Mouin Rabbani ile Röportaj: İsrail-Filistin Çatışmasını Anlamak ve Filistin’in Türkiye’ye Bakışı

Mouin Rabbani ile Röportaj:
İsrail-Filistin Çatışmasını Anlamak ve Filistin’in Türkiye’ye Bakışı

Türkiye’nin İsrail-Filistin Çatışmasındaki Konumu Röportaj Serisi – I

Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey) olarak, Filistin Çalışmaları Enstitüsü’nde (Institute for Palestine Studies) kıdemli araştırma görevlisi, Jadaliyya’nın editör yardımcısı ve Middle East Report’un yardımcı editörü Mouin Rabbani ile bir röportaj gerçekleştirdik. Bu röportajımızda, İsrail’in Gazze’deki son askeri operasyonunun ardından İsrail-Filistin çatışmasında Türkiye’nin  yeri hakkında konuştuk. Mouin Rabbani’nin Filistin araştırmaları ve İsrail-Filistin çatışması üzerine pek çok yayını ve değerlendirmeleri bulunmaktadır. Rabbani aynı zamanda International Crisis Group’ta da Ortadoğu üzerine kıdemli analist olarak görev almıştır. Daha öncesinde ise, Filistin Amerikan Araştırma Merkezi’nde (Palestine American Research Center) Filistin Direktörü olarak çalışmıştır.

Röportajın Özeti

“Bu ilişkiyi (Türkiye-İsrail) zedelemekten sorumlu olan taraf, Ankara değil de esasen İsrail olmuştur.”

“Hamas ile ilgili konularda özellikle de Gazze Şeridi ve İsrail konusunda asıl arabulucu geleneksel olarak Mısır olmuştur ve Mısır bu görevi çok kıskanç bir şekilde korur.”

“İsrail ve Mısır, Türkiye ve Katar’a karşı oldukça saldırgan bir tutum sergilediler ve Türkiye ile Katar’ı bu denklemin dışında bırakmayı neredeyse stratejik bir öncelik haline getirdiler.”

“Ben herhangi bir devletin İsrail ve Filistin arasında barışı sağlayabileceğini düşünmüyorum çünkü İsrail bu çatışmanın çözülmesiyle ilgilenmiyor.”

“Bu alan (Gazze Şeridi)  yarım asrı geçen bir süredir İsrail işgali altında, bu da demek oluyor ki en azından teoride, Türk hükümeti Ankara’yı ne kadar iyi biliyorsa, İsrail de Gazze Şeridi’ni o seviyede biliyor.”

“Objektif olarak bakarsak bu alan İsrail için neredeyse ideal savaş alanıydı, ancak İsrail tek bir siyasi veya askeri hedefine ulaşmada başarısız oldu.”

“Hamas, geleneksel şekilde bir tarafın diğerini yenmesi şeklinde, İsrail’i mağlup etti mi? Hayır, tabii ki mağlup edemedi. Bence Hamas, İsrail’i daha fazla ilerlemekten caydırmayı ve İsrail’in herhangi bir hedefine ulaşmasını engellemeyi başardı. Bence, bu durum, büyük ihtimalle İsrail’i böyle bir şeyi yeniden denemeden önce iki kere düşünmesi için ikna etti.”

“…hem Hamas hem de El-Fetih büyük resmi görerek ortak bir milli strateji geliştirmek yerine Filistin Otoritesi içinde daha fazla avantaj kazanmaya odaklanıyorlar.”

“Ben herhangi bir uluslararası kuruluşun hakkında değerlendirmede bulunabileceğim  herhangi bir aktivitede bulunduğunu veya bir duruş sergilediğini görmedim.”

“Söylemeliyim ki şu an asıl başarısızlık bölgenin birçok anahtar aktörü arasında düzenli, sağlam ve sabit bir ilişkinin yokluğudur. Bu tabii ki sadece Filistin, Gazze Şeridi veya Hamas için geçerli değil, bölgede ortaya çıkan birçok krizde de bu böyledir.”

