Mısır ve Türkiye: Hükümet ve Taraftarlar Hem Mahkemede Hem de Sahada Savaşıyor

Mısır ve Türkiye: Hükümet ve Taraftarlar Hem Mahkemede Hem de Sahada Savaşıyor

Giriş

Mısır’da ve Türkiye’de futbol sahaları, günlük hayatta sokak merkezli militan taraftar grupları ile otoriter liderlerin çatışma alanı haline geldi. Bu çatışmalar, bir ölüm kalım mücadelesi şeklinde, destek verenlerin yasalar karşısında terörist olarak damgalandığı ve bu şekilde taraftar grupların sahip oldukları popülaritenin yok edilmeye çalışıldığı bir süreçte ilerliyor.

Mücadele Kızıştı

Afrika Şampiyonlar Ligi finali öncesi, Kahire stadyumunda kendini gösteren Mısırlı taraftarlar, son dört yılın büyük bir bölümünde kamuya kapalı olan Mısır Birinci Ligi oyunlarını tekrar halka açmaya yemin ettiler. Facebook sayfalarından, bu yeminlerini duyurdular.[1] 2011 yılında Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in devrilmesine yol açan hükümet karşıtı kitle gösterilerinde, taraftarlar, kilit rol oynamıştı.

Benzer şekilde, taraftarlar, Türkiye’deki hükümet sponsorlu elektronik bilet sistemini fişleme ve taraftarları statlardan uzak tutma girişimi olarak gördükleri için ülke çapında boykot ettiler.[2] Aynı zamanda, 2013 yılında, bu taraftarlar, ülke lideri Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yürütülen Gezi Parkı protestolarının da bir parçasıydılar. 40 üzeri taraftar grubunun imzaladığı bildiride şöyle yazıyor; “E-bilet sistemi taraftarlara müşteri muamelesi yapmakla kalmıyor, aynı zamanda özel bilgilerimizi de kayıt altına alıyor. Sistem taraftarların organize olmasını engellemeyi amaçlıyor. Stadyum kültürünü ve taraftar kimliğini yok etmek üzere tasarlanmış”. [3]

Mısır ve Türkiye’deki mücadeleler kızışıyor. Bugüne kadar Kahire ve İstanbul’da militan taraftarlara ve aşırı uç gruplara karşı yasal düzlemde cezai kovuşturmalar açıldı. İstanbul’da, 16 Aralık 2014 tarihinde, Çarşı grubunun 35 üyesine karşı silahlı terör örgütü olmaktan ve darbe girişiminde bulunmaktan dava açıldı. Çarşı, tarihi Beşiktaş JK’nin oldukça popüler bir taraftar grubu ve adını işçi sınıfının Boğaz kıyısındaki yerleşim bölgesinden alıyor. Çarşı avukatlarından alınan bilgiye göre, dava, ilk duruşmadan sonra Nisan ayına ertelendi.

Kahire mahkemelerinde, Mısır başkentinin spor kulübü olan Al Zamalek’in başkanı Mortada Mansur tarafından açılan bir dizi dava görülüyor. Mansur, Mübarek döneminin tartışmalı karakterlerinden olup asker Cumhurbaşkanı Abdül Fetih El Sisi’ye yakınlığıyla biliniyor. Mansur tarafından açılan davalar, kulübün militan taraftar grubunu ‘Ultras White Knights’ı (Ultra Fanatik Beyaz Şövalyeler-UWK) Mansur’a suikast girişimiyle suçluyor. Birçok UWK üyesinin tutuklanmasına neden olan iddiaları reddeden grup, Mansur’u ‘rejimin köpeği’ olarak adlandırıyor. UWK avukatlarından alınan bilgiye göre, grubun yasaklanıp yasaklanmayacağına karar verecek olan ilk dava, 29 Aralık’ta görülecek.

ultras_egypt2

İstanbul Barolar Birliği, Çarşı’ya yönelik suçlamaları, iddiaların savcıların hayal dünyasına ait olduğunu söyleyen bir bildiri ile reddetti. Bildiride; “Burada yapmaya çalıştıkları şey; halk arasında bir korku yaratmak için darbenin konsept anlamını hafifleştirmek ve böylece gelecekte var olabilecek polis şiddetini meşru kılmak ve halka gözdağı vermek. Hukuk bu tür amaçlar için manipüle edilemez. Savcıların dava açma hakları mantık ve hukuk kuralları çerçevesinde sınırlandırılmalıdır” deniyor.[4]

Taraftarlara yapılan bu suçlamaları, savcıların yine ağır suçlamalar arayışında olduğu 5.000’den fazla göstericiye karşı açtığı yüzlerce dava izledi. Davalar, geçen yıl emniyet güçlerini, dünyanın en büyük İslami hareketlerinden bir tanesinin lideri ve devlete paralel bir yapı kurmakla suçlanan –başbakan Erdoğan’ın bir zamanlar müttefiki olan 73 yaşındaki sürgün hoca– Fethullah Gülen’in destekçilerinden temizleme davalarında olduğu gibi yargıçlar tarafından yürütülüyordu. Başbakan Erdoğan, Çarşı grubuna dava açılmadan günler önce, “Gezi protestolarının darbe girişimi olduğunu” iddia etmişti.

