Profesör Elias Papaioannou ile Röportaj: Yunanistan’ın Fırtınalı Siyasi İktisadını Anlamak

Profesör Elias Papaioannou ile Röportaj:
Yunanistan’ın Fırtınalı Siyasi İktisadını Anlamak

Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey) olarak, London Business School’dan (LBS) Profesör Elias Papaioannou ile Yunanistan’ın çalkantılı yılını üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. 2000’lerin sonundaki küresel finans krizi özellikle Yunanistan’ı derinden etkiledi. Yüksek oranda kamu harcaması ve geniş çapta vergi kaçağı kredi azalması ile birleşince, durum ülke ekonomisini felce uğratan bir borç yüküne neden oldu. 2008’den beri olan gerileme ülke ekonomisini önceki kapasitesinin dörtte biri kadar azalttı ve rekor seviyede işsizlik seviyesini arttırdı. 2010 ve 2011 yılları arasında, Euro bölgesi ülkeleri 240 milyar Euro değerinde iki mali yardım anlaşmasını kabul etti. Bunun sonuncunda, 2008 borç krizi ardından ve kemer sıkma politikaları, seçmenlerin ana akım partilerine güvenini olumsuz etkiledi ve bu da sol görüşlü kemer sıkma politikalarına karşı SYRİZA’nın 2015 Ocak ayındaki seçimlerden birinci parti seçilmesine neden oldu. Yaz boyunca, Başbakan Tsipras ve SYRİZA Hükümeti Avrupa Birliği ile Yunanistan’ın borcu ile ilgili üçüncü kurtarma paketini kabul etti. SYRİZA’nın 25 milletvekili bu mali yardım anlaşmasını ret etti ve bu milletvekilleri partiden ayrılarak SYRİZA’nın çoğunluğu kaybetmesine neden oldu. Bunun sonuncunda, Başbakan Tsipras 20 Eylül’de erken seçime gitti ve 35,4 yüzde ile oylarını sağlamlaştırdı. Profesör Papaioannou bilgilendirici cevaplarıyla Yunan ekonomisinin gelişmeleri ile ilgili bizleri aydınlattı.

Profesör Elias Papaioannou akademik çalışmaları uluslararası finans, iktisat politikası, uygulamalı ekonometri, hukuk ve finans ve de kalkınma ve büyüme konuları üzerinedir. 2013 European Investment Bank Young Economist Award (Avrupa Kalkınma Bankası Genç İktisatçı Ödülü) ve 2008 European Economic Association’s Austin Robinson Memorial Prize (Avrupa İktisat Derneği’nin Austin Robinson Anı Ödülü) ile de akademik çalışmaları tasdiklenmiştir. Profesör Papaioannou ayrıca Centre for Economic Policy Research (CEPR) ve National Bureau of Economic Research (NBER) gibi ünlü araştırma kurumlarının araştırma üyesidir.

2005 yılında, doktora çalışmasını tamamladıktan sonra, Papaioannou iki yıl European Central Bank’ın (Avrupa Merkez Bankası) (ECB) finansal araştırma bölümünde çalıştı. 2007 ve 2012 yılları arasında ABD’de Darmouth College’de yardımcı profesör olarak görev yaptı. 2010 ve 2012 yılları arasında da, Harvard Üniversitesi İktisat bölümünde misafir yardımcı profesör olarak çalıştı.

Papaioannou’nun iktisat biliminin önde giden hakemli dergilerinde pek çok yayını vardır. Bunlardan birkaçı şöyledir: ‘the American Economic Review, the Journal of Political Economy, the Quarterly Journal of Economics, Journal of Finance, Econometrica, the Economic Journal, the Review of Economics and Statistics, Journal of Development Economics, the Journal of the European Economic Association and the Journal of International Economics.’

Röportajın Özeti

Geçtiğimiz yedi ay boyunca, SYRİZA-ANEL Hükümeti –iki aşamalı– feci bir gündemin içindeydi.”

Creative ambiguity (yaratıcı belirsizlik) olarak adlandırdığım ilk aşamada, Yunan Hükümeti’nin süreci geciktirmenin Yunan otoritelerinin müzakere gücünü arttırdığını, dolayısıyla ülkenin yararına olacağına düşündü. Oysa pratikte, bankalardaki paraların çekilmesi ve artan belirsizlik ortamıyla bozulan ekonomik şartlar, Yunan Hükümeti’nin müzakere durumunu daha da kötüleştirdi.

İkinci olarak, Şubat-Temmuz 2015 döneminde ticari iklim ithalatçı ve ihracatçı firmalara oldukça maliyetli oldu.

SYRİZA-ANEL Hükümeti ikinci kurtarma paketinin son bölümünü bazı asgari kemer sıkma önlemleriyle tamamlayabilirdi ve bu da onlara İMF’ye ve European Central Bank’a (Avrupa Merkez Bankası) (ECB) olan Temmuz-Ağustos 2015 ödemesinden sonra nasıl ilerleneceğini müzakere etmek için dört beş ay süre sağlardı.”

Referandum Başbakan Tsipras’ın aleyhine oldu çünkü Avrupa’daki pek çok grup bu Hayır’ı Avrupa’ya Hayır olarak yorumladı oysa Yunanlıların çoğu Hayır oyunu daha fazla kemer sıkmaya hayır demek için kullandı.

2015 Temmuz ayında kabul edilmiş olan programın üç bileşeni bulunmaktadır. İlk bileşen mali; ikinci bileşen emekli maaşları ve sosyal güvenlik sigortalarıyla ilgili; ve üçüncü bileşen ise yapısal reformlar hakkındadır.”

İlk olarak, mali tarafta, Yunanistan, orijinal planda da öngörüldüğü gibi, sadece ciddi bir bütçe fazlası elde etmek için değil, aynı zamanda dengeli bir bütçe yürütmek için de bir tur daha mali kemer sıkmaya ihtiyaç duyacak.”

Programın ikinci bileşeni, sosyal güvenlik ve emeklilik reformu konusundadır. Bence burada, genel olarak, hem Başbakan Tsipras’ın hem de koalisyon ortağının (ANEL) ortaya koyduğu, Yunanistan’da yaygın olan, verimsiz ve aynı zamanda haksız ve adaletsiz olan erken emeklilikle ilgili olumlu bir unsur var.

Üçüncü bölüm ise yapısal reformlar, bu aslında yabancı ve yerli yatırım fırsatları üzerinde büyük öneme sahip, adalet sisteminde reform gerektirmektedir. Ayrıca, kamu yönetimi reformları ve esasen oligopolistik olan ürün pazarlarını yabancı yatırımcıya açmayı gerektirir.”

Bu programın dört ana problemi vardır: birinci problem, hükümetin siyasi iradesinin olmaması; ikincisi, temel reformları bile uygulama konusundaki zayıf devlet kapasitesi; üçüncüsü, belirli alanlardaki reformlara karşı koyan yerleşik çıkar grupları; dördüncüsü, hükümetin bu reform politikalarına olan inançsızlığı.