Röportajın Tam Metni

Sayın Rabbani, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey) olarak bu röportaja zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. İlk olarak, İsrail’in haftalar süren havabombardımanı ve kara saldırılarıyla sonuçlanan en son İsrail ve Hamas geriliminde, Türkiye’nin müdahil oluşu üzerine değerlendirmenizle başlamak istiyoruz. Gazze’ye yapılan son saldırılar ışığında,Türkiye’nin İsrail-Filistin çatışmasındaki değişen rolünü nasıl özetlersiniz? AKP ve AKP öncesi dönem arasında ne tür ana değişiklikler gözlemlediniz?

Bence bu ikisi farklı sorular, çünkü, değişiklikler büyük oranda Gazze Şeridi’ndeki en son İsrail saldırılarından önce ortaya çıktı. Bence, açıkça temel değişiklik, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara gelene kadar, özellikle 1990’larda Oslo Anlaşması’nın ardından, Türkiye bölgede İsrail’in ana stratejik müttefiğiydi. Türk-İsrail stratejik işbirliği her zaman varolmuştu, ancak Türkiye’nin Kudüs ve Arap-İsrail Barışı gibi konulardaki hassasiyetinden dolayı fazla görünür olmamıştı. Oslo Anlaşması sonrasında, bu işbirliği eşi benzeri görülmemiş bir şekilde görünür ve resmi bir boyuta ulaştı, bildiğiniz üzere 1990’larda, İsrail hava kuvvetlerinin Türk hava sahasını eğitim görevleri ve belki de diğer şeyler için kullanma durumu vardı. Bu işbirliği, içinde önemli ekonomik ve diğer boyutları içeren çok sağlam bir stratejik ortaklığa dönüştü. Son yıllarda, bu değişmeye başladı, ancak AKP’nin iktidara gelmesinin doğrudan bir sonucu değildir, ki bence AKP’nin politikalarını daha tereddütlü buluyorum. Buna rağmen, yine de ilk yıllarda stratejik ortaklık devam etti. Bu ilişkiyi (Türkiye-İsrail) zedelemekten sorumlu olan taraf, Ankara değil de esasen İsrail olmuştur.” İlk olarak, eğer önemli birkaç olaydan bahsedecek olursak, 2008 yılında İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik ilk önemli saldırısından hemen önce, İsrail’in önde gelen liderlerinden Başbakan Olmert ya da o zamanki Dışişleri Bakanı Livni, Ankara’da Türk mevkidaşlarıyla görüşmelerde bulunmaktaydı. Bu görüşmeler, Türkiye’nin Suriye ile İsrail arasında barış görüşmeleri sağlama çabasıyla ilgiliydi ve Gazze’ye saldırı kararı İsrail’de çoktan alınmış olmasına rağmen, bu durum hakkında tek bir kelime edilmedi. Bu durum, Türk hükümetini hayal kırıklığına uğrattı çünkü bu saldırı, özellikle Türkiye’nin Şam’daki Esad hükümeti ve İsrail’deki Olmert hükümeti arasında orta nokta bulma çabalarını mahvetti. Bu ilişkilerde gözle görülür bir gerilemeye sebep oldu. Ardından tabii ki Mavi Marmara hadisesinde, ticari bir gemide 9 sivil yolcunun İsrail ordusu tarafından öldürülmesinin yanı sıra, İsrail basit bir özürü bile olanaksız gördü vebunun ardından, birçok yaptırım uyguladı. Yine söylemek istiyorum ki son 10 yılda Türk-İsrail ilişkilerinde açık bir gerileme olsa da, bence bu gerilemenin kapsamını abartmamak da önemlidir. Benim anladığım Türkiye ile İsrail arasındaki istihbarat ilişkisi, İsrail’in bazı ayrıcalıkları kaldırılmış olsa da, devam etmektedir, hatta son yıllarda Suriye’deki ortak çıkarlardan dolayı bu ilişkilerin kapsamı genişlemiş bile olabilir. Ekonomik ilişkiler de devam etmektedir ve bazı raporlara göre bu ilişkinin hacmi artmaktadır. Durum böyle olmasına rağmen, eğer 2014’teki Türk-İsrail ilişkilerini, – diyelim 2000 veya 1995 ile karşılaştıracak olursak –, ortada önemli bir soğuma ve gerilemenin olduğu açıktır.  Bununla beraber,  bu Türk-İsrail ilişkilerinde kesinlikle  geriye döndürelemezbir kırılma değildir. Ek olarak, bu ilişkinin eskisi gibi olmasının en azından – yakın gelecekte – ihtimal dışı olduğu söylenebilir.

