klare, uluslararası barış ve güvenlik, enerji ve kaynak politikası üzerine geniş çaplı çalışmalar yürüttü.  Kaynak Savaşları (2001), Kan ve Petrol (2005), Yükselen Güçler, Daralan Gezegen (2008) ve Geriye Kalanlar için Yarış (2012) son kitapları arasındadır. The Nation dergisinin savunma muhabirliğini yapan Klare, Current History, Foreign Affairs, Le Monde Diplomatique, The New York Times Sunday Review, Newsweek, Scientific American ve Technology Review gibi birçok yayında makaleler yazdı.

Akademik ve yazın geçmişine ek olarak, Prof. Klare, uluslararası ve kar amacı gütmeyen birçok kuruluşta barış, silahsızlanma, insan hakları ve çevre üzerine çalıştı.  Halen Silah Kontrol Derneği’nin yönetim kurulunda yer almaktadır. Prof. Klare, 1963’te lisans ve 1968’de yüksek lisans eğitimini Columbia Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra, doktora derecesini 1976’da Union Enstitüsü’nün lisansüstü eğitim biriminden aldı.

Prof. Klare bu röportajda, yakın gelecekteki küresel çatışmaların ana kaynağı olarak doğal kaynakların tükenişi üzerinde duruyor.  Röportaj boyunca, yeryüzündeki mevcut kaynakların tükenip tükenmeyeceğini, en önemli uluslararası aktörleri ve onların kaynak savaşlarına yönelik siyasi kararlarını inceledik. Buna ek olarak, uluslararası toplumun doğal kaynak çatışmalarının çözülmesine ve bu çatışma içerisindeki IŞİD tehlikesine gereken önemi verip vermediğini tartıştık. Research Turkey ekibi olarak, bu röportajın okurlarımıza çağdaş küresel politika ve ekonomi ile ilgili geniş bir bakış sağlayacağını ümit ediyoruz.

Röportajın Özeti

“Birçoğumuz, Soğuk Savaş sonunda iki süper gücün küresel etkide bulunmak için artık  savaşmayacağını düşünerek şiddet düzeyinin azalacağını varsaydı; fakat çatışma endemik kaldı.”

“Aslında benim “Geriye Kalanlar İçin Yarış”ta söylemeye çalıştığım durum, dünyanın tüm ulaşılabilir kaynaklarının tükenmiş olması ve yalnızca uzak, ulaşılamaz yerlerdeki (mesela Sibirya ve Kuzey Kutup Bölgesi) elde edilmesi zor kaynakların kalmış olması. .”

“Mevcut petrollerin ve minerallerin rezervleri tükenmiş olduğundan, hem özel hem de kamu şirketleri, daha önce erişilemeyen alanlardaki yeni rezervleri aramak zorundalar. .”

“İklim değişikliğinin tırmanışı, tarım için gereken suyun birçok yerde azalmasına, uzun süreli sıcaklık ve kuraklık nedeniyle tarımsal verimin düşmesine ve sonuç olarak geniş çapta kıtlığa neden olacak.

“İşlenmemiş gazın çoğunun kuzey Rusya sularında; petrolün büyük bir kısmının ise Alaska ve Grönland sularında olduğu düşünülüyor. “

“Oysa inanıyorum ki iklim değişikliğinin ilerleyişi, Aralık 2015 Paris İklim Zirvesi’nde görüldüğü üzere, yeni politikalara duyulan ihtiyaca dair onları daha da bilinçli hale getirecek.”

“IŞİD’in yükselişinin ardında, Müslüman topraklar üzerindeki Batı istilasına (başlangıçta İngiliz ve Fransızlar tarafından)  karşı yürütülen İslam direnişinin uzun tarihi dahil olmak üzere pek çok neden yatıyor. “

Röportaj Metni

“Birçoğumuz, Soğuk Savaş sonunda iki süper gücün küresel etkide bulunmak için artık savaşmayacağını düşünerek şiddet düzeyinin azalacağını varsaydı; fakat çatışma endemik kaldı.”

