Türk Siyasal Hayatında Kadınlar: Görünmez El’den Görünür Kimliklere

Türk Siyasal Hayatında Kadınlar: Görünmez El’den Görünür Kimliklere

Özet

Kadınların oy veremedikleri, yüksek öğretime katılamadıkları, kamuya açık alanlarda konuşamadıkları ve ekonomik, sosyal ve siyasal bir unsur olarak kabul edilmedikleri bir ülke hayal etmeye çalışın. Kadınlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri ülkenin yurttaşı olmalarına rağmen, hiçbir zaman demokratik yurttaşlıktan doğan haklarını ve görevlerini erkeklerle eşit olarak kullanamadılar. Nüfusun yarısını oluşturdukları halde, kadınlar, geçtiğimiz yüzyıl boyunca Türk toplumunun siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik kesimlerinde eşit bir konuma sahip olmak için mücadele etmek zorunda kaldılar. Feminist organizasyonlar ve kadın örgütleri, kadınları güçlendirmek gayesiyle, siyasal sistemi olduğu kadar, hukuk, sağlık ve eğitim gibi sistemleri de değiştirmek için çalıştılar, bir araya geldiler, protesto ettiler ve birlikte lobi oluşturdular. Bu bakış açısıyla, Türk kadınlarının hayatları yalnızca din, gelenek ve kültür tarafından değil ulusal ekonomik gelişme, uluslararası ilişkiler, kamu politikaları ve hukuk sistemi gibi dinamiklerin de etkisiyle biçimleniyor. Bu araştırma, kadınların durumunu siyasal dönüşüm ve toplumsal cinsiyet eşitliği ile bağlantılı olarak irdeliyor. Araştırmanın asıl üzerinde durduğu nokta ise çok önemli ve popüler bir konuya dikkat çekmek: Türk siyasal kurumlarında toplumsal cinsiyete ilişkin eksiklik. Burada ataerkil roller ve toplumsal cinsiyet kotaları konuları incelenecek ve mevcut kadın hareketinin altı çizilerek yeni bakış açıları sunulacaktır.

Giriş

Tarih boyunca, siyasal hayat pek çok ülkede kadınları dışlamıştır (Pateman, 1988). Sosyal, kültürel ve siyasal gelişmeler her ne kadar kadınlar açısından değişim getirdiyse de, bu gelişmeler nadiren kadınların gerçekten siyasal güce sahip olmaları ile sonuçlandı (Simpson, 1990). Kadınların temsili demokrasiye katkıları, hem ekonomide (üretim açısından) hem de aile içinde (yeniden üretim) oynadıkları ikili rolleri açısından erkeklerden daha önemli olmasına rağmen, her türden siyasal süreçteki temsil edilme durumları tümüyle yetersizdir.  United Nations Development Programme’a (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) (UNDP) (2014) göre, dünya genelinde siyasal alana katılan kadın oranı yalnızca yüzde 18 düzeyindedir. Pek çok ülkenin toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki kararlılığı tüm zamanların en üst seviyesinde olsa da, Convention on Elimination of All Forms of Discrimination against Women’ının (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi) (CEDAW) tüm çabalarına rağmen, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde pratikte hala çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. 1979’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından tanınan CEDAW, uluslararası kadın hakları bildirgesi olarak tanımlanmaktadır. CEDAW temel olarak, gerek kadının aile ve toplum içindeki rollerini gerekse de erkeğin geleneksel rollerini değiştirerek kadın ve erkek arasında tam eşitliğin sağlanmasını ve kadınların erkeklerle eşit bir biçimde her türlü seçim ve seçilebilme sürecine katılabilmeleri için ihtiyaçları olan hakların yasal koruma mekanizmalarını oluşturmayı hedefler (UN, 2015).

Tartışmalı olmakla birlikte, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde erkekler hayatın pek çok alanında kadınların hayatı üzerinde tahakküm kurmaya devam ediyorlar. Erkekler hala din lideri, bakan, müdür ve hâkimlik gibi makamlarda büyük çoğunluktalar. Aslında, devlet kurumlarında olduğu kadar eğitim, finans, sağlık, altyapı, iletişim ve ulaşım gibi sektörlerde de yetkililerin çoğu erkek. Kadın hareketi yakın zamanda yalnızca yerel seçimlerde yer alabiliyor; kadınların gözünden siyasetin ne anlama geldiğini anlamaya başlamadan önce, sivil örgütlenmelerin yanı sıra temsili kurumları ve siyasal partileri de dikkate almak önem arz ediyor. Feminist literatüre göre, resmi siyasal temsil, seçimle belirlenmeyen pozisyonlardaki kadınlar tarafından destekleniyor. Dolayısıyla, bölge seçimlerinde kadın temsiliyeti özendirilmelidir. Ancak böyle yapmak kadınların siyasal anlamda güçlendirilmesi için yeterli olmayabilir. Diğer bir deyişle, uygulanan politikalar kadınların hakları ve ihtiyaçlarına doğrudan etki etmeyebilir; tersine kadınların kaynaklara erişimini sınırlandırabilir. Ne yazık ki bu durum kadınların karşılaştırdığı sorunların yalnızca başlangıcı. Kocalarının, babalarının, erkek kardeşlerinin ve hatta bazı durumlarda amcalarının, kadınları ilgilendiren eğitim, çalışma hayatı, aile planlaması, çocuk bakımı, ev işleri ve harcamaları gibi konularda son sözü söyleme hakları var. Kadınların sosyal, ekonomik ve kültürel gelişimini ilgilendiren neredeyse her konuda erkeklerin son sözü söylüyor olması kadınların bitmeyen bir çile çekmesine neden oluyor. Bu nedenle, kadınların siyasal hayatta güçlendirilmesi süreci yalnızca güçsüz olmalarının nedenlerini anladıkları anda değil, aynı zamanda baskıcı unsurları nasıl yenebileceklerini düşünmeleri ve var olan korkunç zorluklarla yüzleşmeleriyle başlayabilir.

