Cenevre III Görüşmeleri: Tünelin Sonundaki Işık mı, Suriye Çölündeki Serap mı?

*Kaynak: Daily Sabah ©

Cenevre III Görüşmeleri:
Tünelin Sonundaki Işık mı, Suriye Çölündeki Serap mı?

Özet

Suriye Sorununu çözmek amacıyla BM’nin desteğiyle gerçekleştiren Cenevre III’ün toplantının yapılıp yapılmayacağı konusundaki şüphelere rağmen gerçekleştirildiği görülüyor. Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararından sonra BM’nin görüşmelere başlama kararı muhaliflerin devam eden Rusya bombardımanı sebebiyle görüşmeleri terk edebilecekleri korkusu sebebiyle ertelenmişti. Bunu takip eden süreçte ilk görüşme BM Suriye Temsilcisi De Mistura’nın girişimiyle gerçekleştirildi. İkinci görüşme … Cenevre III Görüşmelerinin bir çözüm mü üreteceği yoksa diğer BM girişimleri gibi başarısızlıkla mı sonuçlanacağı merakla beklenmekte.

Ateşkes fikrinin ve görüşmelerin halen devam etmesinde bu görüşmeleri ABD – Rusya ittifakının desteklemesinin büyük payı var. Bu destek BM Suriye Temsilcilisi de Mistura’nın tarafları bir araya getirmesine katkı sağladı. Şu ana kadar Cenevre’deki taraflar arasında hiçbir karşılıklı konuşma olmuş değil. Bunun yerine Mistura tarafından vekâleten gerçekleştirilen birtakım konuşmalar oldu. Bu konuşmalarda ortak bir alan oluşturduktan sonra Mistura’nın tarafları yüz yüze getirerek bir anlaşmaya varılmasını sağlaması bekleniyor.

ABD ve Rusya’yı Suriye üzerinde BM ile işbirliği çerçevesinde böylesine stratejik bir karar alma noktasına neyin getirdiği merak konusu. Bu iki büyük güç kendi farklılıklarını muhafaza ederken, çatışmanın devam etmesinin kendilerine fayda getirmediğini görerek bir an önce bitirilmesi üzerinde fikir birliğine vardı. Yapılan dolaylı görüşmeler her iki taraf için de kontrolleri dışına çıkan sonuçlar doğurmaya ve sorun yaratmaya başlamıştı. Avrupa Birliği Suriye’den gelen mülteci akını sebebiyle zorlanırken çatışma Irak ve Körfez ülkeleri gibi diğer bölge ülkelerine sıçrama tehlikesi içeriyordu. Bu ise ABD – Rusya arasında gerginliğe yol açabilecek bir gelişme.

İkinci sebep, gelinen noktada her iki gücün de Suriye’yle ilgili çözüm üretme konusunda kendilerini yeterli görmeleri. Rusya’nın Suriye’ye verdiği hava desteği Esad’a Rusya olmadan devam edemeyeceğini gösterdi. Ilımlı muhalif gruplar da ABD desteği olmadan savaşı kazanamayacaklarını ve masada da kendileri lehine sonuç elde edemeyeceklerini anladı. Böylece her iki tarafta kendilerini destekleyen büyük güçlerin eksikliğinde ne çatışmaya devam edebileceklerini ne de etkili diplomatik bir sonuç alabileceklerini görmüş oldular.

Üçüncü sebep ABD ve Rusya’nın Suriye’ye yükledikleri asimetrik önem. Rusya askeri üsleri olan Suriye’ye öncelikli önem verirken, Obama yönetimi Suriye’yi stratejik önem verecek kadar önemli görmüyor. Obama için Suriye’den daha önemli olan Rusya ile arasını iyi tutarak İŞİD/DAEŞ ile mücadele ya da İranla nükleer anlaşma yapma gibi küresel meseleler söz konusu olduğunda ABD’nin yanında olan Rusya’yı kaybetmemek. Bu durum Obama’nın Esad’a saldırmasını önlemenin yanında, ABD’nin Rusya’nın Esad’ı koruyan ve dengeleri Esad’ın lehine değiştiren operasyonlarına yeşil ışık yakmasına sebep oldu. Ancak Rusya Suriye’de İŞİD/DAEŞ’i bombalamaktan çok ılımlı muhalifleri bombaladı. Muhalifleri ortadan kaldırarak sahnede Esad’ı ve İŞİD/DAEŞ’i bırakmayı planladı. Rusya’nın planına göre muhalifler yok olduktan sonra ortada Esad ve teröristler olmak üzere iki grup kalacak, Batı devletleri de bu iki taraftan Esad’ı seçecek. Bu planlara rağmen Suriye üzerine ABD – Rusya koalisyonu hala devam ediyor.