Son kitabınız hakkında konuşmaya başlamadan önce, 2002’de yayımlanan “Kaynak Savaşları: Küresel Çatışmanın Yeni Görünümü” adlı kitabınızın başlığını şekillendiren “kaynak savaşları teorisi”ni açıklamanız mümkün müdür?

Bu kitap, Soğuk Savaş sonrası hakim olan şiddetli çatışmayı açıklamak için yazıldı.  Birçoğumuz, Soğuk Savaş sonunda iki süper gücün küresel etkide bulunmak için artık savaşmayacağını düşünerek şiddet düzeyinin azalacağını varsaydı; fakat çatışma endemik kaldı. Bazı araştırmacılar bunu “eskiden kalma nefret” ya da “uygarlıkların çatışması” olarak nitelendirdi. Ancak ben, bu dönemdeki çatışmaların birçoğunun, geçmiş zamanlarda olduğu gibi, zor bulunan ve hayati önem taşıyan doğal kaynakları kontrol etme yarışından kaynaklandığını göstermek istedim.

Bu teorinin altında yatan nedenler nelerdi?

Tarih, geçmişteki savaşların çoğunun, en azından bir dereceye kadar, hayati öneme sahip ve değerli kaynaklar üzerindeki mücadeleden kaynaklandığı ileri sürer. Roma İmparatorluğu’nun antik dönemlerdeki genişlemesi ve Avrupa’nın 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar sömürge ülkelerinin peşine düşmesi bu duruma örnek teşkil eder. Soğuk Savaş boyunca, böylesi dürtüler ideolojik kaygılardan daha az önemliydi. Ama yakın çalışmalara bakarsak, Soğuk Savaş’ın en doruğunda bile Amerika’nın Afrika’daki ve Orta Doğu’daki stratejisinin büyük ölçüde petrol ve değerli mineral arayışı etrafında şekillendiğini söyleyebiliriz.

“Geriye Kalanlar için Yarış: Dünyanın Son Kaynakları için Küresel Mücadele (2012)” adlı son kitabınızda, dünyadaki elverişli kaynakların sonuna yaklaştığımız gerçeğinin altını çiziyorsunuz. Bundan yola çıkarak dünyadaki mevcut kaynakların tükendiği noktaya yaklaştığımız söylenebilir mi?

Aslında benim “Geriye Kalanlar İçin Yarış”ta söylemeye çalıştığım durum, dünyanın tüm ulaşılabilir kaynaklarının tükenmiş olması ve yalnızca uzak, ulaşılamaz yerlerdeki (mesela Sibirya ve Kuzey Kutup Bölgesi) elde edilmesi zor kaynakların kalmış olması. . Bu uzak alanlarda, hayati kaynakların olduğu önemli rezervler mevcut. Fakat bu kaynaklara ancak yüksek miktarlarda para harcayarak ve büyük çevresel risklere maruz kalarak ulaşılabilir. Bu durum, yeraltındaki killi alanlar gibi daha önceden işletilebilir durumda olmayan kaya oluşumlarından  petrol ve gaz çıkarılması için de geçerli. .

Bu küresel çekişmedeki göze çarpan uluslararası katılımcılar kimler?

En çok göze çarpan aktörler BP, Chevron, Shell, ExxonMobil, BHP Billiton ve Rio Tinto gibi dev enerji ve maden şirketleri. Bu şirketler, yeni enerji ve mineral kaynaklarının keşfedilmesinde ve gelişmesinde uzun süredir başı çekiyorlar.  Bununla birlikte, Rusya’daki Gazprom ve Rosneft ile Çin’deki CNPC ve CNOOC gibi devlete ait şirketler bu arayışa artan bir şekilde ön ayak oluyorlar. Var olan petrol ve mineral rezervleri tüketildiği için, hem özel hem de devlete ait şirketler daha önceden ulaşılamayan alanlarda yeni rezervler aramak zorundalar.