“Bu ilişkiyi (Türkiye-İsrail) zedelemekten sorumlu olan taraf, Ankara değil de esasen İsrail olmuştur”

Yorumlarınız ışığında, Türkiye ile İsrail arasındaki bozulan ilişkilerin AKP’nin tutumunun bir sonucu olmadığını söyleyebilir miyiz?

Bence AKP bir etken olmuştur. AKP’nin, özellikle de – önceki Başbakan şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşleriyle – önceki liderlerin ve ülkeyi birçok defa yöneten ordu yönetiminin İsrail’e karşı daha olumlu ve işbirlikçi yaklaşımlarıyla karşılaştıracak olursak bu farklılığı görebiliriz. Yani, AKP’nin etkisiz olduğunu söylemiyorum. Bu bir etkendir, belki de önemli bir etkendir, ancak benim vurgulamaya çalıştığım nokta, bu bozulmaya asıl katkının Türkiye değil de İsrail’den geldiğidir. Diğer bir deyişle, eğer İsrail Türkiye’nin 2008’de Suriye ve İsrail arasındaki aracılık çabalarını sabote etmeseydi – ki doğru anladıysam, bu aracılık rolünü Türkiye, İsrail’in talebi üzerine üstlenmişti –, eğer İsrail Mavi Marmara’ya saldırmamış olsaydı, eğer İsrail ilişkileri olumsuz etkileyen ve Türkiye’nin itibarını sarsacak uluslararası bir kampanya başlatmamış olsaydı, bunlar olmasaydı günümüzde bu ilişki bu kadar gergin olur muydu ben onu sorguluyorum.

Türkiye’nin İsrail ve Hamas arasında barış anlaşması sağlamadaki  başarısızlığının etkileri nelerdir? Türkiye artık resmin dışında mı?

Bu cevaplaması zor bir soru ve kısa cevap hem evet hem de hayır. Durum şöyle: Hamas ile ilgili konularda özellikle de Gazze Şeridi ve İsrail konusunda asıl arabulucu geleneksel olarak Mısır olmuştur ve Mısır bu görevi çok kıskanç bir şekilde korur.Geçen sene, Mısır’daki askeri darbeden sonra olan şey ise şuydu; Mısır’ın Hamas ile ilişkileri yokluk noktasına kadar geriledi, aynı zamanda Mısır’ın Türkiye’yle olan ilişkileri de ciddi bir şekilde bozuldu. Sonuç olarak, kısmen Mısır’daki gelişmelerden dolayı ve bölgedeki diğer gelişmeler sonucu, Suriye’de ve diğer yerlerde, Hamas artan bir şekilde izole oldu ve bölgede sadece iki dostu veya müttefiği, – nasıl adlandırmak isterseniz –, kaldı: Katar ve Türkiye. Eğer Gazze’deki son çatışmada neler olduğuna bakarsanız, İsrail, Gazze Şeridi’ne saldırdı. Mısırlılar, Tony Blair ve İsrail ile yakın bir koordinasyon içinde İsrail tarafından onaylanarak son hali oluşturulan bir ateşkes teklifini Hamas’a medya yoluyla sundular. Hem anlaşmanın içeriği hem de sunulma şeklinden kaynaklanan sebeplerden ve büyük ihtimalle kısmen Mısır-Hamas ilişkilerinin bozuk olmasından dolayı, Hamas bu teklifi reddetti. Bunun ardından, ilk adım olarak Hamas ile doğrudan iletişime geçmek zorunlu hale geldi. Bunu sağlamak için, Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry alternatif bir ateşkes teklifi sunmaya çalıştı ve – bildiğiniz üzere – Türkiye ve Katar’ın görüşlerinden yoğun bir şekilde yararlandı. Bence, Amerika’nın buradaki amacı Hamas’ın asıl dostlarını kullanarak Hamas’ın üzerinde bir baskı oluşturmak ve Amerika’nın teklif ettiği ateşkesi kabul etmesini sağlamaktı. Tabii – bu sadece tek yönlü bir denklem değildi –, Katar ve Türkiye de endişelerini ve Hamas’ın görüşlerini Amerika’ya sundular. Şimdi bu noktada İsrail ve Mısır, Türkiye ve Katar’a karşı oldukça saldırgan bir tutum sergilediler ve Türkiye ile Katar’ı bu denklemin dışında bırakmayı neredeyse stratejik bir öncelik haline getirerek olayları, Kahire’nin istediği şekle döndürdüler. Şimdi, Mısırlılar ve özellikle de İsrailliler son krizdeki asıl başarılarından biri olarak Türkiye ve Katar’ı diplomatik denklemin dışında bıraktıklarından  övünüyorlar. Ben, bunun ne derecede doğru olduğundan emin değilim. İlk olarak, onların işi yürütme biçimlerinden dolayı en başta Türkiye’ye gidilme ihtiyacı hissededildi. İkincisi, Türkiye’nin resmi olarak ateşkes anlaşmasının sonlandırılmasında herhangi bir rolü olmadığı doğru olsa da, ben detaylar açıklandıktan sonra bir sürü dolaylı ve perde arkasında dönen resmi olmayan görüşmelerde, Türkiye ve Katar’ın da olayın içinde olduğunu göreceğimizden eminim.

