Bir Dönem Değerlendirmesi: Başkan Başçı, Doçent Başçı’yı Dinlemeliydi

*Kaynak: Ekonomiservisi.com ©

Bir Dönem Değerlendirmesi:
Başkan Başçı, Doçent Başçı’yı Dinlemeliydi

2003 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcılığı görevini üstlenen Dr. Erdem Başçı, 2011’de TCMB’nin yeni başkanı olarak atandı. Tartışmalı geçen 5 yılın ardından, Nisan 2016 itibariyle görev süresi de sona ermiş oluyor. Bu yazı, teknik bir para politikası yaklaşımını dışarıda bırakarak, Başkan Başçı’nın 5 yıllık performansını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu değerlendirme yapılırken, önemli olaylar takvimsel bir sıra içerisinde ele alınacaktır.

Merkez bankacılık ve para politikası yönetimi konusunda yenilikçi tartışmaların dünya genelinde yaygın olduğu son beş yıl içerisinde, para politikası Türkiye’de de çok konuşulan bir konu oldu. Ancak TCMB öznesinde yapılan değerlendirmelerin pek çoğunun nesnellikten uzak olduğunu gördük. Bu dönemde TCMB iletişiminin de son derece kapalı olması ve şeffaf bir para politikası yönetiminin sergilenmemesi de, katkı kültürünü zayıflattı. Bu çalışma, tarihsel bir perspektif içerisinde son beş yılın para politikası yönetimine damga vuran önemli olaylara da vurgu yaparak, Sn. Başçı’nın başkanlık dönemindeki performansını nesnel bir şekilde sunmayı amaçlamaktadır.

TCMB’nin Sayın Başçı’dan sonra gelecek yeni başkanı ve kendisine ilişkin öngörüler, çalışmanın amacı ve alanı dışındadır.

Merkez Bankacılığı Yeniden Düşünmek

2008 yılında patlak veren Küresel Durgunluk, ekonomi yazınındaki pek çok ezberin sorgulanmasına neden oldu. Başkan Başçı’nın görev süresinin başlangıcı da dünyada ‘merkez bankacılığı yeniden düşünmek’ akımının ağırlık kazandığı bir döneme denk gelmesi açısından ilginçtir. O dönem yapılan tartışmalar merkez bankalarının kanıksanmış fiyat istikrarı perspektifinin dışına çıkarak örtük de olsa finansal istikrar amacı üzerine de yoğunlaşması gerektiği konusunda uzlaşı sağlar nitelikteydi. Nitekim bu dönemde, dünya genelinde pek çok merkez bankasının katı enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesini daha esnek bir çerçeveye çevirdiğine şahit olduk. Bazen örtük bazen açık olarak, azımsanmayacak sayıda merkez bankası, birden fazla görev tanımını benimsemeye başladı.

TCMB de dünyada esen bu rüzgârdan etkileniyordu. Başkan Başçı gibi donanımlı bir akademisyenin bu göreve gelmesine sevinen bizler, merkez bankacılık ve para politikası anlamında küresel iktisadi tartışmaların takip edilmesinden ve bu alana aktif katkı sağlamak istenmesinden büyük memnuniyet duyuyorduk.

Başkan Başçı’nın bu alandaki akademik ilgisi ile birleşince, küresel tartışmaların TCMB’nin para politikası uygulamaları için yeni bir sayfa açması hiç de şaşırtıcı olmamalı. Para politikası uygulamalarındaki bu yeni dönem dört ana evre ile özetlenebilir.

Tablo 1 Para Politikası Dönemleri

tr1

Yeni para politikası çerçevesi içerisinde TCMB’nin öncül adımlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

-Finansal istikrarın yan görev tanımı olarak ön plana çıkartılması

-Kredi büyüme hızı üzerine bir sınır belirtilmesi

-Makro ihtiyati tedbirlerin uygulanması

-Zorunlu karşılık oranlarındaki değişiklikler ile vade farklılaşması ve mevduat vadesinin uzatılmasının amaçlanması