Tsipras’ın popülerliği ana muhalefet partisinin (Nea Dimokratia) yeterince popüler olamamasından kaynaklanıyor ve ayrıca, insanlar kemer sıkma politikalarının, sermaye kontrollerinin ya da son altı ayın yıkıcı politikalarının etkilerini hala görmediler.

2015 sonbaharında ve kışında insanlar bu önlemlerin etkilerini –hem KDV artışını hem de de kişisel gelir vergilendirmesindeki artışını– görecekler.

Grexit senaryosunda, para birimi uyuşmazlığı yüzünden, tüm Yunan vatandaşlarının ve bankalarının borçları tamamen Euro’ya bağlı olduğu halde, alacaklar drahmi cinsinden olacağı için, Yunanistan çok kısa bir zamanda ödeme aczine düşecek.

Grimbo: Yunanistan bir belirsizlik içinde. Yunanistan Euro bölgesinin dışında değil, fakat içinde kalmak için gerekenin en azını yapıyor. Bu denkliğin aşırı derecede sorunsal olduğunu ve kesinlikle uzun vadede sürdürülebilir değildir, tabii –Grexit senaryosu kadar yıkıcı olmayan bir senaryodur.”

Üçüncü denklik ise, ciddi ekonomik ve kurumsal reformlar ve de bankacılık sektörü sermaye yapısının büyük ölçüde ve güçlü şekilde düzenlenmesiyle olacak bir Yunan toparlanmasıdır.

Şimdi, 19 Euro bölgesi üye ülkenin para birimi birliği içinde hayati olan bankacılık birliği projesi var ve burada mali birliğin sürece doğru bir adım olması gerekir –ABD’deki gibi.

Eurostat ve yeni tarafsız Yunan istatistik otoritesi tarafından yayımlanan tekrar gözden geçirilmiş istatistiklere göre, 1995-2001 döneminin çoğunda Yunanistan bütçe fazlası veriyordu.

Yunanistan o süreçte var olan kurallara göre oynadı ve Euro bölgesi ülkeleri kulübüne haklı bir şekilde kabul edildi

Yunanistan durumunda, ülke AB’de ve Euro bölgesinde kalmalı çünkü dışında olursa durum çok daha kötüye gidecek.

Yunan örneğinden farklı olarak, Britanya yelpazenin diğer ucunda, İngiliz siyasetçileri ve Birleşik Krallık halkı Britanya’nın oldukça güçlü olduğuna ve AB’den çıkmanın o kadar da kötü olmayacağına inanıyor.

Röportajın Tam Metni

Bugün Yunanistan’da olup bitenleri konuşmak üzere London Business School’dan (LBS) Profesör Elias Papaioannou’yu aramızda görmekten mutluluk duyuyoruz. Bugün bizlerle olup, bu röportajı yapmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkürler Profesör Papaioannou.

Davetiniz için teşekkür ederim.

Temmuz’da Yunan otoriteleri ile AB kuruluşları ve İMF (Troyka) arasında üçüncü kurtarma paketi için anlaşmaya varıldı. Sizce bu kaçınılmaz bir durum muydu? Yeni seçilen SYRİZA Hükümetinin 14 milyar Euro’luk ilave kemer sıkma önlemlerinden kaçınmak için yapabileceği başka bir şey var mıydı?

Evet, aslında bu durumdan kaçınılabilinirdi. Geçtiğimiz yedi ay boyunca, SYRİZA-ANEL Hükümeti feci bir gündemin içindeydi. Burada iki aşamadan bahsedebiliriz: Benim ‘creative ambiguity’ (yaratıcı belirsizlik) olarak adlandırdığım ilk aşamada, Yunan Hükümeti gecikmenin Yunan otoritelerinin müzakere gücünü arttırdığını, dolayısıyla ülkenin yararına olacağını düşündü. Oysa pratikte bankalardaki paraların çekilmesi ve artan belirsizlik ortamıyla bozulan ekonomik şartlar, Yunan Hükümeti’nin pozisyonunu daha da kötüleştirdi. İlk aşama süresince, bütün makroekonomik göstergeler önemli seviyede düşüş gösterdi. Bunlardan birkaçına örnek vermek gerekirse, 2014 sonunda, 2015 büyüme oranı %2,5 olarak tahmin ediliyordu, ancak 2015’in ilk altı ayında Yunanistan tekrar resesyona girdi; Yunan bankalarından çekilen para miktarı 35 milyar Euro’yu buldu. Üçüncü olarak, sorunlu krediler artış gösterdi ve bu da Yunan bankalarının pozisyonunu büyük ölçüde sarstı. Şimdi herkes Yunan bankalarının likidite probleminin olduğunu konusunda hemfikir. İlk aşama böyleydi. İkinci aşama, Yunan otoritelerinin ve Başbakan Tsipras’ın, bankaların kapanmasına ve sermaye kısıtlamalarına paralel olarak, referandum kararı alması ile başlıyor. Bu politikaların etkisini tam anlamıyla değerlendirmek için henüz erken, ama gördüğümüz kadarıyla ödenen bedel büyük oldu. Yunan bankalarının öz kaynakları buharlaştı. Bu bedeli ödeyenler sadece banka paydaşları değil, Yunan Devleti’nin bizzat kendisi de oldu; zira 2013’te bankaların yeniden sermayelendirmesinin ardından Yunan Devleti dört sistemik bankanın (National Bank of Greece, Eurobank, Piraeus Bank, Alpha Bank) en büyük paydaşı haline gelmişti.

Birincisi, Yunan Hükümeti’nin süreci geciktirmesi müzakere gücünü arttırmadı, tam tersine bozulan ekonomik şartlar durumu daha da kötüleştirdi

