Şaibeli Bir Robin Hood Hikâyesi: Markalı Konut Projeleri ve Kent Alanlarının Kamu Eliyle Metalaştırılması

Şaibeli Bir Robin Hood Hikâyesi:
Markalı Konut Projeleri ve Kent Alanlarının Kamu Eliyle Metalaştırılması

Özet

Kentsel alandaki eşitsizlikler 1970’lerde küresel neoliberal yeniden yapılanma sürecinin başlamasından bu yana artagelmiştir. Eşitsizlikteki bu artış etrafı çevrili yaşam alanlarıyla (anklav) birlikte görünür hale gelen kentsel alanın ayrışmasını hızlandırmaktadır. Konut anklavları birçok ülkede kentsel alanın bir üretim yolu haline gelmiştir. Bu küresel trendle birlikte 2000’li yılların başlarından itibaren, özellikle 2001 krizi sonrası Türkiye’de konut anklavlarının yeni bir versiyonu olan ‘markalı konut projeleri’ ortaya çıkmıştır Bu projeler özel firmalar ya da kamu-özel işbirliği ile belli markalar altında geliştirilip piyasadaki diğer ürünler gibi çeşitli pazarlama yöntemlerini kullanmaktadır. Devlet kurumlarının bu metalaştırılan ve pazarlanan konut projelerinin üretimindeki rolü neoliberal devletin uygulamalarını anlama açısından açıklayıcıdır. Bu makale, öncelikle Türkiye’de meydana gelen neoliberal kentleşme sürecinin genel değerlendirmesini yaparak, ikinci olarak projelerin ana özelliklerini tartışarak, son olarak da kamu kurumlarının bu tür projelerin oluşumundaki rolüne odaklanarak ve gelir paylaşımı modelini eleştirerek markalı konut projelerini Türkiye’de neoliberal devletin gelişmesindeki rolü çerçevesinde incelemektedir. Çalışma, böylelikle neoliberal devletin Türkiye’deki kentsel alanın metalaşmasındaki rolünü irdelemektedir.

***
Giriş

Kentsel alandaki eşitsizlikler 1970’lerde küresel neoliberal yeniden yapılanma sürecinin başlamasından bu yana artış göstermektedir. Eşitsizlikteki bu artış kendini etrafı çevrili yaşam alanlarıyla (anklav) birlikte görünür hale gelen kentsel alanın ayrışmasında göstermektedir. Konut anklavları birçok ülkede kentsel alanın bir üretim yolu haline gelmiş ve farklı versiyonları ABD’de gated communities (Blakely and Snyder 1997), Brezilya’da condomínios exclusivos (Carvalho, George & Anthony 1997), Arjantin’de garden-towers (Borsdorf and Hidalgo 2010), Macaristan’da residential parks (Bodnar and Molnar 2010) ya da Singapur’da condominium developments (Pow 2009) gibi farklı terimlerle kavramsallaştırılmıştır.
Bu küresel trendle birlikte 2000’li yılların başlarından itibaren Türkiye’de konut anklavlarının yeni bir versiyonu ortaya çıkmıştır. Bu konut anklavları, ‘markalı konut projeleri’ olarak adlandırılmaktadır. ‘Markalı konut’ konsepti, medya ve proje pazarlamadaki kullanımı tarafından geliştirilmekte ve günlük dilin bir parçası haline gelmiştir. Bu projeler bir kentteki mekansal ürünler olarak belli “markaların” altında üretilip TV reklamları, yazılı basın, açıkhava reklamları ve internet reklamları gibi piyasadaki diğer ürünler için kullanılan çeşitli pazarlama stratejilerini kullanırlar.
Bu makale markalı konut projelerinin Türkiye’de neoliberal devletin gelişmesindeki rolünü Türkiye’de markalı konut projelerinin bir fenomen olarak üretilmesinde kamu kuruluşlarının rolüne odaklanarak ve TOKİ (Toplu Konut İdaresi), Emlak Konut GYO (Emlak Konut Gayrımenkul Yatırım Ortaklığı) ve Kiptaş ( Konut İmar Plan Sanayi ve Ticaret A.Ş) gibi kurumların faaliyetlerini tartışarak incelemektedir. Çalışma, öncelikle, Türkiye’deki neoliberal kentleşme süreci kısaca tartışmaktadır. İkinci olarak, markalı konut projelerinin fiziksel-mekansal özellikler, proje sınırları içinde sunulan hizmetler ve tesisleri de içeren genel özellikleri anlatılmaktadır. Üçüncüsü, projelerin ana aktörlerine ve kamu-özel ortaklarına odaklanılmış ve devlet kurumlarının bu projelerin üretilmesindeki rolü yukarıda bahsedilen üç kurumun faaliyetleri değerlendirilerek incelenmiş ve gelir paylaşımı modelinin eleştirisi yapılmaktadır. Temel olarak makale, neoliberal devletin Türkiye’deki kentsel alanın son zamanlardaki metalaştırılmasındaki rolü sorgulamaktadır.