Türk kadınları, şehirli ya da köylü, eğitimli ya da eğitimsiz olmalarına bakılmaksızın, kendilerini kocalarının hizmetkârı haline getiren geleneksel işbölümü ve karar alma süreçlerine bağlıdırlar (Ataca & Sunar, 1999). Bu geleneksel işbölümü, kocayı ekmek kazanan olarak tanımlarken kadını, aile dışındaki fırsatlarını kısıtlayacak şekilde, ev hanımı olarak tanımlar (Geist, 2010). Dahası, toplumsal cinsiyet eşitsizliği hala eğitim sisteminde de mevcudiyetini koruyor. Özellikle kırsal alanlarda, ailelerin eğitime bakış açıları, özellikle kız çocuklarının eğitimi söz konusu olduğunda, “eğitimin gereksiz bir lüks” olduğu yönünde şekilleniyor (Levine, 2005). Ancak, özellikle Avrupa Birliği (AB) müzakerelerinin başlamasıyla AB üyesi olunacağına dair beklentinin etkisiyle, kadın ve kızların eğitime erişebilirliklerini artırmak amacıyla çaba sarf edildi. Ne yazık ki, Türkiye’de kadınların işgücüne katılma oranı, yalnızca yüzde 28.9 ile küresel iş piyasasından daha aşağıda kalıyor (Gulcubuk, 2010). 2014 yılında kadınların işgücüne katılım oranı OECD genelinde yüzde 57.2, AB üyesi yirmi sekiz ülkede ise yüzde 58.8 idi. Aynı zamanda, kadınların işgücüne katılma oranları, kadın emeğinin genelde ücretsiz olduğu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yüzde 18.7 idi (ILO, 2014). Kültürel ve geleneksel bir bakış açısıyla bakıldığında, ataerkil toplumsal yapının kadınlar üzerinde hem siyasete hem de işgücüne katılım anlamında önemli bir olumsuz etkisi vardır. Ataerkillik siyasal, yasal, ekonomik ve dini kurumlarda erkeklere öncelik bahşeder (Sakallı et al. 2002). Ataerkillik kavramı genelde erken evliliklerle, evde babaya ya da kocaya boyun eğmeyle, sosyal hayatta uyulması zorunlu katı kurallarla, aile içindeki geleneksel toplumsal cinsiyet rolleriyle, gelir anlamında erkeklerin boyunduruğu altında olmayla ve evi düzenleyen, tertipleyen olma zorunluluğuyla sonuçlanır (Hoşgör & Smits, 2008).

En dikkat çekicisi de kadınların siyasal yaşamdaki temsiliyeti, modernleşme ve toplumsal cinsiyet eşitliğini ölçmek için yaşamsal bir önem taşır. Dünya genelindeki parlamentolarda kadın temsili oranı erkeklerden düşüktür; bu oran Türk Parlamentosu’nda ise yalnızca yüzde 9.1’dir. Kadınlara parlamento seçimlerine katılma ve seçilme hakkı 1934’te verilmiş olmasına karşın, kadınların siyasete katılımı etkili bir biçimde artmamıştır. Gerçekte, kadın temsilcilerin oranı bu yüzyıl dönümünde azalmaya başlamıştır (Adikacti-Marshall, 2010). Özellikle 1980 askeri darbesinden sonra, 1999 ve 2007 arasında yapılan seçimlerde kadınların siyasete katılma oranı yüzde dört civarında seyretti; 2011 seçimlerinde ise bu oran beklenmedik bir şekilde yüzde 9’a çıktı.