Bu koalisyon Güvenlik Konseyi’ni Suriye hakkında kapsayıcı bir çözüm üretmeye çağırdı ve bu çağrı Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı almasını sağladı. Bu kararda bazı konular hakkında detaylı düzenleme olmasa da karar Suriye konusunda geçmişteki çözüm planlamalarının temeline dayanan geniş kapsamlı bir planı içeriyor. Bu iki ülke çatışmaların sonlanması için BMGK’nin 2268 sayılı kararını da destekledi. Sonuç olarak Cenevre III Görüşmeleri başladı.

Cenevre III Görüşmelerinin sona erdirebilecek temel konulara burada bakmalıyız. Öncelikle Esad’ın geleceği konusu görüşmeleri sekteye uğratabilecek kritik bir konu. Esad 2254 sayılı kararda öngörülen 18 aylık geçici hükümetin yönetiminde kalma süresini uzatmak konusunda ısrar edebilir. Bunun olması çok muhtemel çünkü Esad Rusya’nın verdiği askeri destek ve yaptığı hava saldırıları sonucunda gücünü artırmaya çoktan başladı. İkinci olarak Suriye’de tasarlanan mezhepsel olmayan bir yönetimin kurulması çok zor görünüyor çünkü şimdiki Esad yönetimi sayıca az olsalar da Alevilerin elinde ve ne Esad ne Aleviler ne de Rusya yönetimin sayıca fazla olan Sünnilerin eline geçmesine izin verir. Üçüncü olarak İran – Suudi meselesi gibi bölgesel çekişmeler Suriye’de ortak bir karar alınmasını zorlaştırıyor. İranla yapılan nükleer anlaşma Suudi Arabistan’ı ve bazı Körfez ülkelerini yalnızlaştırdı ve bu ülkelerin İran’ı yayılmacı bir güç olarak değerlendirmelerine yol açtı. Aynı şekilde, eğer diğer bölgesel güçlerin ilgi ve endişelerinin hesaba katıldığı ortak bir anlaşma yapılmazsa bölgesel bir gerginlik yaşanarak kriz doğabilir. Esad taraftarı bazı kişiler yapılacak bir anlaşmanın İran’ı hayal kırıklığına uğratacağını söylerken ABD taraftarları bunun Suudi Arabistan ve Türkiye için problem oluşturacağını belirtti. Dördüncü olarak ise PYD ve bazı başka grupların imzaladığı, Suriye’nin kuzeyinde federal bir sistem kurulmasını öngören metin. Bu da büyük bir probleme dönüşebilir çünkü tüm dış taraftarlar Rusya’nın bunu reddedeceğini düşünüyor.

Sonuç olarak, konuyla ilgili uzun bir tünelin sonundaki ışık benzetmesi çöldeki yalnız bir seraptan daha iyi bir tanımlama. Işık tarafında hâlihazırda binlerce insanın yaşamını kurtaran bir ateşkes ve her iki büyük gücün çabalarıyla gelinen noktadan geri dönülmesinin çok daha masraflı olduğu bir görüşmeler geçmişi var. Serap tarafında ise Esad’ın geleceği, bölgesel çekişmeler, mezhepsel olmayan bir yönetimin kurulması ve bütün bunların ötesinde görülen askeri dengesizlik ve Rusya – Esad tarafının Halep’i almak için devam ettikleri savaş her şeyi daha riskli hale getiriyor. Ben şu an dengenin nispeten de olsa ışık tarafına doğru evrilmekte olduğunu ve görüşmelerin zorluklara rağmen devam edeceğini düşünüyorum. ABD ve Rusya, taraflar üzerinde anlaşma konusunda kurduğu baskıya devam ediyor. Çatışmanın karışıklığı göz önüne alındığında Suriye’de çözüme ulaşma konusundaki en gerçekçi tavrın çeşitli yerlerde zaman içinde elde edilecek kısmi çözümler sonucunda ve emin adımlarla ilerlenerek elde edilebileceği görülüyor. Ancak böyle bir yol umutlu ve gerçekçi bir yol olabilir.