Taraftarlar hakkında soruşturma açıldıktan sonra, Eylül ayında, Çarşı bir bildiriyle kendisinin futbola olan bağın ötesinde sahip olduğu toplumsal bağa dikkat çekti. Çarşı grubu adını yazarken, ‘a’ harfini, anarşizmin sembolü olan daire içinde büyük harf şeklinde kullanır. Bildiride ise “Biz nükleersiz Türkiye’yi savunuyoruz; kan bağışının hayat kurtardığını söylüyoruz. Van’da bir deprem oldu; yardıma gittik. Lösemili Çocuklar Vakfı (LÖSEV) yeni barınaklar inşa etti; öncülük ettik. Otobüsler dolusu arkadaşımız maden faciasından sonra yardım etmek için Soma’ya gitti. Çocuk işçiler için ‘Kirli ellerinizi çocuklarımızın üzerinden çekin’ dedik. Engelli vatandaşlarımız için mücadelemizi hala sürdürüyoruz. Hayvan barınakları için yaptıklarımız da oldukça biliniyor” diyor.[5]

adliyeonu

Muhalefet Suç

İstanbul ve Kahire’deki kovuşturmalar, Mısır ve Türk hükümetleri tarafından gösterilere, –hukuk dışı ve muhalif olmasalar bile– sert bir kısıtlama getirmek için sarf edilen çabanın bir göstergesidir. Mısır ve Türk hükümetlerinin mücadelelerinin temelinde, Müslüman Kardeşlerle birlikte gelen farklılıklar olduysa da, militan taraftarlara karşı aşırı önlemler almak bulunmaktadır. Türk otoriteleri, Aralık 2014’te 30’dan fazla gazeteci ve medya çalışanını tutukladı. Bu kişilerin çoğu Gülen hareketinin sahip veya bağlantılı olduğu üretim ve satış kanallarıyla ilgili kişilerdi ve aynı zamanda, polisleri ve senaristleri de içermekteydi. Tutuklanan kişilerin, Gülen bağlantılı Samanyolu televizyon kanalının başındaki Hidayet Karaca dışında, çoğu serbest bırakıldı. Hidayet Karaca haricinde üç kişi daha gözaltında tutuluyordu. Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı serbest bırakıldı; ancak duruşması gerçekleşene kadar yurtdışına çıkışı yasaklandı. Medya açıklamalarına göre, savcıların gözaltına aldığı yedi kişi daha tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Çarşı’ya karşı açılan dava hükümetin muhalefeti sahalardan temizleme gayretinin bir kısmını oluşturuyor. Bu çaba, Gezi Parkı protestolarından hemen sonra politik sloganların ve tezahüratların yasaklanmasıyla ve seyircilerin kitleyi ya da herhangi bir politik veya ideolojik gösteriyi tetikleyecek hiçbir aktivitede yer almayacaklarına dair söz vermelerinin istenmesiyle başladı. Hükümetin bu uygulamalarına Çarşı’nın verdiği cevap, maçlar sırasında ‘Her yer Taksim, her yer direniş’ diye tezahürat etmek oldu.

Gezi gösterilerinden kısa bir süre sonra, Tayyip Erdoğan hala başbakanken, Terörle Mücadele Şubesi başkanı tarafından protestoların teröre öncülük ettiği yönünde ikazda bulunan bir video yayınlandı.[6] Sonradan intihar bombacısına dönen eylemci bir genç kadının gösterildiği 55 saniyelik videoda kadın; “geleceğimizin garantisi gençliğimiz masum görünen küçük gösterilerle direnmeye başlayabilir ve kısa bir süre sonra, gözünü bile kırpmadan düzinelerce masum insanın canını alan eylemlerde bulunabilir” diyor. Video boyunca ekranda “çok geç olmadan” ifadesi sıkça gösteriliyor.

Erdoğan’a yöneltilen eleştiriler, Haziran ayındaki genel seçimlerde kendi partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) pozisyonunu güçlendirmek için muhalefet güçleri ve aktivistlere yönelik baskıyı artırdığı yönündeydi. Tayyip Erdoğan seçimlerde yeterli çoğunluğu kazanmayı umuyor, böylelikle anayasayı değiştirebilecek ve yürütme gücünü kazanacak.

İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Savcısı Adem Meral, kendisine ait telefon kayıtlarındaki ifadelerine göre, futbol taraftarlarını eylemlere çevreci kaygılarla katılmadıkları ve şehrin ikonu Taksim Meydanın’daki tarihi Gezi Parkı yerine Osmanlı stili bir alışveriş merkezi inşa etme planlarına karşı çıkmaları nedeniyle suçlamıştı. Bunun yerine Meral, 38 sayfalık iddianamede şöyle diyor; “Anlaşılan o ki; eylemciler demokratik yollarla başa gelmiş bir hükümeti devirmeye çalışıyordu ve bu amaçla İstanbul ve Ankara’daki başbakanlık ofislerini kuşatmaya çalıştılar”. Gezi Parkı eylemleri sırasında Erdoğan’ın da iddia ettiği gibi, savcı da protestoların dışarıdan gelen bir komplo girişimi olduğunu savundu.

İddianamede, birçok sanığın telefon görüşmeleri kayıtları kanıt olarak kullanıldı. İddialara göre bir sanık telefonda, ‘alışveriş merkezinin kurulmasıyla ya da ağaçların kesilmesiyle ilgilenmediğini, yalnız hükümetin devrilmesini istediğini’ söylüyor; bir diğeri, ‘sözüm ona protestoların iç savaşa yol açabileceğini’ ileri sürüyor ve ‘bugün başbakanlık konutunu işgal edeceğiz’, diyordu. Diğerlerinin halkın öfke ve tepkisini artırmak için polise saldırmayı önerdikleri ileri sürülüyordu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye araştırmacısı Emma-Sinclair Webb konuyla ilgili olarak; “Beşiktaş futbol kulübünün bu taraftarlarını toplumsal bir harekete katıldıkları gerekçesiyle devlet düşmanlığı ile suçlamak saçma bir komedi. Bu durum, Türk adalet ve yargı sistemi üzerinde müthiş seviyede uygulanan hükümet baskısını gözler önüne seriyor” açıklamasında bulundu.[7]

Benzerine nadir rastlanacak şekilde rakip takımların taraftarlarının polise karşı koymak gibi ortak bir amaç doğrultusunda bir araya geldiği Gezi Parkı protestolarının devamında; üç büyük aynı zamanda da birbirine rakip İstanbul kulübü taraftarları, sendikacılar, muhalif politikacılar ve henüz haklarında tutuklama kararı çıkmamış aktivistler bir araya geldiler. ‘Faşizme Karşı Omuz Omuza’, ‘Çarşı Bilinçtir; Yargılanamaz’, ‘Çarşı Asla Yalnız Yürümeyeceksin’ diye slogan attılar. Avrupa’daki taraftarlar Borussia Dortmund kulübü destekçileriyle dayanışma gösterdiler. Dortmund taraftarları son maç boyunca gösterdikleri pankartlarla Çarşı’ya asla vazgeçmemesi ve kendi yolunda verdiği mücadelesine devam etmesi çağrısında bulundular. Türkiye ve ultra fanatik taraftar gruplar (ultras) için özgürlük istediler.

Çarşı, kendi varlığı adına mücadele ederken, onun bir benzeri de Mısır’da statlara girebilmek için mücadele veriyordu. Al Ahli Spor Kulübü rakibi Zamalek Kahire’nin ultra fanatik taraftar grubu Ultras Ahlawy, Kahire Uluslararası Stadyumuna zorla girip fikir ve amaçlarını açıkça ilan ettikten bir hafta sonra, Mısır Birinci Ligi maçlarının oynandığı statlara giriş için tüm yolları zorlayacaklarına dair yeminini beyan etti. Mısır’ın başkentinde El Sisi’nin baskıcı rejimine karşı öğrenciler tarafından yürütülen üniversite kampüsleri ve civar mahallelerdeki protestolar aylarca sürdü. Ultras Nahdawy’nin (Rönesans Ultraları) bu protestolarda da kilit rol oynadığı, akademik ve diğer özgürlükler adına mücadele ettiği görülüyor.

Adını Müslüman Kardeşlerin kendi politik ve ekonomik programını tanımlamak için kullandıkları terimden alan Nahdawy, kendini politik olarak niteleyen ve hiçbir spor kulübüyle bağlantısı olmadığını belirten tek militan futbol grubudur. El Sisi rejimi tarafından sert bir baskı altına alınmış, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından yasadışı ilan edilmiş Müslüman Kardeşlere sempati duyan Ahlawy ve UWK üyeleri tarafından şekillendirilen grup, bu yasaklamalardan itibaren Müslüman Kardeşlere de mesafeli durmaya başladı. Üyeleri ve destekçileri genellikle lise öğrencileri olan Nahdawy’nin liderlik kontenjanlarını büyük oranda üniversite öğrencileri dolduruyor.

Bir Nahdawy üyesi ve Ahli destekçisi, The Los Angeles Review of Books için verdiği röportajda şöyle diyor; “Ultras’ın (ultra fanatik taraftar gruplar) stadyum kültürünü aldık ve sokağa aynen uygulamaya çalıştık”.