Hamas’ın bu çatışmada Türkiye’nin rolünü gözünde büyütmüş olabileceğini düşünüyor musunuz?

Hamas’ın herhangi bir şekilde gerçekçi olarak Türkiye arabulucuğunun Mısır arabulucuğunun yerini alabileceğine inandığı konusunda çok emin değilim, çünkü bu son İsrail saldırısından sonra Hamas’ın ulaşmaya çalıştığı başarılardan biri Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah sınır kapısını açmaktı. Bu sadece Mısır’ın istemesi halinde yerine getirilebilecek bir amaçtı ve Kahire ile Ankara arasındaki soğuk ilişkiler göz önüne alındığında, bu Türkiye’nin Hamas için yapabileceği bir şey değildi ve bence, bu Hamas’ın açıkça farkında olduğu bir durumdu. Bence, Hamas’ın ikinci hedefi Kahire ve Hamas arasında yeniden ilişkilerin başlamasıydı. Dolaylı yoldan ve başkalarına bağımlı bir şekilde olsa da, bu hedefe kısmen ulaşılmış oldu. Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail saldırısından önce, Mısır ve Hamas arasındaki ilişkiler neredeyse tek bir adamla sınırlıydı, Hamas lideri Mousa Abu Marzuq’un Kahire’de kalmasına izin verilmiş,diğer tüm Hamas liderleri ise, Gazze Şeridi’nde veya sürgünde, Mısır’da istenmeyen adam ilan edilmişti. Bu görüşmeler sırasında, Hamas’ın ateşkesi kabul etmesini garanti altına almak için, Gazze, Beyrut ve diğer yerlerdeki Hamas liderleri yeniden Kahire’nin değerli misafirleri oldular. İlişkiler güçlükle normalleşti ve bence, Mısır sadece zorunda olduğunu düşündüğü seviyede Hamas ileilgilendi. Buna rağmen, bence bu hiç olmazsa Hamas adına önemli bir dönüm noktasıydı. Şimdi Türkiye’ye gelecek olursak, bence, Hamas kendi duruşunu ve endişelerini Türkiye’nin diğer taraflara iletebileceğine inanıyordu, – önceki sorunuzda cevapladığım üzere – Hamas örnek olarak A.B.D. ile doğrudan bir iletişim içinde değildi. Ve eminim ki, bu kriz süresince, Türkiye’nin stratejik bir hedef olarak Hamas’ı zayıflatmayı düşünmeyen çok az taraftan biri olması dolayısıyla Hamas, Türkiye’nin diplomatik nüfuzunu kullanarak, Hamas’ı gözeten sonuçları yönlendirebileceğini umuyordu. Daha önceden konuştuğumuz sebepler nedeniyle, Türkiye’nin hangi seviyede başarılı olduğu yoruma açık bir sorudur.