1923-2011 Arası Dönemde Kadınların Siyasallaşması

Kadınların siyasete katılımı tüm ülkelerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin en önemli göstergelerinden biridir. Kadınların yerelde siyasal temsilini artırmak için, kadınların güçlendirilmesi önünde engel teşkil eden yapısal, sosyal ve kültürel kısıtlamaların anlaşılması gerekir. Türkiye özelinde Mustafa Kemal Atatürk’ün katkısı not edilmelidir. Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra 1923’te ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur. Fransız Devrimi ve Avrupa Aydınlanması ışığında, kadın ve erkeklerin tümüyle eşit olması gerektiğine inanmıştır. Bu nedenle, ulus devlet inşası döneminde, kısa süre içinde, kadınların insan hakları tanınmıştır. Atatürk, Doğu’ya bakmak yerine Batı’ya dönmüş ve hem Türkiye’ye hem de Türk kadınına modernleşmeyi getirmeye odaklanmıştır (Arat, 1998). Türk toplumunun hayatına kısa bir sürede birçok önemli değişiklikler getiren Türk anayasasının en önemli taraflarından biri laik devletin kurulmasıdır. Atatürk’ün en önemli meselelerinden birisi kadınların hem ekonomik hem siyasal alanda özgürlüklerine kavuşmalarıdır (Rustow, 1996). Bu bakış açısının sonucunda, 1926’de ilk kadın doktor çalışmaya başlamışken, 1927’de ilk kadın avukat göreve başlamış ve 1930’da kadın bir yargıç atanmıştır (ESI, 2007). İşgücü piyasasındaki bu konum kazanımlarının yanı sıra, kadınlar 1930’da yerel seçimlerde, 1934’te ise Büyük Millet Meclisi için yapılan parlamento seçimleri için seçme ve seçilme hakkı elde ettiler (Yaraman, 1999). Yine aynı dönemde, Türkiye dışında yalnızca 27 ülkede kadınlar kendi siyasal liderleri için oy verme hakkına sahipti. Örneğin, Fransız kadınları 1944’e, İtalyan kadınları 1945’e ve Belçikalı kadınlar 1948’e kadar bu hakka sahip değildiler. Son zamanlarda siyasetle ilgilenen kadınların sayısı artıyor olsa da, kadınların parlamentodaki oranı her zaman Atatürk dönemindekinden azdır. Karşılaştırıldığında, 1999’daki ulusal parlamento seçimlerinde 555 milletvekilinden 22’si kadındı (yüzde 4). Kadınların parlamentodaki yüzdesi 2007’de 9.5’e ulaştı ve 2014’te tekrar yüzde 4’e düştü. 2007’deki 9.5 oranı Türkiye’nin demokrasi tarihindeki en yüksek yüzde idi ve o zamandan beri de düşüyor (TUIK, 2014). Sonuç olarak, Türkiye kadınlara parlamentoda koltuk sağlama açısından pek çok gelişmekte olan ülkenin gerisindedir.

Türkiye, gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında yelpazenin öteki ucunda kalır. Yine de, bir ulusun ilerleme düzeyini toplumsal cinsiyet durumuna bakarak ölçmek, bu durumun ölçülebileceği siyasal, ekonomik ve sosyal kriterlerin çok çeşitli olmasından dolayı zordur. Yaşamın bu farklı alanlarında bile, toplumsal cinsiyet eşitliğini ölçmek için nesnel bir yol yoktur. Örneğin, kadınların 1919’da seçme hakkı kazandığı Birleşik Devletler’de henüz kadın bir başkan olmamıştır ve erkekler seçilmiş politikacılar arasında, orantısız büyük yüzdelerle, konumlarını korumaya devam etmektedirler. Karşılaştırıldığında, İsviçre gibi kadınlara seçme hakkını daha geç veren diğer uluslarda, kadınlar hali hazırda başkan yardımcılığı gibi önemli siyasal koltuklarda oturmaktadırlar. Bu iki gelişmiş ulusu karşılaştırdığımızda, hangisinin daha çok ilerlediğini söylemek zordur. Birleşik Devletler’de kadınların oy haklarının olması, tartışmasız bir şekilde, kadın hakları alanında kürtaj ve gebelik kontrolü gibi netameli konuların Amerikan politikasının ön sıralarına gelmesine neden olmuş ve bunu takiben emsal bir yasal düzenlemenin ortaya çıkmasının yolunu açmıştır. Ancak, bütün bunlara rağmen, kadınların siyasal alandaki varlıkları, gücü kullanan pozisyonları tutmaktan çok, iktidarda olanları ikna ederek değişime etki etmek için savunuculuk yapmakla sınırlı kalıyor. Bu nedenle, siyasal gücün eşit dağılımı konusundaki ölçüt açısından Birleşik Devletler’in bile pek çok ülkenin gerisinde kaldığı ve aynı Türkiye’de olduğu gibi hala gelişmeye açık bir alan olduğu öne sürülebilir.