Giriş

Beş yıldır devam eden Suriye Krizine diplomatik bir çözüm getirilip getirilemeyeceği sorusu 27 Şubat 2016’da alınan 2268 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla 9 Mart’ta gerçekleştirilen Cenevre III’ün kritik gündemi oldu. Cenevre III, ABD ve Rusya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2268 sayılı kararının etkisiyle yaptığı Suriye’deki savaşı durdurma mutabakatı girişimleri sonucunda gerçekleşti. 18 Aralık 2015’te alınan 2254 sayılı kararla geçen yıl gerçekleştirilmesi planlanan görüşmeler 3 Mart 2016’da Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Steffan de Mistura tarafından ertelenmişti. Bu erteleme kararının sebebi Rusya ve Esad güçleri tarafından devam edilen saldırıların muhalifleri masadan kaldırabileceği çekincesiydi. Ancak bir sonraki görüşme için yapılan girişimler başarılı oldu, görüşme gerçekleşti ve şimdi gelecek toplantının tarihinin belirlenmesi için bekleniyor.

2268 sayılı karar, savaşın bitirilmesi için tüm üyelere, özellikle Avrupa Birliği, Arap Birliği, Birleşmiş Milletler, ABD ve Rusya’yı da kapsayan 17 devletten oluşan Uluslararası Suriye Destek Grubu üyelerine üstlerine düşeni yapmalarını ve böylece kalıcı bir ateşkese varılması konusunda aktif olmaları için tarafları zorlamalarını söylüyor.

2268 sayılı karar, BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye hakkında diplomatik müzakere ile çözüm sağlanmasını düzenleyen ancak uygulanamayan 18 Aralık 2015 tarihli 2254 sayılı kararının tam ve acil olarak uygulamaya konulmasını talep etmenin yanında Suriye’deki savaşı bitirmek için bir yol haritası çiziyor. Bu yol haritasına göre, BM aracılığıyla sağlanan siyasi görüşmeler ile iki yıllık bir geçiş dönemi sonucunda Suriye’de ulusal ateşkes sağlanabilir. Savaşın bitirilmesine ve çözüme ilişkin alınan yeni kararların öncesinde BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye üzerine aldığı kararlar özellikle kimyasal silahlar ve yaşanan insani kaos ile ilgiliydi.

Suriye’de çözümün sağlanmasına ilişkin ilk girişimler 2011’de Arap Birliği’nin iki girişimiyle başladı, ancak başarısız oldu. Ocak 2012’de ve Kasım 2013’te Rusya, Suriye Hükümeti ile muhalifleri Moskova’da görüştürmek istedi ancak bu görüşmelerden de etkili bir sonuç elde edilemedi. Ardından Kofi Annan liderliğinde ve Birleşmiş Milletler – Arap Birliği işbirliği ile yapılan görüşmeler umutların yeniden canlanmasını sağladı; ancak bu işbirliğinden de etkili bir sonuç elde edilemedi. Ocak – Şubat 2014’te BM Suriye Temsilcisi Lahdar Brahimi tarafından düzenlenen Cenevre II Görüşmeleri sonucunda da başarılı bir sonuç elde edilemezken, 30 Ekim 2015’te Viyana’da ABD, Rusya, Çin, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve ilk kez olmak üzere İran’ın da katıldığı bir toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantıda İran’ın müzakereye katılmış olmasıyla halkanın eksik kısmı tamamlandı ve ilk kez başat dış aktörlerin hepsinin bir arada olduğu bir toplantı gerçekleştirildi.

Suriye Krizi ve Taraflar

Suriye’de yaşanan çatışmalar 250.000’den fazla insanın hayatını kaybetmesine sebep oldu. 11 milyon insan evsiz kaldı. 4,5 milyon insan Suriye’yi terk ederek komşu ülkelere, yaklaşık 1 milyon insan da Avrupa’ya mülteci göçü gerçekleştirdi ve çok zor şartlar da olsa altında yaşamlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Gelinen son noktada ülkeleri tamamen yok olmuş durumda (BBC News 2016).

Esad’ın 2011’de başlayan gösterileri bastırmak için güç kullanmaya başlamasıyla daha da şiddetlenen tepkiler Esad’a karşı geniş çaplı ayaklanmaları beraberinde getirdi. Bu durum kısa sürede çoğunluğu Sünni olan Suriye’de on yıllardır yönetimde olan Alevi destekli Esad Hükümeti’ne karşı mezhepsel bir savaşa dönüştü. Bunu sivil savaş takip etti. Ardından sivil savaş Rusya – ABD yüzleşmesine sebep olacak bir vekâlet savaşına evrildi.