-Faiz koridorunun aktif olarak kullanılması

“Çok amaçlı- çok araçlı” para politikası ilk bakışta iyi bir fikir olmakla birlikte, olumlu sonuçlar otaya çıkartabilmesi için bu iyi fikrin uygulamasının da iyi olması gerekiyordu. Ne yazık ki bu konuda büyük eksiklikler karşımıza çıktı ve Başkan Başçı’nın dönemi boyunca bu eksiklikler para politikasının başarısını gölgeledi. 2011 tarihli bir TCMB sunumunda yeni para politikası duruşu şu şekilde tarif ediliyordu: “bu yeni çerçeve içerisinde, para politikasının duruşu sadece politika faizi ile değil, bütün politika araçlarının bütünü ile belirlenmektedir”. Ancak faiz dışı araçların aktarım mekanizmasının yeterince çalışılmamış olması, “kervan yolda düzülür” tarzı bir para politikası yaklaşımı olduğu izlenimini yaratarak, TCMB’ye duyulan güveni de azaltıyordu.

Tablo 2 Değişen Para Politikası Çerçevesi

tr2

Esnek Değil Keyfi Para Politikası

Uygulamada ortaya çıkan eksikliklere rağmen, çoğumuz Başkan Başçı’nın akademik profiline de güvenerek, bardağın dolu tarafını görmeyi sürdürmeyi tercih ettik. Ancak kısa bir süre sonra, yeni politika uygulamalarının yarattığı iyimserlik dağılmaya ve bazı endişeler oluşmaya başladı.

Göreve geldiğinin dördüncü ayında televizyona bir röportaj veren Başkan Başçı, TL’nin ABD Doları ve Avrodan oluşan eşit ağırlıklı sepete karşı olması gereken bir seviye telaffuz ederken, piyasayı da “yerel para biriminin değerini şekillendirme konusunda merkez bankalarının gücünü azımsamama” konusunda uyardı. Başkan Başçı’nın televizyonda telaffuz ettiği kur seviyesi, eşit ağırlıklı kur sepetine karşı TL’nin değerlenmesi gerektiğine işaret ederken, bu seviyeyi belirtirken kullandığı dil, seviyenin piyasa tarafından bir taahhüt gibi algılanmasına neden oluyordu. Eminim Doçent Doktor Başçı, tasarruf açığına ve sınırlı rezerve sahip bir ekonomide merkez bankası başkanının bu tarz cümleler kurmaması gerektiğini biliyordu. Ancak bir şekilde, Başkan Başçı’nın bu hatayı yapmasına engel olamadı. Bu; o ana kadar akademisyen kimliğinin merkez bankacılığı performansını destekleyeceğini düşünen bizlerin, “Başçı İkilemi” ile tanıştığımız an oldu: Doçent Doktor Erdem Başçı’dan beklentiler ile TCMB Başkanı Erdem Başçı’nın hareketleri arasındaki fark. Beş yıllık görev süresi boyunca bu farkın sürekli olarak açıldığına tanıklık ettik.

Başkan Başçı’nın bir taahhüt olarak algılanan ancak gerçekçi bulunmayan kur tahmini sonrasında, piyasa ile TCMB arasında bir bilek güreşi başladı. Hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bu bilek güreşi TCMB’nin faiz koridorunun üst bandını 350 baz puan arttırması ile sonuçlandı. Doçent Doktor Başçı, güven yaratamayan merkez bankalarının, sözlerinin içini dolduramaması halinde bir bedel ödeyeceğini Başkan Başçı’ya söyleyerek bu hataya engel olabilir miydi? Ya da Başkan Başçı, Doçent Başçı’yı dinlemeyi zaten bırakmış mıydı?

Faiz artırımının ardından likidite piyasasında daha aktif olmaya karar veren TCMB, ‘olağanüstü günler’de geçici ve ek sıkılaştırma yaptığı yeni bir “yüksek frekanslı para politikası” uygulamaya başladı.

Ankara’da ekonomistlerle gerçekleştirilen bir toplantıda Başkan Başçı yeni politikalarını “faiz dalgalanması pahasına, kur istikrarı satın almak” olarak açıklayacaktı. Ancak bu tarif, kurdaki dalgalanmanın nedenlerinden birinin bizzat TCMB Başkanı’nın gerçekçi olmayan bir kur seviyesi telaffuz etmesi olduğunu gizleyerek, sorumluluğu TCMB’den alan, eksik bir açıklamaydı.