Toplumsal cinsiyet kimliği kadınların siyasete katılımda hala önemli bir engeldir. Pek çok erkek temsilci, politikanın kadın işi olmadığına dair inançlarının görünür kılmak için kadın temsilcilere karşı aşağılayıcı tavırlar sergilemektedirler (Sanasarian, 1990). Ayrıca, kadınların siyasal hayattaki rolleri erkeklerin rollerinden temel olarak farklılaşır (Arat, 1994). Erkekler önemli siyasal meselelere katılım gösterirken, kadınların ancak erkek yakınları ya da parti sahiplenmesi yoluyla siyasete dahil olabilecekleri konusunda yaygın bir görüş vardır. Bu nedenle, bazı kadınlar erkek meslektaşlarından saygı gördüklerine ve seçmenin kendilerine sıcak yaklaştığına inanırken, diğerleri ise kadınların siyasetteki etki ve rollerinin azalmasının sebebi olarak erkekleri suçlarlar (Sanasarian, 1990). Kuşkusuz bu genel kabulün arkasında, siyasetteki kadınların veya parlamentodaki pek çok kadın adayın, seçimleri bir kariyerden çok geçici bir pozisyon olarak görmesinden kaynaklanıyor. Bu durum batı değerleriyle çatışan geleneksel İslami değerlerle açıklanabilir. Kadınlar bir şekilde laik ve geleneksel dinsel hayat arasında bir çatışma yaşıyorlar. Bunun bir nedeni de sosyal, entelektüel ve siyasal bir sorun olarak öne çıkan, Müslüman kadınların feminist söylemlerle ilgili bilgi eksikliğidir. Bu konu, Müslüman kadınlar üzerinde, sosyolojik ve siyasal perspektifte bir etki yaratmanın dinsel erkek egemenliğe karşı basit bir direncin ötesinde olması zorluğunun altını çiziyor.  Müslüman kadınlarla ilgili bilinenlere ilişkin olarak, bugünkü İslam kadınların ezilmiş durumlarının temel nedeni ve ataerkilliğin temel taşı olarak analiz edilmesi yaygındır (Sultana, 2011). Müslüman çoğunluklu ülkeleri ya da Müslüman toplulukları inceleyen çalışmalarda, kadınların İslam’ın kurbanı oldukları fikri kabul edilir. Bu bakış açısına göre, ne kadar çok Müslüman kadın ‘Batılılaşırsa’ ve İslam’ı reddettiğinin emarelerini gösterirse, o ölçüde kendilerini kadınlardan nefret eden bir dinden kurtarmış güçlü kadın imajını elde edebilirler. Literatürde, aynı zamanda, İslami feminizm kavramları da, demokratik alanın sınırlandırıldığı ve kontrol edildiği yerlerdeki sosyal ve entelektüel bir hareketi işaret etmek için kullanılmaktadır (Badran, 2007).  Bu nedenle, İslami feminizm kadınlara haklarını savunmaları için söz hakkı veren bir hareket olarak anlaşılabilir. Wadud’un çalışması (2006) İslam’ın ataerkil bir karakteri olduğunu vurgular ancak ona göre bu durum dinin halihazırda var olan bir sisteme dâhil olmasına neden olan bir bozulmadır. Dolayısıyla soru, kadınların ve Müslüman feministlerin sosyal farklılaşmaya mazur kaldıklarındaki özneliklerinin nasıl anlaşılacağı sorusudur; ya da başka bir deyişle, Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitliği ve laiklik özelinde, kadının ve/veya Müslüman feministin bir özne olarak nasıl inşa edileceği sorusudur.

Türkiye’de Kadınların Siyasal Yaşama Katılımı

Kadınlar 1930’dan beri oy kullanabilmekte ve 1934’ten beri de siyasi makamlara seçilebilmektedirler. Ancak, aynı seviyede yer alan ülkelerle karşılaştırıldığında, kadınların siyasi temsiliyet oranı Türkiye’de hala çok düşüktür. 1999 yılında, AB üyeliğine başvurusunun ön plana çıkmasıyla, üyeliğe hak kazanabilmek için kanunda bir takım değişiklikler yapıldı. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği açısından CEDAW ile çok daha uyumlu hale geldi. Buna ek olarak, CEDAW’a ilişkin gerçekleştirilmiş önceki uyarlamalar tekrardan tasarlandı. Ayrıca Türkiye, herhangi bir uyarlama olmadan, Pekin Eylem Platformu’nu 1995 yılında imzaladı (Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık, 2004). Toplamda yalnızca beş tane kadın siyasi parti lideri ve bir kadın başbakan vardı.[1]  Türkiye’de 78 tane kadın milletvekili olmuştur ve tek kadın bakan olan Ayşe Nur İslam 2011 seçimlerinden buyana görev yapmaktadır. İslam aile ve sosyal politikalar bakanıdır. 2011 yılında, kadınlar yerel yönetimlerde belediye başkanı olarak 2.975 yerden 27’sinde seçildiler; kadınlar Belediye Meclislerindeki 33.130 pozisyonun 1.340’ına, İl Genel Meclislerinde ise müsait olan 3.489 pozisyonun 110’una seçildiler (TUIK, 2014).