Bu ülkelerin politik stratejilerini nasıl açıklayabilirsiniz?

Rusya örneğinde, hükümet, var olan petrol ve gaz alanlarındaki kalıcı düşüşü, özellikle kuzey Sibirya ve Kuzey Kutup Bölgesi gibi uzak yerlerdeki yeni alanları geliştirerek telafi etme yoluna gidiyor. Hükümet, operasyonlarını finanse edebilmek için petrol ve gaz ihracatına büyük ölçüde bağımlı ve bu nedenle yüksek derecede verimliliği sürdürmek anlamında çaresiz durumda. Çin’e gelince, esas problem petrole, gaza ve diğer kaynaklara yönelik giderek artan talep olarak değerlendirilebilir. Bu da iç kaynaklarla giderilebilecek bir sorun değil. Bunun sonucu olarak, Çin hükümeti devlete ait şirketlerin denizaşırı bölgelerdeki çıkarılabilir maden girişimlerine daha da fazla dahil olmasını hedefleyen “dışa açılma” stratejisini desteklemektedir diyebiliriz.

“İklim değişikliğinin tırmanışı, tarım için gereken suyun birçok yerde azalmasına, uzun süreli sıcaklık ve kuraklık nedeniyle tarımsal verimin düşmesine ve sonuç olarak geniş çapta kıtlığa neden olacak.” 

Son kaynaklara yönelik bu yarışta gıdanın yeri  nedir?

İklim değişikliğinin tırmanışı, tarım için gereken suyun birçok yerde azalmasına, uzun süreli sıcaklık ve kuraklık nedeniyle tarımsal verimin düşmesine ve sonuç olarak geniş çapta kıtlığa neden olacak. Nüfus artışı beraberinde küresel gıda gereksinimini de artıracak. Bunun sonucunda, sulanıp ekilebilen araziler gitgide değerlenecek. Sonuç olarak, mevcut stokları kontrol etmeye yönelik kıyasıya bir yarışın ortaya çıkmasını bekleyebiliriz.

Gereğinden fazla paylaşılan su kaynakları bu resmin neresinde duruyor? Temiz suyun jeopolitik istikrar için artık yeni bir tehdit haline geldiğini söyleyebilir miyiz peki? Eğer öyleyse, günümüzdeki en çok göze çarpan çatışmalar nelerdir?

İklim değişikliği, Ürdün Nehri, Indus, Dicle ve Fırat nehirleri gibi birçok ortak nehir sistemlerindeki su arzını da düşürecek. Bu nehir sistemlerini paylaşan ülkeler mevcut su arzını nasıl adil bir şekilde paylaşacaklarını öğrenmedikçe ve dahil olan herkesin temel ihtiyaçlarının farkında olmadıkça, birbirleri arasındaki gerilim ve düşmanlık artacak gibi görünmekte. Su için silahlı çatışmaların yaşanması henüz ihtimal dahilinde gözükmese de ilerde gerçekleşmesi imkansız değil.

Musluğu tamamen açılamamış birkaç yerden birisi olarak tanımladığınız Kuzey Kutup Bölgesi ile ilgili kitabınızda bir bölüm var. Okurlarımız için bu bölgeye dair daha fazla ayrıntıya girebilir misiniz?