İkinci olarak, ithalatçı ve ihracatçı firmalar için de büyük bir bedel söz konusuydu. Daha önce de belirttiğim gibi, bu kontrollerin etkisini değerlendirmek için biraz erken de olsa, Yunanistan Endüstriyel İlişkiler Enstitüsü (IOBE) tarafından yayınlanan bir ticari iklim göstergesine göre, Şubat 2015’ten beri önemli bir düşüşün yaşandığı ve 2015 Haziran-Temmuz aylarında devamlı düşüşe geçildiği ortaya çıktı. İlginç bir şekilde, diğer tüm kamu finansmanı göstergeleri de Yunanistan’daki durumla ilgili benzer bir tablo çiziyor. Örneğin Yunan ekonomisinin geleceğine dair beklentiler üzerine Yunanistan’daki şirketlerin yöneticileri arasında yapılan bir ankette, gelecek beklentilerinin oldukça karamsar olduğu ortaya çıktı. Ayrıca, Başbakan Tsipras’ın referanduma gitme ve bankaları kapatma kararı da, 2016 için bazı bedeller anlamına geliyor. 2014 sonunda, 2016 için büyüme tahmini pozitifti. Şu an ise, 2016 tahminleri Yunan ekonomisinin resesyonda kalacağı yönünde. Seçimlerin yaratacağı politik belirsizliği de bu duruma eklersek, bunun yatırım tarafında ekstra bir direnç teşkil edeceğini düşünüyorum. Genel olarak, bence hükümet çok daha iyi bir iş çıkarabilirdi, zaten birçok iktisatçı da bu söylediğimi savunmuştur. Yunan Hükümeti 2015’in Ocak-Şubat ayları itibariyle, aslında 2014 Eylül-Aralık döneminde tamamlanmış olması gereken ikinci kurtarma paketinin son bölümünü tamamlamış olabilirdi ki bu durum aslında önceki hükümetin hatasıydı. SYRİZA-ANEL Hükümeti son bölümü bazı asgari kemer sıkma önlemleriyle tamamlayabilirdi ve bu da onlara İMF’ye ve European Central Bank’a (Avrupa Merkez Bankası) (ECB) olan Temmuz-Ağustos 2015 ödemesinden sonra nasıl ilerleneceğini müzakere etmek için dört beş ay süre sağlardı. Bu arada paketin 2016 baharına kadar devam ettiğini de unutmayalım. Bu, Yunanistan’ı uluslararası yatırımcının gözünde biraz daha güvenli hale getirirdi. Özetlemek gerekirse, Yunan Hükümeti daha farklı bir yol izleyebilirdi ve hem Yunan vergi mükellefleri hem de Yunanistan ekonomisi için ödenecek bedel bugün olduğundan çok daha az olurdu. Yunan bankalarını yeniden sermayelendirme gereklidir ve bunun için ayrılmış 11 milyar Euro bulunmakta. Muhalefette olan birçok üst düzey hükümet yetkilisi, bu paranın Yunan ekonomisini yeniden canlandırmak amacıyla bir yatırım bankası kurmaya harcanması gerektiğini savunuyorlardı. Şu an bu 11 milyar Euro kaybedilmiş durumda ve Yunan bankalarını yeniden sermayelendirme için 25 milyar Euro’yu bulabilecek üçüncü bir kurtarma paketi hakkında konuşuyoruz.

İkinci olarak, Şubat-Temmuz 2015 döneminde ticari iklim ithalatçı ve ihracatçı firmaların durumunu da çok kötü etkiledi

Cevabınızın son kısmından devam etmek istiyorum. Görüşmelerdeki bütün bu gecikmeler referanduma gidilmesiyle sonuçlandı ve referandum da sermaye kısıtlamalarına ve yukarıda belirttiğiniz Yunan ekonomisi üzerindeki bütün bu olumsuz sonuçlara yol açtı. Referandumdan hayır oyu çıktı, ancak sonrasında hükümet yeni kurtarma paketini onayladı. O zaman bu referandum yaygarası neydi? Yunan otoritelerinin pazarlık yapma gücünü mü arttırmış oldu yoksa sadece yurtiçi politika tüketimi adına yapılmış bir numara mıydı?

ABD Başkanı Lyndon Johnson’ın meşhur bir sözü var, siyasetin tamamı yereldir. Bence Başbakan Tsipras AB Zirvesi’nde köşeye sıkışmıştı. Tsipras fark etti ki Maliye Bakanı Varoufakis’in ‘uzat ve rol yap’ ve ‘yaratıcı belirsizlik’ stratejisi onun aleyhine işliyordu. Mayıs sonu veya Haziran başı gibi, kendi stratejisinin de geri teptiğini fark edince, politik duruşundan geri adım atmak da istemediğinden, referanduma gitmek gibi garip bir karar aldı. Benim bu durumdan çıkardığım, referandumun önceden iyice planlanmadığı ve bu yüzden hükümetin, ikinci kurtarma paketinin süresi dolduktan sonra, son dakikada referandumu yapmaya giriştiği yönünde. Haberlerde okuduğum ve Avrupa’daki diğer meslektaşlarımdan duyduğum kadarıyla, bu çok aceleyle alınmış ve Tsipras’ın üç tane AB yanlısı muhalefet partisini ve Yunan halkını meşgul etmek adına aldığı bir karardı. Bence Tsipras’ın kendisi de hayır oyunun galip geleceğini ve sonra da onun aleyhine olacağını düşünmemişti. Hayır oyu Avrupa’daki birçok tutucu çevre tarafından Avrupa’ya karşı bir hayır olarak yorumlandı, oysa benim görüşüm referandumda hayır oyu kullanan Yunanlıların çoğunun, daha fazla kemer sıkmaya hayır dediği yönünde.

SYRİZA-ANEL Hükümeti son bölümü bazı asgari kemer sıkma önlemleriyle tamamlayabilirdi ve bu da onlara müzakere etmek için dört beş ay süre sağlardı

Yunanistan’da referandum yapıldı; bu da sermaye kontrolleri ve bankaların kapanmasıyla, genel olarak 2015-2016 Yunan ekonomisi için zararla sonuçlandı. O halde sizi doğru anladıysam eğer, yapılan bu anlaşma Yunanistan’a sunulan diğer alternatiften, diğer bir deyişle temerrüde düşmekten ve Grexit’ten daha iyi, ama sizce bu iyi bir anlaşma mı? Hükümet Ocak ayında başka sözler verdi ve yine de sonunda bu ilave kemer sıkma önlemleriyle karşı karşıya kalındı. Bu anlaşma Yunanistan’ın krizi atlatmasına yardım edecek mi, ekonomiyi yeniden büyümeye geri döndürecek ve daha sakin sulara çekecek mi?