Esad güçleri ve muhalifler ülkeyi harap eden karmaşık bir savaşı halen sürdürüyorlar. Bugün Suriye sorunu, Esad’ın İran, Lübnan Hizbullah’ı ve Rusya tarafından destek aldığı ve başlangıçtan çok daha karmaşık bir boyuta dönüştü. Esad’ın karşıtları olan Suriye Milli Koalisyonu’na, Suriye Ordusundan ayrılan, her biri ayrı yönetime sahip ve çoğunlukla kendi aralarında savaşan 70-100 civarında grup daha katıldı. Suriye’de ayrıca PYD (Demokratik Birlik Partisi) ve onun militer kolu olan YPG (Halk Koruma Birlikleri) bulunuyor. Suriye Ulusal Koalisyonu, ABD başta olmak üzere bazı Batılı güçler, bölgede ise Türkiye ve Suudi Arabistan tarafından destekleniyor. Türkiye Batılı güçleri PKK’nın uzantısı olarak gördüğü YPG’yi destekledikleri için eleştirmekte. Bunun yanında bugün Esad’ın muhalifleri olarak tanımlanan grupta taktikleriyle dünyayı sarsan radikal terörist grubu İŞİD/DAEŞ ve El Nusra (Suriye El Kaidesi) gibi cihatçıların olduğunu söyleyebiliriz.

Suriye’nin Baas Partisi ve Muhalifler arasında Batı desteğiyle düzenlenen ve Kürt kuvvetlerinin katılmadığı müzakereler gerçekleştirildi; ancak radikal muhalif terörist grubu olan Selefiler ve İŞİD/DAEŞ henüz hiçbir barışçıl çözüm girişimine katılmış değil.

Cenevre III Görüşmelerinin Arkasındaki Ana Kaynak:
ABD – Rusya İşbirliğinin Ateşkes ve Görüşmeler Üzerindeki Etkisi

BM Güvenlik Konseyi Suriye konusunda daimi üyeleri arasındaki fikir ayrılıkları sebebiyle 2015’e kadar etkili bir rol oynayamadı. Bu durum ABD ve Rusya’yı Suriye konusuna daha geniş bir perspektifle yaklaşmaya ve görüşmelerin başlaması için etkili olmaya yöneltti.

ABD ve Rusya devam eden çatışmaların kendilerine hiçbir şey kazandırmadığını gördü ve Suriye konusunda kapalı kapılar ardında vardıkları kararların ardından tarafları ortak bir ateşkese yapmak için görüşmelere başlamaya ikna etmeye karar verdi. Bu iki gücün ortak bir karara varabilmelerinde Suriye’ye atfettikleri asimetrik stratejik değer etkili oldu. Rusya’nın Akdeniz’de varolan iki gücünün de tek bir yerde, Suriye’de, olması Putin’in Suriye’ye çok değer vermesini gerektiriyor. Bu sebeple Rusya, çatışmanın en başından beri Esad’ı açıktan destekledi. Bu bölge ABD için Rusya’nın yaptığı gibi askeri ve ekonomik kaynaklarını seferber edecek kadar büyük bir öneme sahip değil. ABD için uluslararası meselelerde Rusya’nın kendisinin yanında olması ve İranla nükleer anlaşmaya varabilmesi Suriye’den daha önemli. Bu sebeple ABD en başından beri Suriye’de Esad’a karşı bir askeri müdahale yapmaktan çekindi. Vaşington İranla yapılacak nükleer anlaşmaya ve Rusyayla arasını iyi tutmaya büyük önem verirken, kendisiyle nükleer anlaşmaya varmak istediği Ruhani’nin karşısındaki tutucu gruba koz vermek istemediği için Esad’ı devirmekten çekiniyor (Smith 2015).

ABD, Rusya’ya Suriye III’te tam yetki vererek onunla bir vekâlet savaşına girmeyeceğini açıkça gösterdi (Hof 2015). Bu hareket büyük ihtimalle Obama’nın gelecek nesil uluslararası ilişkiler öğrencileri için yazacağı bir kitapta tarihe ‘diplomasideki teminatlı başarısızlığın reçetesi’ olarak geçecek.