Ağır Sınav/Turnusol Testi

Muhaliflere çok az müsamaha gösteren bir rejim uygulamasına rağmen, Sisi hükümeti UWK’ye karşı sürdürülen yasal işlemlere alttan alta verdiği desteğini, –2012 yılında Port Said’de yaşanan çatışmada, 70’den fazla üyesinin ölümünden asker ve güvenlik güçlerini sorumlu tutan Ahlawy’ye olan yaklaşımından daha ustaca bir yaklaşım sergileyerek– dengeledi. Mısır spor tarihinin en kötü olayından sonra, henüz karşı karşıya gelmeyen Al Ahli ve Port Said takımları arasındaki maç Mısır Futbol Federasyonu tarafından ertelendi.[8]

Güvenlik güçleri stadyuma zorla giren öfkeli taraftar grubuyla karşı karşıya gelmektense stadyumdan ayrılmaya karar verdi. Bunun yanında izleyici yasağının geçici olarak kaldırıldığı dönemde oynanacak olan Ahli ve Fildişi Sahili Sewe arasındaki maçta statta bulunma kararı aldılar. Maç sonucu, Ahli’ye Afrika Kupası şampiyonluğunu kazandırdı. Ahlawy maç boyunca, “Futbol taraftarlar içindir” yazılı pankart eşliğinde tezahürat ederek bugüne kadar stada giriş yasaklarına gerekçe edilen bir bahaneyi geçersiz kıldı.

Ahlawy, 1,1 milyon üyeye sahip Facebook sayfalarında, “taraftarların sahada olmak ve takımları adına tezahürat yapmak için her hakka sahip olduğunu” bildirdi.[9] Bu sebeple Ahlawy Ultras grubu gelecek lig maçlarında statta olmaya karar verdi: “Tel örgüyle ayrılmış olsak bile takımımızı desteklemek için Kahire Stadyumunda olacağız. Takımımızın maçlarını artık televizyondan izlemeyeceğiz”.

Güvenlik güçlerinin Ahlawy’nin maçlara katılma ısrarına vereceği cevap onlar için önemli bir sınav olacak. Afrika maçından önce istisnai ve işe yarar bir şekilde verilen oyunun oynanmasını garantileyip taraftarlarla karşı karşıya gelmek yerine anlaşmaya gitme teklifi bir istisna olarak mı kalacak? Yoksa bu; yüzlerce Müslüman Kardeşin ölümüne, binden fazla eylemcinin ve rejimi eleştiren on binlerce kişinin hapsine neden olan El Sisi rejiminin ilk yumuşama sinyalleri mi? Güvenlik güçlerinin Ahlawy ile anlaşmasını Mısır’ın uzun zamandır İstihbarat Müdürü olan sert politikalar izleyen El Sisi’nin akıl hocası General Muhammed El-Tohami Ferit’in sağlık sebepleri nedeniyle istifası takip etti. Basın açıklamalarına göre El Tohami yakın zamanda kalça ameliyatı olmuştu.[10]

Afrika Şampiyonlar Ligi öncesi karşı karşıya gelme ihtimalini ortadan kaldırmak için, Mısır Futbol Federasyonu, kendi internet sitesinden, İç İşleri Bakanlığı tarafından sınırlı sayıda taraftarın Mısır Birinci Ligi maçlarına alınmasına karar verildiğini duyurdu.[11] Bu, Port Said olayından beri bir ilkti. Bu bildiriye göre, Kahire Uluslararası Stadyumu, Kahire 30 Haziran ve Arap Müteahhitler Stadyumu ve İskenderiye’deki Burj El Arap Stadyumlarına on biner, federasyon tarafından belirlenecek olan diğer statlara beş biner taraftar alınabilecekti. Ultra fanatikler (ultras) izleyici yasağının tamamen kaldırılmasını istedi.

Mübarek rejiminin son yıllarında, polis şiddeti ultra fanatik grupları radikalleştirdi. Statlar, Mübarek’in güçlerinin Mübarek karşıtlarıyla fiziksel anlamda sürekli çatışmaya girdiği yegane alanlara dönüştü. 2011’deki popüler ayaklanmalardan beri, Ultras’ın ve diğer militan taraftar gruplarının yükselişi sadece Mısır’da değil, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın başka yerlerinde de hükümetleri defalarca stadyumları halka kapamaya sevk etti. İstisna olarak, Cezayir hükümeti taraftarların bastırılmış öfkelerini ve hayal kırıklıklarını statlarda dışa vurmalarına, bu dışavurumu stat dışına taşımamaları şartıyla, üstü kapalı izin vermişti.

Türkiye’de hükümet; e-bilet sistemiyle karaborsa bilet satışının engellediğini, vergi gelirinin yükseldiğini ve statların aileler için güvenli hale geldiğini öne sürerek, ultra fanatikler ile diğer taraftarların arasını açmaya çalıştı.