“İsrail ve Mısır, Türkiye ve Katar’a karşı oldukça saldırgan bir tutum sergilediler ve Türkiye ile Katar’ı bu denklemin dışında bırakmayı neredeyse stratejik bir öncelik haline getirdiler”

Mouin Rabbani2Türk hükümetinin İsrail’e yönelik siyasal muhalefeti, çatışmanın seyri üzerinde bir etkiye sahip midir? Türkiye’nin duruşu Filistin halkının geleceğine yardım mı ediyor, onu engelliyor mu ya da ikisi de değil mi?

Bence bu soruyu yanıtlamanın farklı yolları var. Örnek olarak, 2008 yılına gidecek olursak, Türkiye’nin politikalarında veya en azından İsrail’e yönelik duruşu ve tutumundaki açık değişiklik, İsrail’in Filistin halkına yönelik hareketlerini doğrudan etkileyen bir tepki oluşturmuştur. Aynı şey Mavi Marmara için de söylenebilir. Bence, bu cevaplaması daha zor bir sorudurBir yandan İsrail ve Türkiye arasında artan husumet, İsrail’in durmaksızın Türk hükümeti ve Türk liderlerine yönelik genelde, kaba içerikli saldırılarıyla,Türk-İsrail ilişkileri açıkça daha fazla bozulmuştur, ama en azından ben bunun istihbarat işbirliği ve Türk-İsrail ekonomik işbirliği üzerinde etkileri olup olmadığını bilmiyorum. Bu bağlamda, ben Türk-İsrail ilişkilerinde sorunuza açık bir cevap vermemi sağlayacak herhangi ek bir değişiklik görmedim. Daha genel bir kapsamda, benim kendi görüşüm, diğer ülkeler özellikle de Türkiye gibi bölgesinde merkezi güç olan ülkeler İsrail ile ilişkilerini zayıflattığı ve de ekonomik, ticari ve diğer ilişkilerini gözden geçirdiği müddetçe, İsrail’e, Filistin halkına yönelik politikalarının sonucunda ödenecek bir bedelin olduğunu hissettirmektedirler. Bence bu sadece iyi bir şey olabilir. Aynı zamanda herhangi bir devletin İsrail ve Filistin arasında barışı sağlayabileceğini düşünmüyorum çünkü İsrail bu çatışmanın çözülmesiyle ilgilenmiyor. Eğer İsrail-Filistin çatışmasının sona ermesi için minimum şartın İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki işgalini durdurması ve mülteci sorununun adil bir şekilde çözülmesi olduğunu kabul edersek, İsrail’in bu tür bir anlaşmayı kabul etmeyeceği çok açıktır. Bu şartlar altında arabuluculuk çok anlamsız görünüyor. Yapılması gereken İsrail üzerinde baskı oluşturarak, bu çözümün genel hatlarını kabul etmesini sağlamaktır.

Filistin halkını düşünecek olursak, onlar da Türkiye-İsrail arasındaki bozulan ilişkilere dahil midirler?

Filistinliler, tabii ki İsrail ve herhangi bir taraf arasındaki bir gerilimi iyi bir şey olarak görürler. Bence, buna verilecek kısa cevap bu durumun da istisna olmadığıdır.

Gazze’nin ekonomisi, Hamas siyasi mütefikleriyle birlikte ekonomik ve askeri destek de kaybettikçe sıkıntılı zamanlardan geçiyor. Bu Gazze ve Hamas için ne manaya geliyor?

