Recently, in the last few years, the level of tension between U.S. and Iran has risen and this issue has become a threat for both regional and international security. Naturally, increased level of tension has been reflected up on Azerbaijan as well. As U.S. would like Azerbaijan to clearly determine her policy against Iran, Iran on the other hand; pressures Azerbaijan into staying either neutral or siding with her against U.S. ambitions. Consequently such a tension has brought in both opportunities and threats for Azerbaijan. At this point what is crucial for Azerbaijan is to protect national interests while eliminating the threats. 

Click here to continue


Comments

Loading Facebook Comments ...

3 thoughts on “Azerbaijan Caught in the America- Iran Crisis: ‘A Close Neighbour’ or ‘a Distant Ally’?

  1. Gunter

    “İki devlet, tek millet” diye diye fazlaca şımarttığımız Azerbaycan, ama haklı ama haksız, Türkiye’nin canını dişine takarak uğraştığı İsrail’e hava üssü verdi

    Bizim basın biraz yazdı, ama nedense gazetecilerin bile duymayacağı kadar: Soydaş Azerbaycan, İran sınırında İsrail’e bir hava üssü verdi. Haberi, ABD’nin ünlü Foreign Policy dergisi 28 Mart sayısında duyurdu. ABD’li üst düzey bir yetkilinin Şubat başında yaptığı açıklamaya göre İsrail, Azerbaycan’dan İran’ın kuzey sınırında bir havaalanı satın aldı (“have bought an airfield”). Olayın öncesine ilişkin olarak haberde şu hususlar da yer aldı.
    1) Şubat sonunda, İsrail’in Azerbaycan’a 1,6 milyar dolarlık Heron ve uçaksavar füze satmasına ilişkin anlaşma imzalandı. (Bu haber Türkiye’de çok duyuldu).
    2) İran yine Şubat’ta, Azerbaycan’a iki nota verdi. Biri, Mossad ajanlarının Azerbaycan topraklarında faaliyette bulunmasını, diğeri de İsrail’de eğitilmiş suikast timlerinin İranlı bilimcileri hedef almasını protesto ediyordu. (Son 2 yılda 4 İranlı nükleer bilimci öldürüldü, Sabah, 12.01.2012. Amerikan ve diğer yabancı kaynaklar, Mossad ajanlarının Azerbaycan’da cirit attığını duyuruyorlar).
    3) İktidardaki Yeni Azerbaycan partisinin bir üyesi, hükümetten, ülkenin adının “Kuzey Azerbaycan” olarak değiştirilmesini istedi. Böylece, “Güney Azerbaycan” diye andıkları kuzey İran’da yaşayan 16 milyon Azeri’nin bağımsızlığa kavuşturulmasını kastetti. (“Güney Azerbaycan” terimi, en çok, Turancı eski cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey tarafından kullanıldı).
    4) WikiLeaks’in yayınladığı, ABD’nin Bakü büyükelçilik müsteşarı Donald Lu imzalı bir kriptoda (2009), İlham Aliyev’in şu sözleri yer aldı: “İsrail’le ilişkilerimiz buz dağına benzer. 10’da 9’u su altında.” (Bütün kaynaklar Azerbaycan ile İsrail arasındaki yakın ilişkinin 10 hatta 20 yıl önce başladığına işaret ediyorlar).
    Haber hakkında İsrail yorum yapmayı reddetti. Azerbaycan biraz bekledikten sonra yalanladı ve haberi İran’la aralarını bozmaya yönelik bir iftira olarak niteledi. Bununla birlikte, ABD kaynakları şu noktaya dikkat çektiler: Azerbaycan Savunma Bakanı Safar Abiyev, üs verme haberi duyulmadan önce bir soruyu yanıtlarken, İran’ı bombalamaktan dönecek İsrail uçaklarının Azerbaycan’a inmeleri ve oradan İran’da arama-kurtarma operasyonu yürütmek istemeleri halinde bunu yasaklayacaklarını söylemekten kaçınmıştı. Israel Hayom gazetesinin 29 Mart sayısında da yer alan bu husus, eski bir ABD diplomatı tarafından da İsrail’in Haaretz gazetesinde dile getirildi (29.03.2012). Burada üç şey söylemek istiyorum.