İzlenen bu politikanın altında yatan bir gerçeklik var; Türk statları uzun bir şiddet tarihine sahip. 1980’lerde kuruluşundan bu yana, Çarşı grubunun kurucularının üçte biri şiddet olaylarında hayatını kaybetti. 1991 yılında bir Beşiktaş taraftarının ayaklar altında çiğnenerek ölümünden sonra, rakip takımların ağır silahlı taraftarları müzakereye oturdular. Müzakere, Galatasaray SK tarafından ayarlandı. Bu müzakere sonucunda, şiddet olaylarında bir düşüş yaşandı, fakat sonlanmadı. Leeds United’ın Galatasaray ile oynayacağı maç için İstanbul’a gelen iki Leeds United taraftarı 2000 yılında, Taksim’de futbol çatışmasında bıçaklanarak öldürüldü. Türk takımının zaferini kutlamak için havaya sıkılan kurşunlar sonucu bir kişi öldü, dört kişi yaralandı.

Elektronik biletleme kavgasının kökeni, Erdoğan’ın liberal olmayan ve gittikçe dozunu artıran politikaları sonucunda patlak veren Gezi Parkı Hareketi’nin Türkiye’de ortaya çıkardığı ruh için mücadeleye dayanıyordu. Erdoğan’ın uyguladığı politikalar; insanların hayat tarzları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmayı, bireysel ve politik özgürlükleri kısıtlamayı ve istediği bilgiye anında ulaşmayı amaçlıyordu. Taraftarları usandıran ise Erdoğan’ın Türk futbol tarihinin en büyük şike skandalında yargı sürecini manipüle etmesi ve kariyeri boyunca karşı karşıya kaldığı en ciddi yolsuzluk iddialarını anında bastırması oldu.

Futbol kulüp yöneticileri ve taraftarlar, bilet satışlarının azalmasını ve statların doluluğunun bir anda düşmesini e-bilet uygulamasına karşı yürütülen boykotun ciddi bir sonucu olarak görüyor. Ekim ayında 82.000 koltuk kapasiteli İstanbul Atatürk Olimpik Stadında oynanan Beşiktaş-Eskişehirspor Kulübü maçında, normal şartlar altında 20.000-30.000 aralığında olması beklenen seyirci sayısı 3.000 taraftarla sınırlı kaldı. Eskiden olsa stada gidecek olan ama artık maçları kafelerde veya evlerde bir araya gelip izleyen taraftarlarla birlikte Galatasaray maçları için satılan bilet sayısı üçte iki oranında düştü. Boykot, hükümetin e-bilet uygulamasını Kasım ayında oynanan Brezilya-Türkiye hazırlık maçı için askıya almaya itti.[12] Uygulamanın askıya alınmasından kısa bir süre sonra satışlar hareketlendi ve kırk binden fazla bilet satıldı.

Seçenekler Azalıyor

Boykot, davalar, statlara giriş için mücadele, bunların hepsi, Türkiye ve Mısır’daki futbol taraftarlarının varoluşları için verdikleri mücadelelerin birer parçası. Böyle bir ortamda, özellikle Mısır’da, zaten az kalmış olan seçeneklerinin şiddet içeren bir diğeri yüzünden daraldığını hissediyorlar. Los Angeles Review of Books için verdiği röportajda bir UWK üyesi şöyle diyor; “Eğer kimse ölmemişse, zaferdir; eğer kimse hapse girmemişse, zaferdir ve eğer biz statlara geri dönersek, bu bizim için en büyük zaferdir”.[13]

UWK gibi gruplar Mısır’da, ilk olarak on yıldan az bir süre önce ortaya çıktıklarında Türk taraftar grupları radarlarında yoktu. Mısırlılar, aslında Sırbistan, İtalya ve Arjantin’den militan taraftarlar ödünç aldılar; fakat onların da Çarşı gibi daha büyük bir toplumsal harekete evirilecekleri öngörülebilirdi. Toplumsallık bir yana, Mısırlı ve Türk taraftarlar her iki ülkede ortaya çıktıkları tarihten itibaren, yaklaşık 25 yıl içinde farklı yönlere gittiler. Yine de sonuç olarak, her iki taraftar grubunun da içinde bulundukları durumlar oldukça benzerdi. Birçok açıdan, Türk militan taraftarlar, Mısırlı taraftarların deneyimli ağabeyleri konumunda bulunuyor.