Tabii ki, Gazze Şeridi, 2006’dan bu yana, daha önce görülmemiş bir şekilde kuşatma ve abluka altında bulunuyor. Buna ek olarak, son iki yıl içinde, Hamas, Suriye’deki hükümetle ayrılığının, İranla ilişkilerinin soğumasının ve özellikle de Mısır’da rejimin değişmesinin ardından bölgesel müttefiklerini ve bölgesel desteğini kaybetti. Bu durum öyle bir noktaya geldi ki son aylarda Hamas, ilk defa, Batı Şeria ile devam eden rekabet şartları altında, memurlarına düzenli bir şekilde maaş veremedi. Bu sadece finansal veya bütçesel değil, aynı zamanda siyasal bir krizdir. Türkiye’nin buradaki rolü tam olarak belli değil. Örneğin, ben Türkiye’nin Gazze Şeridi’ndeki hükümete doğrudan bir bütçe desteği vermeyi önerdiğini veya buna hazırlıklı olduğunu görmedim. Elektrik üretecek bir geminin gönderilmesi gibi ekonomik yardım planlarının olduğunu biliyorum. Böyle bir durumun,sadece Türk yardımının Gazze Şeridi’ni nasıl etkileyeceğini değil, aynı zamanda Türk-İsrail ilişkilerinie daha ne kadar gerileteceğini görmek ilginç olacaktır. Sorunuza geri dönecek olursam, İsrail’in son saldırılarının ardından sivil yapılarda oluşan inanılmaz yıkım sonucu, evet Gazze Şeridi artık normal bir ekonomik hayata ve normal ticari ilişkilere daha fazla ihtiyaç duyuyor, ancak bunların ne zaman veya nasıl oluşacağı hiç de belli değil. Bu durum da özellikle İsrail, A.B.D.ve Avrupa, gibi büyük güçler ve de veMısır, Filistin Otoritesi gibiHamas’ın bölgesel rakipleri  hala genel nüfus ve sivil altyapı üzerindeki bu tür bir baskı ve kuşatmanın siyasi çıkarlar sağlayabileceğini düşünüyorlar.

“Hamas, geleneksel şekilde bir tarafın diğerini yenmesi şeklinde, İsrail’i mağlup etti mi? Hayır, tabii ki mağlup etmedi. Bence, Hamas İsrail’i daha fazla ilerlemekten caydırmayı ve İsrail’in herhangi bir hedefine ulaşmasını engellemeyi başardı. Bence, bu durum, büyük ihtimalle İsrail’i böyle bir şeyi yeniden denemeden önce iki kere düşünmesi için ikna etti”

Geçen ay Mısır aracılığıyla sağlanan ateşkesi takiben, Hamas resmi olarak savaşı ‘kazandığını’ ilan etti. Bu söylem ne kadar gerçekçi? Ateşkesin koşulları hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