    Olayın yorumu
    1) Ben böyle “sivri” haberlerde ihtiyatlı davranırım. Ama olay doğru. Dışişleri’ndeki arkadaşlara sordum, şu cevabı aldım: “Üssü satın alma değil, kullanma hakkı verilmiş.” Azerbaycan’da Sovyet döneminden kalma ve İsrail’in yararlanabileceği 8 adet metruk havaalanı olduğunu Independent gazetesi, Londra’nın ünlü Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün “Askeri Denge 2011” raporuna dayanarak yazdı (30.03.2012).
    2) Haberi sızdıran tabii ki ABD. Durmadan İran’ı bombalamaktan bahseden İsrail’e söz geçiremeyince, kontrol edemeyeceği koşullarda başı belaya girmesin diye, süreci durdurmak amacıyla yaptı.
    3) Bu olay, inşallah, Türkiye’nin kulağına artık küpe olur. “Kardeş”, “soydaş” diye başımıza koyduğumuz Azerbaycan, Türk dış politikasında yıllardır tartışmasız en zararlı ülke. En azından iki açıdan.
    a) Yüzde 77’si Ermeni olan Dağlık Karabağ’ın bağımsızlıktan bahsetmeye başlaması üzerine, sobaya tiner döker gibi, bölgenin 1923’ten beri süregelen özerkliğini 1989’da bir parlamento kararıyla kaldırdı. Başını belaya soktu. Arkasından savaş çıkınca, askerleri, ellerindeki Sovyet tanklarını birkaç bin dolar karşılığında Ermenilere sattı. Böylece, kendi nüfusunun yarısı kadar olan Ermenistan’a yenilerek bölgeyi kaptırdı. O günden beri de D. Karabağ’ı kurtarmaktan başka bir şey düşündüğü yok ve Türkiye’yi de kendi girdabına çekti. Türkiye de, Allah akıllar versin, kendisini bunca yıpratan Ermeni meselesinin hallini D. Karabağ’a bağladı.
    b) Şimdi de, Azerbaycan, Türkiye’nin İsrail’e karşı güttüğü (ama doğru ama yanlış) sert politikayı gözünü kıpmadan vurmuş oluyor. Bütün bunlara rağmen, Türkiye bana sormadan adım atamaz psikolojisi içinde ve Türkiye’yi hiç dikkate almadan aklına ne eserse onu yapıyor. Kaç kere yazdım.

    Tek taraflı aşk
    24.04.2004 Annan Referandumunda Kıbrıslı Türklerden “evet”, Rumlardan “hayır” çıkması halinde KKTC’yi tanıyacağını açıklamıştı; sonuç malum. 29.04.2004’te, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde KKTC milletvekillerinin ilk kez oturumlara katılmalarını sağlayacak rapor oylanacakken, Azeri heyeti “kokteylleri olduğu için” salondan ayrıldı. Haziran 2005’te Erdoğan Bakü’yü ziyaret ettiğinde Aliyev KKTC pasaportlarını kabul edeceklerini, KKTC’ye doğrudan uçuşları başlatacaklarını, Azeri şirketlerin KKTC’de büro açacaklarını bildirdi; sonuç malum.
    22.04.2009’da Ermenistan’la protokollere giden süreç duyulunca, Türkiye’yi cezalandırmaya karar verdi. İki Türk camisini kapattı (Hürriyet, 20.05.09) ve Türkiye’ye “indirimli” sattığı doğalgaza zam ilan etti (Taraf, 26.04.2009. Oysa, Türkiye’ye doğalgazı 120 dolardan satma anlaşması yaptığında, Rusya’ya 80 dolardan satıyordu). Türk Şehitliğindeki Türk bayraklarını direkleriyle söktü (Milliyet, 18.10.09). Sonuçta, Türkiye’nin Ermeni meselesinde önünü açacak protokolleri büyük başarıyla sabote etti. Şubat ayına geldiğimizde de, Taksim’deki “Dişe Diş, Kana Kan, İntikam” mitinginin masraflarını karşıladı.
    Şimdi de, (ama haklı ama haksız) Türkiye’nin canını dişine takarak uğraştığı İsrail’e hava üssü verdi. Türkiye’nin, (ama doğru ama değil) Amerika’yı küstürmek riskini göze alarak Güvenlik Konseyi’ndeki nükleer pazarlıkta arka çıktığı İran’a her an saldırabilecek bir konuma geçti.
    Yine de kabahat sadece bizde: Biraz doğalgaz korkusundan, biraz “İki devlet, tek millet” diye diye, çok şımarttık bu ülkeyi. Aslında, onun yaptığıdır normal olan: Menfaatini güdüyor.

    http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1084424&CategoryID=42&fb_source=message

    Reply
  2. ZAFFARACHI

    Azarbaijan has and will always be a part of iran. This bs about south azarbaijan gaining independent is nothing but western ideas . all azaris that I know consider themself first irani then azari. andnorth azarbaijan should be careful not to provoke iran in this matter. joining north and south to an iranian means the same thing as it happened in germany with east berlin joining west berlin as part of germany. so if there is a merge of north and south azarbaijan, they will be under iranian flag.