Türkiye, 2009 yılından bu yana Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi[2] kapsamında kritik bir düşüş sergiledi. Türkiye 2009 yılında 142 ülke arasında 106. sırada yer alırken, 19 sıra gerileyerek şu anda 125. sırada yer almaktadır ve bu durum hayatın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan mevzuata ve kadını şiddete karşı korumaya yönelik olan kanuni çerçevenin güçlendirilmesine rağmen kadınların hala eşitsizlikle mücadele ettiklerini kanıtlar niteliktedir. Türkiye’nin parlamentodaki kadın sayısı ile 82.sırada olduğunu da unutmamak gerekir. Siyasi güçlenmeye ilişkin olarak ise, Türkiye parlamentodaki kadın sayısı ile 98., bakanlık pozisyonundaki kadın sayısı ile 121., ancak son 50 yılda kadın devlet başkanı bulunan yıllar ile 35.sırada yer almaktadır. Tansu Çiller, Türkiye’nin 22.başbakanı, 1993-1996 yıllarında görev yapmıştır ve bugüne kadar ülkenin tek kadın başbakanı olma unvanını korumaktadır. “Siyasi Güçlenme” endeksi aşağıdaki tabloda gösterilmektedir:

GRaphTR2

Kaynak: Bekhouche and Zahidi, (2013)
Tablo 1: Türkiye’deki Siyasi Güçlenme

Tartışma

Literatürde, kadınların siyasi arenada neden eşit bir şekilde temsil edilmediklerine ilişkin birçok açıklama bulunmaktadır. Ana nedenlerden bir tanesi kadınların çocuklara bakmakla ve ev işi yapmakla yükümlü oldukları farz edilmesidir ve aksi takdirde, kadınlar toplum tarafından yargılanmaktadır. Aile içi toplumsal cinsiyet rollerinin paylaşılması sebebiyle, kadınların politikanın içinde olması, aile içindeki rolleriyle karşılaştırıldığında, daha az önemde bir rol olarak gözükmektedir. Bu durum, basmakalıp toplumsal cinsiyet yargılarının oluşturulmasının kadınları ve kadınların Türk siyasetindeki yerlerini nasıl önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir. Sorun, kadınların siyasette az temsil edilmelerinin hükümet açısından bir problem teşkil etmemesidir; ancak ne yazık ki kadınların parlamentoda yeterli seviyede temsil edilmemesi demokrasi açısından bir sorun oluşturmaktadır. Siyasette kadın temsiliyeti, kadınların seçim listelerinin üst sıralarından bir aday olarak seçilmeleriyle başlar. Bu durum, parlamentoda daha fazla sayıda kadın temsilci olmasının ana sonucudur.

Ne yazık ki Türk siyasi kurumlarındaki toplumsal cinsiyet uçurumu dünya ortalamasından daha kötü bir durumdadır. Bu nedenle büyüklüğüne bakılmaksızın gerçekleşen her değişikliğin analizi önem taşımaktadır. Ancak daha da önemlisi, belirgin seviyede var olan bu toplumsal cinsiyet uçurumu Türk siyasal partilerinin davranışlarına ve kararlarına yoğun bir şekilde bağlı durumdadır. Bu nedenle partilerin bu uçurumu kapatmak için çözümler bulmaları kaçınılmazdır. Birçok ülkenin hâlihazırda yaptığı gibi, toplumsal cinsiyet kotaları kullanmak[3] kadınların temsiliyetini artırmak için kullanılabilecek en önemli araç olacaktır. Toplumsal cinsiyet kotası yardımı ile ortaya çıkarılacak tüm sosyal, kültürel ve ekonomik altyapılardan gelen kadınların siyasi kurumlardaki varlıkları demokrasinin kalitesini ve bu kurumların siyasi meşruiyetini iyileştirme açısından önemlidir. Bununla birlikte, birçok açıdan değerlendirildiğinde, Türkiye’nin iş piyasasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin hukuksal açıdan sağlanması konusundaki devam eden gelişimi başka toplumların politikalarından bir hayli öndedir ancak yine de birçok açıdan tekrar düzenlenmesi gerekmektedir.

