Approaching the ‘Peace Process’ as a Discourse

The new process of dialogue between the Turkish government and the PKK –the Kurdish group that is labelled as a terrorist organisation by Turkey and by many states and actors in the international community– can be examined as a discourse. This paper argues that the discourse on ‘the peace process’ includes an authoritative attempt to legitimise the AKP’s (Justice and Development Party), BDP’s (Peace and Democracy Party) and the PKK’s approach to the Kurdish question; and to delegitimise criticisms about the AKP’s, the BDP’s and the PKK’s conduct. This discourse has raised two main questions. Firstly, this dialogue process has been described as a ‘peace process’, which has tended to become an authoritative discourse.  As a result, the debate regarding both sides – and on the process itself – is closed to discussion. Secondly, there is the wider issue that any discourse creates its antagonisms. Therefore, some people would be antagonised and feel alienated by the process. This paper argues that the participants in this process, who describe it as the ‘peace process’, legitimise their own roles and their actions and delegitimize criticisms regarding how the process works and the actors involved. This would antagonise and marginalise the delegitimised sectors. However, this antagonism should not be seen in a democracy. Democracy should aim to satisfy the majority of the population while protecting the rights of the minority.  However, the functioning of this process turns out to be a hegemonic activity by the participants, instead of satisfying the majority of society.

Click here to continue


Comments

Loading Facebook Comments ...

One thought on “Approaching the ‘Peace Process’ as a Discourse

  1. Askar Yilmaz

    Sayın Gönenç Uysal ‘Barış Süreci’ne Söylem Yaklaşımı’ makalenizi ilgiyle okudum. Makalenizle ilgili düşüncelerimi yazma gereksinimi duydum. Umarım tepkinize yol açmam.

    Her ne denli, makalenizin odaklandığı düşünce, bir çok bakışa sert sınırlama koysa da, her söylemin, ideolojik ve siyasi düzlemi olduğu gözardı edilemez. Makalenizde, kesin bir biçimde yalıtılan bakış, bilimsel dokuyu olumsuz bir biçimde etkilediği, makalenizi son derece teknik bir hale getirdiğini belirtmem, sizi gücendirmez sanırım.

    Bir makale düşünsel donanımlar açısından, sorunu irdeler. Makalenin teknik planı, özün daha doğru bir biçimde yansıtılması açısından önemlidir.

    Bu bağlamda öncelikle, teknik ayrıntıda gördüğüm dilin kullanımına ilişkin bazı noktaları belirtmek isterim; Örneğin, “PKK’nın ‘terör örgütü’ olduğuna yaptıkları vurgu” cümleciği bazı sözcüklerle beslenseydi, anlam vurgusu daha güçlü olabilirdi. Sizin ifade etmeye çelıştığınız biçim, anlam kırılması yaratmış.

    Bir başka yerde, “Uludere olayı, demin de söylendiği üzere” cümleciği, yazı tekniğinden çok sözel anlatımı çağrıştırıyor. Pek çok araştırmacı, yazılarında bu ifadeyi kullandıklarını biliyoruz. Ama, sözlü anlatımla, yazılı anlatımda kullanılan fiiller farklı olmalı. Dilin kullanımına benzer bir örnek, “BDP’ye oy verenlerin, Kürt’lerin ne kadarlık bir oranını teşkil ettiği önemli bir noktadır.” Burada dikkat çeken “verenlerin, Kürt’lerin” çoğul fiili ile, isim çoğulunun yan yana kullanılması, Türkçe yazın içinde uygun bir ifade değil. İngilizce de bu şekilde kullanıldığında ifade tekniğine uygun olabilir. Ama Türkçe de, anlamı değiştirmese de, dilin şiirselliğine pek uygun düşmüyor. Benim görüşüm.

    Makalenin düşünsel örgüsü içinde, siyasi erg’lerin, genel ideolojik ve siyasal yaklaşımlarının dikkate alınması çok önemli, AKP’yi ve diğer partileri genel yaklaşımlarından kopardığımız zaman, tek başına bir siyasi kesiti sunmakta zorlanabiliriz. Türkiye’nin siyasal güçleri arasındaki siyasi benzerlikler oldukça zayıf. Benzemeyen noktalar daha yoğun. Makalenizde “CHP’nin AKP ile ilgili soru işaretlerini gidermediği anlamında yorumlanabilir.” Bu cümle ile, bir uzlaşı yapmak istediğiniz, bir niyet sunduğunuz açık. Ama, ‘niyetiniz’ sizin için öznel. Ortak payda arayışınız da öznel. Kendi öznelinizi, ‘nesnel’ kılma çabanız, hafiflik kazanıyor.