Bildiğiniz gibi, bir ekonomist olarak bir politikanın iyi mi kötü mü olduğunu söyleyebilmek için, öncelikle karşı olgusunu tanımlamak gerekir. Önceden de belirttiğim gibi, benim için ikinci kurtarma paketinin son bölümünün Şubat başında –belki Mart’ta– tamamlanması çok daha iyi bir seçenekti ve Şubat’ın başı ya da Mart’ta tamamlanacak böyle bir politika, güvenlik ağı olan çok daha ılımlı, aynı önceki hükümetin müzakere ettiğine benzer, bir programa şans tanımış olurdu. Yunan ekonomisinin Haziran 2015 sonundaki durumu dikkate alındığında, açıkça görülüyor ki Alman Maliye Bakanı Schauble’nin önerdiği gibi geçici olarak, ya da büyük ihtimalle gerçekleşeceği üzere kalıcı olacak şekilde Euro’dan çıkmak yerine, üçüncü bir kurtarma programı üzerinde anlaşmak daha iyi olacaktır. Bu anlamda, aslında Başbakan Tsipras’ın son dakikada da olsa AB yanlısı üç muhalefet partisinin (Nea Dimokratia, Potami ve PASOK) desteğini alarak bu manevrayı yapabilmiş ve AB otoriteleri (Troyka) ile anlaşmaya varmış olması iyi haber sayılır. Şimdi, Temmuz 2015’de kabul edilmiş olan programın üç bileşene sahip olduğunu düşünebiliriz: ilk bileşen mali; ikinci bileşen emekli maaşları ve sosyal güvenlik sigortalarıyla ilgili; ve üçüncü bileşen ise yapısal reformlar hakkında. Bu yüzden, bu üç soruna da değinmek istiyorum. Mali tarafta, ne yazık ki Yunanistan, orijinal planda da öngörüldüğü gibi, sadece ciddi bir bütçe fazlası elde etmek için değil, aynı zamanda dengeli bir bütçe yürütmek için de bir tur daha mali kemer sıkmaya ihtiyaç duyacak. Ne yazık ki, mali tedbirler paketi sosyal açıdan adaletsiz bir vergi olan, önemli bir KDV artışı içeriyor. KDV hem fakir hem de zengin kesimin katılımını zorunlu kıldığından ve Yunanistan’da büyük KDV vergi kaçakçılığından dolayı sosyal adalet bakımından daha büyük eşitsizlik meydana getirmektedir.  Ekonomik programın ilk olumsuz etkisi KDV’dir. İkinci olarak, özel sektöre yönelik cezalarda bir artış gözlenmektedir ki bunlar en karlı şirketlere uygulanan kurumlar vergisi oranındaki ve birçok ek vergi harçlarındaki artıştır. Ek vergiler ilk defa 2010 yılında özel durum gereği geçici olarak getirilmiş, ancak sekiz yıl sonra bile devam etmektedir. Şüphesiz yeni programın mali ayağı, güçlü bir Keynesyen etki, ekonomik belirsizlik ve mali kemer sıkma etkileşimi nedeniyle, çoğunlukla ekonomik durgunluk olacak. Bu, kaçınılması mümkün bir şey olabilirdi, ancak öyle olmadı ve benim okuyuşuma göre bu, mali destek ve kurtarma (bail-out) paketinin kötü sonuçlarından biridir.

Referandum Tsipras’ın aleyhine oldu çünkü Avrupa’daki pek çok grup bu Hayır’ı Avrupa’ya Hayır olarak yorumladı oysa Yunanlıların çoğu Hayır oyunu daha fazla kemer sıkmaya hayır yönündeydi

Uyum programının ikinci bileşeni, sosyal güvenlik ve emeklilik reformu konusunda. Bence burada, genel olarak, hem Başbakan Tsipras hem de koalisyon ortağının (ANEL) ortaya koyduğu, Yunanistan’da yaygın olan, verimsiz ve aynı zamanda haksız ve adaletsiz olan erken emeklilikle ilgili olumlu bir unsur var. Elbette sosyal güvenlik reform hakkında konuştuğumuzda, şeytan her zaman ayrıntıda gizlidir, bu KDV vergi zammı gibi bir şey değildir. Negatif tarafta ise, ne yazık ki, Başbakan Tsipras’ın sosyal güvenlik ve emeklilik ekibi sosyal güvenlik kanununu tasarlamakta ve uygulamakta oldukça zayıf. Üçüncü bölüm ise yapısal reformlar, bu aslında yabancı ve yerli yatırım fırsatları üzerinde büyük öneme sahip, adalet sisteminde reform gerektirmektedir. Ayrıca, kamu yönetimi reformları ve esasen oligopolistik olan ürün pazarlarını yabancı yatırımcıya açmayı gerektirir. Dürüst olmak gerekirse, bazı hazırlık çalışmaları yapılmıştır. Bu konuda, Organisation for Economic Co-operation and Development (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) (OECD) tarafından sağlanan araçlar mevcuttur ve bu yüzden burada biraz teknik bilgi vardır. Ancak bu durumda gerçekten acınası olan şey, Başbakan Tsipras medyada kamuoyuna yaptığı çeşitli açıklamalarda ve parlamentoda, bu üçüncü bölümün (mali destek vererek kurtarma (bail-out) paketinin arz yanlı reformlarının) neo-liberal olduğunu ve kendi doktrinine ve ideolojisine karşı olduğunu iddia etmiştir. Başbakan Tsipras programın bu ayağını sürdürmeye istekli olmadığını ve bu reformları sahiplenmeyeceğini defalarca vurgulamıştır. Yine mesleklerin serbestleştirilmesinden bahsederken, şeytan ayrıntılarda ve yasal hükümlerde gizlidir ve bu nedenle korkarım ki çok fazla bir eylem göremeyeceğiz. Bazı meslekleri açacağım demek önemli; ancak, madem ki kapalı meslek diye bir şey yok, daha ziyade şirketlerin büyümesine karşı çok sayıda idari ve bürokratik kurallar ve kısıtlamalar var, bu tür reformları gerçekleştirmeye hevesli ve gerekirse yerleşik çıkar ve bürokrasi ile mücadeleye girecek bir hükümete ihtiyaç var.

Birinci problem, hükümetin siyasi iradesinin olmaması; ikincisi, temel reformları bile uygulama konusundaki zayıf devlet kapasitesi; üçüncüsü, belirli alanlardaki reformlara karşı koyan yerleşik çıkar grupları; dördüncüsü, hükümetin bu reform politikalarına olan inançsızlığı

Önceden söylediklerinize geri dönecek olursak, Başbakan Tsipras programı, özellikle de yapısal reform (arz tarafıyla ilgili olan) öngören üçüncü kısmını, sahiplenmeyi reddetti. Bu göz önüne alındığında ve AB otoritelerine göre bundan önceki Yunan Hükümeti de yapısal reformları uygulama konusunda çok çalışkan olmadığını düşünerek, bu seferki hükümetin bu reformları uygulaması ve ülkeyi yeniden büyüme rayına geri getirmesi konusunda iyimser misiniz?