Kuzey Kutup Bölgesi dünya yüzeyinin %6’sını kaplamaktadır. Bununla beraber dünyadaki keşfedilmemiş petrolün %13’ü ile keşfedilmemiş doğalgazın %30’una ev sahipliği yaptığına inanılıyor. Ayrıca değerli minerallerin geniş rezervlerini de barındırıyor.  İşlenmemiş gazın çoğunun kuzey Rusya sularında; petrolün büyük bir kısmının ise Alaska ve Grönland sularında olduğu düşünülmektedir. İklim değişikliği sonucu deniz buzullarının gerilemesi sebebiyle, bu bölgeler yeni tedarik kaynağı arayışındaki petrol ve gaz şirketleri için daha da ulaşılabilir hale gelmekte…

Son kaynaklar için mücadeleye yönelik tüm alarm zillerinin çalmasına rağmen, sizin kitabınız pozitif bir mesajla sonlanmakta. Sizi bu kadar olumlu düşündüren şey nedir?

İklim değişikliğinin Dünya gezegeni üzerinde çok ciddi etkiler yaratacak olması daha da aşikar hale gelmişken, gitgide daha fazla ülke küresel ısınmadan sorumlu olan sera gazının ana kaynağı olan fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltmaya ve rüzgar, güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına olan güvenlerini artırmaya yönelik adım atacaklar. Yenilenebilir enerji kaynakları doğası gereği sınırsızdır. Öyle ki kişinin yaşadığı bölgeden doğrudan sağlanabilirler. Sonuç olarak, sınırlı, yenilenemeyen kaynakların üzerindeki uyuşmazlık ve çatışma riski de azalmaya mahkumdur.

Şubat 2015’te, Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Siyasi İşler Komitesi “Doğal Kaynaklar ve Çatışma” başlığıyla bir kılavuz yayımladı. BM’nin bu girişimine yaklaşımınız nedir?

BM programı, artan kaynak gereksinimleri, iklim değişikliği, nüfus artışı gibi benim de üzerinde durduğum çeşitli faktörlerin, kaynaklar üzerindeki çatışma riskini artıracak şekilde bir araya gelebileceğini göstermeyi amaçlıyor. BM aynı zamanda, toplumların mevcut kaynakları daha verimli bir şekilde kullanıp herkesin temel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde birbirleriyle dayanışma içinde oldukları sürece bu çatışma riskinin azalabileceğini göstermeye çalışıyor. İklimin değiştiği bir dünyaya doğru ilerlediğimiz için, bu her ülke için öncelikli olmalıdır.

“Sorunun bir bölümünün, eski düşünme usulleriyle yönetilmeye meyilli olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum.”

Uluslararası toplumun doğal kaynaklar üzerindeki çatışmaları çözmeye yeterince ilgi göstermediğine dair yaygın bir kanı var. Buna katılıyor musunuz? Evetse, bunun arkasındaki nedenler nelerdir?

Sorunun bir bölümünün, eski düşünme usulleriyle yönetilmeye meyilli olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Mesela Soğuk Savaş bitmesine rağmen, Soğuk Savaş usulü düşünme tarzı Moskova ve Washington arasındaki ilişkileri hala şekillendiriyor gibi gözüküyor. Asya’da ise, Çin ve Japonya, II. Dünya Savaşı’nda yaşananlarla ilgili yapılan yorumlamalar üzerine hala kavga ediyor durumdalar. Bu da liderlerin yeni problemleri algılamasını ve yeni küresel düzleme daha uygun stratejiler ve politikalar geliştirmesini engelliyor. Oysa inanıyorum ki iklim değişikliğinin ilerleyişi, Aralık 2015 Paris İklim Zirvesi’nde görüldüğü üzere, yeni politikalara duyulan ihtiyaca dair onları daha da bilinçli hale getirecek.

“Kan ve Petrol” (2005) adlı kitabınızda “Orta Doğu petrolünü koruma adı altında yaratılan bu büyük askeri teçhizatı kaldırmadığımız müddetçe, Orta Doğu’daki bitmeyen savaşların tehlikelerinden hiçbir zaman kurtulamayacağız” demişsiniz. Peki, enerji güvenliği için ortaya çıkan küresel çatışma açısından Orta Doğu için mümkün olabilecek senaryolar nelerdir?