    Reply
  3. Minos

    Radikal gazetesinde Baskın Oran imzasıyla “Kardeş Azerbaycan’ın son kazığı” isimli bir makale yayınlanmış. Prof. Dr. Baskın Oran Türkiye`de kendi alanında (özellikle azınlıklar üzerine) saygın bir bilim adamı olarak bilinir. Fakat ne hikmetse konu Ermenistan ve Azerbaycan olduğu zaman Prof. Dr. Baskın Oran`ın çalışmaları bilimsellikten uzak, duygusal, ideolojik nitelik kazanır. Yanlış bilgiye dayalı kesin yargılar Prof. Dr. Baskın Oran`ın bu konudaki çalışmalarının genel özelliğidir.

    Örneğin uzun yıllar boyunca Ermenistan-Türkiye ilişkilerindeki mevcut durumun sorumlusunun Türkiye olduğuna ilişkin açıklamalar yaptı ve makaleler yayınladı. Bu çalışmalarının önemli kısmında Ermenistan`da Ter-Petrosyan yönetiminin Türkiye ile ilişkileri geliştirme adına iyiniyet içerisinde olduğunu ve önemli adımlar attığını, Ermenistan Anayasasından “soykırım iddiasını çıkardığını” ifade etti. Halbuki böyle bir olay olmamıştır. Ermenistan Parlamentosu’nun 23 Ağustos 1990’da kabul ettiği Ter-Petrosyan imzalı Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11. Maddesinde, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi için “Batı Ermenistan” ifadesine yer verilmiş, aynı zamanda sözde “Ermeni Soykırımı”nın uluslararası alanda tanınması çabaları vurgulanmıştır (Bağımsızlık Bildirgesi’nin tam metni ve ilgili maddeler için bkz: Ermenistan hükümetinin resmi internet sitesi, http://www.gov.am/en/independence/, http://www.mfa.am/en/what-is-genocide/). Ter-Petrosyan döneminde kabul edilen bağımsızlıktan sonraki ilk Ermenistan Anayasası’nın giriş kısmında da Bağımsızlık Bildirgesine bağlılık vurgulanmış ve 13. Maddesinin 2. paragrafında, Devlet Arması’nda Ağrı Dağı’nın da bulunduğu belirtilmiştir (Ermenistan Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi http://www.president.am//library/constitution/eng/?pn=1, http://www.president.am/library/symbols/eng/).

    Yine Ter-Petrosyan döneminde, 6 Nisan 1993’te Ermenistan Savunma Bakan Vekili Vazgen Manukyan’ın, TASS ajansına yaptığı açıklamada, Erivan Yönetiminin, sınırların değişmezliği ilkesini kabul etmediğini, bu ilkenin iki dünya savaşı sonucunda oluşmuş olan Batı ve özellikle Avrupa sınırları için geçerli olduğunu, “eski Sovyet Cumhuriyetlerinin rastgele kalem darbeleriyle çizilmiş olan sınırlarının ise aynı ilkeler çerçevesinde tanınamayacağını” iddia etmesi, Türkiye yetkilileri tarafından, Ermenistan yönetiminin “Büyük Ermenistan” hayalinin peşinde olduğunun göstergesi olarak kabul edilmişti (http://www.byegm.gov.tr/ayin-tarihi2-detay.aspx?y=1996&a=9).

    Prof. Dr. Baskın Oran aynı dönemde Ermenistan`ın PKK terörüne verdiği her türlü desteği de görmezden gelmiştir (dönemin TBMM Dışişleri Komisyon Başkanı Karman İnan’ın 68 Birleşim 28.2.2002 tarihli konuşması, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 78, Yasama Yılı 4, http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem21/yil4/bas/b068m.htm).