20. yüzyılın son çeyreğinde, Türkiye çoğulcu, demokratik bir yönetime döndü. Geçmişinde güçlü bir ordu faktörü olmasına rağmen; 21. yüzyılın başında o da sivil anayasaya uyumlu hale getirildi. Mısır, meşhur ayaklanmadan üç yıl sonra asker ve güvenlik güçleri odaklı otokratik bir yönetime geçerken, Gezi Parkı eylemleri de Türkiye’de otoriter devletin ve hükümet kontrolünün yükselişe geçtiği bir politik kriz dönemi başlattı.

carsi_durusma_161214

Mısır’da ultra fanatiklerin (ultras) statlarda ve Tahrir Meydanında özgürlük için verdiği savaş; önce Mübarek’in sonra da seçilmiş ve tekrar devrilmiş Mursi liderliğindeki Müslüman Kardeşlerin yerine gelen askeri yöneticilere olan muhalefetleri sebebiyle politik bir nitelik kazandı. Aynı durum, Türkiye’de Çarşı ve diğer taraftar gruplar için de geçerliydi. Hem Mısırlılar hem de Türkler tarafından paylaşılan All Cops Are Bastards (Tüm polisler piçtir- ACAB) ilke sloganı, gelgelim Mısır’da daha derinden hissedildi. Ultra fanatikler (ultras), polisle sadece statta değil meydanlarda da karşı karşıya geliyorlardı. Şehirde de peşlerini bırakmayan polis hayatı hem onların hem de ailelerinin hayatlarını zorlaştırıyordu.

Hal böyleyken, Mısırlı ve Türk taraftar grupları içeride benzer sorunlarla yüzleşiyorlar. Köşeye sıkışmış savunma durumunda olan Müslüman Kardeşler gibi kendilerini açıklamak için mücadele veriyorlar. Müslüman Kardeşlerin Mısır’da terör örgütü ilan edilip yasaklanması, hareketlerinin sosyal mi politik mi olduğu konusunu saf dışı bırakmıştı. Mısır ve Türkiye’deki militan gruplar ya da ultra fanatikler (ultras) kendilerinin siyasete olan yakınlıklarının futbola olan yakınlıklarıyla eş tutulmasına her ne kadar karşı çıksalar da; konu, otoriteler tarafından onları gözden düşürmek ve suç unsuru haline getirmek için kullanılıyor.

Mayıs 2014’te, Mısır mahkemelerinin verdiği kararla arkasında askerin olduğu bir rejimin İslamcı ve İslamcı olmayan muhaliflerine yönelik uyguladığı baskının bir uzantısı olarak görebileceğimiz, 12 taraftarın beş yıl süreyle hapsinin istenmesi futbolu tekrar protestoların gündem maddesi konumuna getirdi. Son üç yılda ayaklanmalar ve protestolarda kilit rol oynayan, iyi örgütlenmiş, sokak çatışmaları merkezli, bir Kahire takımı olan Al Ahli Spor Kulübünün ultra fanatik grubu Ultras Ahlawy’nin üyeleri hakkında yasadışı örgüt kurma ve vandallık suçundan gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı.

UlAhlNon2013

Zanlılar, Kahire Havaalanı dış hatlar terminaline zorla girmek için polisle çatışan Ultras Ahlawy üyelerinin gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla Kahire Caddesini tıklamakla suçlanıyorlardı.

Karar, Mısır’da kısa bir süre önce protestoları önlemeye yönelik çıkarılan aşırı sert yasaları savunan; Mursi’yi, aynı zamanda Mısır’ın demokratik yollarla seçilen ilk liderini deviren; Abdül Fettah El Sisi’nin iktidara gelmesinin hemen ardından verildi. Suudi Arabistan ve Türkiye’de aynı zamanda tartışmalı bir şekilde Ürdün’de de görülen trendin bir sonucu olarak çıkarılan bu yasalar protestoyu terörle eş tutuyor ya da politik şiddet başlangıcı olarak görüyor. Sisi, Mısır medyasındaki haberlere göre; seçimden önce uyarıda bulundu ve “Ziyan edilecek bir ülkeden bahsediyoruz. İnsanlar bunu fark etmek ve bizi desteklemek zorunda. Aksini düşünenlerin tek istediği Mısır’ın mahvolmasıdır ve buna izin verilmeyecek. Bu sorumsuz gösteriler yüzünden ortaya çıkan kaos sona erdirilecek,” dedi. Ayrıca, “güvenliği yeniden inşa her ne gerekiyorsa” yapacağını belirtti.

Taraftarlar aleyhine kararlar verilmeye devam edildikçe ve güvenlik güçlerinin Mübarek döneminden beri şiddetini artırarak uyguladığı baskılar sürdükçe, Mısır’daki çeşitli militan taraftar grupların sahip olduğu politik liderlerin yerini zaman içinde genellikle işsiz, eğitimsiz ya da az eğitimli karizmatik genç liderler almaya başladı. Bu gençler, yasalara ve yasa koruyucularına karşı gösterdikleri ve hayatlarını da zora sokan bu muhalefeti sergilerken aslında üzerinde çok da düşünmeden hareket ediyorlardı.

Ultra fanatik grupları içinde önde gelen bir grubun kurucularından biri şöyle diyor; ‘Tüm eski kadrolar gitmişti. Grup içinde bir çatışma vardı. Bazıları kaçırıldı ve 3 gün saklı tutuldu. Bize bıçaklarla saldırıldı. İnsanlar yaralandı. Liderleri aşırı derece karizmatik’.