Grafik 1 Fonlama Maliyeti (%) ve TL (%50 ABD $ + %50 Avro karşısındaki değeri)

tr3

Kaynak: TCMB (Yuvarlak içine alınan bölümler ve onlara ilişkin açıklamalar yazar tarafından ekleniştir) 

Suni denge yaratma girişiminin başarısızlığı ne yazık ki TCMB için bir ders olmaya yetmedi. Faiz-kur dönüşümü politikası da, Başkan Başçı’nın TL için seviye belirtme ısrarı da devam etti… Tabi ki politikaların başarısızlığı da.

2013 yılında, Başkan Başçı TL için bir öncekine göre daha iddialı ve daha keskin bir tahmin belirtti (Başçı’nın 2013 sonu tahmini: TL/ABD Doları: 1,92, Gerçekleşme: 2,14). Kimsenin gerekçelerini bilmediği ve piyasa ortalama tahminlerine göre oldukça kuvvetli bir TL’ye işaret eden bu tahmin, piyasa açısından TCMB’nin gücünü test etmek için yeni bir fasıl kabul edildi. Bu dönemde TCMB de yeni bir yaklaşımla “TL oynaklığı pahasına, faiz istikrarı’ tesis eden bir politika izleyeceğini açıkladı. Türkiye imalat sanayinin ithal ara malı bağımlılığı, kurdan fiyatlara geçişkenlik ve TL’deki değer kaybının enflasyon beklentilerini bozan etkileri düşünüldüğünde, TCMB’nin kurda oynaklığı kabul eden bu yaklaşımının ne kadar yanlış olduğu en baştan görülüyordu. Nitekim TCMB dışında herkesin gördüğü bu gerçek, kaçınılmaz sonucu da beraberinde getirdi: faiz artışı. TCMB faiz koridorunun üst bandını 425 baz puan, alt bandı 450 baz puan ve bir hafta vadeli repo faizini de 550 baz puan yükseltti. Bu ‘TL’yi kurtarma’ operasyonun bir diğer ilginç yönü de, faiz kararının alındığı toplantının zamanlaması idi. TCMB sadece toplantı takviminin değil, mesai saatinin de dışına çıkarak gece yarısı gerçekleştirdiği bir ‘Olağanüstü Para Politikası Kurulu’ toplantısından sonra kendi hatasının bedelini öde(t)mek zorunda kalıyordu.

Grafik 2 Türkiye’de Politika Faizleri (%)

tr4

Kaynak: TCMB

Başkan Başçı’nın TL için seviye belirttiği dönemlerin ardından gelen TCMB’nin kur piyasasındaki hareketleri hem 2011 hem de 2013 yılında başarısızlıkla sonuçlandı. Bir diğer deyişle, esnek para politikası kaçınılmaz olarak keyfi para politikasına, TCMB’nin yarattığını iddia ettiği ‘kontrollü belirsizlik’ ‘kontrolden çıkan’ belirsizliğe, para politikası iletişimi de ‘gürültü’ye dönüşmüş oldu.

Bu noktada bir ‘yerli icat’ olarak tanıtılan ve sıklıkla övülen Rezerv Opsiyon Mekanizması da yapısal her hangi bir eksikliği gidermeyen, bir makyaj aracı olarak TCMB’nin politika araç çantasındaki yerini almaktan öteye geçemedi. 2013 Aralık’ında IMF’nin yayınladığı IV. Madde Raporu’nda bu mekanizmaya getirilen eleştiri belki de durumun en iyi özetidir: brüt rezervlerdeki artış, net rezervlerdeki bir artışa işaret etmiyordu.

Yükselen Enflasyon, Eriyen Kredibilite

TL’nin seviyesine odaklanıp sonrasında da hatalarının sonuçlarını temizlemekle meşgul olan TCMB, asıl görev tanımı olan fiyat istikrarından da uzaklaştı. IMF’nin aynı raporunda “para politikasının enflasyon hedefine göre şekillenmesi gerektiği” uyarısı, para politikasında artan keyfiyeti de gözler önüne seriyordu.