    Ermenistan`ın Türkiye`ye yönelik saldırgan tavrı, toprak iddiası ortadayken Ermenistan yetkilileri bundan vazgeçtiklerini açıklamamışken Prof. Dr. Baskın Oran aksini savundu. Sürekli olarak ilişkilerin seyrinden Türkiye sorumlu tuttu, “büyük kabahatin Türkiye`de olduğunu” iddia etti. Sadece olarak bazı Ermenistan yetkililerinin “şu anda öyle bir iddiamız yok”, ya da “ben bu konularla ilgilenmem, başka önemli konular var” tarzındaki açıklamalarını kaynak göstererek, Türkiye`ye yönelik açık toprak iddiası anlamına gelen tutumlarını (Ermenistan Anayasasındaki maddeleri, resmi söylemdeki saldırgan tavrı, sınırı belirleyen anlaşmaları resmi olarak tanımama durumunu) görmezden gelmeye çalıştı. Mayıs 2004′te dönemin Ermenistan Başbakanı Andranik Markaryan’ın yaptığı “Karabağ meselesi, soykırımın tanınması ve Ankara’dan toprak tazminatı gibi sorunlar güçlü bir Ermeni devletinin oluşturulmasıyla çözülebilir. Ankara’dan toprak tazminatı almak istiyorsak, bunun hakkında her yerde yüksek sesle konuşmamalıyız” şeklindeki açıklaması (http://www.diplomaticobserver.com/EN/belge/2-1064/currently-border-gate-is-at-the-focus-of-armenian-propa-.html) acaba hangi anlam taşıyordu. Daha 2009 yılında Türkiye-Ermenistan protokolünün imzalanacağı gün erken saatlerde Dışişleri Bakan Yardımcısı Şavarş Koçaryan’ın, mevcut Türkiye-Ermenistan sınırının “soykırım” sonucunda oluştuğunu öne sürmesi ve “şartlar değiştiği takdirde var olan sınırın yeniden sorgulanabileceğini” açıklaması (Koçaryan: “Sınır soykırım sonucu oluştu”, http://www.cnnturk.com/2009/dunya/10/10/kocaryan.sinir.soykirim.sonucu.olustu/547040.0/index.html) da Ermenistan’da konuya bakışın çok değişmediğinin ilginç bir göstergesiydi. Zaten 2 Eylül 2009`da Erivan`da basın toplantısı düzenleyen Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan da protokollerin imzalanmasının “Kars Anlaşmasını tanıma anlamına gelmediğini” ifade etmişti (http://regnum.ru/news/1202020.html). Fakat Prof. Dr. Baskın Oran aksini savundu, Ermenistan`ın toprak iddiasından tamamen vazgeçtiğini iddia etti.

    Maalesef Radikal`deki son yazısında da bu yanlışlar dizisi ve bilimsellikten uzak kesin kanaatlerin hakim olduğunu rahatlıkla gözlemlemek mümkündür. Prof. Dr. Baskın Oran daha ilk cümlesinde “Türkiye’nin canını dişine takarak uğraştığı İsrail’e hava üssü verdi” iddiasıyla Azerbaycan ile ilgili hükmünü vermiştir. Bunun yanlış bir iddia da olabileceğini hesaba katması, doğru ya da yanlış olma ihtimalini bilimsel yöntemlerle, akademik bakış açısıyla değerlendirmesi gerekirken…

    Halbuki bu ciddi de olsa sonuçta bir iddiadır. Bazılarına göre Azerbaycan ile İran arasındaki gerginliğin tırmanmasını ve dolayısıyla Azerbaycan`ın İran karşıtı cepheye daha da yaklaşmasını isteyenlerin bilinçli yaptığı bir provokasyon, ama bazılarına göre bir bilginin sızması. Hangisi doğru, araştırılması gerekir.

    Ama ister Azerbaycan`ın resmi açıklamaları, ister mevcut durumuna ilişkin değerlendirmeler (toprakları Ermenistan`ın işgali altındayken başka bir komşusuyla sorun yaşamak istemeyeceği; İsrail`e ya da başka bir yabancı ülkeye verebileceği askeri havaalanı kapasitesine ilişkin sorular; resmi doktrinlerindeki ilgili hususların aksi yönde olması; İran`a askeri müdahaleye Azerbaycan`ın resmi açıkladığı ve açıklamadığı nedenlerden dolayı karşı olduğuna ilişkin genel kanaat) ve İsrail uçaklarının Azerbaycan`a nereden gelecekleri, Azerbaycan`dan nereye gidecekleri sorularının cevapları, iddiaları pek doğrulayıcı niteliğe sahip değildir.