Ben son derece karamsarım ve bunun olabileceğini düşünmüyorum –en azından eldeki kanıtlarla değerlendirirsek. Ve sorunuzla ilgili olarak da bir çift unsur var. İlk olarak, irade yok [yapısal reformları uygulamada] –açıkça hiçbir irade bulunmuyor. İkinci olarak, Yunan hükümetleri çok zayıf devlet kapasitesinin sıkıntısını çekiyorlar ki bu önceki yönetimler için de böyleydi. İnanıyorum ki piyasaları serbestleştirmeyi iyi niyetle denediler, fakat yerleşmiş çıkarlarla ve yetersiz devlet bürokrasisiyle karşılaştılar. Kısacası, problem çok yönlü: birincisi, hükümetin siyasi iradesinin olmaması; ikincisi, Yunan yönetiminin temel reformları bile uygulama konusundaki zayıf devlet kapasitesi; üçüncüsü, belirli alanlardaki reformlara karşı koyan yerleşik çıkar grupları; dördüncü olarak,  çıkar grupları bir tarafa, hükümet bile bu tarz politikaların Yunan ekonomisi için hayati öneme sahip olabileceğine inanmıyor, böylece bu tedbirlerin karşısında bir muhalif daha ortaya çıkacak. Yunan kamuoyu tartışmalarında eksik olan şey reformların gerekliliğini anlamaktır; politika ve akademideki seçkin kişiler ürün pazarları, adalet sistemi ve yerel yönetimlerle ilgili reformlar da dahil olmak üzere Yunan toplumu ve Yunan ekonomisinin genel bir reforma ihtiyacı olduğunu topluma iletemediler. Bütün bu konular, Yunanların genel olarak kabul etme eğiliminde olduğu konular; ancak işin zor detaylarına girildiğinde herkesin karşı olduğu konulardır. Cevabımı özetlersem, ben son derece karamsarım, emin olun mevcut hükümetle olamaz –belki seçimlerden sonra [20 Eylül] eğer Başbakan Tsipras merkeze sol doğru kayar ve bazı AB-yanlısı güçlerle birlikte çalışırsa, bir çıkış yolu olabilir. Fakat bu durumda bile, ben son derece karamsarım.

Tsipras’ın popülerliği ana muhalefet partisinin yeterince popüler olamamasından kaynaklanıyor ve insanlar son altı ayın yıkıcı politikalarının etkilerini hala görmediler

Bu beni, SYRİZA içerisindeki parti dinamikleri hakkında bir sonraki sorumu sormaya yöneltti; SYRİZA Ocak 2015 seçimlerini yakın zamanda hayata geçirilemeyecek olan anti kemer sıkma manifestosu ile kazandı, ancak şimdi Başbakan Tsipras, herhangi bir tasarruf tedbiriyle ilgili oy vermeyecek olan 40’tan fazla milletvekilinin isyanıyla karşı karşıya. Sizce Tsipras’ın siyasi alanda ayakta kalma şansı nedir? Partisini bir arada tutabilecek mi? 20 Eylül erken seçimlerinden ne çıkacak, iyi ve kötü senaryolar nelerdir?

Bu çok karmaşık bir soru; ama açıkçası buna verilecek iyi bir cevabım yok çünkü ben hiçbir zaman, kabinedeki kilit bakanlarının ve meclisteki iktidar partisinin dörtte birinin sunulan hükümet mevzuatına karşı çıkacağını ve ana muhalefet partilerinin (Nea Dimokratia, PASOK ve Potami) lehte oy kullanacağı bir siyasi denge düşünmemiştim. Yunan para birimi gibi önemli bir meselede başbakan ile anlaşmazlığa düşen SYRİZA milletvekillerinin hala partide olması beni hala fazlasıyla şaşırtıyor. Görünüşe göre Başbakan Tsipras zayıf ve bu milletvekillerini partiden ihraç etmekten aciz. Ve yine, önemsiz bir meseleden değil, Yunanistan’ın Euro bölgesinin bir parçası olup olmayacağı gibi önemli ve son günlerde Yunan ekonomisini ve Yunan toplumunu ilgilendiren en temel meselelerdeki anlaşmazlıklardan bahsettiğimizi söylememe izin verin. Haberleri okuyorum ve Başbakan Tsipras’ın bu milletvekillerini partiden çıkarmak istediğinden bahseden haberleri takip ediyorum; ama icraat yerine söylem görüyorum. Benim görüşüm, herkes bu aşamada Başbakan Tsipras’ın oldukça güçlü olduğuna inanıyor; ben buna pek ikna olamadım. Bence onun popülerliği ana muhalefet partisinin [Nea Dimokratia] yeterince popüler olamamasından kaynaklanıyor ve ikinci olarak, hala popüler çünkü insanlar yaklaşmakta olan kemer sıkma politikasının ve sermaye kısıtlamalarının ya da örneğin son altı ayın yıkıcı politikalarının etkilerini görmediler. Başbakan Tsipras, 2015 sonbaharında ya da kışında insanların bu önlemlerin etkilerini göreceklerinin tabii ki farkında; ön seçim kampanyalarında verdiği vergi yükünü azaltma sözlerini tutmayarak hem KDV’de hem de kişisel gelir vergilendirmesindeki artış ortada. Bence bu sebeple bir erken seçime gitmek istiyor çünkü yakın bir zamanda erken seçim olmazsa gelecek altı ay içerisinde gücü aşırı derecede zayıflayacak. Fakat ben erken seçimin Yunan ekonomisi ve toplumunun şu anda ihtiyaç duyduğu bir şey olduğunu düşünmüyorum, eğer çok benzer bir politik denge ile sonuçlanırsa, muhtemelen –göreceli konuşuyorum– Başbakan Tsipras pozisyonunu daha da güçlendirecektir, daha fazla oy alacağı için değil, ana muhalefet partisinin oy payı düşeceği için. Bu sebeple, bir erken seçim çağrısı yapmasını çok fırsatçı buluyorum ve şu an gittiğimiz yer de orası.

2015 sonbaharında ve kışında insanlar bu önlemlerin etkisini hem KDV artışını hem de de kişisel gelir vergilendirmesindeki artışı– görecekler

Görünen o ki, Yunanistan kötü bir ekonomik denge içinde hapsolmuş durumda ve hala bu durumdan çıkmanın yolunu bulmaya çalışmakta. Sizin görüşünüze göre, Yunanistan’ın bu politik ve mali karmaşasından çıkmasının yolu nedir? Almanya Maliye Bakanı Schauble’ın önerdiği beş yıl süresince Euro bölgesinden çıkma planı bir çözüm olabilir mi? Atlantik’in öbür tarafındaki birçok liberal iktisatçının savunduğu gibi, Yunanistan tek taraflı olarak Euro bölgesinden çıkarak daha iyi bir durumda mı olur? Bazı iktisatçılar, Yunanistan’ın ulusal para biriminde devalüasyon yaparak ihraç piyasasındaki rekabet gücünü geri kazanabileceğini savunuyor. Bu bir çözüm olabilir mi? Ya da ‘Grexit’ senaryosu, kalkınma olasılığını daha da zayıflatarak bir felaket mi olur?