Aslına bakarsanız hem İsrail hem de Hamas savaşı kazandığını iddia etti. Bence, buduruma bakmalıyız. Gazze Şeridi oldukça küçük bir toprak parçası, sanırım bu alan İstanbul’dan bile küçük. Bu alan (Gazze Şeridi) yarım asrı geçen bir süredir İsrail işgali altında, bu da demek oluyor ki en azından teoride, Türk hükümeti Ankara’yı ne kadar iyi biliyorsa, İsrail de Gazze Şeridi’ni o seviyede biliyor. İsrail herkes hakkında herşeyi biliyor. Gazze Şeridi düz ve açık bir coğrafyaya sahip, yıllardır abluka altında ve gelişmiş silahlara sahip değil. Kağıt üzerinde objektif olarak bakarsak, Gazze Şeridi’nde Hamas ve diğer Filistinli silahlı gruplara karşı İsrail’in kesin, ezici ve belki de tarihi bir zafer kazanması birkaç saat belki de bir iki günden fazla sürmemeli. Objektif olarak bakarsak bu alan İsrail için neredeyse ideal savaş alanıydı, ancak İsrail tek bir siyasi veya askeri hedefine ulaşmada başarısız oldu.Tahmin ettiğim kadarıyla İsrail ordusu sadece Gazze Şeridi ve Orta Doğu’daki silahlı grupların değil, Ankara’daki askeri uzmanlar ve memurların da gülme kaynağıdır. Aynı zamanda Brüksel’deki NATO genel merkezi ve Pentagon da İsrail ordusunu hesabına iyi bir kahkaha atmışlardır. Bu kadar ideal şartlar altında İsrail’in tek bir askeri hedefine ulaşamaması şok edicinin üstünde bir durumdur. Bildiğiniz üzere burada savaştıkları Vietkong değil ve Gazze Şeridi de Vietnam değildir. Zorluklar, 24 saat boyunca dünyadaki en iyi ordulardan biri olduğu ve en azından bölgesel bir süper güç olduğu hakkında böbürlenen bir ordu için çok büyük olmamalıdır. Bu nedenle, İsrail’in askeri başarısızlığının ulaştığı nokta şok edici olmuştur. Bu nedenle de, Hamas zafer iddiasında bulunmaktadır. Şimdi, bu tür bir zafer iddiasını nasıl değerlendirirsiniz? Bence, kendilerini müdafaa etmede, İsrail’in Gazze Şeridi’nde ilerlemesini engellemede, İsrail ordusu ve ekonomisinde yüksek maliyetlere sebep olmada başarılıydılar, ancak bununla beraber can kayıpları ve sivil yapılara verilen zarar düşünüldüğünde, Filistinliler olağanüstü yüksek bir bedel ödediler. Yine de dikkat çekmeliyim ki İsrail askeri bir önemi varmış gibi öldürülen sivil sayısı ve yıkılan bina sayısıyla övünme seviyesine düşürüldü. Hamas, geleneksel şekilde bir tarafın diğerini yenmesi şeklinde, İsrail’i mağlup etti mi? Hayır, tabii ki mağlup etmedi. Bence, Hamas İsrail’i daha fazla ilerlemekten caydırmayı ve İsrail’in herhangi bir hedefine ulaşmasını engellemeyi başardı. Bence, bu durum, büyük ihtimalle İsrail’i böyle bir şeyi yeniden denemeden önce iki kere düşünmesi için ikna etti. Eğer İsrail ordusunun amacının, İsrail liderlerinin siyasi isteklerini düşmanları üzerine dayatmak olduğunu kabul ederseniz, ki bu silahlı güçlerin genelde kullanılma sebebidir, bu ordu bu görev için hazır değildi.

Şu anki şartlar altında Hamas ve El-Fetih’in ortak bir siyasi ajanda takip etmesi ne kadar mümkündür?

Hamas ve El-Fetih’in ortak bir siyasi ajanda takip edebilmeleri için ortak bir siyasi strateji üzerine anlaşmaları gerekmektedir. Bunun olabilmesi için de, bence esas önkoşul liderliklerin ‘geçici liderlik komitesi’ adı verilen ve Hamas ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün içindeki İslami Cihad’ın entegre olduğu orta nokta olan bu kurumun yeniden hayata geçirilmesidir. Diğer bir deyişle en azından ana partilerin veto hakkına sahip olduğu ve böylece partilerin beğenmedikleri kararları görmezden gelmedikleri, bir tür ortak karar verme mekanizmasına sahip olunacaktır. Ben bunun yakın bir tarihte gerçekleşeceğini sanmıyorum. Bence, bu durumbüyük oranda hem Hamas’ın hem de El-Fetih’in büyük resmi görerek ortak bir milli strateji geliştirmek yerine Filistin Otoritesi içinde daha fazla avantaj kazanmaya odaklı olmalarından kaynaklanıyor. Problemin büyük bir kısmı, herhangi bir milli strateji sonucunda, her iki partinin de önemli tavizler vermek ve anlaşmaya varmak zorunda olmasından kaynaklanıyor. Örnek olarak böyle bir ortak milli strateji durumunda, Batı Şeria’daki Filistin Otoritesi’nin Oslo Anlaşması’nı reddedip, son 20 yılda gördüğümüz bu anlamsız ve gereksiz diplomasi yerine, işgali sona erdirecek temiz bir ajanda benimsemesi gerekiyor. Hamas tarafı için de bu tür bir durum askeri gücünü ve siyasi ajandasını başkasıyla paylaşmak ve artık tek başına karar verememek manasına geliyor. Bence, bunların hiçbiri imkansız değil, ancak olası zorluklar büyük görünüyor ve bunları daha da büyüten dış güçlerin devamlı müdahalesi, örnek olarak Batı, Hamas’ın Filistin Kurtuluş Örgütü’ne dahil olmasını tehlikeli olarak değerlendirdi. Ne yazık ki, bu Ramallah’taki liderliğin saygı duyduğu bir tehlike.