Neoliberal Yeniden Yapılandırma ve Kentsel Gelişim

Neoliberal yeniden yapılanma süreci küresel bir fenomen olarak 1970’lerin başından itibaren süregelmektedir (Harvey 2007; Peck, Theodore & Brenner 2009; Brenner and Theodore 2002). 1970’lerin sonunda neoliberalizm “kitlesel üretim sanayilerinin karlılığındaki düşüşe ve Keynesçi refah devletinin krizlerine karşı stratejik siyasi bir tepki olarak” önem kazandı (Peck, Theodore & Brenner 2009, p. 50). Neoliberalleşme ile devletler savaş sonrası oluşan kurumsal yapılarını tasfiye etmeye ve piyasa, metalaştırma ve rekabet politikalarını uygulamaya başladılar (Peck, Theodore & Brenner 2009, p. 50). Küresel kapitalist sistemdeki global değişim ve 1980’lerin ortası itibariyle, dünya genelinde politik gündemlerin bu değişken ancak uyumlu yeniden düzenlenişinden sonra “neoliberalizm, kapitalist küreselleşmenin baskın politik ve ideolojik formu oldu” (Peck, Theodore & Brenner 2009, p. 50).
Bu yeniden yapılanma sürecinin bir parçası olarak, neoliberal kentleşme, mekanın üretiminin bir uygulaması olarak gözlemlenebilir hale geldi. Peck, Theodore ve Brenner (2013, p. 1093) şehirlerin neoliberalleşme sürecinin pasif alıcıları olmadığını, neoliberalleşme süreçlerinin sürekli ve aktif bir şekilde küresel kentleşme bölgeleri tarafından oluşturulduğunu idda ederler. Bu açıdan, “şehirler neoliberalleşmenin gelişen skaler politikalarında kritik düğümler ve gerilim noktaları (direniş, çatışma, hatta isyan vb.) haline gelmektedir (Peck, Theodore & Brenner 2009, p. 49).

Neoliberal Kentleşme ve Türkiye’de Markalı Konutların Yükselişi

Türkiye, 1980’lerde başlayan ve 2001’deki “büyük tasarruf krizi” ile birlikte derinleşen bir neoliberal yeniden yapılanma ve neoliberal kentleşme sürecinden geçmektedir (Kuyucu and Ünsal 2010, p. 1484). Balaban,  2001 ve 2007 yılları arasında inşaat faaliyetlerinin GSYH’daki payının artması açısından hacminde, inşaat sektörünün iş gücü piyasasındaki ve finansal ile sermaye yatırımlardaki payında gerçekleşen eşi görülmemiş artışı dikkate alarak  Türkiye’deki şehirlerin bir inşaat patlamasına sahne olduğunu belirtmektedir (Balaban, 2012). Buna ek olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Konut İzin Raporu (2013) verilerine göre 2012 yılında konut inşa izni verilen toplam alan 2002’dekinden beş kat daha fazla olmuştur. Bu durum Türkiye’de bu dönemde inşaat sektöründe yaşanan büyük artışı göstermektedir.
Bu dönemde “markalı konut projeleri” fenomeni ortaya çıkmıştır. Günlük dil ve medya yayınlarında, “markalı konut projeleri” kavramı, proje kapsamında yer alan ve sadece proje sakinlerinin kullanabileceği belli hizmetleri (örneğin sosyal tesisler, açık yeşil alanlar, spor tesisleri) sunan konut anklavlarını tanımlamak için kullanılmıştır. Projeler belli markaların altında piyasa için özel şirketler ya da kamu-özel ortaklıkları tarafından piyasa için hazırlanmış bir ürün olarak geliştirilmiştir.