Benim görüşüme göre, teorik seviyede üç yol var. Bunlardan birincisi, ‘Grexit’  denilen senaryo; bu geçici ya da kalıcı olabilir. Grexit  –buna Schauble planı diyelim–, ki bu görüş, sizin de dikkat çektiğiniz gibi, ABD’deki birçok liberal iktisatçı tarafından da savunulmakta, bana göre feci bir felaket olacaktır. Öncelikle, çok geniş bir para birimi uyumsuzluğuna sahip olacaksınız. Tüm Yunan vatandaşlarının ve bankalarının borçları tamamen Euro’ya bağlı olduğu halde, alacaklar drahmi cinsinden olacak ki, Yunanistan çok kısa bir zamanda ödeme aczine düşecek –sadece bankacılık sektörü değil hane halkı da. Rekabet devalüasyonundan gelme ihtimali olan hiçbir fayda/kar gerçekleşmeyecek. Birincisi, araştırmaların gösterdiği üzere, uluslararası ticaret ile iştigal edenler büyük firmalar; maalesef Yunanistan Euro bölgesinde en fazla küçük ölçekli firmaya sahip ülke –aslına bakarsanız çoğu Yunan firması beşten az kişiyi çalıştırıyor. Son birkaç yılda, emek girdisinde kayda değer ölçüde maliyet düşüşü görmekteyiz –yüzde 30 ile 40 arasında– ama yine de ihracatta herhangi bir yükselme görmemekteyiz. Sebep şu ki, ekonominin uluslararası pazara daha iyi hizmet edebilecek sektörlere ve endüstrilere doğru uzmanlaşmasının önüne geçen yapısal problemler var. Rekabet artırımıyla gelen fayda/kar pek kayda değer olmayacak. Dahası, eğer Yunanistan Euro bölgesinden çıkacak olursa, ciddi ölçüde kurumsal masraflar olacaktır.

Grexit senaryosunda, tüm Yunan vatandaşlarının ve bankalarının borçları tamamen Euro’ya bağlı olduğu halde, alacaklar drahmi cinsinden olacağı için, Yunanistan çok kısa bir zamanda ödeme aczine düşecek 

İkincisi, ki bu aslında daha olası olan, benim Grimbo dediğim bir denklik: Yunanistan’ın bir belirsizlik içinde olması. Yunanistan Euro bölgesinin dışında değil, fakat içinde kalmak için gerekenin en azını yapıyor. Bu denkliğin aşırı derecede sorunsal olduğunu ve kesinlikle uzun vadede sürdürülebilir olmadığını –Grexit senaryosu kadar yıkıcı olmasa da– söylemeye gerek yok. Yunanistan’ın son beş yıldan uzun süredir böylesine bir belirsizlik içinde olması çok kötü ve var olan siyasi çıkmaza ve Euro bölgesi liderlerinin Yunanistan’ın Euro bölgesinden çıkmasına müsaade etmekteki isteksizliklerine bakılacak olursa, yakın gelecek için en muhtemel senaryo şudur: Yunanistan’ın Euro bölgesinde kalması fakat sadece içeride kalabilmek için gereken minimum yapısal ıslahatı yapması.

Grimbo: Yunanistan’ın belirsizlik içinde olması. Yunanistan Euro bölgesinin dışında değil, fakat içinde kalmak için gerekenin en azını yapıyor

Şimdi, benim umut ettiğim üçüncü denklik, güçlü bir Yunan toparlanması ve bunun meydana gelmesinin tek yolu ciddi ekonomik ve kurumsal reformlardır ki bunlar maalesef şu an bankacılık sektörü sermaye yapısının büyük ölçüde ve güçlü şekilde düzenlenmesiyle birleştirilmelidir. Öyle gözüküyor ki buna, daha önce söylediğim gibi, [SYRİZA-ANEL] hükümet inanmıyor ve seçimlerden [20 Eylül’deki] sonra ne olacağını görmek çok zor. Şu an bankacılık sermaye yapısının düzenlenmesi ivedilikle yapılması gereken bir şey; bu çok iyi ve etkin bir şekilde yapılmalı, çünkü sırf Yunan ekonomisinin finansman yatırımında oynadıkları önemli rol sebebiyle Yunanistan için en önemli olan reform Yunan bankalarının sermaye yapılarının düzenlenmesi.

Üçüncü denklik ise, ciddi ekonomik, kurumsal reformlar ve de bankacılık sektörünün sermaye yapısının büyük ölçüde ve güçlü şekilde düzenlenmesiyle olacak bir Yunan toparlanmasıdır

O halde Yunan krizinin mikro ve iç boyutundan onun Avrupa boyutuna geçelim. Bazıları Yunanistan’ın mali suistimalleri ve temelden gelen yapısal ve kurumsal problemleri dışında, European Monetary Union’nun (Avrupa Parasal Birliği) (EMU) inşası ve ön tasarısına dair bir problem olduğunu da iddia ediyorlar. EMU içinde daha fazla kemer sıkmaya yönelten bir Alman egemenliği olduğunu düşünüyor musunuz? EMU’nun ve Euro bölgesinin işleyiş şeklinde demokratik bir aksaklık olduğunu düşünüyor musunuz? Bu ‘hegemonya algısının’ Avrupa’nın artan entegrasyonu beklentisine –muhtemelen daha federal bir yapıya doğru ilerlemek– zarar verici olduğunu düşünüyor musunuz?

Sorunuz gerçekten birçok konuya değiniyor. O yüzden EMU projesinin iyi tesis edilip edilmediğine dair olan soruyla başlamama müsaade edin. Açıkça kusurları olmuş bir proje ama birçok bakımdan da başarılı bir proje. Siyasette kesinlik diye bir şey yoktur ve EMU daha geniş mali birleşmeye [AB üyesi ülkeler arasında] doğru bir adım olarak başladı. 1990’lar ve 2000’lerin başındaki geçişte EMU’nun sorunu nominal hedeflere odaklanılmasıydı. Mesela, düşük enflasyon, kur sistemi dengesi, küçük bütçe açıkları ve borçların makul seviyede olması ve gayri safi yurtiçi hasıla payında düşmesi.  Özünde nominal hedefler belirlemekte hiçbir problem olmamasına rağmen, tüm bu meseleler –mesela, gayri safi yurtiçi hasılaya göre yüksek borcunuzun olup olmaması, bir ülkenin mütemadiyen geniş bütçe açıklar içine girip girmemesi– birer sonuç.