“Ben herhangi bir uluslararası kuruluşun – hakkında değerlendirmede bulunabileceğim  herhangi bir aktivitede bulunduğunu veya bir duruş sergilediğini görmedim”

Son Gazze saldırısında uluslararası kuruluşların, özellikle Birleşmiş Milletler’in, nasıl bir rolü oldu? Bunların duruşlarını nasıl değerlendirirsiniz?

Açıkçası ben değerlendirilecek bir şey görmedim. Bence çoğu uluslararası organizasyon, sadece Birleşmiş Milletler (BM) değil Arap Ligi bile bu son çatışmada görünmezliği seçti. Günün geç saatlerinde, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki BM binalarına saldırmasının ardından, yıkımın ve ölümlerin tahammül edilemeyecek bir seviyeye gelmesinin ardından, BM Genel Sekreteri’nden bazı sert açıklamalar geldi. Buna rağmen, herhangi bir uluslararası kuruluşun –  değerlendirmede bulunabileceğim – herhangi bir aktivitede bulunduğunu veya bir duruş sergilediğini görmedim.Burada Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (United Nations Relief and Works Agency for Palestine Refugees – UNRWA)  bir istisnaydı. Ajans sorumluluklarını ciddiye aldı ve görüşlerini devamlı bir şekilde kamuoyuyla paylaştı.

Son olarak, size göre Türkiye arabuluculuk çabalarında neyi “yanlış” yaptı? Türkiye İsrail ve Hamas arasında nasıl başarılı bir arabulucu olabilirdi?

Bence sorunuzun cevabında Türkiye’nin neyi yanlış veya doğru yaptığını tanımlamak bana düşmez. Bence söylenmesi yerinde olan asıl nokta, ve belki de daha anlamlı olan bunu durum içinde kullanmaktır. Diyelim ki bu bölgede öyle bir ortam var ki herkes birbiri ile savaş halinde. Bu tür şartlar altında varolan çatışmanın analiz edilmesiyle alakasız bir şekilde herhangi bir tarafın anlamlı bir rol oynaması son derece zordur. Konu içinde çok zayıf olan Mısır ve Türkiye ilişkisi hakkında bir noktaya kadar konuştuk, bence Türkiye’nin ateşkese ulaşmak için nasıl daha iyi ve etkili bir şekilde işbirliği yapabileceğini sormak çok manalı değil. Bu soru eğer Mısır-Türkiye ilişkileri iyi ve sabit olsaydı anlamlı olurdu. Çünkü böyle bir durumda Türkiye çabalarında tam rolünü oynayabilir ve bunun sonunda belli başarılar veya başarısızlıklar elde eder ve biz bunun hakkında konuşabilirdik. Söylemeliyim ki şu an asıl başarısızlık bölgenin birçok anahtar aktörü arasında düzenli ,sağlam ve sabit bir ilişkinin yokluğudur. Bu tabii ki sadece Filistin, Gazze Şeridi veya Hamas için geçerli değil, bölgede ortaya çıkan birçok krizde de bu böyledir.

***

© 2014 Research Turkey. Tüm hakları saklıdır. Bu röportaj referans verilmeden basılamaz, çoğaltılamaz veya kopya edilemez.

Röportajı şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Research Turkey (Eylül, 2014),  “Mouin Rabbani ile Röportaj: İsrail-Filistin Çatışmasını Anlamak ve Filistin’in Türkiye’ye Bakışı’”, Cilt III, Sayı 9, s.77-87, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (ResearchTurkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=6939&lang=tr)

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

One thought on “Mouin Rabbani ile Röportaj: İsrail-Filistin Çatışmasını Anlamak ve Filistin’in Türkiye’ye Bakışı

  1. maurizio

    we need to find win-win solutions to the problem, even in a European perspective
    best regards

    Yanıtla

maurizio için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.