Markalı Konut Projelerinin Arazi Kullanım Modelleri

Farklı markalı konut projeleri birbirine benzer bir arazi kullanım modeli sergilemektedirler. Bu modelin bir özelliği, kullanıcılarına hem açık hava hem de kapalı tesisler sunmalarıdır. Açık hava tesisleri parklar, oyun alanları, rekreasyon alanları iken kapalı tesisler restoranlar, kafeler, sosyal odalar, sağlık ve eğitim tesisleridir. Spor tesisleri (spor merkezleri ve spor alanları şeklindeki) ve garajlar proje alanlarında hem kapalı mekan hem de açık alan olarak sunulmaktadır.
Bu projelerden bir ev almak ya da kiralamak, konut sakinlerine bu tesislere ve hizmetlere erişim hakkı sağlamaktadır. Konut kullanıcıları, aldıkları hizmetler ve kullandıkları tesisler karşılığında özel yönetim şirketlerine aylık aidatlar ödemekle yükümlüdür. Örneğin, projelerdeki oyun alanları ve parklar sadece proje sakinlerinin kullanımına açıktır ve projeler hizmet ve tesislerin (çöplerin toplanması, çevre düzenlemesi, yeşil alanların bakımı vs.) idaresinden sorumludur. Bir başka deyişle, projeler özel hizmet veren belediyeler gibi performans göstermektedir. Bu nedenle, bu uygulamalarda, proje sakinlerinin bu kentsel alan hizmet ve tesislere erişim hakkı metalaştırılmıştır.
Ancak, bazı istisnalar da mevcuttur. Projelerdeki hizmet ve tesisler proje sakinlerinin kullanımına mahsus olsalar da bazı kamuya açık tesisler (örneğin farklı girişleri olan süpermarketler) ve sınırlı erişime açık tesisler de (örneğin üyeliği proje sakini olmakla sınırlı olmayan spor merkezleri) projelerin kapsamında yer alabilmektedir. Sınırlı erişime açık tesisler için sakinler genellikle üyelik indirimi almaktadırlar. Bazı durumlarda, tesislere erişim hakkı site sakinleri dışında kişiler tarafından da satın alınabilmektedir. Örneğin, bazı durumlarda sitede yaşamayan kişiler, proje alanı içinde yer alan bir spor merkezinin üyeliğini satın alabilmektedir. Bu farklılıklara rağmen markalı konut projeleri belediye hizmetlerinin özel yönetim şirketleri tarafından tedarik edildiği bir girişimin örneği olmuştur.

Markalı Konut Projelerinin Mekânsal Özellikleri

Markalı konut projeleri, tasarım şemaları ve çevresel koşulları bağlamında birbirine benzer mekânsal özellikler göstermektedir. İlk olarak, çoğu markalı konut projesi, kapalı küme şeklinde tasarlanmıştır. Binalar proje alanının çevresine konumlandırılır ve bu konumlandırma mekânsal bir sınır oluşturur. Proje alanı içinde, yalnızca bina sakinlerine verilecek hizmetlerin sağlandığı tesisler, mekânsal olarak ayrılmış bölgelerde konuşlandırılır (Lynch 1960). Resim 1 bu kapalı tasarımın ve projelerin tecrit modellerinin tipik örneklerinden birini göstermektedir.

rt2

rt3Resim 1 Markalı ev projelerinin mekânsal biçimi (*Kaynak: Kişisel Arşiv © )

İkincisi, bu tasarım yaklaşımına ek olarak proje alanları duvarlarla ve kapılarla da fiziksel olarak ayrılır. Bu sınır özelliğindeki yapılar taş duvarlardan dikenli tellere kadar değişiklik göstermektedir. Resim 2, markalı konut projelerinde kullanılan bu fiziksel tecrit unsurlarından olan kapının kullanımını örneklemektedir. Markanın ismi genellikle bu kapıların üzerine yazılır. Marka isimlerinin sitelerin kapılarının üstüne yazılması, kapılara kontrol erişimi işlevinin yanı sıra, temsili sınır belirleme rolünü de vermektedir.

rt4

rt

Resim 2 Markalı konut projelerinin sınır yaratma unsurları (*Kaynak: Kişisel Arşiv ©)

Bu mekânsal tecrit, kent alanının somut sınırlar içerisinde kentin mekânsal meta olarak kolayca alınıp satılabilir bir hale gelmesine fırsat vermektedir. Diğer bir deyişle, bu mekânsal model kent dokusundan bir parça ayırarak metalaştırma sürecini gerçekleştirir.