    Prof. Dr. Baskın Oran`ın makalesinde ifade ettiği diğer iddialar da genellikle benzer niteliğe sahiptir. Bir bilim insanının uzak durması gereken yönteme başvurulmuş, doğruluğu büyük kuşku doğuran tez ve iddialar kesinmiş gibi aktarılmaya ve sanki kaynaklar da yazdıklarını teyit ediyormuş görüntüsü vermeğe çalışmıştır. Örneğin, Azerbaycan Savunma Bakanı Sefer Abiyev`in defalarca ve bu arada İran ziyareti sırasında da kesin dille aksi yönde görüş belirtmesine (“İran ile Azerbaycan cumhuriyeti ikili işbirliğinin geliştirilmesine vurgu”, http://turkish.irib.ir/guncel-yazilar/siyasi-yorumlar/item/257486-iran-ile-azerbaycan-cumhuriyeti-ikili-isbirli%C4%9Finin-gelistirilmesine-vurgu ; “Sefer Abiyev: Hiçbir Ülke Azerbaycan’ı İran’a Düşman Yapamaz”, http://www.1news.com.tr/azerbaycan/siyaset/20120313044607165.html) rağmen Prof. Dr. Baskın Oran Ebiyev`in “İran’ı bombalamaktan dönecek İsrail uçaklarının Azerbaycan’a inmeleri ve oradan İran’da arama-kurtarma operasyonu yürütmek istemeleri halinde bunu yasaklayacaklarını söylemekten kaçındığını” iddia etmiştir. Bunun çok yanlış olduğunu anlamak için Azerbaycan ile ilgili haberleri azacık takip etmek yeterlidir. Çünkü Azerbaycan yetkilileri bu tür iddiaları her gündeme geldiğinde kesin dille yalanlamaktadırlar.

    Şu iddiasıysa hem yalan, hem de bilimsellikten uzak bir üslupta olup, adeta “Azerbaycan`a nefret duyguları” üzerine kaleme alınmıştır; bir bilim insanına ne kadar yakıştığına ise okurlarımız karar versin: “Yüzde 77’si Ermeni olan Dağlık Karabağ’ın bağımsızlıktan bahsetmeye başlaması üzerine, sobaya tiner döker gibi, bölgenin 1923’ten beri süregelen özerkliğini 1989’da bir parlamento kararıyla kaldırdı. Başını belaya soktu. Arkasından savaş çıkınca, askerleri, ellerindeki Sovyet tanklarını birkaç bin dolar karşılığında Ermenilere sattı.”

    Öncelikle, Prof. Dr. Baskın Oran eğer Karabağ sorununun niteliğini merak ediyorsa ve tüm milliyetçi duyguları (etnik sempati ve etnik nefreti) bir kenara bırakıp objektif bir sonuca ulaşmayı arzuluyorsa sorunun tarihine, hukuki boyutuna azacık vakıf olur ve mutlaka emperyalizmin bölgede oynadığı oyunları da, büyük devlet kurma peşinde koşanların yaptığı katliamları da, başka ülkelere askeri üs verme arzularını halen tatmin edemeyenlerin her gün “gel sana askeri üs vereyim” diye büyük devletlere seslenişlerini de öğrenmiş olur.

    Rakamlara gelince, Karabağ bölgesinin genel nüfusu içerisinde hiçbir dönemde Ermenilerin % 35`i geçmediği çok sayıda tarihi belgede yer almaktadır ve Ermenistan bölgeyi işgal edinceye ve katliamlar yapıncaya kadar da hep öyle olmuştur. Karabağ bölgesi (tarihi Karabağ Hanlığı) 1805 yılında Penahali beyin oğlu İbrahim han ile Rus ordusunun komutanı P.D.Sisianov arasında imzalanan Kürekçay anlaşmasıyla Müslüman-Azerbaycan (Türk) toprağı olarak Rusya`ya birleştirilmişti. Üzerinde SSCB döneminde kurulan yapay Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi (DKÖB) tarihi Karabağ bölgesinin sadece az bir kısmını kapsadığı ve zaten Ermeni nüfusun yoğun yaşadığı bölgeler esas alınarak oluşturulduğu için bu yapı içerisinde Ermenilerin çoğunluk olduğunu ayrıca tez olarak ileri sürmek mantıklı değildir. Diğer yandan Azerbaycan parlamentosu özerkliği 1989`da değil Kasım 1991`de kaldırdı. Bundan önceyse Ermenistan Parlamentosu önce 1 Aralık 1989’da DKÖB’yi kendisine birleştirme kararı almış, ardından 9 Ocak 1990’da 1990 Yılı Bütçe Yasası’nı onaylarken ekonomik plan kapsamına DKÖB’yi de dahil etmiş, bu süreçte bölgeyi işgal etmek üzere askeri girişimlere de başlamıştı. Rusya`nın sadece silah, askeri uzman ve istihbarat desteğini değil, aynı zamanda DKÖB’nin merkezi olan Hankendi`ndeki 366 sayılı Rus Zırhlı Birliğinin de desteğini arkasına alarak. Yani savaşı başlatma olayında olduğu gibi hukuki zeminde de ilk adımı Azerbaycan atmadı.