Gelinen son noktada ABD ve Rusya Suriye konusunda Suriye’deki taraflara daha çok yaklaşarak üzerlerinde çözüm baskısı oluşturabileceklerini düşünüyor. Rusya yaptığı müdahaleler ve verdiği silah desteği ile Esad’ı yok olmaktan kurtardı ancak bu aynı zamanda Esad’ın Rusya olmadan devam edemeyeceğini görmesini sağladı. Esad Rusya’nın desteğini almadan rejimini sürdürecek olsa bile Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin elinden kurtulamayacaktır (Glass 2016). Bu durum Esad’ın Moskova’yı dinleyeceğini ve Moskova’nın Esad için ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

Suriye’de savaşan Batı destekçisi gruplar bugün artık silahlanmayı bitirdiklerini ve askeri güç bakımından zayıfladıklarını ve bu nedenle bundan sonra yapacakları her manevrada ABD’nin desteğine ihtiyaçları olacağını söylüyor. Uzun süre daha savaşma güçleri yok. Bu sebeple Rusya’nın hava saldırılarını yenilemesinden korkuyorlar. ABD’den destek alamazlarsa yenilebilirler. Savaşın durmasından hemen önce Esad-Rusya-İran güçleri Halep’e yaklaşmışlar ve şehri neredeyse tümüyle çevrelemişlerdi. ABD bu saldırılara karşı çıkmayarak Esad’ın güç kazanmasına izin verdi. Yaşananlar karşısında muhalifler görüşmeler sonlanması ve Rusya – Esad güçlerinin Halep’i almaları durumunda ülkedeki güçler dengesini bütünüyle değişmesinden korkuyorlar.

İkinci olarak Suriye’de ne Esad ne de muhalifler aldıkları dış desteklere rağmen zafer elde edebilmiş değil. Esad, İran’ın desteğine rağmen çöküşe çok yaklaşmıştı; onu Rusya’nın desteği çöküşten kurtardı. Ilımlı muhalifler de bölgesel kuvvetlerin desteğine rağmen çöküş noktasına geldi ve bir sonuca varamadıkları şu son durumda ABD’nin desteğini bekliyorlar. Bütün bunlar gösteriyor ki Suriye çatışmasının her iki tarafı da anlaşmaya yapmak için kişisel bir çaba sarf etmiyorlar ve ayakta kalabilmek için birer büyük gücün işbirliğine muhtaçlar.

Üçüncü olarak, devam eden vekâlet savaşlarının kontrolden çıktığı ve ABD ve Rusya için büyük problemler yaratmaya başladığı görülüyor. Çatışmanın getirdiği mülteci krizi bugün Avrupa Projesi’ni hattan çıkarmak üzere ve başka ciddi tehditler de içeriyor. Avrupa devletleri mülteci kriziyle ilgili ortak bir karara varabilmiş değil. Mülteciler konusundaki kararı kimin vereceği ve Avrupa’nın ve ayrı ayrı her bir ülkenin kaç tane mülteci alacağı gibi konular üyeleri birbirine düşürürken, ABD bu problemin kontrolden çıkmasını ve Avrupalı müttefiklerini tehdit edecek bir sonuç doğurmasını istemiyor.

Rusya ekonomisi düşük petrol fiyatları, rublenin değerinin düşmesi ve Batı tarafından konulan ekonomik yasaklar sebebiyle krizde. Putin hâlihazırda kötü durumda olan ekonomisinin Afganistan gibi bir çıkmaza girmesini istemediği için büyük çatışmalara girmekten çekiniyor.

Her iki devlet de Suriye’nin harabeye döndüğünün ve yapılacak barış anlaşmalarının ardından ülkeyi eski haline getirmek için milyar dolarlar harcanması gerektiğinin ve bu sürecin on yıllar alacağının farkında. Bazıları Rusya’nın askeri olarak avantajlı durumda olması sebebiyle Rusya taraftarı bir çözüme varılacağını düşünse de iş yeniden yapılanma noktasına geldiğinde avantaj Batılı ülkelere geçecek.