Maalesef, odaklanılan girdiler yerine sonuçlardı. Bu meseleleri ortaya çıkaran –bazı durumlarda– ve başka durumlarda mali çalkantılara sebep olan kurumlara ve siyasete çok daha fazla odaklanılmasını beklerdim. Gelecek yıllarda devletin işleyişine, ürünün ve diğer pazarların işleyişine dair gerçek sonuçlar denilen hedeflere çok daha fazla odaklanılmasını bekliyorum. EMU projesine karşı eleştirel olmak çok kolay, fakat Avrupa entegrasyonu projesi de genel olarak küçük adımlara dayanan bir süreç. Birkaç endüstri arasında serbest ticaret alanı olarak başladı, sonra genişledi, sonra Birlik oldu ve sonra 1980’lerin ortasında ortak bir pazarımız oldu ki bu büyük bir başarıydı ve EMU bu sürecin doğal bir adımı olarak takip etti. Şimdi, 19 Euro bölgesi üye ülkenin para birimi birliği içinde hayati olan bankacılık birliği projesi var; ve bankacılık birliği projesi ABD’de gördüğümüzle örtüşen şekilde bir mevduat garantisi içermeye uğraştığı için gidişat kısmen sorunsuz ilerliyor. Özetle, mali birliğin –veya mali birliğe doğru bir sürecin– bir sonraki mantıklı adım olması gerektiği konusunda birçok akademisyenle hemfikirim. Ama tekrarlıyorum, mucizeler beklemiyorum; bir gün Avrupa bir federasyon olmaya karar verecek; ama mesela, önümüzdeki beş on yıl içinde AB bütçesinde ciddi ölçüde bir artış görmek, ki bu Avrupa’nın milli safi yurtiçi hasılasının çok küçük bir oranını oluşturuyor –ABD’den çok daha düşük– düşünülemez değil. Benim görüşümde, bu süreç yavaş olacak, çünkü –kabul ederseniz– Avrupa siyaseti şu ana kadar böyle evrimleşti. Önceki tartışmamıza dönersek, daha sıkı entegrasyona ilerleyen AB üye ülkeler grubuna yakın olmak Yunanistan’ın stratejik, ekonomik ve politik çıkarınadır.

Şimdi, 19 Euro bölgesi üye ülkenin para birimi birliği içinde hayati olan bankacılık birliği projesi var ve buradan mali birlik sürecine geçiş –bir sonraki adım olması gerekir”

Şimdi, mevcut sistemin demokratik olup olmadığına dair bir soru sordunuz, daha doğrusu Avrupa’da politika oluşturmada temsil edilme konusunda bir eksiklik ve Almanya’nın egemen rolü olup olmadığını. Durum mükemmel olmasa da, bazı meseleler var olsa da, yine de AB’nin idaresinin demokratik olmadığı savını yanlış ve aslında gerçeklikten uzakta buluyorum. Son yıllarda Almanya’nın Avrupa’nın politika oluşturmasında merkezi bir rol oynadığı doğru, fakat bu kilit bir rol oynama arzusundan ziyade, daha çok ekonomisinin güçlü olmasından dolayı. Birçok durumda Almanya’nın başlangıçtaki öne sürdüğü pozisyonunun uygulanan yaklaşım olmadığını görüyoruz. Size bir örnek vereyim, 2010 baharında Almanya Şansölyesi herhangi bir Avrupa Birliği ülkesinin kurtarılmasına katılmak istemediğini söyledi. Üç ay sonra, İMF Almanya’dan verilen mali desteğe katılmasını istedi. Bir yıl sonra, Alman hükümeti ECB’nin bir menkul kıymetler piyasası programı uygulamasını istemedi ve sonuç olarak LPRO olanakları uygulandı. ECB’nin parasal gevşeme programı Alman Bundesbank Başkanı ve Alman kamuoyu tarafından karşı çıkılan bir programdı, ama bu da uygulandı. O yüzden Almanya ne isterse Avrupa’da o oluyor pozisyonunu biraz naif buluyorum – Doğru, Almanya büyük bir ülke nüfus olarak da, ekonomik olarak da güçlü bir ülke ve doğal olarak bir rol oynuyor ama Almanya ne isterse Yunanistan’da o uygulanıyor gibi bir durum yok. Mesela, haberleri doğru bir şekilde okursam, ECB’nin Almanya kurul üyesi temsilcisi, Yunan bankalarına desteği kesmeleri için Mario Draghi’yi [ECB Başkanı] ve diğer idari konseyini zorluyordu, ki bu son birkaç aydır destekleniyordu çünkü önerdikleri teminat çok düşük kalitedeydi ve ülke resmi olarak İMF’ye ödemeyi atladı. Söylemek istediğim, problemler var ama ben bu problemlerin çoğunlukla maddi içeriğe dair değil iletişime dair olduğunu düşünüyorum.

Yunanistan o süreçte var olan kurallara göre oynadı ve Euro bölgesi ülkeleri kulübüne haklı bir şekilde kabul edildi

Şimdi röportajın son kısmına geçeyim. Bazı kişiler Yunanistan’ın Euro bölgesine kabul edilmesinin hata olduğunu savunuyorlar; verilerle oynandığına dair iddialar var –özellikle Euro bölgesine girebilmek için Maastricht kriterlerini yerine getirmiş olmaya dair. Bu savlar geçerli mi? Yunanistan’ın Euro bölgesine kabul edilmesi bir hata mıydı?

Hayır, değildi. Ve aslında Eurostat ve yeni tarafsız Yunan istatistik otoritesi tarafından yayımlanan tekrar gözden geçirilmiş istatistiklere göre, 1995-2001 döneminin çoğunda Yunanistan bütçe fazlası veriyordu. Sadece bir sene –2003’te– çok küçük birtakım aksamalar vardı. Bununla oynamanın bir çok muhasebe yolu var, fakat eğer AB’nin geri kalanıyla örtüşen sayılara ve 1990’ların ortasından sonlarına kadar gerçekleşen mali sağlamlaşmaya bakacak olunursa bir muğlaklık yok. Yunanistan o süreçte var olan kurallara göre oynadı ve Euro bölgesi ülkeleri kulübüne haklı bir şekilde kabul edildi. Yunanistan’ın kurallara göre oynadığını gösterecek bir örnek vereyim: 1990’ların sonunda Yunanistan’da kayda değer boyutta olan özelleştirme makbuzlarının nasıl sayılacağı çok büyük bir konuydu –diğer başka Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi– bu açığın indirilmesi sayılacak mıydı sayılamayacak mıydı. Aslında, Almanya açıkların hesaplanmasında özelleştirme makbuzlarının dahil edilmesine izin vermişti. Kurallara bakılırsa, Yunanistan’ın mali pozisyonunu hesaplamaya başladığınızda kurallar bunlardı. Kuralları eleştirebilirsiniz, kuralların ve hedeflerin çok nominal olduğu ve maddi içeriğe etki etmediği, bunun genel bir problem olduğu üzerinden. Fakat, sayısal değerleri uydurmak konusundaki iddialar gerçeği yansıtmıyor. Ciddi bir mali uyum vardı, Yunan mali defterleri ciddi ölçüde düzeldi, ama adil olmak adına –vergi toplama geliştiği için değil. Yunanistan ekonomisi çok güçlü bir büyüme yaşadı. Gerçek değerlere göre yılda yüzde % 3,5-4 arası –artı o dönemde %2 olan enflasyonu da eklersek, bu Yunan ekonomisinin %8-9 arası bir oranda büyüdüğü anlamına geliyor. Bu mali durumun iyileşmesine ve yüksek borcun etkisiz hale gelmesine ve kontrol altına alınmasına izin verdi. Ve 2007 ve 2008’deki şok meydana gelince, Yunan ekonomisinin bu dış şoka ve büyüme beklentisinin kötüye gitmesine karşı çok savunmasız olduğu ortaya çıktı.