Dikkate alınması gereken en temel sorun geleneksel rollerin Türk kültüründe nasıl tanımlanmış olduklarıdır. Devlet tarafından desteklenen bir dini olan birçok toplumda, özellikle de Türkiye’de, toplumsal cinsiyet rolleri yoğun bir biçimde bu dinin metinleri tarafından tanımlanmaktadır. Dolayısıyla ülkedeki tartışma hala, diğer birçok gelişmiş toplumlarda hiçbir zaman ortaya çıkmamış bir konu üzerine, kadınların toplumun bir parçası olup olmamaları noktasına odaklanmaktadır. Dini metinlere bu derece kati bağlılık, kısıtlayıcı sınırların dışında kalan kadınların çok az kabul göreceği ve ilerici politikaları destekleyenlere ise ya çok az tolerans gösterileceği ya da hiç tolerans gösterilmeyeceği anlamına gelmektedir. Eğer ciddi bir değişiklik meydana gelmezse, cinsiyet eşitliği durumunun sonsuza kadar hareket etmez bir hale geleceğini ve gelişmiş toplumlardaki seviyeye hiçbir zaman ulaşamayacağını söylemek doğru olacaktır. Benzer bir şekilde, her ne kadar iş gücündeki kadınlar hakkında çok sayıda istatistik üretilmiş olsa da, ekonomik anlamdaki eşitlik meselesine olan yaklaşım sayılardan daha fazlasını içermelidir. Çalışan kadın sayısında yıllık olarak bir artış olsa dahi, birçoğu erkek meslektaşlarından daha düşük ücret seviyelerinde çalışmaya devam etmektedir. Her ne kadar sayısız mevzuat metninde, örneğin İş Yasası (‘İş Kanunu’) No.4857 Madde 5, 9, 10 ve 12’de, erkek ve kadınların yapılan aynı iş için aynı ücreti alacağı yönünde değişiklik yapılmış olsa da, bu durum tartışma nedeni olmaya devam etmektedir. Kadın istihdamının yüksek olduğu diğer ülkelerde, kadınların en azından, kendi hakları için mücadele etmeye güçleri olduğunu ve bunu güç sahibi bir kadından destek almadan yapabildiklerini söylemeye gerek bulunmamaktadır. Eşit ücret fikri mevcut durumda ulaşılamaz durumdadır. Ayrıca, sadece istihdam istatistiklerine bakıldığında, bu istatistiklerin, kadınların geleneksel olarak erkeklerin alanı kabul edilen bilim, mühendislik gibi alanlarda ilerleme kaydedip kaydetmedikleri hususunda, bir kontrat üzerinden mi yoksa bordrolu olarak mı çalıştıkları, vasıfsız işçi olarak mı yoksa yüksek yönetim düzeylerinde mi çalıştıkları gibi çok önemli ayrımları kesin bir şekilde ortaya koymadığını dikkate almak önemlidir. Tüm bunlar, işgücündeki kadın yüzdesinin ampirik ölçütleri kadar önemli faktörlerdir. Ayrıca, birçok kadın, kredi gibi iş geliştirme için veya diğer finansal girişimler için gerekli olan finansal kaynaklara erişimde çok daha fazla sorun çekmektedir. Bankaların ihtiyacı olan her bir kişiye kredi sağlaması imkânsız olduğu kadar, sivil toplum örgütlerinin kalan açığı kapatmalarını beklemek de bir o kadar imkânsızdır. Ancak tam da bu noktada, kadınların paraya daha kolay erişebilmeleri için mikro kredilerin ve özel kuruluşlar aracılığıyla kişiden kişiye yönelik olarak gerçekleştirilen kaynak yaratmanın bir araç olarak görülmesi önemlidir.

Ancak, en büyük eşitsizlik kaynağı sosyal gerçekliktir. Birçok unsur bu başlık altına toplanabilir ancak en çok dikkati çeken nokta hırsın (ve aynı şekilde başarının) erkek ve kadın açısından farklı algılanıyor olmasıdır, çünkü bu durum kadının ve erkeğin beklentilerini karşılaştırınca ve kıyaslayınca ortaya çıkan gizli, altta yatan algıları ve çifte standartları ve böylelikle yükselen toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yansıtmaktadır. Erkeklerden bahsederken olumlu bir özellik olarak gözüken hırs, kadınları tasvir ederken kullanıldığında olumsuz bir çağrışım yaptığı düşünülür. Hırslı olarak tanımlanan kadınlar genellikle hakları olmadığı halde hırslıymış gibi gözükürler. Diğer bir deyişle, başarılarının kaynağı ya acımasız olmalarından, ya işbirlikçi olmalarından ya da bazı istenmeyen özelliklerinin bulunmasından ileri gelmektedir. Bu olumsuz betimleme yalnızca bu kadınlara kişisel olarak zarar vermekle kalmayıp, aynı zamanda iş yerinde bulunan kadınlara ve benzer roller üstlenmeleri konusunda cesaretleri kırılan genç kadınlara da zarar vermektedir. Dolayısıyla, toplumsal cinsiyet eşitliğini yaşamın her alanına sağlamayı hedefleyen her kapsamlı plan çerçevesinin, hem günümüz toplumlarında kadınların karşı karşıya kaldığı önemli sorunları hem de gelecek nesil kadınlar arasında bu eşitsizliğin kendini tekrar üretmesini nasıl engelleneceği sorusunu ele alır nitelikte olması gerekmektedir. Eğitim bu konuda çok önemli bir rol oynamaktadır. Kuşkusuz, kız çocukları için hangi seviyede olursa olsun eğitim alabilme imkânı bir ayrıcalık değil, bir hak olmalıdır çünkü bu, uzun süreli ve belirgin bir değişikliğin temelini sağlayacaktır. Bir ülkenin yalnızca kadınları değil, bireyleri genel olarak güçlendirebileceği bir araç olan eğitim olmadan, onların yeni değişim dalgası olmalarını, eşitsizlik yaratmaya devam eden sınırları yıkmalarını beklemek hiç gerçekçi değildir.

Eğitimin yanı sıra, kadınların siyasi yeteneklerini geliştirmeyi hedefleyen bilinçli bir çaba da bulunmaktadır. Bu nedenle, tam da bu kadar kolay bir şekilde, kalıtsal olarak erkeklerin ve kadınların yetenekleri açısından eşit olmadıkları hiçbir şey bulunmamaktadır. Bu cehaletin bir yanıt olabileceği anlamına gelmemektedir; aksine, bir iyileştirme meydana getirmek amacıyla kadınların yaşamlarının her alanındaki eşitsizlikleri engellemek için eğitim ve farkındalık oluşturma tasarlanabilir.