BM Güvenlik Konseyi 2254 Sayılı Kararı (2015) ve Taraflar Arasındaki Temel Anlaşmazlık Maddeleri

BMGK’nin 2254 sayılı kararı üye ülkeleri İŞİD/DAEŞ, El Kaide ve terörizmle ilişkili diğer tüm kişi ve gruplarla mücadeleye, Uluslararası Suriye Destek Grubu tarafından belirlenen diğer terörist gruplarla savaşmaya ve Suriye’deki teröristlere açık hiçbir alan bırakmamaya çağırıyor. Ateşkesin terörist grupları dışarıda bırakmasının ateşkes sonrasında savaşın devam etmesine yol açacağının belirtildiği metinde, Suriye’de gelecek 18 ay içinde özgür ve tarafsız seçimleri mümkün kılacak bir anayasanın hazırlanması gerektiğini belirtiyor.

En büyük anlaşmazlık konusu ise Esad’ın geleceği. Bu konu BM’nin 2254 sayılı kararında tartışılmıyor ve konuyla ilgili ABD – Rusya arasında anlaşmazlık var. Bu anlaşmazlık barış görüşmelerini sonlandırabilecek kadar büyük bir mesele. ABD, Fransa, İngiltere, Türkiye, Özgür Suriye Ordusu, Suudi Arabistan ve Katar, Esad’ın geçiş dönemi sonrasında iktidarda kalmasını istemiyor ve bunu kabul etmek onlar için büyük ödün vermek anlamına gelecek. Ancak ABD geçmişte Esad’ın 18 ay sonunda görevden ayrılması yönünde belirttiği düşüncesini bugün değiştirerek Esad’ın belirlenen zamanın sonrasında da iktidarda kalabileceğini söylüyor.

Rusya, Esad’ı mümkün olduğunca iktidarda tutma çabası sebebiyle iktidarda kimin olacağına ancak halkın karar verebileceğini söyledi. Ancak Rusya’nın Suriye’de önceden olan ve yeni kurulan askeri üslerinin güvenliğini sağlama sözü veren yeni bir hükümetin kurulması şartıyla Esad’ın gitmesine izin vereceği söyleniyor. Rusya, çatışmaların sonlanmasıyla bazı güçlerini geri çekerek diplomatik çıkar sağlamaya çalışmış ve Esad’ı geri çekilmeye zorlamıştı. Rusya’nın planına göre Esad görüşmeler bittikten bir süre sonra geri dönebilir. Esad’ın bu plana uymaması durumunda yine Rusya’nın desteğini çekmesi riski var. Bu da Esad’ın düşmesi ve Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesiyle yüzleşmek zorunda kalması demek olur.

Diğer bir konu ise ateşkesin terörist gruplara ve bireylere karşı yapılan saldırıları içermemesinin doğuracağı sonuçlar. Bu durum Esad’ın belirtilen 18 ay boyunca iktidarda kalması, ABD’nin ittifakı yönetmesi, Rusya ve Esad-Hizbullah-İran güçlerinin El Nusra’ya, İŞİD/DAEŞ’e ve terörist bilinen diğer gruplara saldırmaya devam etmesi anlamına geliyor. Ancak Esad bu 18 aylık sürede zayıflaması ve ortadan kalkması beklenen terörist grupların ardından sahneden çekilmeyi reddederse? Rusya destekli Esad güçleri havaalanı ve 2000 yıllık bir tarihi olan ve İŞİD’DAEŞ’in propaganda noktası olarak kullandığı Palmira’yı geri aldı. Bunun ardından Esad bütün Suriye’yi geri alma iddiasında bulundu.

Ancak Esad halen önerilen milli birlik hükümetlerini onaylamamış olmakla birlikte ‘tam yetkiye sahip geçici bir yönetim’ kurulmasını da reddetti. Esad, ‘Geçiş dönemi yürürlükteki anayasa çerçevesinde gerçekleştirilmeli ve ancak geçiş dönemi sonrasında Suriyelilerin oylarıyla belirlenecek yeni bir anayasa yapacağız’ dedi (Karam 2016).

Büyük güçler Haziran 2012’de gerçekleştirilen ve Nisan 2016’da olması planlanan toplantının da temelini oluşturan Cenevre Konferansında tam yetkiye sahip bir geçici yönetim kurulması kararını almışlardı. Bu durumda akla gelen soru Esad’ın Rusya’nın da tam desteğinin olduğu görüşmeleri reddederek uluslararası topluma karşı sağır kaldığı mı yoksa bu tutumuyla Rusya’nın isteklerine karşı sağır kalmayı tercih ettiği mi. Gelecek günlerde netleşmesi beklenen bu sorunun cevabının görüşmeler üzerinde büyük etkisi olacak (Hof, 2016)