Yunan örneğinden farklı olarak, İngiliz siyasetçileri ve Birleşik Krallık halkı Britanya’nın oldukça güçlü olduğuna ve AB’den çıkmanın o kadar da kötü olmayacağına inanıyorlar

Sizin çok iyi bildiğiniz üzere sadece Grexit değil Brexit tartışması da var son dönemde. İngiltere AB’de kalıp kalmayacağına dair referandum yapacak. Bu durumda, AB kurumlarıyla olan Yunanistan görüşmeleri İngiltere’deki kamuoyunu ve politikacıları Brexit konusunda nasıl etkileyecek?

Bana göre bu iki durum ve iki örnek kıyaslanabilir değil. Yunanistan durumunda, ülke AB’de ve Euro bölgesinde kalmalı çünkü dışında olursa durum çok daha kötüye gidecek. İngiltere, kabul ederseniz, yelpazenin öbür tarafında, İngiliz siyasetçileri ve Birleşik Krallık halkı İngiltere’nin oldukça güçlü olduğuna ve AB’den çıkmanın o kadar da kötü olmayacağına inanıyor. O yüzden çok fazla benzerlik görmüyorum. Benim görüşüm şu ki, Birleşik Krallık AB’nin bir parçası olarak çok şey kazandı ve gelecek yıllardaki referandumda İngiliz vatandaşları İngiltere’nin AB’ye katılmasına karşı oy kullanırlarsa bu felakete yol açan bir politika olur.

Son sorum Türkiye ve Yunanistan ilişkilerine ilişkin. Türkiye’nin pozitif bir rol oynayabileceğini ve Yunanistan’ın bu krizden çıkması adına Yunanistan’a yardım edebileceğini düşünüyor musunuz? Mesela Yunanistan ve Türkiye’nin birlikte çalışabileceğini, muhtemelen her ülke için de ağır endüstri olan iki sektör, turizm ve enerji, alanında daha sıkı iş birliği mümkün mü? Yunanistan ve Balkan ülkelerinin 1990’ların başında ve ortasında olduğu gibi daha yakın ekonomik işbirliği içine girmelerine benzer artan bölgesel işbirliği öngörüyor musunuz?

İki ülkenin, Türkiye ve Yunanistan’ın, 1990’ların ortasından sonuna kadar yakınlaşmaları ve yapıcı bir diyalog içine girmeye ve istikrarlı bir şekilde geçmişteki problemlerin üstesinden gelmeye karar vermeleri çok büyük bir başarıydı bana göre. Bir işbirliği biçimi öngöremiyorum fakat önümüzdeki yıllarda düşmanlığın, ihtilaflı söylemlerin olmadığı var olan statükoyu koruyabiliriz ve her ülke içinde işler ileri yönde gitmeye başlayabilir. Ayrıca, bugünlerde ekonomi, hükümetin elinde olmaktansa daha çok özel sektöründe elinde. Bu, şöyle diyelim, Yunanistan ve Türkiye hükümetleri arasında büyük bir sınai işbirliği projesinin olacağı bir dönem değil. Bu tip işbirliği girişimlerini zorlayacak komuta tarzı ekonomiye sahip olmak yerine, özel sektörün –mesela Türkiye sahilinin öteki tarafındaki otel girişimcilerinin Ege’nin öteki tarafındaki meslektaşlarıyla bir tür işbirliğine girmelerine müsaade etmeliyiz. O yüzden bana göre Ege’nin her iki tarafındaki hem halka hem de işletmelere meyve veren bu sürecin devam etmesine müsaade etmeliyiz. Ve karar verenler işleri çok kolay mahvedebilir. 1990’ların sonunda oluşan durum çok büyük bir başarıydı, buna müdahale etmeyelim ve bu sürecin daha da ilerlemesine müsaade edelim.

Son bir spekülatif soru –müsaadenizle. Yakın gelecekte Yunanistan’ı ne bekliyor? Yunanistan yönetimi ile AB kurumlarının üçüncü kurtarma programına dair görüşmelerinin başarılı bir sonuca varacağını görecek miyiz? Erken seçim bu programın sonucuna nasıl bir etkide bulunacak? Avrupalılar 20 Eylül seçim sonuçlarının ve Atina’da yeni bir hükümet kurulmasının öncesinde geri mi duracaklar?

Yunan siyasetinde ve Anayasa’ya göre Başbakan’ın erken seçim çağrısı yapıp yapmamaya dair neredeyse sınırsız yetkisi var. Açıkça görülüyor ki, Tsipras’ın stratejisi Avrupalılarla mümkün olduğunca çabuk şekilde anlaşmayı tamamlamaktı ve ülkeyi mümkün hemen erken seçime sürüklemekti, çünkü başbakan doğru olarak inanıyor ki önümüzdeki aylarda ekonomik koşullar hızla kötüye gidecek. Şimdi seçime gitmek istiyor [20 Eylül’de] çünkü göreceli olarak şu anda daha güçlü bir pozisyonda, en çok da ana muhalefet partisinin geçici bir lideri var ve diğer AB yanlısı muhalefet ise bölünmüş durumda olduğundan. Tsipras’ın planı görüşmeleri hızlıca sonuçlandırmaktı, ki öyle de oldu. Belki İMF kuruluyla bazı sorunlar olabilir [erken seçime ilişkin] ama halihazırda 2016 baharına kadar devam etmekte olan bir İMF programı var ve her halükarda İMF’nin itirazları şu aşamada ikincil derecede önemli ama birkaç ay içinde daha önemli hale gelecek. Bu seçimler zaten kırılgan olan Yunan ekonomisi için başka bir yük oluşturacak; belirsizliği artıracak ve hiçbir şeyin üstesinden gelmeyecek. Fakat, maalesef başbakanın [Tsipras] seçtiği strateji bu. Önceden söylediğim gibi, Yunan Anayasası’na göre başbakan ülkeyi ne zaman isterse erken seçime götürebilir. Kurtarma paketinin içindeki birçok reformun (örneğin yapısal reformların) uygulanmaları için biraz zaman gerekli ve Avrupalıların Tsipras’ı erken seçimin önüne geçmesi için ikna etmek adına pek bir şey yapabileceklerini düşünmüyorum.

Profesör Papaioannou, zamanınız ve bu röportajı kabul ettiğiniz ve sorularımıza verdiğiniz detaylı ve bilgi yüklü cevaplarınız için çok teşekkür ederiz.

Çok teşekkür ederim.

***

Röportajı şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Research Turkey  (Ekim, 2015), “Profesör Elias Papaioannou ile Röportaj: Yunanistan’ın Fırtınalı Siyasi İktisadını Anlamak” Cilt IV, Sayı 10, s.60-78, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=9901&lang=tr)

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.