Başkan Erdem Başçı, 5 yıllık dönemi boyunca enflasyon hedefini bir kez bile tutturamadı. 2012 haricinde her yıl, enflasyonun hedeften şaşma marjı, güven aralığı olarak belirtilen 2 puanın da üzerinde oldu.

Enflasyon Hedeflemesi konusundaki başarısızlık net bir şekilde ortada olmasına karşın, hedeflenen enflasyon oranına Başkan Başçı’nın bir katkısını burada belirtmek gerekmekte. Kendisinden önceki dönemde enflasyon hedefi %4 olarak belirlenirken, bu oran Başkan Başçı döneminde 2012-2016 için %5 olarak belirlendi. Enflasyon Hedeflemesi’nde 10 yılı geride bırakan TCMB’nin ‘eşik enflasyon oranı’nın ne olduğuna dair net bir yanıtı hâlâ yok. Ancak gerçekçiliği fazlasıyla sorgulanan %4’lük hedefe geri dönülmemesi, en azından orta vadede hedefin güvenilirliğini arttırması açısından önemli bir adım olarak not edilmeli.

Grafik 3 Gerçekleşen Enflasyon eksi Enflasyon Hedefi (Yıllık Tüketici Fiyatları Enflasyonu, % puan)

tr5

Kaynak: TCMB, Yazarın Kendi Hesaplamaları

Enflasyon hedeflemesinde başarısız olunan tüm bu yıllar boyunca, riski kabul etme konusunda TCMB hep piyasanın gerisinde kaldı. TCMB’nin enflasyon tahminleri gerçekleşmeyi öngörmekten uzak kalırken, öngörüdeki bu zayıflığın sonucu olarak TCMB’ye ve para politikası duruşuna duyulan güven de giderek azaldı.

Tablo 3 TCMB’nin Enflasyon Öngörüleri ve Gerçekleşmelerin Kıyaslanması

tr6

Kaynak: TCMB, Yazarın Kendi Hesaplamaları (ER= Enflasyon Raporu)

Buraya kadar anlatılan sebeplerin doğal bir sonucu olarak, Başkan Başçı döneminde güven açığı genel olarak yüksek seyretti. TCMB’nin Şubat 2016 tarihli kendi beklenti anketine göre TCMB’nin sene sonu enflasyon hedefi ile piyasanın kendi tahmini arasındaki fark 300 baz puanlık bir güven açığına işaret ediyor. Aynı anketin 12 aylık enflasyon beklentisi rakamı ile kıyaslandığında hesaplanan güven açığı ise 200 baz puan (12 aylık enflasyon hedefi interpolasyon yöntemi ile hesaplanmıştır).

Tek Seslilik ve Siyasi Baskı

Bu denli yüksek bir güven açığını kapatmak, para politikası iletişimi ile para politikası duruşu arasında tutarlı bir paralelliğin olmasını gerektiriyor. Ancak TCMB’nin para politikası metinleri uzunca bir zamandır bu kaliteden çok uzak kalarak, piyasa beklentilerini yönetme gücünü kaybetmiş durumda. Giderek azalan hesap verebilirlik ilkesi de bu zayıflığın hem sebebi hem sonucu. 2015’in sonuna doğru bir ‘politika normalleşmesi’ beklenmesi gerektiği mesajları veren TCMB’nin hiçbir gerekçe göstermeden bu vurguyu para politikası metinlerinden çıkarması, para politikası iletişiminde yapılan hatalardan ders çıkarılmadığını da gösteriyor.

TCMB’nin kısa vadede keskin dönüşler sergileyen, güvenilir bir yönlendirme sağlamaktan çok uzak para politikası iletişimi konusunda piyasa oyuncularının da yılgınlığa kapıldığı, öncesinde tahmin edilemeyen ancak sonrasında rasyonalize edilmeye çalışılan bir para politikası anlayışının hakim olması ile kendini gösteriyor. Kapalı iletişim, piyasanın para politikası kararlarını sorgulama isteksizliği ile birleşince, TCMB bu mecrada tekil bir oyuncu olarak kaldı. Sorgulama eksikliğinin TCMB içerisinde de olduğu, Başkan Başçı’nın kendi dönemi boyunca tek adam olarak ortaya çıkmasından ve PPK içerisinde çok sesliliğin olmamasından da anlaşılıyordu.