Suriye’deki mezhepsel olmayan bir yönetimin olması da çözümün için önemli bir gereklilik. Esad yönetimi azınlık sayıdaki bir Alevi cemaatinin çoğunlukta olan Sünnileri on yıllardır yönettiği mezhepsel bir oluşum. Mezhepsel olmayan bir yönetim kurulması çoğunlukta olan bir Sünni nüfusun ülke yönetiminde çok daha güçlü bir konum elde etmeleri, bu durumda da Alevilerin eski güçlerini kaybetmeleri anlamına geliyor. Ancak Esad’ın ve çevresindeki Alevilerin böyle bir değişimi kabul edip etmeyeceği merak konusu. Rusya Sünnilerin artacak siyasi gücünün gelecekte kendisi için tehdit oluşturacağını düşünebilir. Bu nedenle anlaşma mümkün olsa da çok zor görünüyor.

Ayrıca seçimlere kimlerin katılacağı belli değil. İŞİD/DAEŞ, EL Nusra ve diğer terörist grupların katılamayacağı bilinmekle birlikte gelecekte diğer gruplar da sahnenin dışında bırakılabilir. Bu durumda görüşmeler sırasında taraflar kimin sürecin dışarıda bırakılacağı konusunda fikir ayrılığı yaşayacaklar. Rusya muhaliflerin etkisini azaltmak için görüşmelerde Esad taraftarlarının olmasını isteyecektir. Rusya’nın en başından beri söylediği şey muhaliflerin ılımlılardan oluşan bir tarafının olduğunu reddederek Esad karşıtı olan herkesin terörist olduğu. Bu da görüşmelerde büyük problem yaratır.

Suriye Barış Süreci kapsamında yaşanan anlaşmazlıklar dışında görüşmeleri raydan çıkarabilecek başka bir konu da bölgesel çekişmeler. Suudiler tarafından Şii bir din adamının idam edilmesi ve İran’daki Suudi diplomatik temsilcilik binasının yakılmasıyla yeniden ateşlenen ve gittikçe yükselmekte olan İran-Suudi çekişmesi Suriye Barış Süreci’ni tehdit eden büyük çaplı bir çatışmaya doğru evrilmekte. İran Şii dünyasını, Suudi Arabistan ise Sünni dünyasını temsil ediyor. Bu iki grup Lübnan’da, Yemen’de ve daha çok Suriye’de vekâlet savaşları yapıyor. Suudi Arabistan ve İran Suriye görüşmelerinde çözüm masasına oturacak iki taraf olmakla beraber her iki tarafın da kendi ülkelerindeki popülerliklerini artırmak için Suriye ve çevresindeki çatışmaları kullanmaları her şeyi daha da zorlaştırıyor. Tahran ve Riyad arasındaki gerilim bugün Tahran ve Araplar arasında yükselen ve Suriye görüşmelerini de etkileyecek bir boyuta dönüşmüş durumda (Miller and Brodsky, 2016).

Ayrıca taraflar arasındaki askeri güç dengesizliğinin de görüşmeler üzerindeki etkisi büyük. Eğer muhalifler ateşkesi ihlal ederlerse, Rusya destekli Esad kuvvetleri dünyayı muhalefetin güvenilir olmadığına, barış istemediklerine inandırmak için propaganda yapar ve böylece hâlihazırda zayıflamış olan muhaliflere karşı yapacakları bir müdahaleyi meşrulaştırır. Ancak bunun tam tersi olur ve Esad ya da Rusya ateşkesi sonlandırırsa kimin nasıl cezalandırılacağı şimdiden bilinmiyor (Kanat, 2016). Bu da Esad’ın elindeki büyük bir avantaj. Eğer muhalifler kritik tavizi vermezlerse Rusya masada istediğini almak için tansiyonu artıracak ve muhalifler üzerinde askeri baskı kurma yolunu kolaylaştıracaktır. Rusya-Esad güçleri halen Halep’i almak için savaşıyor ve Halep’in alınması Suriye’deki güçler dengesini bütünüyle değiştirir.

Bununla birlikte John Kerry’i Rusya’ya görüşmelerin sonlandırılmasının Suriye’nin tamamıyla bölünmesine yol açacağını söyledi (Wintour 2016). Obama Hükümetinin geçmiş kayıtlarını içeren bu konuşmanın ne kadar ciddiyetle algılanacağı da açıklığı olmayan bir merak konusu.