Militan taraftarla yakın temasta olan eski bir ultra fanatik, son zamanlarda futbol eylemlerinde, statların yeniden hükümet karşıtı gösteri alanları haline gelmesini engellemek amacıyla taraftarlara getirilen stada girme yasağı ve statların İçişleri Bakanlığı tarafından özel güvenlik güçleri ile doldurulması sebebiyle bir azalma yaşandığını belirtti.

‘Bu bir fırtına öncesi sessizlik olabilir. Başkanlık seçimlerinde oy kullanmış tek bir genç tanımıyorum. İslamcı olmayan ve kendi hallerinde yaşayan annem, babam bile olan bitene dair inancını kaybetmiş durumda. İnsanlar orduya olan inançlarını kaybediyorlar. Her şeye karşı inançlarını kaybediyorlar’,dedi.

Gittikçe artan problemler karşısında, Mısır resmi makamları ultra fanatikler (ultras) ile sistematik mücadelenin yollarını tartışıyorlardı. Devletin sahibi olduğu, hükümet yayın organı işlevi gören Al Ahram gazetesi hükümet adına sordu; “Ultra fanatikler (ultras) kırmızı çizgiyi geçtikten sonra kırmızı kart görecek mi? Kendi mezarlarını kendileri mi kazıyorlar? Mısırlı kulüplerin merkezinde olan Ahli ve Zamalek takımlarının ultra fanatik grupları birer tehlike olgusu halini aldılar. Şu günlerde ultra fanatikler (ultras) yıkımın, muhalefete saldırının ve kimi zaman kendine zararın sembolü haline geldi”.

Yazı, ordu gölgesinde gerçekleşen, sonucunda El Sisi’nin oy kullanacak seçmen oranı olan %40’ın hemen altında bir destek oy oranıyla tek başına aday olabilecek gibi durduğu 2014 referandumunda duvarlarda asılıydı. Seçmenlerin %38’i oy kullandı. Bunların yaklaşık %98’i El Sisi lehine oy kullandı. Mayıs ayındaki başkanlık seçimlerinde de aynı şey tekrarlandı ve emekli General Abdel Fattah El Sisi iktidara geldi. Sisi’nin destekçileri arasında Mübarek’in son dört yılında ultra fanatiklerin (ultras) safına geçen gençler yoktu. Ultras, Mübarek’in son yıllarında taraftarlar rejime fiziksel olarak rejimin karşısında duran sivil grupların başında geliyordu. Maç sezonunda statlarda neredeyse her hafta güvenlik güçleriyle çatışmaya giriyorlardı.

Dışlanmış bu gençlerin gücü Mübarek’in devrilmesinden sonraki aylar içinde apaçık anlaşıldı. İyi organize olmuş Kahire’nin şampiyon unvanlı Zamalek Spor Kulübü’nün taraftar grubu UWK’nın üyeleri devrimden sonra oynanan ilk maç olan Mısır-Tunus maçının doksanıncı dakikasında Kahire Uluslararası Stadyumuna zorla girip, maçı bölerek kale direkleri de dahil önlerine çıkan her şeyi yakıp yıktılar. Grubun kurucuları kontrolü kaybettiklerinin farkına vardılar. Eski bir ultra fanatik şöyle anlatıyor; ‘Güvenlik güçleri onların bir hata yapmasını bekliyordu ve onlar da bunu biliyorlardı. Bu yüzden odaklarını tekrar futbola yoğunlaştırdılar. Bunun ne kadar süreceğini bilmiyorum. Suriye’deki gibi bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Bir sonraki devrime İslamcılar öncülük edecek. Bir İslami devrim olacak, ülke adına gerçekleşecek herhangi bir kavga değil’.

Sonuç

Hem Mısır hem de Türkiye’de futbol taraftarlarının kilit rol oynaması akademisyen Paul Aarts ve Francesco Cavatorta’nın kitaplarında geliştirdikleri fikre farklı kanallardan kanıt sergiliyor. Suriye ve İran’da Sivil Toplum adlı kitaplarında her iki ülkedeki sivil toplum dinamiklerini tartışıyorlar. Arap Baharının gerçek önderlerinin söylendiği gibi var olan kurulu sivil toplum örgütlerinden değil farklı sektörlerden gelenlerin oluşturduğu bir topluluktan çıktığını savunuyorlar. 9 Eylül sonrasında akademik literatürde dini, otokratik ve otoriter rejimler ekseninde inceleme trendinin ortaya çıktığını not eden Aarts ve Cavatorta; kendi araştırmalarında devletin hakimiyet mekanizmaları, kooptasyon, aktivizmin ve muhalefetin yasal ve formal olmayan özünün göz ardı edilmesi ve haliyle var olmayan bir stabilitenin resmini sunmak üzerine odaklandıklarını belirtiyorlar. Çalışma, aynı zamanda ultra fanatikler (ultras) gibi ortaya çıkan yeni toplumsal aktörlerin yeni çıkarlar güttüklerini ve aktivizmin liberal düşünce yapısına uymayan yeni yöntemler izlediklerini belirtiyor. Onların ortaya çıkışı Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da politik, ekonomik ve toplumsal değişikliklere ve aynı zamanda daha da küreselleşen ve bağımsızlaşan dünyayla başa çıkabilmek adına girişilen otokratik çabalara da neden oldu.