Sonuç Yerine

Ataerkil değerlerin olumsuz etkilerini bertaraf etmek ve kadınların siyasal katılımlarını artırabilmek, özellikle de en azından yerel seçimler kapsamında kadınların adaylıklarını koyabilmeleri için pozitif ayrımcılık güçlü bir çözüm yolu olabilir. Siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin, sivil toplum ve kadın adaylarla iş birliği yaparak toplumsal cinsiyet konusunda duyarlı faaliyetlerin ve politikaların üretilmesini güvence altına almalıdır. Kadınların, politik duruşları kapsamında dahi, ebeveynlerinden ve/veya eşlerinden bağımsız olmamaları sebebiyle, kadınların siyasi katılımlarındaki ihtiyaçları konusunda toplumsal bilinci artırmak için sivil toplum örgütlerinin ve aktivistlerin sosyal medyayı olabildiğince çok kullanmaları gerekmektedir. Öte yandan, burada en önemli nokta kadınların, özellikle de kendi seslerinin kolaylıkla ifade edilemediği ve rahatlıkla duyulamadığı Türkiye’de, kendilerinin değişim savunucuları olmaları gerekliliğidir. Toplumun yalnızca yarısı da değil, tümü, bugün içinde yaşadığımız toplumun kadınlara ve erkeklere eşit fırsatlar sunmadığının farkındadır. Türkiye tarihinde, talihi yüzüne gülen ve böylelikle tarihte kendi izlerini bırakabilmiş sayısız, önemli kadın figür bulunmaktadır. Bu yüzyıl içinde yapılabilecek en önemli değişiklik bu önkoşulu kaldırmak ve başarıyı kadınlar tarafından ulaşılabilir bir hedef haline getirmektedir.

Mecliste bir koltuğu olan kadın politikacılar ne yazık ki birincil sorumluluklarının ev kadınlığı olduğunu varsaymaktadırlar. Toplumdaki geleneksel roller ve aynı şekilde kültürel tutumlar her siyasallaşma sürecinde bir tokat gibi yüzlerine çarpmaktadır. Bu siyasi temsildeki en önemli farklılık gerçekten de çok basittir. Erkekler her siyasi harekette kendi siyasi katılımları karşılığında siyasallaşmaktayken, kadınlar siyasi yaşama ancak eşlerinin, babalarının veya ailenin bir başka erkek üyesinin sayesinde katılabilmektedirler. Kadınlar hala kendilerini savunabilme gücüne sahip değildirler ve bu kadınların bir kariyer olarak siyasetçi olabilecekleri olasılığının farkında olmadıkları anlamına gelmektedir. Kadınlar kariyerin kendilerine, diğer kadınlar için değişimi savunmalarına yardımcı olacak ayrıcalıklar sağlayabileceğini tam idrak edememişlerdir. Böylece, kadınlara ilişkin her bir kanun ve yönetmelik konusunda karar alma hakkını erkek meslektaşlarına vermektedirler. Tüm bu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, kadınların siyasi taleplerinin artırılması konusundaki bir çözüm yolunun da parti liderlerinin olması gerektiği görünmektedir. Liderlerin ikna edilirlerse, yeni fırsatlar yaratabilirler. Onları ikna edebilmek için, kadın örgütleri liderleri, feminist sivil toplum örgütleri ve kadın aktivistler de dâhil olmak üzere, mevcut partilerde bulunan kadın kadroların muhatap rolünü üstlenmeleri gerekmektedir. Kadınların siyasette eşit temsil konusundaki ilerlemelerinin partilerin başarısı için hayati önem taşıdığının iyice anlatılması gerekmektedir. Bu, erkeklerin ilgisini çekebilmek için başka bir yol olacaktır. Sonuçta, kadınların taleplerinin neler oluğunu anlamadan, kadınlara ekonomik ve siyasal yaşama katılımda öncelik vermeden ve onların sivil toplumdaki pozisyonlarını güçlendirmeden sürdürülebilir bir gelişimi garantiye almak mümkün değildir. Reformların ve düzenlemelerin iyileşmemesi durumunda, kadınların güçlenmesi sürdürülebilir bir şekilde sağlamlaştırılamayacaktır. Böylelikle, AB ile gerçekleştirilen müzakere süreçleri esnasında reformlar ve tekrardan tasarlanmış kanunlar değişikliğe uğramış olsalar da, henüz kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamlarında dahi uygulanmaya başlanmamıştır. Değinildiği üzere, ifade özgürlüğü hala tüm kadınların erişiminde değildir ve bu nedenle bir çözüm bulmaya çalışanları takdir etmemiz gerekmektedir.

Doç. Dr. Meltem İnce Yenilmez,  Yaşar Üniversitesi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Yenilmez, M. (Ocak, 2016), “Türk Siyasal Hayatında Kadınlar: Görünmez El’den Görünür Kimliklere” Cilt V, Sayı 1, s.15-28, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=10381&lang=tr)

Kaynakça

Adikacti-Marshall, G. (2010). Shaping Gender Policy in Turkey: Grassroots Women Activists, the European Union and The Turkish State, Albany: University of New York Press.

