Sayın Abdüllatif Şener ile Röportaj (Bölüm II): “Türkiye’nin Demokrasi ve Dış Politika Karnesi, Toplumsal Hareketler ve Ortadoğu’daki Gelişmeler”

Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Analiz Türkiye) olarak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti’nin) kuruluşunda yer alan ve 2002-2007 yılları arasında AK Parti milletvekilliğinin yanı sıra AK Parti Hükümetlerinde hem Devlet Bakanlığı hem de Başbakan Yardımcılığı gibi önemli görevlerde bulunan ve daha sonra partiden istifa eden Doç. Dr. Abdüllatif Şener ile uzun bir söyleşi yaptık. Şener ile kendi siyasi yaşamının yanı sıra AK Parti hükümetinin demokrasi karnesinden Suriye politikasına, Kürt açılımından başkanlık sistemine ve nihayet İstanbul’daki Gezi protestolarına kadar birçok güncel konuda konuştuk. İlk bölümü geçen hafta yayınladığımız ve büyük ilgi gören bu röportajın ikinci bölümünde Şener’in başta Suriye’deki tırmanan gerginlik, Büyük Ortadoğu Projesi, İstanbul’da Gezi parkta başlayan ve Türkiye’nin birçok yerine yayılan protesto gösterileri, din-siyaset ilişkisi, Türkiye’de demokrasi ve basın özgürlüğü, Türkiye ekonomisi, yolsuzluklar, Türkiye’de muhalefetin durumu ve yeni anayasa çalışmaları olmak üzere birçok güncel konu hakkındaki görüş ve düşüncelerine yer vereceğiz.

devamı için tıklayınız


Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

One thought on “Sayın Abdüllatif Şener ile Röportaj (Bölüm II): “Türkiye’nin Demokrasi ve Dış Politika Karnesi, Toplumsal Hareketler ve Ortadoğu’daki Gelişmeler”

  1. Hıfzı Deveci

    Sayın Şener’in Röportajının bu bölümü hakkında birkaç notu dikkatinize sunarım:
    1. Sayın ŞENER’in, Başbakan’ın demokrasi anlayışı (ya da anlayışsızlığı) hakkındaki doğru ve yerinde değerlendirmeleri karşısında insan şunu sormadan edemiyor:
    Modern anlamda demokrasi fikrine bu kadar uzak, hatta bir bakıma “düşman” birinin, demokratik parlamenter sistem içindeki olağan basamaklardan çıkarak (il başkanı-belediye başkanı- parti başkanı-milletvekili-başbakan) hükümet olabilmesi mümkünse o zaman bu parlamenter demokrasi dediğimiz ( ya da bizim öyle sandığımız) şeyi sorgulamalı değil miyiz?
    2. Bir başka çok doğru saptama da şu: Demokrasilerde hiçbir parti % 49 oy alamaz! İşte belki de budur demokrasinin tarifi ve yukarıdaki sorunun yanıtı. Türkiye’de yıllarca “Tek parti hükümeti” istenmiş, aranmıştır. İhtilal anayasaları bile bunu sağlamak üzerine kurgulanmıştır.Oysa gerçek demokrasilerin sihri “Koalisyon”dur. Bizim geçmiş yıllarda bir türlü öğrenemediğimiz bir şeydir bu. Tam öğrenmeye başlamışken (1990’lar) yine bir tek parti hükümetine teslim olmuş bulunuyoruz. Evet, nerede % 49, 59, 79, 89 oy oranı varsa orada KESİNLİKLE demokrasi yoktur. (Hüsnü Mübarek’in son başkanlık seçimi oyları % 80 civarındaydı, Sadem Hüseyin ise devrilmeden önceki seçimde % 90 oy almıştı.)
    3. ABD’nin, dünyanın bu bölgesini yeniden dizayn etme planındaki ikiyüzlülük ve ahlaksız arka fon; daha önceki deneyimlerde Suriye’de olduğu kadar açık seçik değildi. Çünkü ABD (ve proje ortakları) öteki ülkelerde diktatörleri devirmek için “yerel muhalefetin baskısı” tezini kolayca kullanabilmişti. Ama Suriye’de olmayan örgütlü muhalefeti yaratmaya çalışırken yarattıkları şey sadece yıkım ve vahşettir. Bu vahşete destek olmak ise utançların büyüğüdür.
    4. 12 Eylül’ün Paşası bile televizyonlarda Tayyip Erdoğan kadar çok yer almazdı. Acaba bir ülkedeki demokrasinin kalitesi ile liderin televizyonda görünme sıklığı arasında korelasyon gözeten bir “demokrasi ölçeği” var mıdır? Yoksa bile oluşturulmalı bence.

Leave a Reply

Your email address will not be published.