Markalı Konut Projelerinin Gelişmesinde Kamu Sektörünün Rolü

Daha önce de değinildiği gibi, markalı konut projeleri 2001 sonrası dönemin sosyo-mekansal fenomeni olarak ortaya çıkmıştır. Kamu sektörünün bu süreçteki rolü, TOKİ, Emlak Konut GYO ve Kiptaş gibi kamu sektörü aktörlerinin markalı konut projeleri bağlamındaki önemini düşünürsek oldukça kritiktir

2001 sonrası dönemde, Türkiye’deki yasal çerçeve ve düzenleyici mekanizmalar, büyük oranda dönüşüme uğramıştır. 2001 sonrası bu bağlamdaki tüm reformlar pazar ekonomisini destekleyici kurumlar üretmeyi amaçlayan post-Washington mutabakatı ile uyumludur (Özdemir, 2012, s.44).

Bu yasal ve mevzuatlarla ilgili dönüşümler yoluyla bu dönemde inşaat sektörünün büyümesi desteklenmiş ve teşvik edilmiştir. (Balaban, 2013, s.63). Balaban (2012, s.26), son zamanlardaki markalı konut projelerini de kapsayan inşaat sektörü patlamasında kamu sektörünün rolünü vurgulamaktadır. Kamu sektörü, “Türkiye’de 2002 ile 2007 yılları arasında inşaat sektöründeki patlamanın gelişmesine büyük bir katkı sağlamıştır” (Balaban, 2012, s.26) ve “hükümet geniş çaplı kentsel (yeniden) kalkınma projelerini uygulaması yönünde kamu kurumlarını ve özel şirketleri desteklemiştir” (Balaban, 2012, s.26). Kuyucu ve Ünsal’ın (2010) da tartıştığı gibi, bu dönemde kamusal kalkınma kurumları ve proje bazlı kamu-özel ortaklıkları gibi yeni kurumlar ve işbirlikleri kurulmuş ve bu yeniden yapılanma sürecinin aktörleri haline gelmiştir.

Bu bağlamda, TOKİ, Emlak Konut GYO gibi kamu girişimcileri ve Kiptaş İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi kamu şirketleri üzerinden inşaat sektörüne kamu sektörünün doğrudan müdahalesi ve böylesi aktörlerin ortaya çıkarılması son dönemdeki kentselleşme modellerini, inşaat sektöründeki patlamayı ve Türkiye’deki markalı konut gibi yeni mekânsal oluşumları anlamamız adına önemli dönüm noktalarıdır.

TOKİ- Türkiye’nin Konut Yönetimi

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) yeniden yapılandırılmış, güçlendirilmiş ve kar amaçlı konut projelerinin en önemli kamusal kalkınma şirketi haline getirilmiştir. TOKİ, 1984 yılında konut projelerine kredi sağlamak amacıyla kurulmuştur (Buğra ve Savaşkan, s.85).

TOKİ’nin Türkiye’deki konut üretimindeki rolünü düşünürsek, TOKİ’nin kuruluşunun kentsel alan ve konut gelişiminde bir dönüm noktası olduğunu görürüz. Konut üretiminde devlet, TOKİ eliyle toplu konut üretimi yoluyla ve konut kooperatiflerine fon sağlayarak doğrudan bir aktör haline gelmiştir. 1984 ile 2002 yılları arasında TOKİ 940000 eve kredi sağlamış ve 1984-2003 yılları arasında 43.145 ev inşa etmiştir (Perouse, 2013, s.83).