Arat, Y. (1998). Feminists, Islamists, and Political Change in Turkey, Political Psychology, 19(1): 117-131.

Ataca, B. & Sunar, D. (1999). Continuity and change in Turkish urban family life. Psychology and Developing Societies, 11(1): 77-90.

Badran, M. (2007). Feminism Beyond East and West-New Gender Talk and Practice in Global Islam,New Delhi: Global Media Publications.

Barlas, A. (2008) Engaging Islamic Feminism: Provincializing Feminism as a Master Narrative. In A. Kynsilehto (Der.) Islamic Feminism: Current Perspectives, Finland: University of Tampere.

ESI (2007). Sex and Power in Turkey: Feminism, Islam and the Maturing of Turkish Democracy. Berlin, Istanbul.

Geist, C. (2010). Gendered views of domestic labour: Cross-National variation in men’s and women’s reports of housework. In J, Treas and S. Drobnič (Der.) Dividing the domestic: Women, men and housework in cross-national perspective, Stanford: Stanford University Press.

Gulcubuk, B. (2010). The Dimensions of Women’s Contribution to the Workforce in Agriculture: The Turkey Case, International Business and Economic Research Journal, 9(5).

Gündüz-Hosgör, A. & J. Smits (2008). Variation in Labour Market Participation of Married Women in Turkey. Women’s Studies International Forum, 31: 104-117.

Levine, A. (2005). Educating School Leaders, Washington DC: Education School Projects.

Pateman, C. (1988). The Sexual Contract, Stanford: Stanford University Press.

Rustow, D. A. (1968). Ataturk as Founder of a State. Daedalus, 97 (3): 793-828.

Sakalli, N., Glick, P., Ferreira, M. C., and Aguiar de Souza, M. (2002). Ambivalent sexism and attitudes toward wife abuse in Turkey and Brazil. Psychology of Women Quarterly, 26, 291-296.

Sanasarian, E. (1990). The Patriarchal Paradox: Women Politicians in Turkey. (Review of the Book The Patriarchal Paradox: Women Politicians in Turkey by Y. Arat), American PoliticalScience Review, 84(4): 1413-1414.

Simpson, M. (1990). Political Rights and Income Inequality: A Cross-National Test. American Sociological Review. 55 (5): 682-693.

Sultana, A. (2007). Patriarchy and Women’s Subordination: A Theoretical Analysis. Bangladesh Journals OnLine, Arts Faculty Journal, 4:1-18.

TUIK. (2013). Toplumsal Cinsiyet İstatistikleri 2013, [Erişim Tarihi: 9 Kasım 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://kasaum.ankara.edu.tr/files/2013/02/Toplumsal-Cinsiyet-Đstatistikleri-2013-TUĐK.pdf

TUIK. (2014) Toplumsal Cinsiyet İstatistikleri 2014, [Erişim Tarihi: 9 Kasım 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://www.turkstat.gov.tr/Kitap.do?metod=KitapDetay&KT_ID=11&KITAP_ID=294

UNDP (2015). History of CEDAW Convention, [Erişim Tarihi: 9 Kasım 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://www.un.org/womenwatch/daw/cedaw/history.htm

UNDP (2014). Women in Politics: 2014,  [Erişim Tarihi: 9 Kasım 2015], Buradan ulaşılabilir:

http://ipu.org/pdf/publications/wmnmap14_en.pdf

Yaraman, A. (1999) Türkiye’de Kadınların Siyasal Temsili, İstanbul: Bağlam.

Sonnotlar

[1] (i) Behice Boran: 1970-1980 yılları arasında Türkiye İşçi Partisi lideri, (ii) Mübeccel Göktuna: 1972-1981 yılları arasında Türkiye Ulusal Kadınlar Partisi lideri, (iii) Tansu Çiller: 1993-2002 yılları arasında Doğru Yol Partisi lideri ve 1993-1996 yılları arasında görev yapmış Türkiye’nin bugüne kadarki ilk ve son kadın Başbakan’ı. (iv) Rahşan Ecevit: 1985-1987 yılları arasında Demokratik Sol Parti lideri (v) Nesrin Nas: 2003-2004 yılları arasında Anavatan Partisi lideri.

[2] Endeks, bir toplumda kadının statüsünü etkileyen anne ölüm oranları, ergen doğurganlık oranları, parlamentodaki koltuk oranları, en az ortaöğretim mezunu olan nüfus, iş gücüne katılım oranı, kalifiye sağlık personeli tarafından gerçekleştirilen doğumlar gibi bir faktörler dizisine dayanmaktadır

[3] Dışlanma söyleminden meşruiyet sağlayarak ve kadınların siyasi partilerdeki yetersiz temsiliyetlerinin zorluklarını azaltarak kadınların hükümet, meclis, yerel yönetimler gibi toplum tarafından seçilen kurumlardaki siyasi temsiliyetini artırma amacı.

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.