ABD, Orta Doğu’daki petrole geçmişteki kadar bağımlı olmasa da Orta Doğu’daki petrol akışının korunmasını hala büyük bir stratejik sorumluluk olarak görüyor.  Başkan Obama, 2013 yılında BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasında, küresel ekonomik istikrar için kesintisiz petrol akışının önemli olduğunu beyan etti. Dolayısıyla, herhangi bir ihtiyaç dahilinde, bu akışın Amerikan ordusu tarafından güvence altına alınabileceğine işaret etti. Şu an için bu durumun gerçekleşebileceği en olası senaryo, Amerikan ordusuna ya da İran’a yönelik ekonomik bir harekete karşı misilleme olarak petrol gönderiminin Hürmüz Boğazı’nda İran tarafından bloke edilmesi… Eskiden beri birçok konuda Amerika ve İran birbirlerine karşı tehdit unsuru yaratagelmişlerdir. Eğer bu gerçekleşirse, Amerikan ordusu, İran’ın bu adımlarına karşılık vermek ve boğazı tekrar açmak için kesin bir şekilde harekete geçecektir.

“IŞİD’in yükselişinin ardında, Müslüman topraklar üzerindeki Batı istilasına (başlangıçta İngiliz ve Fransızlar tarafından)  karşı yürütülen İslam direnişinin uzun tarihi dahil olmak üzere pek çok neden yatmaktadır .”

IŞİD tehdidinin uluslararası arenadaki yükselişini nasıl açıklarsınız?

IŞİD’in yükselişinin ardında, Müslüman topraklar üzerindeki Batı istilasına (başlangıçta İngiliz ve Fransızlar tarafından)  karşı yürütülen İslam direnişinin uzun tarihi dahil olmak üzere pek çok neden yatıyor. Ancak esas nedenlerden biri, Amerikan işgal güçlerinin Iraklı Sünnileri işsiz bırakmak suretiyle Irak ordusunu ve Baas yanlısı bürokrasiyi dağıtma kararıdır. Bir diğer nedense bir zamanlar baskın olan Sünni nüfusu marjinalize etmek için Irak’ın yeni Şii liderinin belirlenmesidir. Bu durum, Amerika tarafından arka çıkılan Maliki hükümetine yönelik geniş çaplı bir kızgınlığa neden oldu. Tüm bu faktörler de öfkeli bir ideolojiye sahip direnişçi bir gücün ortaya çıkmasına, kızgın Iraklı Sünniler arasında önemli ölçüde yerel bir desteğin oluşmasına ve Saddam Hüseyin’in ordularından miras kalan askeri becerilerin kullanılmasına yol açtı.

Doğu Akdeniz’deki enerji rezervlerinin değerlendirilmesi konusunda Türkiye’nin rolünü nasıl tanımlarsınız?

Doğu Akdeniz Havzası’nın çok önemli doğal gaz rezervlerini barındırdığı düşünülüyor. Şimdiye kadarki tek gerçek keşif, Mısır, İsrail ve Kıbrıs Cumhuriyeti sularında gerçekleştirildi. İleriki zamanlarda Türkiye sularında ve Türkiye’nin Kıbrıs’ı çevreleyen sularında yeni keşiflerin yapılması mümkün olabilir, fakat şu an için elimizdeki deliller bu konuda kesin bir yargıya varmak için yeterli değil.

Bu bilgilendirici röportaj için çok teşekkürler..

NOT: Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey) olarak bu ropörtajımızın gercekleşmesinde sağladığı değerli katkılar nedeniyle Sayın Gizem Öztürk Erdem’e teşekkür ederiz.

Research Turkey

Röportajı şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Research Turkey (Mayıs, 2016), “Prof. Dr. Michael T. Klare ile Ropörtaj: “Geriye Kalanlar için Yarış: Dünyanın Son Kaynakları için Küresel Mücadele””, Cilt V, Sayı 5, s.20 – 29, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=11823&lang=tr)

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.