2001 sonrası süreçte TOKİ konut projelerine ve yatırımcılara fon sağlayan bir kurumdan ziyade doğrudan inşaat sektöründeki bir aktör haline gelmiştir (Balaban, 2013, s.64). Kurum, doğrudan Başbakanlığa bağlanmıştır (Buğra ve Savaşkan, s.93) ve bu yeni rolü bağlamında yeniden yapılandırılmıştır. Artık konut projelerini de aşan bir otoriteye sahiptir; örneğin, kent planları üretmek, ticari kullanım alanları geliştirmek gibi yetkileri de vardır. Feshedilmiş kamu kurumlarından (Kent Arazi Ofisleri gibi) kamu varlıkları TOKİ’ye devredilirken TOKİ, kamu arazilerine markalı konut projeleri geliştirme yetkisiyle donatılmıştır.

Mart 2016 tarihli verilere göre, TOKİ’nin Spradon, Divan Rezidans ve Olimpiakent gibi markalı konut projelerini de içeren toplam 43 aktif gelir paylaşımlı projesi vardır.

Emlak Konut GYO

İkinci kurum olan Emlak Konut ise büyük oranda yeniden yapılandırılıp Türkiye’deki en büyük emlak müteahhidi haline gelmiştir. Emlak Kredi Bankası emlak sektöründe uzmanlaşmış, ev sahiplerini desteklemeyi amaçlayan bir konut ihtisas bankasıdır (Adam, ve ark. 1981, s.266). 2001 yılında Emlak Bank bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bankacılık görevleri ve birikim işlevleri sona erdirilmiştir. (Perouse, 2013, s.83) ve kurumun bankacılık görevleri iki kamu bankasına (Ziraat Bankası ve Halkbank) devredildi, varlıkları ve emlakları ise TOKİ (TOKİ 2015)’e devredilmiştir. Emlak Konut GYO bu yeniden yapılanma sonrası bir TOKİ şirketi haline gelmiştir. Şirket hisselerinin %49,34’ü TOKİ’ye aitken, %50.66’sı ise halka açıktır (Emlak konut GYO, 2015a). 2011 senesi verilerine göre, Emlak Konut 2,250 milyar dolarlık değeriyle Türkiye’deki en büyük emlak yatırım ortaklıklarından biri2003 senesinden bu yana ihalelerin toplam değeri ise 17,78 milyar dolara yükselmiştir (Emlak Konut GYO, 2015c) ve Emlak Konut’un gelir paylaşımlı projelerdeki payı Eylül 2015 tarihi itibariyle 4,6 milyar dolara çıkmıştır.

2014 senesine kadar Emlak Konut GYO, sadece İstanbul’da 43 markalı konut projesi geliştirmiştir. Bu projelerde aynı gelir paylaşımı modeli uygulanmıştır. Figür 3 İstanbul’daki bu markalı konut projelerinin dağılımını göstermektedir.

rt5

Resim 3 2003-14 yılları arasında Emlak Konut GYO tarafından geliştirilen 43 markalı konut projelerinin konumları (Koyu kırmızı noktalar tamamlanmış projeleri, açık kırmızı olanlar ise devam eden projeleri göstermektedir).

Kiptaş-İstanbul Büyükşehir Belediyesi

Kiptaş da TOKİ ve Emlak Konut GYO’ya benzer bir yol izlemiştir. Kiptaş, 1987 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle ortak, yabancı sermayeli bir şirket olarak kurulmuş ve 1995’te belediyenin kamu kalkınma şirketi olarak yeniden yapılandırılmıştır. Kurum, İstanbul’un kuzey bölgesinde Başak-Hilal Toplu Konut Projesi’nin kamu planlamacısı olarak çalışmaya başlamıştır. Şimdiye kadar Kiptaş sekizi devam eden 56 konut projesi geliştirmiş ve 63.000 konut birimi inşa etmiştir (Kiptaş 2014). Aralık 2014 itibariyle Kiptaş’ın toplam varlığı 488 milyon dolardır (Kiptaş 2014).