    Azerbaycan savaşı da Ermenistan kendi ordusunu çok daha önce kurduğu, Rusya tarafından silahlandırıldığı, İran ve Batı`dan ise maddi-manevi destek aldığı ve tabii ki yaşadığı iç sorunlar (daha çok Rusya tarafından organize edilen darbe ve darbe girişimleri) nedeniyle kaybetti. Yoksa o sırada ne satacağı tankı vardı ve de Ermenistan`ın o tankı alacak parası…

    Prof. Dr. Baskın Oran Azerbaycan`a yönelik suçlamalarından birisini de “Türkiye’ye “indirimli” sattığı doğalgaza zam ilan etti” cümlesiyle ifade etmiş. Sanki doğalgazı gerçekten indirimli satmıyormuş gibi. Aynı zamanda olayın perde arkasındaki tüm diğer etkenleri ve Azerbaycan`ın Türkiye`ye halen en ucuz doğalgaz satan ülke (isterse İran ve Rusya`dan alınan doğalgazın tüm bu dönemler itibariyle bir karşılaştırmasını yapsın) olduğu gerçeğini de göz ardı ederek.

    Prof. Dr. Baskın Oran artık çoktan alıştığımız Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde KKTC`yi soruna dönüştürme taktiğine de başvurmuş. Ama bu taktiğin de anlamsızlığını fark etmek için KKTC ve Türkiye yetkililerinin konuya ilişkin açıklamalarına bakmak yeterli olacaktır.

    Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tabii ki, duygusal, kardeşlik boyutları vardır ve bu kadar çok manevi bağlara sahip iki ülke için bu da çok doğaldır. Fakat ilişkilerin siyasal, askeri ve ekonomik açıdan taşıdığı stratejik önem de her iki tarafça idrak edilmektedir. Zaten her boyutta yapılanlar da bunu teyit etmektedir. Bu ilişkiden Türkiye de, Azerbaycan da kazançlı çıkmaktadır. Azerbaycan`daki Türk yatırımları ve Türkiye`nin önemli konularda Azerbaycan`a verdiği destek, Azerbaycan`ın Türkiye`ye yapmaya başladığı ve özellikle küresel ekonomik kriz döneminde daha da önem taşıyan milyar dolarlık yatırımlar, Türkiye`nin küresel enerji merkezsi olması için Azerbaycan`ın yaptığı katkı bunların sadece bir boyutudur. Genel olarak toplum da, gazeteciler de, politikacılar da, bilim insanları da genel olarak bunun farkındadırlar.

    Aynı zamanda ilişkilerde bazen anlaşmazlıkların da yaşanması doğaldır. Bir ülkenin içinde bile çok uç farklı görüşler bulunabiliyorsa, gerginlikler yaşanabiliniyorsa iki ülke arasında da bunların yaşanmasının doğal olduğunu en azından bir bilim insanının bilmesi gerekir.

    Prof. Dr. Baskın Oran benzer konumdaki ülkeler olan Rusya-Belorusya, Rusya-Ukrayna, Türkiye`nin istediği diğer ülke ile ve hatta KKTC ile olan ilişkilerini Türkiye-Azerbaycan ilişkileriyle kıyaslarsa şu andaki en iyi örneğin muhtemelen Türkiye-Azerbaycan ilişkileri olduğunu görecektir. Tabii ki, zaman-zaman dönemsel olarak ifade ettiğimiz ya da etmediğimiz diğer bazı örneklerin daha başarılı görüntü sergilemesi ihtimali de mevcuttur. Ama genel görüntü büyük bir ihtimalle böyle olacaktır.

    Tüm yukarıda ifade edilenlere rağmen Prof. Dr. Baskın Oran illa Azerbaycan`ı karalamayı hedef edinmişse, bilgi kirliliği oluşturarak, o bulanıklık içerisinde güya Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine zarar vereceğini sanıyorsa bence yanılıyordur. Ama eğer bilim ya da objektiflik adına bir şeyler yapmaya çalışıyorsa, hiç olmazsa biraz daha adil davranması gerekir.

    Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published.