PYD ve ortaklarının Suriye’nin kuzeyinde federal bir sistem kurmalarını ilan etmeleri görüşmeleri tehlikeye sokan başka bir gelişme (Al Jazerra 2016). ABD, Türkiye, BM ve Esad böyle bir gelişmenin karşısında yer alırken, bazıları federal bir çözüme gidilmesinin ABD’nin B planında olduğunu söylüyor. Bu nedenle PYD ve destekçileri, Suriye’de federal çözüme gitme konusunda destek almak için görüşmeleri engelleyebilir, görüşmelerin gerçekleşmesi konusunda zorluk çıkarabilirler. Son olarak, Rusya ve ABD Suriye’deki taraflarla anlaşma sağlamanın yanında bölgesel güçlerle de ortaklık kurmalılar. Eğer bu bölgesel güçlerin kendi çıkarları ve güvenlikleri tehdit edilirse, anlaşmanın önünde başka ciddi problemler doğar.

Sonuç

Tünelin sonundaki ışık var mı yoksa gördüğümüz şey çöldeki bir serap mı? Işık tarafında, şu ana kadar binlerce insanın hayatını kurtaran ve savaşa geri dönülmesinin çok daha maliyetli olduğunu gösteren bir anlaşma var. Görüşme masası kuruldu. BM iki büyük gücün desteğiyle çalışmalarını sürdürüyor. Serabın göründüğü tarafta ise Esad’ın geleceği, bölgesel çekişmeler, mezhebi olmayan bir yönetimin kurulması, federal bir çözüm için yapılan çalışmalar ve hepsinin üstünde taraflar arasındaki askeri güç dengesizliği var. Rusya ve Esad’ın Halep’i almak için devam ettirdikleri savaş süreci etkileyecek büyük bir negatif gelişme. Bu faktörler bugüne kadar katedilen tüm mesafeyi riske sokuyor.

Sonuç olarak, konuyla ilgili uzun bir tünelin sonundaki ışık benzetmesi çöldeki yalnız bir seraptan daha iyi bir tanımlama. Ben şu an dengenin nispeten de olsa ışık tarafına doğru evrilmekte olduğunu ve görüşmelerin zorluklara rağmen devam edeceğini düşünüyorum. ABD ve Rusya, taraflar üzerinde anlaşma konusunda baskı kurmaya devam ediyor. Çatışmanın karışıklığı göz önüne alındığında Suriye’de çözüme ulaşma konusundaki en gerçekçi tavrın çeşitli yerlerde zaman içinde elde edilecek kısmi çözümlerle ve emin adımlarla ilerleyerek elde edilebileceği görülmekte. Ancak ve ancak böyle bir yol umutlu ve gerçekçi bir yol olarak kabul edilebilir.

Şakir Alemdar, Doktora Öğrencisi, Yakın Doğu Üniversitesi 

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Alemdar, Ş. (Mayıs, 2016), “Cenevre III Görüşmeleri: Tünelin Sonundaki Işık mı, Suriye Çölündeki Serap mı?”, Cilt V, Sayı 5, s.6 – 18, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=11638&lang=tr)

Kaynaklar

BBC news (2016 ) “Syria: The story of the conflict”  11 March

Hof, F. C. (2016)  “Assad: Total Defiance” Atlantic Council, 4 April.

Hof, F. C. (2015), “Syria: Taking the Initiative, Acquiring some Leverage”. Real Clear Defense, 5 October.

Glass, Charles. (2016), “Russia and the US now have the power to impose peace in Syria” The Guardian, 13 March.

Kanat, K. B. (2016) “Cessation of hostilities in Syria” Daily Sabah, 29 February.

Karam, Z. (2016) “Syria’s Assad rejects ‘transitional body’ demanded by rebels Associated Press, 30 March.

Miller, A. D. and Brodsky, J. (2016) “Saudi Arabia and Iran’s Forever Fight”, foreign Affairs, 13 January.

Smith, L.(2015)  “Obama Avoided Syria Action to Help Iran Negotiations, The Weekly Standard,  8, September

Wintour, P. (2016) “John Kerry says partition of Syria could be part of ‘plan B’if peace talks fail”, The Guardian,  February 23, http://www.theguardian.com/world/2016/feb/23/john-kerry-partition-syria-peace-talks.

Al Jazeera (2016)  ‘Syria civil war: Kurds declare federal region in north’, 17 March 

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.