Kiptaş şimdiye kadar 12 markalı konut projesi geliştirmiştir. Bu projelerin bazıları, İstanbul’da bir Venedik yaratan Viaport Venezia gibi, oldukça popüler ve tartışmalıdır. Kiptaş, belediyeye ait arazileri kullanarak açıkça kar amaçlı konut projeleri üreten kamu kurumu örneklerinden biridir.

rt6

Resim 4 Viaport Venezia (Kiptaş 2015)

Gelir Paylaşımı Modeli

Bu üç kamu kurumu da aynı gelir paylaşımı modelini uygular. Bu paylaşım modeli kar odaklı konut projelerinin, bu yazı bağlamında markalı konut projelerinin, kârlarının kamu ve özel kurumlar tarafından paylaşılmasına dayanmaktadır. Kamu şirketleri proje için araziyi -kamu arazisini- sağlarken, özel şirketler projeyi geliştirir ve gerçekleştirir. Sonunda konutlar satılır ve ortaklar kârı paylaşır.

Emlak Konut GYO bu modeli “yüksek kârlılık ve fon akışını” garantilemenin bir yöntemi olarak tarifler (Emlak konut GYO 2015b). Bu kuruma göre bu, “kazanç yaratmak için uygulanabilir en önemli modeldir” (Emlak Konut GYO 2015b). Resim 5 bu modelin temelde nasıl çalıştığını açıklamaktadır.

rt7

Resim 5 Gelir paylaşımı modelinin özeti (Emlak Konut GYO 2015c)

Sonuç: Gelir Ortaklığı Modeli Pratiğine Eleştiri

Perouse (2013, s.92) gelir paylaşımı modeli eleştirisinde, TOKİ arazilerinin bu model üzerinden Türkiye’deki büyük holdinglerin emlak yatırım ortaklıklarına nasıl yüksek kiralarla verildiğini ortaya koymuştur. Bu pratik üzerinden kamu arazileri özel mülkiyete devredilir; dolayısıyla kamu arazilerinin özelleştirilmesinin önünü açar. Kamu arazilerini, toplumsal hizmete açmak yerine (örneğin kent parkları, açık yeşil alanlar) pazar mülkiyetine dönüştürmek, “temel işlevi kârlı sermaye birikimi için uygun ortamı yaratmak olan bir devlet aparatı”nın en temel pratiğidir (Harvey, 2007, s.7). Bu açıkça kâr odaklı pratik üzerinden kamu sektörü kamu varlıklarını (kamuya ait arazileri) konut pazarına açmaktadır ve Türkiye’deki inşaat sektörü patlamasına katkı sağlamaktadır.

İstanbul’daki yeşil alanların azlığını düşününce, bu pratiğin ne denli önemli olduğunu görebiliriz. İstanbul’daki kamuya açık yeşil alanların (kamuya ait park ve bahçelerin) toplam arsa alanlarına oranı %1,5 iken, bu oran Londra’da %38,4, Berlin’de %14,4, Sydney’de %46’dır (BOP consulting 2014). Ayrıca bu projeler kâr odaklı oldukları için üst orta sınıfı hedef almaktadırlar. Dolayısıyla bu pratik bağlamında kamu kurumları toplumun yalnızca belirli bir kesimine hizmet etmektedir ve bu kamu arazilerini bu sınıflara tahsis etmektedir.

Kamu kurumlarının markalı konut projelerinin geliştirilmesi sürecindeki rollerini meşrulaştırmak adına kullandıkları söylem yoksullar için Robin Hood’luk yapmaktır. Buradaki iddia, böylesi kâr odaklı projelerin yürütülmesi sonucunda kazanılan paranın sosyal konutlandırmaya yatırıldığıdır. Dolayısıyla zenginden alınan paranın yoksula yatırıldığı söylemi söz konusudur (Kadak, 2005). Bu kurumlarda şeffaflık sorunu söz konusu olduğu için bu iddianın doğruluğu kanıtlanamaz. Bu iddia bağlamındaki önemli bir nokta TOKİ tarafından geliştirildiği söylenen sözde sosyal konutlandırma projelerinin ev sahipliğine dayanmasıdır. Bu projeler, kişilerin TOKİ ve belirli bir banka ortaklığı üzerinden planlanmış görece düşük ev kredileri yoluyla ev sahibi olunmasını sağlayan görece uygun fiyatlı konut projeleridir. Dolayısıyla bu projeler aslında sosyal konut projelerinden ziyade görece makul fiyatlı konut projeleridir ki fiyatlarının makullüğüne dair de toplumun yoksul kesimlerinin eleştirileri mevcuttur. Örneğin, Türkiye’de modern kentleşme üzerine çalışan Adanalı’ya göre TOKİ’nin toplam konut stokunun yalnızca dörtte biri düşük gelirli kesimlere yöneliktir ve TOKİ’nin bu konutları satın alma gücüne dair koyduğu azami gelir düzeyi asgari ücretin üç katıdır (Güner, 2014).