Bu noktada Başkan Başçı’nın üzerinde ciddi seviyede bir siyasi baskı olduğunu ve bu durumun Başkan’ın hareketlerini sınırladığını söyleyenlerin bu haklı yorumuna da mutlaka kulak vermek gerek. Ancak Merkez Bankası Başkanı üzerindeki siyasi baskıyı, ülkenin genel resminden bağımsız değerlendirmek yanlış olacaktır. Türkiye’nin son on yılda zayıflayan demokrasi kültürü çerçevesinden bakıldığında, TCMB Başkanı’nın da toplumdaki herkes gibi baskıdan artan bir pay almasının gerekçeleri net bir şekilde görülecektir.

Son Söz

Dünya ve Türkiye ekonomisinin en çalkantılı dönemlerinden birinde para politikasının dümenini elinde tutan Erdem Başçı, gerek TCMB’nin eski yöneticisi Başkan Başçı olarak, gerekse akademiysen kimliğiyle Doç Dr. Başçı olarak Türkiye para politikası tartışmalarının en kıymetli isimlerinden biri olmaya devam edecektir. 2003 yılından bu yana çalışmalarını ve 2011’den bu yana da onun idaresindeki para politikası yönetimini son derece yakından takip ettiğim Sn Başçı’nın başkanlık dönemindeki profilini çizmeye çalıştığım bu yazıyı, ona dair bir anı ile tamamlamak belki de en doğrusu olacak: Birkaç sene önce, TCMB’nin Londra’da ekonomistler için gerçekleştirdiği bir toplantıya davetli olarak katılmıştım. Toplantı bitiminde konferans salonundan ayrılmaya çalışırken, yanımdaki arkadaşımla birlikte kaybolduğumuzu fark ettik. Tam bu sırada biraz önce konuşmasını tamamlayan Başkan Başçı ile karşılaşmamız bizim için bir şans olmuştu. Çıkış kapısını bulmamıza yardımcı olan Sayın Başçı, bir yandan da herhangi bir yönlendirme işaretinin olmadığı eski Viktorya tarzı otelin içinde kaybolmamızın  anlaşılır olduğunu söylüyordu: “yönlendirme kötü olunca, kaybolmak da kolay oluyor”. Bugün düşündüğümde, son beş yılda Türkiye ekonomisinin para politikası alanında yolunu kaybettiği dönemler için yapılabilecek en güzel özetin bu cümle ile yine Başkan Başçı’nın kendisi tarafından yapıldığını görüyor ve performans notunun bu cümle üzerinden verilmesinin doğru olacağını düşünüyorum.

Burcu Ünüvar, Öğretim Üyesi, Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Ünüvar, B. (Nisan, 2016), “Bir Dönem Değerlendirmesi: Başkan Başçı, Doçent Başçı’yı Dinlemeliydi”, Cilt V, Sayı 4, s.28-38, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=11361&lang=tr)

Bilgilendirme Notu:

Yazının başlığı, Paul Krugman’ın 24 Nisan 2012 tarihli ve orjinal başlığı ‘Earth to Ben Bernanke: Chairman Bernanke Should Listen to Professor Bernanke’ olan makalesinden alıntıdır.

Kaynakça

Rethinking Central Banking, Brooking Institute (2011) ‘The Committee on International Economic Policy and Reform’,

açık kaynak:

http://www.brookings.edu/~/media/Research/Files/Reports/2011/9/ciepr-central-banking/Rethinking-Central-Banking.PDF

Uluslararası Para Fonu (2013) ‘Türkiye Madde-IV Raporu, açık kaynak:

https://www.imf.org/external/pubs/ft/scr/2013/cr13363.pdf

Yeldan, E. , Kolsuz, G. & Unuvar, B. (2013) ‘What to Smooth: Rate of interest or the foreign exchange?Turkish monetary policy under turbulent times’ , Review of Middle East Economics and Finance 10, no. 3, pp. 247-261

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.