Sosyolog Asef Bayat, Aasrt ve Cavatorta savunduğu Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki ayaklanmaların henüz araştırma konusu olan, futbol gibi farklı sektörlerden gelen; sosyal hareketsizlik konsept anlayışını geliştiren, aktivizmi günlük hayata kenetlenerek onun bir parçası olarak gören kişilerin oluşturduğu bir topluluktan çıktığı fikrine katılıyor. Bu hareketler, bir sosyal hareketi oluşturan elementleri içinde barındırıyor. Sosyal hareket derken; otoriteye yöneltilmiş iddialar öne süren, organize, bir performanslar bütünü olan, amacını ve sebebini toplumsal bir gösteriyle sunan bir hareketten bahsediyoruz. Fakat bu elementler her grupta farklı işleyişe sahip; ki bu, güvenlik güçleri ve devlet baskısından her ne kadar nefret ediyorsa rakip takımların ultra fanatik takımlarında da o kadar nefret eden ultra fanatikler için doğru bir tespit oluşturuyor. Bu durum, siyaset bilimci Cyrus Zirakzadeh’nin klasik toplumsal hareketler formülüne kafa tutuyor. Zirakzadeh’e göre bu hareketler; amaçlarını gerçekleştirmek için ihtiyaçları olan araçların ya da alternatif bir düzen fikrinin eksikliğini hissediyor. Akademisyen David Snow, Sarah Soule ve Hanspeter Kriesi’nin Blackwell Companion on Social Movements kitabında savunduklarının aksine; kurumsal veya organize kanallar dışında hareket gösterdiler. Taraftarların protestoları, klasik gösterilerden, sadece bir taraftar grubu olarak kendilerine atfedilen tanım dolayısıyla ayrılmakla kalmayıp, bir futbol maçı mantığı ve ritmiyle hareket ettikleri için de farklılık gösterdi.

Yeni çıkarlar güden ve bu çıkarlar için yeni bir yöntem izleyen futbol taraftarları, toplumsal hareketler ve asimetrik çatışmalar teorisini kullanarak Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı, onun spor, siyaset ve toplum ilişkileri ekseni ile taraftarların popüler ayaklanmalardaki rollerini anlamak adına bize yenilikçi adımlar denemeye müsait bir uygulama alanı sunuyor. Ultra fanatikler (ultras) dünyası, siyaset bilimci Doug McAdam, Sidney Tarrow ve Charles Tilly’nin Dynamics of Contention çalışmasında tanımladıkları gibi; diktatörün meşruiyet zemini oluşturan sıkı kontrollü yapısal ve yasal çerçevenin sınırlarını zorlayan suça meyilli bir çekişme olarak görülebilir.

James M. Dorsey, Yazar, Gazeteci ve S. Rajaratnam School of International Studies Kıdemli Öğretim Üyesi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Dorsey, J. M. (Ocak, 2015),  “Mısır ve Türkiye: Hükümet ve Taraftarlar Hem Mahkemede Hem de Sahada Savaşıyor”, Cilt IV, Sayı 1, s.37-45, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (ResearchTurkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=7809&lang=tr)

Sonnotlar

[1]https://www.facebook.com/UltrasAhlawyCom

[2]http://z6.invisionfree.com/UltrasTifosi/index.php?showtopic=30688&st=33

[3]http://www.hurriyetdailynews.com/court-halts-controversial-football-e-ticketing-plan.aspx?pageID=238&nID=66193&NewsCatID=362

[4]http://www.aydinlikdaily.com/Detail/Istanbul-Bar-Strongly-Condemns-Prosecutors-Of-%C3%87ar%C5%9F%C4%B1-Trial/4491

[5]http://kartalbakisi.com/haber/ne-carsiymis-bolduk-ulkeyi-rahat-edin-hadi_h2385.html

[6]http://mideastsoccer.blogspot.sg/2013/08/turkey-moves-to-prevent-protests-in.html

[7]http://www.hrw.org/news/2014/12/15/turkey-football-fans-trial-coup

[8]http://www.efa.com.eg/news.php?NEWSCAT=more

[9]https://www.facebook.com/UltrasAhlawyCom

[10]http://www.nytimes.com/aponline/2014/12/20/world/middleeast/ap-ml-egypt-intelligence-chief-.html?_r=0

[11]http://www.efa.com.eg/article3050.htm

[12]http://www.hurriyetdailynews.com/court-halts-controversial-football-e-ticketing-plan.aspx?pageID=238&nID=66193&NewsCatID=362

[13]http://lareviewofbooks.org/essay/blood-sport-ultras-white-knights-vs-mortada-mansour

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.