Gelir paylaşımı modeli uygulanarak geliştirilen markalı konut projeleri, sonuçları bağlamında işçi sınıfı ve toplumun hassas grupları için de çeşitli dezavantajlar üretir. Öncelikle, markalı konut projeleri kamuya ait arazileri özel mülkiyete devrederek kent alanlarının metalaştırılmasına katkı sunar. İkincisi, bu projeler özel şirketler tarafından yürütüldüğü için bu pratik bu hizmetlerin pazar metası haline getirilmesine sebep olur. Diğer bir deyişle, bu uygulamalar kent alanlarının paketlenerek, sosyal aktiviteler ve hizmetlerle birlikte satılmasının yolunu açan bölünmüş araziler üretir. Üçüncüsü, bu durum, kent altyapısına toplumun geri kalanının, özellikle de toplumun hassas kesimlerinin erişimine dair bir soru işareti oluşturur. Bir kent parkına veya oyun alanına erişim hakkı bu hizmetlerin yalnızca alıcılarla sınırlandırıldığı bir meta paketi haline getirilirse sonuç işçi sınıfı veya hassas gruplar lehine olmayacaktır.

Sonuç olarak bu uygulamalar ne Robin Hood retoriğine sıkıştırılacak kadar basit, ne de hayırseverdir. Sonuçlar, zenginden alıp fakire verme mantığını yürütmez. Gerçek olan, kentsel adaletin sağlanması değil, kentsel bir Leviathan’ın yükselişidir.

Bilge Serin, Doktora Adayı, Heriot Watt Üniversitesi, Edinburgh

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Serin B. (Temmuz, 2016), “Şaibeli Bir Robin Hood Hikâyesi: Markalı Konut Projeleri ve Kent Alanlarının Kamu Eliyle Metalaştırılması”, Cilt V, Sayı 7, s.06 – 19, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=12324&lang=tr)

Referanslar

Adam, M., Altaban, O., Ates, T., & Keskinok. C. (1981) ‘Cumhuriyet’ten Günümüze Konut Politikaları (1923’den 1980’lere), Gecekondu, Dönüşüm, Kent [Gecekondu, Transformation and City], Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara.

Balaban, O. (2012) ‘The Negative Effects of Construction Boom on Urban Planning and Environment in Turkey: Unraveling the Role of the Public Sector’, Habitat International, vol.36, no.1, s. 26–35.

Balaban, O. (2013) ‘Neoliberal Yeniden Yapilanmanin Turkiye Kentlesmesine Bir Diger Armagani: Kentsel Donusumde Guncelin Gerisinde Kalmak’, Istanbul: Mustesna Şehrin İstisna Hali, ed. A. Cavdar & P. Tan, Sel Yayıncılık, Istanbul.

Blakely, E. J.& Snyder M. G. (1997) Fortress America: Gated Communities in the United States, Brookings Institution Press.

Bodnar, J. & Molnar, V. (2010) ‘Reconfiguring Private and Public: State, Capital and New Housing Developments in Berlin and Budapest’, Urban Studies, vol.47, no.4, s. 789-812.

BOP Consulting ( 2014) ‘World Cities Culture Report’, şu adreste erişildi:

http://www.worldcitiescultureforum.com/assets/others/World_Cities_Culture_Report_2014_hires.pdf

Borsdorf, A. & Hidalgo, R. (2010) ‘From Polarization to Fragmentation Recent Changes in Latin  American Urbanization’, in Decentralized Development in Latin America: Experiences in Local Governance and Local Development, Springer Science & Business Media.

Brenner, N. & Theodore, N. (2002) ‘Cities and the Geographies of “Actually Existing Neoliberalism”’, Antipode, vol.34, no.3, pp. 349-379.

Buğra, A. & Savaşkan, O. (2014) Türkiye’de Yeni Kapitalizm: Siyaset, Din ve İş Dünyası, İletişim Yayınları.