    Temel yaklaşıma konu olabilecek bir ifade, “Oysa ki demokrasilerde siyasi iktidarların yaptıkları eylemlerle ilgili hesap verme mecburiyeti vardır.” Cümlesine yansımış. Sizin olmasını istediğiniz beklenti, AKP’nin “nasıl bir parti?” sorusunu akla getiriyor. Siz’in bilimsel yaklaşımınız zayıflıyor. Çünki, AKP, geleneksel siyaset yapan burjuva partiler zinciri içinde ele alınabilecek bir parti değil. Türk aydınlarının genel yanılgısı, AKP’yi burjuva sistem içinde siyasi bir parti biçiminde görmeleri.

    Ortaya çıkan siyasal sorunun farklılıkları kavranmadıkça, siyasal saptamalar yapmak zorlaşır. AKP’nin sistemle olan çatışmasını açıklayamayız. PKK-BDP ile girdiği bağlaşımı da anlayamayız. AKP’nin bağlaşımının esasını, “ rejim değişimi” söylemi oluşturuyor. Köktenci bir partinin eylemleri, konu olan. APO da Nevroz mesajında köktenci değişime vurgu yaptı. İki siyasi gücün, temel söylemlerde ortak yanları dikkat çekici bir durum. Soruna bilimsel yaklaşım, benzeyen nesnellikleri yakalamakla olur.

    Bilimsellik aşırı kuşkuculukla bağdaşmaz. Sosyal bilimler, diğer bilimler gibi öngörüler gerktirir. Buna saptamalar da diyebiliriz. Siz, “CHP’nin kaygısı, bu süreçte anayasal tanımların değiştirilme ihtimalidir” cümlesi ile öngörü yapmak bir yana, geçen süreçleri de anımsamıyorsunuz. Siyasi analiz, nihavet makamında bir şarkı sözü gibi olmaz.

    Siyasal saptamalardan kaçındığımız zaman, analiz yapamayız. Kendinize biçtiğiniz rol nedir bilmiyorum ama, denge ve aktarımcılık, bilimsel analizin uzağında kalan anlayışlardır.

    Pek çok cümle var, oturmayan. Oynaşan ve çelişen, hatta anlamsız söz dizileri…Bu eleştirime uygun olan, “Bu karşıtlanan kesimlerin savları, ‘barışa karşı olanlar’ şeklinde gösterilmek suretiyle meşruiyetlerini yitirmektedir. En büyük sorun, bu süreçte kimin meşru kimin gayri meşru olduğu kararını, ‘barış’ tanımını ve koşullarını, bu sürecin katılımcılarını ve katılımcıların eylemlerini belirleyen güç odakları, yani sürecin katılımcılarının ta kendileridir.” Cümleleri. Alıntıladığım cümlelerden bir anlam çıkarmak, deyim uygunsa, “sinekten yağ çıkarmaya” benzer. O denli yuvarlak ve kaypak cümle ki, bilimsellikle hiç de uyuşmuyor.

    Sayın Gönenç Uysal kusura bakma, hoşunuza gitmeyen ifadeler kullandığım için. Bilimsel olmak, bir sorunu, anlaşılır kılmaktır. Fakat Türk aydını bilimselliğe, Tanzimat aydını gibi, eski tarz üslup içinde yaklaşıyor. Batı aydınlarında böyle bir endişe yok. Bu nedenle, Türk aydını düşüncelerini açıklamada sıkıntı çekiyor.

    Sizi hiç tanımıyorum. Hiç bir makale ve yazınızı okumadım. Okuduğum yazınız dikkatimi çekti. Ayrıca değindiğniz sorun üzerinde yıllardır ilgiliyim. İlgim nedeniyle, raslantı sonucu ağlarıma takıldı adeta. İlgi ile okudum ve düşüncelerimi yazma gerksinimi duydum.

    Dostça selamlar,
    Askar Yılmaz

    Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published.