Carvalho, M., George, R.V. & Anthony K.H. (1997) ‘Residential Satisfaction in Condominios Exclusivos (Gate-Guarded Neighborhoods) in Brazil’, Environment and Behavior,vol. 29, no.6, s. 734-768.

Emlak Konut GYO (2015a) ‘Emlak Konut GYO Ortaklık Yapısı’, Emlak Konut GYO Partnership Structure: http://www.emlakkonut.com.tr/Page/236/partnership_structure.html.

Emlak Konut GYO (2015b) ‘Emlak Konut GYO A.S. Faaliyet Raporu 2015’, Emlak Konut GYO,  http://www.emlakkonut.com.tr/_Assets/Upload/Images/file/FaaliyetRaporlari/ENG-EKGYO_2015_Q3%20V2_Tum_Ekler.pdf.

Emlak Konut GYO (2015c) ‘Emlak Konut GYO Yatırımcı Sunumu’, December 25, http://www.emlakkonut.com.tr/_Assets/Upload/Images/file/YatirimciSunumu/Turkce-Y-13.11.15.pdf.

Güner, S.G. (2014) ‘Robin Hood mu Rakipsiz Bir Tekel mi?’, Al Jazeera Turk Dergi, Nisan 1, http://dergi.aljazeera.com.tr/2014/04/01/robin-hood-mu-rakipsiz-bir-tekel-mi/.

Harvey, D. (2007) Neoliberalizmin Kısa Tarihi, Sel Yayıncılık.

Kadak, S. (2005) ‘Robin Hood’luk Yapıyoruz Fakirler Ev Sahibi Oluyor!’, Sabah, Aralık 18.  http://www.sabah.com.tr/yazarlar/kadak/2005/12/18/robin_hood_luk_yapiyoruz_fakirler_ev_sahibi_oluyo.

Kiptaş (2014) ‘Kiptaş Finansal Durum’, şu adreste erişildi:

http://www.kiptas.com.tr/tr/kiptas/finansal-dokumanlar.

Kiptaş (2015) ‘Viaport Venezia’, Viaport Venezia, şu adreste erişildi:

http://www.kiptas.com.tr/pdetail.aspx?ID=138&lang=en&page=2#tab_2.

Kuyucu, T. & Ünsal, Ö. (2010) ‘“Urban Transformation” as State-Led Property Transfer: An Analysis of Two Cases of Urban Renewal in Istanbul’, Urban Studies, vol.47, no.7, s.1479–1499.

Lynch, K. (1960) The Image of the City, MIT Press, Massachusetts.

Özdemir, A.M. (2012) ‘Fragments of Changes in The Legal System in the AKP Years: The Development and Reproduction of a Market Friendly Law’, in Silent Violence: Neoliberalism, Islamist Politics And the AKP Years in Turkey, Red Quill Books, Ottawa.

Peck, J., Theodore, N. & Brenner, N. (2009) ‘Neoliberal Urbanism: Models, Moments, Mutations’, SAIS Review, vol.29, no.1, s.49–66.

Peck, J., Theodore, N. & Brenner, N. (2013) ‘Neoliberal Urbanism Redux?’, International Journal of Urban and Regional Research, vol.37, no.3, s.1091-1099.

Perouse, J.F. (2013) ‘Kentsel Donusum Uygulamalarinda Belirleyici Bir Rol Üstlenen Toplu Konut İdaresi’nin (TOKI) Belirsiz Kimligi Uzerine Birkac Saptama’, in Istanbul: Mustesna Sehrin Istisna Hali, eds A. Cavdar & P. Tan, Sel Yayincilik, Istanbul.

Pow, C.P. (2009) ‘Public Intervention, Private Aspiration: Gated Communities and the Condominisation of Housing Landscapes in Singapore’, Asia Pacific Viewpoint, vol.50, no.2, pp.215–27.

TOKİ (2015) ‘Background’, Official Website, Background, available online at:  http://www.toki.gov.tr/en/background.html.

TOKİ (2016) ‘TOKI Gelir Paylaşımlı Projeler’, şu adreste erişildi:

http://www.toki.gov.tr/proje-tipine-gore-uygulamalar.

TUİK (2013) ‘İnşaat İzin Raporları’, Türkiye Istatistik Kurumu, Ankara.

Facebooktwitterlinkedinmail

Yorumlar

Loading Facebook Comments ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.